İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06

Kürt Sorunu: Çözümsüzlük mü, Çözüm mü?

Bu çatışmanın sürmesi, taraflara hayatiyet kazandırmakta, çatışmanın devamı için gereken psikolojik ortamı oluşturmakta ve çatışma ortamına taraftar toplamaktadır. Bu topluma söyleyecek sözü, verecek mesajı olmayan her iki taraftaki jakoben ulusçu odaklar, çatışmanın devamını kendi varlıkları ve hedefleri için gerekli görmektedir.

08 Ekim 2008 3 dk okuma 11,6B okunma
100%

Kürt sorununu çözümsüzlüğe mahkum edip içinden çıkılmaz hale getiren temel etken, bu sorunun çözümsüzlüğü üzerine hesap yapan ve politik, ekonomik ve stratejik menfaatlerini bu sorunun çözümsüzlüğüne bağlayan aktörlerin varlığıdır. Gerek sorunun direkt tarafları gerekse bölgesel ve küresel birtakım güç odakları bünyesinde Kürt sorunundan nemalanan ve bu sorunun devamı üzerine stratejilerini konumlandıran aktörler söz konusudur. Taraflar bünyesinde sorunun çözümünden yana olan ve bu yönde irade ortaya koyan aktörlerin varlığı inkar edilemez fakat insiyatifin çözümsüzlüğe oynayan aktörlerde olduğu gerçeği kabul edilmelidir.

 

Son dönemde artan çatışmaların ve akan kanın sorunun çözümsüzlüğünü perçinlediği ve sorunu iyice içinden çıkmaz hale getireceği aşikar olan “Olağanüstü Hal” uygulamaları için fırsat kollayan odakların işlerini kolaylaştırdığı apaçık ortadadır. Çatışma ortamının devamının giderek bölgesel çatışmaları tetikleyecek ve savaş baronları dışında kazananı olmayacak bir çözümsüzlük demek olduğunu ülkedeki vicdan sahibi herkes görüyor ve dile getiriyor.

 

Konuyla ilgili akademik çalışmaları bulunan Prof. Doğu Ergil, geçtiğimiz yıl yaptığı bir açıklamada PKK’nın silahlı siyasette ısrarının arkasında Kürt halkının taleplerinin bulunmadığını, işin içerisinde dış mihrakların parmağı olduğunu söylüyordu. Aynı şeyi devletin silahlı siyasette ısrarı için söylemek yanlış olmasa gerek. Devletin Kürt sorununu güvenlik merkezli algılaması ve çatışmadan medet umması Türk halkının taleplerine hizmet ediyor mu? Kesinlikle hayır! Çünkü kim ne derse desin bu ülkede toplumsal katmanlarda ne Türk halkının Kürtlerle, ne de Kürt halkının Türklerle bir sorunu vardır. Kürt halkıyla sorunu olan devlettir ve bunun temelinde de resmi ideolojinin laik/seküler temelli ulus-devlet politikaları ve bu çerçevede Kürtleri zorla “mutlu Türk” yapmayı hedefleyen dayatmaları yatmaktadır. Buna karşılık Kürtlerin haklarını savunma iddiasında bulunan PKK da Kürtleri yine laik/seküler temelde uluslaştırma yönünde bir hedef gözetmektedir ki, burada iki ulus projesinin çatışması söz konusu olmaktadır. Tabii bu ideolojik çatışma ortamının savaşa dönüşmesi, çatışmadan beslenen ve çatışma üzerine politik, ekonomik ve stratejik konumlandırma gerçekleştiren aktörlerin ortaya çıkmasını ve zamanla insiyatif almasını doğurmuştur. Bu çatışmanın sürmesi, taraflara hayatiyet kazandırmakta, çatışmanın devamı için gereken psikolojik ortamı oluşturmakta ve çatışma ortamına taraftar toplamaktadır. Bu topluma söyleyecek sözü, verecek mesajı olmayan her iki taraftaki jakoben ulusçu odaklar, çatışmanın devamını kendi varlıkları ve hedefleri için gerekli görmektedir.

 

Sorunun çözümsüzlüğünü besleyen bir başka etken de, dış odakların mesele üzerindeki hesaplarıdır. Bugün artık Kürt sorunu kadar “Kürt kartı” ifadelerini de sık sık duyuyorsak, bu, meselenin geldiği noktada nasıl bir karmaşıklığa ve çözümsüzlüğe mahkum edildiğinin açık bir göstergesidir. Yerel, bölgesel ve küresel çeşitli güç odakları Kürt sorunundan kendi menfaatleri için nemalanmak adına “Kürt kartı”nı bir silah olarak kullanmaktadır bugün.

 

Meselenin böylesine çözümsüzlüğe mahkum edildiği ve sorunla ilgili insiyatif sahibi birtakım güç odaklarının sorunun çözümü yerine devamı için çabaladığı bir süreçte bulunuyoruz kısacası.

 

Peki çözüm nedir? Çözüm; sorunu çözümsüzlüğe mahkum eden mevcut taraf ve aktörlerin Kürt sorunu üzerindeki insiyatifini zayıflatacak ve Türküyle Kürdüyle bu toplumu yeniden İslam kardeşliği çatısı altında kaynaştırıp sevinçte, kederde, tasada bir kılacak, sağcılığa, solculuğa ve ulusçuluk kirine bulaşmamış İslami bilincin toplumun gündemine güçlü şekilde taşınmasıdır.

 

Ne yazık ki bugün İslam adına topluma hitap eden aktörlerin çoğu, sağcılık ve ulusçuluk kirine bulaşmış bir anlayışla kitlelerin karşısına çıkmakta ve Kürt sorununda resmi ideolojiden çok farklı bir perspektif ortaya koymamaktadırlar. Yıllardır yaşanan ve karşılıklı verdirilen kayıplarla sonu gelmez şiddet sarmalı üreten mevcut iç savaşa bir Müslümanın taraf olması, İslam’ın ilkeleri uyarınca mümkün değildir. Müslümanlar, tam bir şiddet sarmalı halini almış olan ve çözümsüzlüğü besleyen mevcut çatışma ortamını kutsayan mevcut tarafların safında yer alamaz. Müslümanlar, bu yürekler yakan, ocaklar söndüren sorunun çözümü için tarafların ulusçu tamtamlarına eşlik etmekten titizlikle kaçınmalı, çözümün yegane adresi olan İslam kardeşliği ortak paydasını kalın hatlarla toplumun gündemine taşıma gayretinde olmalıdırlar.

 

Paylaş X Facebook

Yorumlar 3

A ahmet örs 01 Ocak 2012

ya Allah diyerek:
Kur’an çalışması/tefsiri yapanlar işi kelami/fıkhi soyut çerçevelerden çıakrıp artık pratik siyasi/sosyal alanlara yaygınlaştırmalıdırlar,
resmi ideolojinin bütün şekil ve niyetleriyle açıkça/alenen hesaplaşılmalıdır,
islam kardeşliğinin somut önerileri umudunu kesmiş insanlara ulaştırılmalıdır,
cesur olmak lazımdır dostlar,
ama açıkçası zor iş...

A ahmet örs 01 Ocak 2012

kürt meselesi türkiyedeki bütün toplumsal kesimlerin sert bir şekilde yüzleşecekleri bir imtihan alanıdır. bu yüzleşme resmi ideolojinin sorgulanmasını beraberinde taşıyacağından sarsıcı ve tahrip edici bir yüzleşme olacaktır.
meseleyi öteleyerek kimse bu hakikatten kaçamaz.
er ya da geç....

V Veysi Selimoğlu 01 Ocak 2012

S.A. Türkiye gündeminden düşmeyen ve en önemli sorun olan Kürt meselesini son yıllarda Müslümanların da gündem etmesi ve düzeyli değerlendirmeler yapması elbette sevindiricidir. Yıllarca soruna yanlış yaklaşımın sebebi ne yazık ki islami kesimlerin bile meseleye sağcı ve devletçi yaklaşımından kaynaklanmakta idi.
Bügün Türkiye’li Kürt’ler içerisinde ayrı bir Kürt devleti isteyenlerin olacağını sanmıyorum. Zaten dünyada ulus devlet modelleri artık itibar kaybediyor.(19. YY.da Fransa’dan dünyaya yayılan ulus devletler modeliydi.) Federasyon isteyenlerin de niyetleri işi daha da çıkmaza sokmaktır herhalde! Çünkü Türkiye etnik dağılımı bunu mümkün kılmazken federasyon istemek çok da iyi niyetli olmasa gerek. Kürtlerin %50'nin üstündeki nüfusunun batıda yaşıyor olması, milyonlarca Kürt-Türk evliliğinin olması, Türk nüfusunun %20-25'inin Türkiye’nin doğu-güneydoğusunda yaşıyor olması bu idiiayı da mümkün kılmaz. Ohalde sorun ne? Çözüm ne?
Sorun; Pkk’nin yıllarca bölgedeki feodal yapı çarpıklığını iyi kullanması, ırkçılığı ve ekonomik yapı çarpıklığını iyi kullanması, bölge devletlerin tahriki ve sony ıllarda (özellikle ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra) BOP projesi dahilide ortadoğudaki etnik unsurların iyi kullanılması sorunun bir boyutu. Diğer boyutu da şüphesiz Türk ulusçuların da çatışmadan beslenerek sorunun diğer tarafı olması. Ulus devlet projesi Osmanlının son dönemlerinde başlayıp Cumhuriyet’in kurulmasında etken olmuştur.
T.C. Resmi ideolojisinin Türk olmayan her unsuru yok sayma veya asimile etme politikaları İslam topraklarında faşist, ırkçı örgütlerin oluşmasına, zemin bulmasına yol açtı.
Gelinen noktada Şükrü kardeşimin de deyimiyle sorunu derinleştiren tarafların insiyatiflerini zayıfllatacak çabalar, bu çabalara destek vermek ve müslümanların çözümde görev almaları gerekir. S.A

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.