İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
18 Şubat 2015

“Laikliğe Veda” mı?

Dinin görünürlüğüne hiçbir şekilde tahammülü olmayan jakoben laiklik yerine, dinin, seküler egemenlik ilişkilerine müdahil olmadan toplumsal ve hatta siyasal alanda görünür olmasını kabul eden ılımlı laikliğe geçiş yaşanıyor. Fransız tipi laiklikten, ABD ve İngiltere gibi ülkelerde uygulanan Anglo-Sakson laikliğe geçiş yani…

18 Şubat 2015 3 dk okuma 9,7B okunma
100%

Türkiye’de bir şeyler değişiyor. “Eski Türkiye”den ve “Yeni Türkiye”den söz ediliyor. Düne kadar tabu olarak görülen kimi mefhumlar sorgulanıyor, yine tabu kabul edilen kimi yasaklar kaldırılıyor, önemli açılımlar yapılıyor.

“Eski Türkiye”nin iki temel tabusundan biri olan Kürt meselesinde ciddi açılımlar yapıldığı gibi, İslam’ın toplumsal ve siyasal alanlarda hâkimiyetinin de ötesinde görünürlüğünün ortadan kaldırılması tabusu konusunda da önemli gelişmeler yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor.

İslam’ın kamusal alanda görünürlüğü konusundaki açılımlar da, Kürt melesinde fıtri hakların iadesi noktasında atılan adımlar da haliyle Kemalist çevrelerde paniğe sebep oluyor, o çevrelerde panik atak nöbetleri yaşanıyor. İktidarın attığı her yeni adımla birlikte Kemalist çevrelerde bir “Laiklik elden gidiyor” yaygarasına tanık olmaktayız.

Aslında Kemalist çevrelerin tepkisinin yanında, aralarında “Yeni Türkiye”nin inşa sürecine aktif destek veren “eski” İslami kuruluşların da bulunduğu çoğu dindar çevrenin olup-biten karşısındaki heyecan ve aktif desteği de “laikliğin elden gittiği” algı ve kabulüne dayanıyor.

Birkaç hafta içerisinde yaşanan iki gelişmenin, “laikliğin elden gittiği” kabulü üzerinden her iki tarafta nasıl bir heyecan ve motivasyona yol açtığını gözlemledik, 12 yıldır olageldiği üzere.

Yaşananlardan ilki, İstanbul’daki Çapa Fen Lisesi okul duvarına, öğrencileri cemaatle namaz kılmaya teşvik ve davet eden bir afişin asılmasıydı.

Oda Tv adlı Kemalist internet sitesi söz konusu afişle ilgili hazımsızlığını "Laikliğe veda" başlıklı bir haberle dile getirdi. Oda Tv sitesinin bu “laikliğe ağıt” haberi, kimi dindar yayın organlarına farklı bir heyecanla aksediverdi!

“Laiklik elden gidiyor” gündeminin bir başka konu maddesi ise, TSK’da uygulanan “cemaatle namaz kılma yasağı”nın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararıyla kaldırılmasıydı.

Bu gelişme de Kemalist çevrelerde “din devletine gidiş”in göstergelerinden biri  olarak algılanırken, dindar çevrelerde oluşturduğu heyecan görülmeye değerdi!

Peki tüm bu olup-bitenler, gerçekten de Kemalist çevrelerin iddia ettiği gibi “laikliğe veda” anlamına mı geliyor? Yaşanan sürecin sonu, yaşadığımız coğrafyada birkaç asırdır Batı ve uzantıları eliyle vizyonda tutulmaya çalışılan laiklik filmi için son demleri mi işaret ediyor?

Bu sorulara olumlu cevap vermeyi ne kadar çok isterdim. Âlemlerin Rabbine karşı insan hevasının sistematik hale getirilmiş tuğyanını ifade eden, yaratmak gibi emretme yetkisinin de yegane sahibi Âlemlerin Rabbi'ne haşa had bildirme, neye karışıp neye karışmayacağını tayin etme hadsizliğinin adı olan laiklik kâbusundan uyanış için bir ışık görsem, bunu müjdelemeyi ne kadar çok arzulardım.

Ne var ki, olup-biteni doğru okumak ve her şeyi hak ettiği yere yerleştirmek gibi bir yükümlülüğümüz var. Ki mü’min olmak adil olmayı, adil olmak da hiçbir şeye hakkı olmayan bir anlam yüklememeyi gerektirir. Bunu yapmak doğrudan doğruya zulüm olur.

Kemalist çevrelerin “laiklik elden gidiyor” yaygaralarını anlıyoruz. Zira onların zihnindeki laikliğin İslam’ın “İ”sini duymaya bile tahammülü olmadığını biliyoruz. Bu sebeple de onların yaygaralarına bakıp laiklik kâbusunun sonuna geldiğimize hükmedemiyoruz.

Türkiye’de 12 yıldır olup-bitenleri, “Yeni Türkiye” için atılan adımların, karılan harçların niteliğini doğru okumaya çalıştığımızda şunu görmekteyiz ki, veda edilen şey laiklik değil, Kemalistlerin dünyada miadı dolan jakoben laisizmi.

Evet, bugün Fransız tipi laikliğin adım adım terk edilmekte olduğuna tanıklık etmekteyiz. Lakin onun yerine konulmaya çalışılan değer Âlemlerin Rabbi’nin hükümleri, Hududullah’ın hükümranlığı değil.

Dinin görünürlüğüne hiçbir şekilde tahammülü olmayan jakoben laiklik yerine, dinin, seküler egemenlik ilişkilerine müdahil olmadan toplumsal ve hatta siyasal alanda görünür olmasını kabul eden ılımlı laikliğe geçiş yaşanıyor.  Fransız tipi laiklikten, ABD ve İngiltere gibi ülkelerde uygulanan Anglo-Sakson laikliğe geçiş yani...

Tayyip Erdoğan’ın, Muhammed Mursi’nin Cumhurbaşkanı olduğu dönemde Mısır’da yaptığı konuşmada vurguladığı laiklik de buydu zaten.

Birileri, jakoben laiklikten ılımlı laikliğe geçiş sürecini, İslam’ın hâkimiyetine giden bir merhale olarak görüyorsa, kimsenin rüyasına müdahale etme hakkımız olamaz. Ancak, akidevi açıdan Fransız tipi laiklik ile Anglo-Sakson laiklik arasında milim fark olmadığını ve bâtıldan hakka giden bir yolun olamayacağını hatırlatmayı görev biliriz.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 6

M Muradi 01 Ocak 2012

İnsanların çoğunun din konusunda aldanmaya gönüllü olmasından dolayıdır ki egemen kesimler halkın din anlayışının sürekli güncellenmesinden yanadırlar.
İnsanlar mevcut şirk düzeninin din anlayışını sorgulamasınlar diye halkın dini yaşantısında kısmi ölçülerde rahatlatıcı düzenlemeler yapmak gerekir. Bu bazen ezan olur. Bazen başörtüsü veya İmam Hatip okulları şeklinde halkın önünün açılması şeklinde olabilir. Bu alanlarda yapılan düzenlemeler halk tarafından büyük nimet olarak algılanır. Çünkü onların sahte ilahlarla mücadele etmek diye bir düşünceleri zaten yoktur. İçinde bulundukları çarpık din anlayışı gereğince hem Allah’ı hem de tağutu razı etmeye çalışırlar. Bunu yaparken de ne tağutu ne de gerçekte Allah’ın ne istediğini bilirler. Böyle bir toplumun din konusunda kolaylıkla yönlendirilmesi mümkündür. Çünkü bu toplumun çoğunluğu sadece Kur’an’ın okunuyor olmasını bile yeterli görürler.
Eğer içeriğine bakacak olurlarsa bütün din algıları alt üst olur ve bunu da çoğu insan göze alamaz.

H hikmet erturk 01 Ocak 2012

Allah razı olsun kardeşim güzel hatırlatma ve tespitlerde bulunmuşsun. Maalesef görülen tablo bu.
Belki insanımız kolayına yaşamayı çok seviyor.Belki birilerinin sadece güneşli günlerde yürümekle hedefe ulaşılamayacağını da hatırlatması gerekiyor.Bu gün bu toplum kötünün iyisi tartışmaları ile gün/yol alıyor. Fakat şu bilinmeli ki; “Sadece köleler, sahiplerinden hangisi daha iyi daha kötü ve ya kötünün iyisi diye mukayese yaparlar.”(A.Şeriati)

F Fatma Ceren 01 Ocak 2012

İçlerinden çıkmış biri olarak şunu diyebilirim ki, kemalist düşünce için laiklik nasıl bir araç ise, bugün dindar kesim için İslam o hale getirilmeye çalışılıyor. ‘Var ama yok, sen yine de özünü savun’ anlayışı.. Laiklik elden gidiyor telaşesi, ancak iktidarın toplumun eline tutuşturduğu şekerlere sevinci/coşkusu/minneti artırıyor.

Eski taşlar yerinden oynayınca, yerinden çıkıveren din ‘yeni laiklik’ adıyla yeni devlet anlayışına uygun bir şekilde yerleştirilme uğraşısından başka bir şey değil bu!

Hamdolsun ki hakkı hatırlatan samimi müslümanlar hala var. Laikliğe vedanın neye merhaba olduğunu anlatan yazınız için teşekkür ederiz Sn. Hüseyinoğlu. Allah razı olsun.

Selamlar.

O Oktay Ünal 01 Ocak 2012

Bu gelişmler her ne kadar olumsuz gözüksede aslında değerlendirebilmek için zannediyorum hakkımızda hayırlı olacak. Nedeni de, toplumun beklentilerinin ne olduğunu, aslında islam deyince insanlarımızın ne anladığını üzerlerindeki baskı gidince anlaşıldı.Baskılar zamanı, gözyaşlarına karışan şikayetler, Allah' a yalvarmalar, hep birlikte dua etmeler insanımızın gözünde tam bir islami mücadeleydi ve bu baskıya maruz kalanlarda mücahid/mücahidelerdi. Fakat bu gelişmlerden sonra tam olarak gözüktü ki; aslında insanlar Allah’ın dininin yaşanmasının derdi yerine akıllarındaki dini yaşamanın peşindeymişler.
Kemalistler için nasıl ki vazgeçilmeyenler var şimdide bizim müslümanlarda da vazgeçilmeyenler olacak. Sanırım bundan yıllar sonra bu bozuk sistemin bekçileri kemalistler yerine bizim müslümanlar! olacak.

Konuyu sade ve öz bir şekilde anlattıp zihinleri tazelemeye sebeb olduğunuz için teşekkür ederim Sayın Hüseyinoğlu.

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Ve aleykum selam. İlginiz ve katkılarınız için ben teşekkür ediyorum. Rabbim yolunda sabit kadem olmaya gayret eden mü’minlerden razı olsun.

K Kadir 01 Ocak 2012

Değerli yazar “Âlemlerin Rabbi’nin hükümleri, Hududullah’ın hükümranlığı”
Nasıl olacak?
Nihayetinde İslam adına yönetime talip olanlar her ne kadar Allah’ın hükümleriyle hükmettiklerini söyleseler de, pratikteki uygulamaları sebebiyle bilerek yada bilmeyerek hata yapmaları kaçınılmazdır. Biz biliyoruz ki kullar hatadan ari olamazlar.
Mutlak manada kulların Hududullah’ın Hükümranlığını noksansız olarak yerine getirme imkanı yoktur.
Müslümanlar kendini yöneteceklerin İlah ve Rab olmadıklarını bilirler. İslami Yönetime talip olan Müslümanlar İslami anlayışları çerçevesinde hükmederler. Uygulanan hükmün, Rabbi’nin hükmü olup olmadığına mutlak mana da karar verecek olan Sadece Allah’tır. Bir birine muhalif İslami Anlayış sahipleri Allah’ın hükmünü uygulama konusunda farklı anlayışlar içerisinde olabilirler. Biri diğerini “Âlemlerin Rabbi’nin hükümleri, Hududullah’ın hükümranlığı”’nı uygulamamakla itham edebilir yada beğenmeyebilir ve onu Allah’ın hükmünü uygulamamakla suçlayabilir.
Bu bağlamda “Âlemlerin Rabbi’nin hükümleri, Hududullah’ın hükümranlığı” konusuna açıklık getirilmelidir. Hatadan beri olmayan kul “Âlemlerin Rabbi’nin hükümleri, Hududullah’ın hükümranlığı” nı nasıl pratize edebilir?
“İslami Yönetimin” başında bulunanlar, muhaliflerinin nazarında Allah’ın hükmünü uygulamamakla itham edildiklerinde ortaya çok ciddi problemlerin çıkması beklenir. Yönetimin başında olanlarda aynı suçlamayı muhalifleri için yapabilir? Bu durumda çözüm nasıl gerçekleşecek?
Selam ve dua ile.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.