Kurumsal Tabelalarımız, Yeni Taassuplarımız
Taassubun her türlüsü ümmet yapısını çürüten zehirli bir kurt gibidir. Taassuplarımızı tek tek ele almak ve onların tarihsel ve günümüz örnekliklerini vermek bu yazımızın konusu değildir. Altını çizmek istediğim konu, bize çok daha yakın olduğuna inandığım bir tehlikenin gözlemlenmesidir.
Taassup; doğru veya yanlış olduğuna bakmaksızın, kendi mensup olduğumuz düşünce ve ekolün, her türlü düşünce ve inançtan üstün olduğuna inanmak.
Alemlerin Rabbi yüce Allah (c), gönderdiği emirlerle insanlar arasında zenginlik, makam, ırk, kavim-kabile, mezhep , meşrep, bölge, sınır bütün üstünlük aracı olabilecek taassupları yasaklamıştır. Bu saydıklarımızın hiçbirisini değil, sadece takvayı üstünlük özelliği olarak bize öğreten dinimizin ahlakıyla yetişen hiç kimsede ben sizin en takvalınızım diyerek büyüklenen bir ahlakta olmayacaktır. Dolayısıyla bu durumda insani ilişkilerimizde kimsenin kimseye üstünlük taslayacağı bir ilişki ortaya çıkmayacaktır.
Taassubun her türlüsünün insanlığa ne zararlar verdiğini hem vahyin öğretileriyle hem de yaşadığı toplumun pratik örneklikleriyle çok iyi bilen Önderimiz (s), Beni Mustakil gazası dönüşünde, Müreyse kuyuları başında su çekmek için kavga eden muhacirlerden Cehcah b. Said ve ensardan Sinan b. Vebre'nin, iman etmeden önceki taassuplarıyla kavimlerine yaptıkları çağrılarına yine kalplerinde kalan hastalıklarıyla icabet eden ensardan ve muhacirlerden Müslümanların bu tavrına karşı öfkelenir ve onlara “Bu yaptığınız cahiliyye tavrıdır” der. Önderimiz (s), onların bu tutumlarına akrşı, hala içlerinde ırksal taassup barındırmaları sebebiyle aşırı hiddetlenmiştir.
Taassubun her türlüsü ümmet yapısını çürüten zehirli bir kurt gibidir. Taassuplarımızı tek tek ele almak ve onların tarihsel ve günümüz örnekliklerini vermek bu yazımızın konusu değildir. Altını çizmek istediğim konu, bize çok daha yakın olduğuna inandığım bir tehlikenin gözlemlenmesidir.
Yüzyıllardır kafir ve zalimler her türlü taassubu yayıp körükleyerek bizlerin arasına kavgalar ve duvarlar örmektedir. Batılıların özellikle 19 yy sonlarından itibaren ekmeye başladığı ırka, sınırlara ve mezheplere dayalı yeni fitne tohumları kısa sürede bizleri hasta edecek zehirli meyveler vermeye başlamıştır. Masa başında çizilen sahte sınırlar, kutsanan vatan ve bayrak algısı Müslümanları ümmetçi şuurdan uzaklaştırıp milliyetçi algının kucağına bırakan bir süreci getirmiştir. Bu durum ümmetimizi sayısını bilmediğimiz parçalara ayırmıştır.
Zalimlerin en büyük sermayesi olan bu fitne oyunları en modern yüzüyle topraklarımızda cirit atmaya devam etmektedir. Saddam Hüseyin gibi bir zalim bahane edilerek işgal edilen Irak toprağımızda yapılan yıkımlar, milyonu aşkın kardeşimizin öldürülmesi, yağmalanan zenginliklerimizden çok daha beteri o topraklarda arap, kürt, türk, şii, sünni gibi bir takım taassupların tohumlarının ekilmesi ve bu tohumların çok kısa sürede meyva vermesidir. Bu gün şu kafirler topraklarımızı terk edip gitseler bile bizi saran bu taassuplar bizi kendi kendimizi katletmemiz için yeterli sebeplerimizdir. Örnekleri çoğaltmak mümkündür ancak altı çizilmesi gereken nokta bu oyunların senaryosunu yazan ve bundan çok büyük menfaatler elde eden onlar olduğu, oynayan, kaybeden ve kurbanı olan bizler olduğu gerçeğidir.
Bu durumu emperyal güçlerin bir tuzağı, bizlerinde inancımıza muhalif olarak yaptığımız büyük hatalarımız olarak değerlendirerek dikkatlerinizi biraz daha bize yakın zaman ve alanlara çekmek istiyorum.
Son 15 sene biz Türkiyeli Müslümanların ciddi manada kurumsal yapılara dönüştüğü bir dönemdir. Biz Müslümanlar yüce Allah'ın (c) dinine hizmet etmek gayesiyle vakıf ve dernekler kurarak, kurumsal çatılar altında davet ve irşad çalışmaları yapmaya gayret etmekteyiz. Yüzlerle hatta binlerle ifade edilecek sayıda olan kurumlarımızın gayesi sadece hizmet etmek için ayrı ayrı tabelalar olması gerekirken maalesef bizlerin elinde yeni bir taassuba dönüşmektedir. Alllah'ın (c) dinine hizmet etmek için sadece ama sadece bir tabela parçasından ibaret olması gereken kurumlarımız, bizleri tanışmaktan birarada olmaktan uzaklaştıran, hatta kurumlarımıza bir kutsallık, bir üstünlük izafe ettiğimiz ortamlar oluşturmaya başlamıştır. Biz ifadesini ümmetin her ferdi için kullanması gereken bizler, artık biz ifadesini kurumlarımız için kullanmaya başladık. Cemaat algımız ümmetin her ferdini kuşatırken şimdilerde sadece içinde bulunduğumuz kurumlardaki kardeşlerimizi kapsamaktadır. Bu durum beraberinde kurumsal enaniyetide beraberinde getirmeye başlamaktadır. Doğru benim, üstün benim o halde bana gelinmeli algısı dillerde dolaşmasada, davranış dillerimizde maalesef yer etmeye başlamaktadır.
Dünden gelen bir birikimle partici, tasavvufi ve tevhidi diye isimlendirilen meşrepler arasında varolan ayrılık, hoşlaşmama, ilişki kurmama ve hatta tavır alma durumu, şimdilerde aynı kitapları okuyan, aynı dersleri yapan, bakış açıları aynı, hatta seminerlerine davet ettiği konuşmacılarının bile aynı olduğu kurumlarda oluşmaya başlamaktadır.
Sadece Allah'ın(c) dinine hizmetkar olmada bizlere yardımcı olması gereken tabelalarımız, bizlere bir üstünlük aracı, bir enaniyet, tabelalara dayalı bir cemaat ve kardeşlik algısı, çok özür dileyerek yazıyorum hayırda yarış değilde bir sidik yarışı getiriyorsa, bu süreç bizlerin kalplerini birbirinden uzaklaştırıyorsa, o tabelaları ayaklarımızın altına alarak parçalamak hepimizin mükellefiyetidir. Yeni taassup hastalığımız kurumsal taassuplarımızdır. İşin acı tarafı bundan önce yaşadığımız taassuplarımız kafirlerin bize kurduğu tuzakların getirisi iken, bu yeni durum kendi ellerimizle inşa ettiğiniz bir süreçtir. Kanaatimce bu durum diğerlerinde daha iğrenç bir durumdur.
Değerli kardeşlerim, eğer bu yazıyı okuyan ve başka kardeşlerine ulaştıran olursa lütfen kimseyi yargılamadan idam etmesin! Bu tesbitleri önce kendi kurumlarımızı ve davranışlarımızı sonra diğer kurumların davranışlarını bir gözlemlesin, eğer böyle bu tarz yaklaşımlar görmezse yırtıp atsın bu yazıyı ama eğer bu kaygımı haklı çıkaracak örneklikler görürseniz o zaman bu yeni ortaya çıkan sıkıntılı durumu gidermek için hepimiz gayretli olmalıyız.
Eğer bizler dinimizin bizlere emrettiği gibi her türlü ırki, coğrafi, mezhepsel, cemaatsel taassuplardan sıyrılıp dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanları kendimize kardeş bilmez ve cemaat algımızıda kurumsal cemaat bakış açısından kurtarıp ümmeti kuşatan İslam cemaati suuruna getiremezsek yaptığımız çalışmaların ne etkisi ne de bereketi olacaktır. Rabbimiz, bütün taassuplardan sıyrılmayı nasip etsin, Kitabımız Kur'an'ın ve sahih sünnetin ölçüleriyle İslam kardeşliği ve İslam cemaati çatısı altında birleştirsin kalplerimizi.
Yorumlar 5
Allah sizlerden razı olsun Hakan kardeş, çok önemli konuyu gündeme getirmişsiniz. Bügün İslamın yeryüzünde şahidliğinin yapılması konusundaki en büyük yaralarımızdan birine değinmişsiniz. Vahyin Şahidliği ve Vahyin pratik yaşamı olan Rasulullah (a.s)'ın sünnetiyle Dünya İslam birliği ve kardeşliği mücadelesinde olmayan tüm oluşumlara karşı olmak artık elzem hale gelmiştir. Sivil toplum aldatmacaları ile Allah’ın asıl bizden istemekte olduğu İslam Toplumunun oluşturulmasın önü kesilmektedir. Kur’an’a iman etmiş Tevhid ve Adalet üzere bir dünya arzulayanların mezhep, tarıkat, hizip ve gurup gibi şeylere takılmaları sadece islamın önünde engeller oluşturur, İslam düşmanlarını sevindirir. Çünkü onların en çok kullandıkları ve sevindikleri şey budur. Bu unsurlar vahdet değil, ayrıştırma getiriyor. Taassub ve tutuculuktan hep düşmanlarımız kazanmıştır. Rabbim bizlere gerçekten İslam cemaatı olmayı nasıp etsin. Yolunda olmayı, yolunda kalmayı ve yolunda ölmeyi nasıb etsin.
Önemli bir konuya temas etmişsiniz.Allah razı olsun.
Tevhidin kıyısından geçmeyen inanç şekillerine mensup cemaat ve tarikatlerde bu gayet normal.Onları geçelim.
Neden “tevhid” söylemleri aynı olanlarda bu durum var? Yoksa tevhid bilinciyle kuşanmış olanlarda mı cemaatleşmiş? Yoksa bahsettiğiniz gruplaşmalardaki “tevhid” algısı mı farklı? “Tevhid” kaç çeşit algılanabilir ki? Zira çoğu grupların yazılanlarında çizilenlerinde aynı şey anlatılmakta bizim gördüğümüz.
Bir de bu konuda zaman zaman soru sorarak rahatsızlık verdiğimiz ve fakat cevap da alamadığımız “kardeş”ler de haklarını helal etsinler.Keza verilemeyen yada verilmeyen cevaplar, bu durumu destekler nitelik taşımaktadır.
Teşekkür Ederim.
Üzerinde durulması gereken bir konu işlenmiş…İslam olma sürecine girmiş insanlar sonrasında geçmiş örnekliklerden, ayetlere yüklenen anlamlardan,hadislerden mülhem halis niyetlerle cemaatleşme gereği duyuyorlar…Dernektir, vakıftır, STK’dır gibi kurumlaşmalar beraberinde gelişen bir durum. Bu aslında kaçınılmaz olarak bir kişinin veya üç-beş kişinin otoritesi istikametinde statüko oluşturması demektir. Geçmişte bu böyleydi şimdi de aksi düşünülebilecek bir şey değil…Dikkat edilirse şimdiki birçok kurumun çekirdek kadrosu, diğer kurumlardakileriyle bir şekilde geçmişi olan insanlardan müteşekkil. Dostluklar, kardeşlikler , çok özel paylaşımlar yaşanmış ama ne hikmettir bilinmez sonrasında ayrılıklar vaki olmuş. Şekilde görüldüğü gibi de başka kurumlar,başka cemaatler ortaya çıkmıştır, bundan sonra da çıkacaktır . Sorulduğunda hayırda yarışmak olarak nitelenen bu durum, denildiği gibi bana göre de sidik yarışından başka bir şey değildir…İslami hakikatlerin ters yüz edilmesi bağlamında ayrılıklar olsa anlamak mümkün ama öyle değil ki! Daha çok birilerinin egosu, abilik,üstatlık derdine düşmesi vb.gibi şahıs merkezli kaprisler önplanda!…Hiç kimse yoğurdum ekşi demiyor, hiç kimse diğergam olmaya yanaşmıyor, hiç kimse kendi benini feda etme cihetine gitmiyor…Bu halimizle sistemden, bizi tüketmeye çalaışanlardan şikayet etmeye hakkımız var mı ki?
Musluman ülkeleri emperyalistlerin eğemenliğinden kurtarmadan önce,
Bidat,Hurafe,Bağnaz ve Köhne fikirler,Mezhepler,Tasavvuf ve Tarikat,İsrailiyat ve Din adamı eğemenliğinden kurtarmak lazım.
İşte o zaman muslumanlar Allah’ın hakimiyetini yeryüzünde hakim kılar,Zilletten kurtulup İzzetle yaşarlar..
allah razı olsun önemli bir konuya temas etmişsiniz
