İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Mehmed MAKSUT
Mehmed MAKSUT
12 Ağustos 2011

Kur’an, Ramazan ve Samimiyet Sınavı

Soruları ve sorunlarımızı masaya yatırdığımız gün karşımıza birçok sıkıntı çıkacaktır. Bu sıkıntılarımızın sebebi ne Rabbimizdir, ne Kur’an’ımızdır, ne de dinimizdir. Ortada bir sorun varsa bu sorunun müsebbibi öncelikle biziz. Kur’an’ı okuduğumuzda, Kur’an’ın karşımıza çıkardığı tablo ile bizim Kur’an karşısındaki tablomuz arasında birçok eksikliğin olduğunu görmekteyiz.

12 Ağustos 2011 6 dk okuma 3,8B okunma
100%

Müslümanlar olarak Ramazan ayına hüznü ve sevinci yaşayarak girmekteyiz. Rabbimizin büyük bir lütfü olan bu ay, son dönemlerde bazı güçler ve kişiler tarafından amacından -bilinçli veya bilinçsiz olarak- saptırılmaktadır. Her şeye oyun ve eğlence nazarıyla bakanlar; Müslümanların arınma, sorumlukları hatırlama, muhasebe, yardımlaşma ve ibadet ayı olan bu günleri “Ramazan Şenlikleri” adı altında başka alanlara kanalize etmektedir. Bunun için birçok kurum ve kuruluş seferberlik başlatmaktadır. Birçok reklam ve tanıtımla insanlar bu etkinliklere sevap kazanma hatta ibadet bilinciyle teşvik edilmektedir. Günler öncesinden “Ramazana Hazırlık Programları” adı altında birçok hazırlık yapılmaktadır. Sanatçılar hazırlanmakta, şaşalı iftar menüleri ortaya konulmaktadır. Evlerde Ramazana hazırlık adına ev temizlikleri, alışveriş vb. şeyler yapılmaktadır.

Oysa bir yerlerde halen insanlar açlıktan ölmektedir. Konunun vehameti açısından bazı istatistiksel bilgiler vermemiz yararlı olacaktır. “ Yeryüzündeki köpek mamasına harcanan para yılda 17 milyar dolar. Kozmetik ürünlerine harcanan miktar 12 milyar dolar. Dondurmaya harcanan para 50 milyar dolar. Sigaraya harcanan miktar daha fazladır. Hâlbuki dünyadaki açlık, kıtlık ve sağlık problemlerini halledebilmek için sadece 65 milyar dolara ihtiyaç var.” (Modern Dünyada Tüketim Ve Kadın, Sevgi Kurtulmuş) Fakirleşen dünyada şaşalı iftarlardan çekinmeli ve bu tür ortamlardan mümkün mertebe kaçınmalıyız.

Asli unsurundan uzaklaştırılan Ramazan ayı aramıza mahzun bir şekilde gelip mahzun bir şekilde gitmektedir. Sakınmamız için tutulması gereken oruç (Bakara 183) çoğu zaman geleneksel bir şekilden öteye gidememekte; ibadetten âdete dönüştürülmektedir. İnsanlar için hidayet olan, doğru yolu gösteren, hak ile batılı birbirinden ayıran Kur’an, bu ayda indirilmiş olmasına rağmen ( Bakara 185) maalesef bu bilinç ve amaçtan yoksun bir şekilde Kur’an- Kerim okunulup hayata yansıtılmadan bitirilmektedir. İnsanlar kendilerini bu ayda bile delaletten hidayete taşıyamamaktadır. Hak ile batılı birbirinden ayırmak için inen Kur’an Müslümanların elinde bu işlevini gerçekleştirmemektedir.

Ramazan ayında inmeye başlayan Kur’an ile Müslümanlar neden sağlıklı bir muhasebe ve murakabe süreci başlat(a)mıyor. Karanlıklardan aydınlığa çıkaran (Bakara 257) Kur’an iken bugün Kur’an okuyanların bilinç ışıkları neden kapalıdır. Aydınlığın öncüsü, takipçisi ve tebliğcisi olması gereken insanlar neden bugün ümitsizliğin karanlığında boğulmaktadırlar?

Soruları ve sorunlarımızı  masaya yatırdığımız gün karşımıza birçok sıkıntı çıkacaktır. Bu sıkıntılarımızın sebebi ne Rabbimizdir, ne Kur’an’ımızdır, ne de dinimizdir. Ortada bir sorun varsa bu sorunun müsebbibi öncelikle biziz. Kur’an’ı okuduğumuzda, Kur’an’ın karşımıza çıkardığı tablo ile bizim Kur’an karşısındaki tablomuz arasında birçok eksikliğin olduğunu görmekteyiz. İçten ve dıştan kaynaklanan bazı zaafiyetlerimizden dolayı toplumumuz git gide İslami değerlerden ve Kur’an’i hayattan uzaklaşmaktadır. İslami gelişmeleri tehdit olarak algılayan yerli ve yabancı egemenler, bir yandan insanımızı Kur’an’dan uzaklaştırmış; diğer taraftan geleneklerle ve hurafelerle çarpıtılmış bir yapıyı asıl İslam diye topluma yayma konusunda gereken yardımı yapmışlardır. Tüm bu olumsuzluklara rağmen bizler Kur’an’ın aydınlık ve diriltici mesajını, insanlara anlatmaktan başka bir yolun olmadığını bilmek zorundayız. Zihinleri tahrife uğratılmış, gönülleri konformizme kurban edilmiş, bedenleri kapitalizme köle olmuş, toprakları işgal edilmiş insanlara Kur’an-ı Kerimden başka bir kurtuluş yolunun olmadığını anlatmalıyız. Bunun için uğraşmalıyız ve samimiyetimizi -bedel ödeme pahasına olsa bile- göstermeliyiz.

Ellerimizi taşların altına koymakla eğer küfrün etrafımıza ördüğü duvarlar kalkmıyorsa o zaman bu iş için sadece ellerimiz yetmiyor demektir. Ellerimiz yetmiyorsa bedenlerimizi Bilal’ler gibi taşların altına koymalıyız. Bedenlerimiz yetmiyorsa, hayatımızı Yasir ailesi gibi adamalıyız. Taşın altına el koyarak ben sorumluluğumun gereğini yaptım diyerek çekilmek olmaz. “Böyle gelmiş böyle gidecek” tavrını asla göstermemeliyiz. 

Son dönemlerde artan “ümitsizlik ve yenilgi psikolojisinin” Müslümanların hayatlarında, kavramlarında ve tercihlerinde oluşturduğu değişim oldukça vahim bir duruma gelmiştir. Müslümanların inanç ve ideallerinden taviz vererek veya mücadele sahalarını terk ederek yenilgiyi kabul etmeleri İslami kimlikleriyle uyumlu olmayan, izzetlice duruşa yakışmayan bir durumdur. Topluma İslam’ı anlatacak, şahitliğini yapacak Müslümanların bu hali karşısında, acaba Kur’an’ın ve Nebevi mesajların hakikatiyle tanışmamış insanlar ne yapacak, nasıl davranacak hiç düşündük mü?

Ağlamakla, ağıt yakmakla, dert yanmakla, eleştiri yapıp bir şey yapmamakla, koltuklarda bilgi paylaşımı adına İslam’ı anlatmakla,  kâfirler beddua etmekle bir şeyler olsaydı işgale uğramış Müslüman beldelerde çoktan bir şeyler olurdu. Ayrıca salt yardım dağıtmakla, maddi destekte bulunmak da çözüm değildir.

“Sakın kâfirlere itaat etme. Bu kuranla onlarla mücadele et.” ( Furkan 52)

Çözüm, mücadele edilmesi gereken tüm unsurlara karşı, Kur’an ile mücadele etmektir. Kur’an ile kimliğimiz arasındaki zıtlıkları ortadan kaldırıp, samimice ve ne pahasına olursa olsun, kınayıcıların kınamasından korkmadan insanlara İslami mesajı taşımalıyız. Hayatta en büyük derdimiz ve sevdamız bu olmalıdır. Hiçbir dert ve sevdamızı, insanlara “iyiliği emretme kötülüğü nehy etme” görevimizin önüne geçirmemeliyiz. Müslümanlar olarak sorumluluktan kaçtığımız oranda esareti yaşayacağız. Sorumluluğumuzun gereklerini yerine getirdiğimiz sürece dünya zindanında hürriyeti yaşayacağız. Ödediğimiz bedeller ölçüsünde bağımsızlığımızı kazanacağız. Bedeller ödedikçe bu dava büyüyecektir. İslami davanın en belirgin vasfı bu iken; bedeller ödemeden büyüyen yapıların nasıl bir din algısıyla piyasada oldukları ortadadır.

Sonuç olarak artan olumsuzluklar karşısında, Müslümanların görev ve sorumlukları da artmaktadır. Sorumluluklarımızın farkına vararak Kur’an’ı okuduğumuzda bizi çok önemli görevlerin beklediğini göreceğiz. Her şeyden öte ne pahasına olursa olsun, karşılaştığımız bazı olumsuzluklardan dolayı mücadele alanlarımızı ve azmimizi yitirmemeliyiz. “Eğer size bir yara ve sıkıntı dokundu ise o topluluğa da( zalimlere) de benzeri bir yara, sıkıntı dokunmuştur. Böyle günleri insanların arasında çevirip dururuz ki iman edenleri ve hakikate şahitlik edenleri seçip ortaya çıkartalım.” (Ali İmran 140) şuuruyla şahitliğimizi sürdürmeliyiz. Her mümin önce kendisini düzeltmeli; sonrada çevresini değiştirmek için uğraşmalıdır. İslam’ın bu toplumu yönetip güzelleştirebilecek bir sisteme sahip olduğuna dair inancını korumalıdır. Biz uyumazsak kimse bizi uyutamaz. Biz yürümezsek kimse bizi yürütemez. Biz durmazsak kimse bizi durduramaz. Biz gönüllerimizi, bilinçlerimizi işgale açmazsak kimse bizi işgal edemez.

İnsanları Kur’an ile diriltme gayretlerimizi artırdığımız dem, zorluklara göğüs gerdiğimiz an, baskılara karşı topluca Kur’an ile direndiğimiz zaman “İSTİKBAL İSLAM’IN” olacaktır.

Allah yolunda gereği gibi mücadele edin. Allah sizi seçti ve dinde bir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dini gibi. Allah daha öncede, şimdide size Müslüman ismini verdi. Elçi size şahit olsun. Siz de insanlara şahit olasınız. Artık dosdoğru namazı  kılın, zekatı verin ve Allaha sarılın, sizin Mevlanız  O’dur. İşte, ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcıdır.( Hac 78)

De ki: “Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçış  size kesin olarak bir yarar sağlamaz; böyle olsa bile, pek az bir zaman dışında yararlandırılmazsınız.”  ( Ahzab 16)

İnananlar, düşman birliklerini gördükleri zaman: “işte bu, Allah ve Peygamberinin bize vaat ettiğidir; Allah ve peygamberi doğru söylemiştir” dediler. Bu onların ancak imanını ve teslimiyetini artırdı. İnanlardan, Allah’a verdiği ahdi yerine getiren adamlar vardır. Kimi, bu uğurda canını vermiş, kimi de beklemektedir. Ahitlerini hiç değiştirememişlerdir. Bu sebeple Allah, doğruları doğrulukları ile mükafatlandırır… (Ahzab 22-23-24) 

Rabbim; hayatımızı, vaktimizi, gençliğimizi, ölümümüzü bu toplumu diriltmek için verdiğin yüce Kur’an’a hizmetli kıl. Bu dava için ekilen umut tohumların büyümesi için bizi ve kanımızı vesile kıl…

Rabbim; kardeşlerimizin bir araya gelip kenetlendiği ve birbirinden ayrılmadıkları Ramazanları bizlere lütfet ve Ramazanlarımızı mazlum ümmetimizin dirilişine şahit kıl… 

Selam ve sebat ile nice hayırlı yarınlara… 

Paylaş X Facebook

Yorumlar 4

F fatma 01 Ocak 2012

Ramazan ayının aramıza tekrar mahzun bir şekilde gelip mahzun bir şekilde gitmemesi için, öncelikle şahsıma ve tüm müslüman kardeşlerime aşağıdaki satırları ciddiyetle ve samimiyetle tekrar tekrar okumasını tavsiye ederim.Allah razı olsun.

"Hiçbir dert ve sevdamızı, insanlara “iyiliği emretme kötülüğü nehy etme” görevimizin önüne geçirmemeliyiz. Müslümanlar olarak sorumluluktan kaçtığımız oranda esareti yaşayacağız. Sorumluluğumuzun gereklerini yerine getirdiğimiz sürece dünya zindanında hürriyeti yaşayacağız. Ödediğimiz bedeller ölçüsünde bağımsızlığımızı kazanacağız. Bedeller ödedikçe bu dava büyüyecektir. "

K Kardeşiniz 01 Ocak 2012

Rabbım yardımcınız olsun aziz kardeşim. samimiyetiniz yazılarınızdan ilmek ilmek akıyor. Biliyorum kaç gece bu sevdayla yatıp kalktığını. Ve biliyorum kaç gece bu dertten dolayı yatakta gözlerini gökyüzüne dikip sızlandığını. Bu derdi gençlere aşılamak için neler yaptığını ve neler yapılması gerekirken maddi sıkıntılardan dolayı yapamadığını biliyorum. bursunu bile verecek kadar cesur ve paylaşımcıydın. çogu kereler şahidim kitap alıp hediye etmek için borç para alıyordun. tüm bunlara şahidim. keşke sizin gibi derdini sahiplenenler çoğalsa ve bizlere yarenlik yapabilse. Aziz abim örnek bir insana yaraşır bir uğraş veriyorsun. Rabbım o saf yüreğine hiçbir acı vermesin ve yüreğini hayatına hayatını kurana şahit kılsın.geçen gün gönderdiğim yardımı da Somali’ye el dokunmadan gönderdiğini duydum ve oturup düşündüm. biliyorum yine göndersem aynı şeyi yapacaksın... yemeden yedirmek. hiç görmeden kardeş deyip birilerine ve paylaşmak tüm dertlerini... Siz umudsunuz abi...

Rabbim o temiz kardeşlik kokan yüreğinize acı vermesin. Kardeşliğin yaşanıldığı diyarlarda sizi anlayacak insanlarla temiz bir havayı teneffüs etmeyi sizlere nasip etsin...

I i.metin 01 Ocak 2012

hep birlikte amin diyelim

S Sessiz ÇIĞLIK 01 Ocak 2012

Selam u aleykum verehmetullah...
Evvela elinize sağlık. Nicel veriler vererekten, kurandan kesitler sunaraktan ve bunları harmanlayıp yorumlayaraktan sessiz feryadınızı bizimle paylaşmışsınız. İçinde bulunduğumuz güncel sorunlara yaptığınız atıflar ve önerdiğiniz çözümler biz müslümanlar açısından manidardır.

Bu bağlamdan yazıya bakıldığında, sen bu dini ne sandın! diyen bir yazı olmuştur. bu din oyuncak değildir, bu din bedel isteyen, bu din azim ve gayret isteyen bir dindir. aylakların, tembellerin, kendini düşünenlerin, egoizmin zindan duvarları arkasında takılı kalanların ve dünyevi meşakkat ve endişelerin girdabında kaybolmuş olanların dini değildir olamaz diyen bir yazı olmuştur.

özellikle yazı da geçen şu pasaj ben sarstı:
"""Ağlamakla, ağıt yakmakla, dert yanmakla, eleştiri yapıp bir şey yapmamakla, koltuklarda bilgi paylaşımı adına İslam’ı anlatmakla, kâfirler beddua etmekle bir şeyler olsaydı işgale uğramış Müslüman beldelerde çoktan bir şeyler olurdu. Ayrıca salt yardım dağıtmakla, maddi destekte bulunmak da çözüm değildir."""
Evet dostum bu gerçekten yerinde bir tespit. eleştirmek son zamanlarda müslümanlar arasında moda olmuş durumda. Bir şey yapabilmek için bir şeyi yıkmak gerekir diyen bir yaklaşım almış başını. bir şeyi dünelemek illa da ona bir panzehir üretmek mi gerekir ki? islam oysa fıtrat dini idi. İslamı düzeltmek çoğu zaman yıkmak devirmek değil de ıslah etmek düzenlemek için olmalı değil miyi?

Yerimizde oturup masabşı kararlar almak doğru olmadığı gibi müslüman kardeşlerimizi karalamaktan başka, fitne ateşini alevlemekten başka ne olabilir?

Sizin de söylemeye çalıştığınız gibi bu gün teoriden çok pratiğe ihtiyacımız vardır. konuşmadan, fikir üretmekten çok eyleme ve aksiyona ihtiyacımız vardır. inanır mıısın ben şuan bu cümleleri de yazarken bile kendime üzülüyorum. çünkü hep konuşuyoruz, hep yazıp çiziyoruz, hep laf alıp satıyoruz bizim yaptığımız çoğu zaman eylemden ve pratikten uzak bir taşeronluktan başka bir şey değildir. Eylem adamlarına, iş bitirici adamlara gnümüz çok ihtiyaç duyuyor.

Mesela sizn bahsettiğiniz hazreti Bilal ve Yasir ailesinin kaç konuşması var ki bize kalan? Yani kaç kelime konuşmuşlar hayatları boyu islam adına? Musaplar bu gün çok ama neden kimse annesine rağmen bu din için muhammedleri tercih etmiyor? oysa musap hayatı boyu belki bir kaç konuşma yapmıştır. Kızgın çöller Bilal için methiyeler dize dursun biz ise yüksek döşeklerimizde göbeğimizi kaşıya kaşıya islam diyelim muhhammed yazalım, bilali ve yasirin ailesini konuşup duralım.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Mehmed MAKSUT — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.