İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Bayram KÜÇÜK
Bayram KÜÇÜK
28 Ekim 2009

Kürt Ulusalcılığı In, Müslümanlık Out

PKK militanlarının dağdan inmesi ve cezaevlerindekilerin serbest bırakılması için onca çalışma yapılırken, İslamcı davalardan hapsedilen binlerce tutuklu için niye bir söz söylenmiyor!

28 Ekim 2009 2 dk okuma 4,0B okunma
100%

Türkiye’de her iki üç ayda bir Türkiye’nin değişik illerinde onlarca Müslüman gözaltına alınıyor, hesapsızca El Kaide ve benzeri örgütlere isnat edilerek sorgulanıyor ve cezaevine atılıyor. Çıktıklarında ise bu örgütle bir bağlantısı olduğu iddia edilerek, mahkemelerde yargılanmalarına devam ediliyor. Nedir bunun altında yatan sebepler, sormak lazım.

 

Bu insanların bir kısmı çeşitli derneklerin yöneticileri ve çeşitli meslek dallarından çevlerinde tanınan insanlar. Ne silahlı bir eyleme başvurdular, ne de dükkan yağmalayıp halkın malına zarar verdiler. Türkiye’de 28 Şubat’tan bu yana her iki üç ay arayla benzer operasyonların yapılmasındaki amaç ne?

 

Toplumu terörize edenler için bu ülkede açılım yapılırken, dağdan üniformalarını çıkarmadan inmiş şehir şehir, cadde cadde araç üzerinde konvoy halinde zafer işaretiyle dolaşan PKK militanlarının şovları ve ardından serbest bırakılmaları kabul edilebilir bir durum haline gelmişken, bu ülkede dinini hakkıyla yaşamaya çalışan insanlar üzerindeki baskılara bir anlam vermek çok zor.

 

PKK militanlarının dağdan inmesi ve cezaevlerindekilerin serbest bırakılması için onca çalışma yapılırken, İslamcı davalardan hapsedilen binlerce tutuklu için niye bir söz söylenmiyor!

 

AKP’yi iktidara getiren kitlenin isteklerinin başında PKK sorunu mu geliyordu, elbette bu bir sorun ama aynı oranda öncelenmesi gereken başka sorunlarda var. Belli başlı cemaatlere, vakıflara dokunulmazken (!) fikirlerinden dolayı bazı vakıf ve dernekler ve bu derneklerle irtibatlı olan insanların ev ve işyerleri gece yarılarında basılıyor.

 

Ardından her yıl olduğu gibi, okulda ders arasında namaz kılan gençler, sanki suç işliyorlarmış gibi sözde gazeteciler tarafından arsızca ekranlara getirilip, hedef gösteriliyor. Namaz kılan genç öğrenciler suçluluk psikolojisine itiliyorlar. Neden her yıl aynı görüntüler ısıtılıp ekranlara getiriliyor diye somak gerekiyor.

 

Gelinen süreç gösteriyor ki, bu ülkede Müslüman olmak, Kemalistler ve ulusalcılar için PKK militanı olmaktan çok daha tehlikeli bir durum olarak görülüyor.

 

Diğer taraftan, sınıfı meyhaneye çevirmiş, ellerinde alkollü içeceklerle kendinden geçmiş öğrenciler ve liselerde artan gayri ahlaki davranışlar için üretilen çağdaşlık kılıfı var.

 

Dağdaki militanların şov yaptığı bu ülkede, dinini hakkıyla yaşamaya çalışanlar, vakıflar, dernekler, Kur’an kursları ve mescitler bu ülkenin garibi olmaya daha ne kadar tahammül edecek. Aşağılanmaya hor ve hakir görülmeye, gece yarısı polis baskınlarına daha ne kadar sabredecek!

Paylaş X Facebook

Yorumlar 5

B beytullah emrah 01 Ocak 2012

müslümanların haklarının ve özgürlüklerinin gasp edildiği bir vasatta olduğumuz gerçek. hükümet’in de şu süreçte bu soruna eğileceğini beklemek boşuna. açılım projelerinin de uzun vadede başka sorunlara sebep olacağına inanıyorum...

ama tam da milliyetçi öfkenin kabardığı, müslüman kamuoyunda dahi milliyetçi bilinçaltınıın gün yüzüne çıktığı ve devletçi söylemin her an azabileceği kritik süreçte böylesine bir yazı, siz ne kadar itiraz ederseniz edin, nihai tahlilde karşı çıktığınız sistemin hanesine yazılacaktır.

ne kürt ulusalcılığı in oldu, ne de müslümanlık out! biraz gezin, halkın genel nabzını tutun ve görün bakalım in olan neymiş...

müslüman kamuoyu olarak bugüne kadar yapılan zulme karşı mücadele etmedik, en azından dilimizle olsun ciddi bir sahiplenme sergileyemedik, bari şimdi şu kritik günlerde yanlış hamleler yapmayalım.

“Toplumu terörize edenler için bu ülkede açılım yapılırken” demişsiniz... toplumu asıl terörize edenler kim acaba?

“PKK militanlarının şovları ve ardından serbest bırakılmaları kabul edilebilir bir durum haline gelmişken...” ne yapsalardı, içeri tıkıp bir güzel işkenceden mi geçirselerdi? bunun kime, ne faydası olacaktı...

Kendi hakkımızı savunurken kullandığımız dile, yaklaşıma, üsluba dikkat edelim. Kendimize yapılan zulmü anlatacağız diye başka bir zulmün üstünü örten bir tarz, yalnızca ama yalnızca zalimlerin işine gelir, üstelik siz ne kadar tam tersini iddia etseniz de!

A Ahmet Örs 01 Ocak 2012

haklı endişeler olmakla birlikte dil olarak problemler barındıran bir yazı olmuş.
“militan, şov” gibi kavramlar egemenlerin dilidir, farkına varmadan zalimlerimizle aynı safta yer alabiliriz.

Ş Şükrü Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Yazının dilinden ziyade genel mantık kurgusunun problemli olduğu kanısındayım ve bu sebeple Beytullah Emrah kardeşin eleştirilerine iştirak ettiğimi belirtmeliyim.

“Militan” ifadesi bu bağlamda egemenelrin dili değil, özgün bir ifadedir. Zira ne sistemin dili, ne de PKK/DTP çizgisinin dilidir. Müslümanlar olarak Türk Kemalizmi’ne de, Kürt Kemalizmi’ne de açık bir tavır aldığımızı ve Kürt meselesinde zalimlerden zalim beğenmek gibi edilgen bir konuma düşürülmeyi kabul etmediğimizi, özgün dilimizle de ortaya koymalıyız.

Yazının kurgusuna gelince, muhafazakâr kesimlerin yıllardır sisteme entegre biçimde dillendirdiği bir yaklaşımı, yani sisteme sığınarak ve sistemle bağlantılı başka sorunlar üzerinden kendisine varlık alanı açmaya çalışan bir anlayışı ifade ettiği için sorunlu bir kurgu bana göre de. “Toplumu terörize edenler” olarak, temelde halkın fıtri özellikleriyle, diliyle, diniyle savaşmak üzerine kurulmuş mevcut sistem yerine, sistemin ürettiği ve sorunun parçası haline getirdiği örgütlenmeyi adres göstermesi de, yazıyı sorunlu kılan bir yaklaşım olmuş.

Kürt meselesinde özgün İslami yaklaşımı dillendirmedikçe, Müslümanlar olarak ya Türk Kemalizmi’nin ya da Kürt Kemalizmi’nin ekseninde sorunun bir parçası olmaya devam edeceğiz. Sorunun parçası değil, çözümün adresi olmak ise, öncelikle sorunun parçası olanlarla mutlak anlamda ayrışmayı gerekli kılmaktadır.

Mevcut sistemin temsil ettiği Türk Kemalizmi ile PKK/DTP çizgisinin temsil ettiği Kürt Kemalizmi’nin İslam ve Müslümanlar söz konusu olduğunda nasıl kolaylıkla müttefik oluverdiklerini biliyoruz. Bugün PKK/DTP çizgisinin en önemli misyonu Kürt halkının laikleştirilmesidir. Bu çizginin, İran İslam Devrimi’nden sonra, bu coğrafyada bir “tampon bölge” oluşturmak üzere bilinçli politikalarla tahkim edildiğine dair çok güçlü tezler ve bu tezleri destekleyen karineler söz konusudur. Kısacası, Kemalist sistemin bu topraklarda Lozan’la üstlendiği 80 yıllık misyonu neyse, Kürt Kemalizmi’nin 70'lerin sonundan bu yana Kürt halkı özelinde üstlendiği misyon da aynıdır.

Sözün özü: Ne bâtıl sisteme sığınarak ve onunla aynı dili kullanarak var olmaya çalışan, ne de sisteme karşı olmak adına yaşanan sorunların bilinçli parçası durumundaki başka bâtıl oluşumlara arka çıkan, onlarla aynı dili ve düzlemi paylaşan bir yaklaşım bize göre değildir.

Beytullah Emrah kardeşin açılım projesiyle ilgili ifadelerine de katılarak belirtmeliyim ki, sorunun parçası değil çözümün adresi olmak için, tüm cahilî akımlardan ve anlayışlardan kesin olarak ayrışan ve İslami çözümü ısrarla dilendiren özgün bir çizgi ortaya koyamız gerekir.

B Bayram Küçük 01 Ocak 2012

Kavramları ve kurulan cümleleri ne şekilde ve nasıl anladığımız çok önemlidir.
Anlatılan olaya da ne şekilde ve nereden baktığımız önemlidir. Bir yazıda kavramı ya da kurulan bir cümleyi sade bir biçimde ele alırsak ve o kavrama ya da cümleye bakmak istediğimiz algı içinde bakarsak, anlamlar yüklersek bu bizim o bütüne doğru bakmamızı engeller.

Kavramların kullanımı insanları aynı düzleme götürmez ya da aynı düzlemde buluşturmaz. Eğer böyle olsaydı toplumlar içindeki sorunlar, ayrışmalar büyük oranda hallolurdu.

Bir soruna yaklaşırken, evet sorunun kaynağı önemlidir ama sorun kaynağından kopup kendince bir kaynak haline dönüşüyorsa ve beraberinde sorunlar üretiyorsa bu çok ciddi bir sorun halini alır. Zamanla bir tarafın değil birçok tarafın sorunu haline dönüşür.

Burada soruna karşı bir taraf olmaktan öte özgün bir bakış ve yöntem geliştirmek gerekir.
Bu toplumun önünü açmaya çalışan ve bu toplum içinde dini hassasiyeti olan insanlarımızın, etnik, dini ve sosyal içerikli birçok konuda karşılaşılan sorunlara ortak bir çözüm üretemedikleri çok açık bir biçimde ortadadır. Bundan dolayı birinin, bir başkasını suçlaması kolaycılıktır.

Türkiye’de dayatmacılık üzerine kurulu sistem sorunların temel kaynağı olsa da, tek kaynağı değildir.

Elbette ki bu ülkede açılım olmalı, elbette genç insanlar dağdan indirilmeli evine dönmeli. Elbette yıllardır bu halşkın kanını emen bu sorun bir şekilde sonlandırılmalı.

Ama bu süreçte Müslüman’ca yaşama gayreti içinde olan insanlar kendi özgün çözüm önerilerini ortaya koymalı, edilgen olmamalı, İslami çözümü dillendirmeli.

Bunun yanında da egemenlerin ve liberal kesimlerin kuyruğuna takılıp, Müslümanların yaşadığı sorunların çözümünün ertelenmesine sessiz kalmamalı, şu mesele hallolsun bizmkine de sıra gelir mantığına pirim vermemelidirler. Niçin başörtüsü sorunu öncelikli olmasın, başka sorunların gölgesinde kalsın. Niçin Müslümanlara yönelik mesnetsiz operasyonlar başka sorunların gölgesinde kalsın, sessizce geçiştirilsin. Benim söylemek istediğim budur.

B beytullah emrah 01 Ocak 2012

“Niçin başörtüsü sorunu öncelikli olmasın, başka sorunların gölgesinde kalsın.”

bu soru doğru. müslümanlar şayet kendi sorunlarını sahiplenen kamusal direniş alanlarını inşa eder, türkiye hattında belirginleştirir ve sürekli olarak sisteme meydanlardan meydan okursa, o zaman bu sorunlar karşısında siyasi partilerin gölgesinden çıkarak bağımsız bir tavır alabilir.

her cumartesi yapılan başörtüsüne özgürlük eylemleri de bu bağlamda okunabilir.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Bayram KÜÇÜK — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.