İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
12 Aralık 2011

Küresel Nevzat Tandoğan: NATO

Şimdilerde NATO’nun yaptığı bundan farklı değil. İslam coğrafyasındaki İslami uyanışın engellenemezliğini gören Batı, esmesi kaçınılmaz olan İslamlaşma rüzgârını kendi kontrolüne alarak yönünü saptırmak peşinde. Batının bu tür stratejiler geliştirmesi şüphesiz ki olağandır, İslam’ın düşmanları her çağda İslam’a ve Müslümanlara karşı çeşit çeşit stratejiler geliştirmişlerdir. Burada önemli olan, kendilerini İslam’a nisbet eden, İslami kuralları hakim kılma gayretinde olduğunu söyleyen, haramlara geçit vermeyeceğini dile getiren insanların tutumudur.

12 Aralık 2011 4 dk okuma 11,8B okunma
100%

O fotoğrafı bugüne kadar gördünüz mü bilmiyorum… Libya’da Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından başkent Trablus’ta kılınan ilk Cuma namazından bir enstantane yayınlanmıştı medyada. Rükuya varmış olan Libyalıların arkasında koskoca bir Amerikan bayrağı…

Evet, “Özgür Libya”dan dünyaya yansıyan ilk fotoğraflardan biri buydu. Ümmet bilincini, mü’minlerin birlik olarak zulme karşı koyuşunu, tağutlara başkaldırıyı, onlardan beraati ve buna karşılık yalnızca Âlemlerin Rabbi’ne kulluk ve itaati sembolize eden Cuma namazı, yeryüzünün büyük şeytanının bayrağının gölgesinde kılınıyordu.

Libya bilindiği gibi “Arap Baharı” sürecinin “devrim”le neticelenen üçüncü durağı. Libya’da kırk yıllık Kaddafi diktasına karşı Tunus’taki ayaklanmanın etkisiyle bir halk hareketi olarak başlayan isyan, çok geçmeden devreye ABD – Fransa - İngiltere üçlüsünün öncülüğünde Batının savaş ve işgal örgütü NATO’nun girmesiyle farklı bir hüviyet kazanmıştı.

Belli ki Batı açısından Kaddafi’nin son kullanma tarihi de geçmişti. Son yıllarda Kaddafi’yle sarmaş-dolaş pozlar vermekten kaçınmayan Batılı liderler, bir çırpıda Kaddafi’nin diktatörlüğünü keşfedivermiş ve Kaddafi’ye karşı ayaklanarak Bingazi’yi ele geçiren muhaliflere destek için savaş gemilerini ve uçaklarını Libya kıyı ve semalarına yığmaya karar vermişlerdi.

Peki Libya’nın “devrimci” muhalifleri nasıl karşılamışlardı, kendi yurtlarına bomba yağdırmaya hazırlanan Batılı işgalcilerin bu kararını? “Biz zalimlerden ve tağutlardan beriyiz, bir zalimden kaçıp hem de onun ağababaları küresel zalimlere sığınacak kadar onursuz, feraset yoksunu değiliz. Biz ancak adaletin ve hakkaniyetin yegâne kaynağı Âlemlerin Rabbi’ne sığınırız. O bize yeter. O ne güzel vekildir” şeklinde mü’mince bir duruşla mı çıkmışlardı dünya kamuoyunun önüne… Yoksa başta Fransa olmak üzere Batılı işgalcilerin bayraklarını Bingazi sokaklarında dalgalandırarak, İslam ve insanlık düşmanı NATO’yu alenen dâvet etmeyi mi tercih etmişlerdi?

Libyalı anlı – şanlı “devrimci”lerin mü’mince bir duruş yerine, işgalci Batılı güçlerin bayraklarını sallandırmayı ve onların bombardımanlarını sevinç çığlıklarıyla karşılamayı tercih ettiklerini biliyoruz. Neticede de NATO’nun kanatları altında “zafer”e ulaşıp “devrim”i gerçekleştirdiklerini de…

İçimizden birilerinin o süreçte, “Tayyip Erdoğan’ın, küresel güçleri Libya’ya “Petrol gözüyle değil, vicdan gözüyle” bakmaya çağırması Müslüman halklar nezdinde güzel bir söylemdi; ama şer güçleri için doğru bir beklenti değildi. Bu süreçte Türkiye, Libya konusunda BM kararlarını uygulamada Koalisyon Güçlerini komuta makamından uzaklaştırıp, denetimini hissettirdiği NATO gücünü insani yardım ve silah ambargosu konusunda araçsallaştırabilmelidir” şeklinde satırlar döktürebildiklerini bile gördük… O NATO’nun Libya’da nasıl “insani yardım”lar yaptığına tüm dünya tanıklık etti. Afganistan ve Pakistan’da yıllardır yaptığı gibi Libya’da da binlerce Libyalı NATO’nun “insani yardım” bombalarıyla paramparça edildi.

“Devrim”in ardından “Özgür Libya”yı ilk ziyaret edenler Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ile İngiltere Başbakanı Cameron olmuştu. Sarkozy ve Cameron’un ziyareti öncesinde Libya’nın kurtuluşunu resmen ilan etmek için kameralar önüne geçip ülkede İslami hukukun geçerli olacağını, faizin kesinlikle yasaklanacağını açıklamış olan Geçiş Konseyi Başkanı Mustafa Abdulcelil, el ele tutuştuğu Sarkozy ve Cameron’un kollarını havaya kaldırarak halkı selamlamakta bir beis görmüyordu.

Asırlardır insanlığın kanını emen insanlık ve İslam düşmanı Fransa ve İngiltere’nin öncülüğünde, onların da ağababası ABD ve NATO himayesinde ilan edilen bir “İslami yönetim”… Tabii yersek!

İslami yönetim lâzımsa…

Az biraz tarih ve siyaset bilinci olanlar için aslında bu yaşananları anlamak ve anlamlandırmak zor değil. Olup bitenin özeti, Batının ortak işgal ve sömürü iradesini temsil eden NATO’nun “Küresel Nevzat Tandoğan” rolü üstlenmesinden ibaret. Durdurmanız gereken bir ırmağa engel olamıyorsanız tek çözüm onun yönünü değiştirmektir.

Bu yaklaşımın en veciz biçimini, Ankara’nın eski valilerinden Nevzat Tandoğan’ın, Osman Yüksel Serdengeçti’ye hitaben dile getirdiği şu cümlede buluruz: "Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz."

Şimdilerde NATO’nun yaptığı bundan farklı değil. İslam coğrafyasındaki İslami uyanışın engellenemezliğini gören Batı, esmesi kaçınılmaz olan İslamlaşma rüzgârını kendi kontrolüne alarak yönünü saptırmak peşinde. Batının bu tür stratejiler geliştirmesi şüphesiz ki olağandır, İslam’ın düşmanları her çağda İslam’a ve Müslümanlara karşı çeşit çeşit stratejiler geliştirmişlerdir. Burada önemli olan, kendilerini İslam’a nisbet eden, İslami kuralları hakim kılma gayretinde olduğunu söyleyen, haramlara geçit vermeyeceğini dile getiren insanların tutumudur. Bu insanlar emperyalistlerin bayraklarını sallandırıyor, emperyalist katillerle el ele pozlar verip zafer gösterileri yapıyorsa bu strateji Batılılar açısından amacına ulaşmış demektir.

İşte bugün Libya’da olup bitenin özeti budur. Kaddafi sonrası ilk Cuma namazında saf tutan Libyalıların arkasında asılı şekilde objektiflere yansıyan ve dünya kamuoyuna servis edilen Amerikan bayrağı, “Küresel Nevzat Tandoğan” NATO’nun bu stratejisinin hedefe ulaştığının sembolik görüntülerinden biri olmuştur.

Oysa bizler devrim denilince dünya istikbarının önderi Amerika’nın bayrağı ve diğer sembollerinin yerle bir edilmesini hayal ederdik bugüne kadar. Bu nasıl bir “devrim”dir ki yeryüzünde tuğyanın başı olan ABD’nin bayrağını yüceltmektedir? Bu nasıl bir “devrim”dir ki gün aşırı İslam coğrafyasında cinayetler işleyen NATO’ya kucak açmakta, zalimlerle sarmaş-dolaş pozlar vermektedir?

Yaşananlara yanlış ve aşırı anlamlar yükleyerek “Arap Baharı” ve “devrim” şarkıları söylemeyi sürdüren refiklerimizin bu konularda söyleyecek bir sözü mutlaka vardır…

(Not: Bu yazı İktibas'ın Aralık sayısında yayınlanmıştır.)

Paylaş X Facebook

Yorumlar 6

E Erhan TOPRAK 01 Ocak 2012

Elinize sağlık
Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek bu olsa gerek.İslam toplumları düşünemeyen,üretemeye,sürüleşebilen,güdülebilen ve asimile edilerek refleksleri felç edilmiş toplumlar olarak kendisine sunulanla mutlu olur/yetinir oldu.Daha önce alkışlaması gerektiği kendisine söylenen zalimi yüceltir,yenisini ikame ettiklerinde benimsemesi istenir ve yeni “yüzler” kabul görür.İşte bunu adı “yeni dünya düzeninin bahar dayatması” Her topluma “zalimi/yeni yüzü” kabul ettirme şekilleri farklı olsada genel anlamda mutlak kabul kaçınılmazdır.Bizde akp iktidarı yaklaşık on yıldır bu projenin parçası olarak ömrünü sürdürüyor.
Ne zaman Kur’an hayatın belirleyicisi ve tek kaynağı olarak merkeze alınır o vakit bu küresel tiyatro sona erer.

M mehmed akgül 01 Ocak 2012

Saygıdeğer kardeşim, Yazınızı büyk zevkle okurken yaptığınız tahliller gerçekten biz islam dini mensubu müminlerin, ne kadar başsız vede şuursuz yetiştirildiğimizin en bariz örneğini teşkil etmektedir .Sadece libyamı!. ırak afganistan, ve diğer onlarca ülke varki! hep dünyanın en büyük sömürücüsü vede sizin tabirinizle büyük şeytanı abd ve natodan meded ummaktadırlar .Çünkü müminler asrımızda rahata ve maddeye köle olmuş durumdalar .insanlarımıza islami şuur yerine maddi nasıl kalkınılır refleksi aşılanmış. Herkes malı ile mülkü ile yazlığı kışlığı ile otomobili vede çıkacağı seyyahatin yanı sıra senede kaçkez ümre yaparım proğramları ile meşgulken, islami şuur ve islami yaşam zillet altında devam ediyormuş acaba onların umurundamı. değildir, Çünkü bugünün müslümanı dünyevi menfaatı olmayan hiç bir eylemi hoş karşılamadığı gibi uhrevi kazanımlarıda sadece namazla oruçla ümre haccı ile zirveleştirdiğine inanıyor. bir başka yerde müslüman zillete düşmüş esir alınmış öldürülüyormuş ona göre bu sadece onların azgınlığından kaynaklanan bir ceza olarak algılanıyor .Allah ümmeti Muhammedin yar ve yardımcısı olsun saygı ve selamlar

N necati türkoğlu 01 Ocak 2012

Saygı değer kardeşim libya için yapmış olduğunuz değerlendirme gayet olumlu teşekkür ederiz . Aynı hassasiyeti suriye için neden gösteremiyorsunuz ?

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Değerli Necati abi, dikkat ederseniz yazıda zalim, diktatör Kaddafi’ye karşı Libya halkının ayaklanmasını olumsuzluyor değilim. Ki bu bir Müslümana yakışmaz. Kaddafi ve benzeri diktatörlere karşı ayaklanmak değil, ayaklanmamak eleştiirlebilir ancak, tıpkı bizlerin Kemalist diktatörlüğe karşı ciddi bir muhalefet ortaya koyamamamızın eleştirilmesi gerektiği gibi. Suriye için de aynı durum geçerlidir.

Benim eleştirdiğim, Libya’daki ayaklanmanın, giderek bir halk ayaklanması niteliğini yitirerek emperyalizmin ve NATO’nun himayesine girmiş olmasıdır.

Bugün Suriye halkı bir zalim diktatörlüğe karşı, insan onurunu hiçe sayan bir gayri İslami ve gayri insani rejime karşı onurları ve şerefleri için ayaklanmış bulunuyor. İran, Hizbullah gibi aktörler şayet bu zalim rejimin arkasında duracak yerde, Suriye halkının yanında yer alsaydı, ayaklanmanın neticesinde gerçek bir “direniş cephesi” kurulması konusunda önemli bir adım atmış olurlardı. Oysa onlar zalim Baas rejiminin arkasında durup, “direniş cephesi” gibi söylemlerle Suriye halkının haklı ayaklanmasını yalnız bırakmışlardır. İran bunu yaptı diye bizler de İran’ın yanlışına ortak olmak zorunda değiliz. Suriye’de de Libya’daki neticeye benzer süreç yaşanması mümkün müdür? Evet mümkündür. Böyle bir ihtimal vardır. Ancak bugünden böyle bir ihtimali ileri sürerek zalim bir rejime karşı bir halkın ayaklanmasını desteklememek ne İslami ne de insani bir tutum olur. Muhtemel bir zulüm için var olan bir zulme arka çıkmak akıl kârı değildir.

S Sabiha Ateş Alpat 01 Ocak 2012

Değerli kardeşim yüreğinize kaleminize sağlık

Yaşananlara yanlış ve aşırı anlamlar yükleyerek “Arap Baharı” ve “devrim” şarkıları söylemeyi sürdüren refiklerimizin bu konularda söyleyecek bir sözü mutlaka vardır…" Bu refikler bir şey söylediler mi söyleyebildiler mi haberimiz olmadı ama keşke dedikleri gibi olsaydı....

N nuri 01 Ocak 2012

Allah razı olsun şükrü bey.insanların inandığı yanlışın yerine, doğruyu koymadığı sürece yanlış hala devam eder. Şimdi olaya bakınca dikdatör bir rejimin yerini, acaba Allah katında uygun bir iradeyemi teslim ediliyor? Hayır, insanları dönüştürmek üzere kurulan sahte ideolojilerin planlarıyla yürüyen bu senaryoları insanların görmesi İnşallah geç olmaz. Kısaca dikdatörler zorla alırdı, şimdi ise dikdatörlüğü insana gönüllü seçtiriyorlar. Tağut yine tağut kalmaya devam ediyor.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.