M. İslamoğlu’na Açık Mektup
Kerbelâ’da Peygamber nesli mazlumları kılıçtan geçiren, tarihin asla kendilerini affetmeyeceği bir yerde saf tutan dönek Kûfe’lilerin gönülleri güyâ Hz. Hüseyin’den yanaydı ve kılıçları ise zalim/tağut Yezid’den yanaydı. Bunu siz de çok iyi bilenlerdensiniz. Gönül bir tarafta ve beden başka bir tarafta olması muhaldir. Mümkün değildir bu. Lafı uzatmanın mantığı da yok, gereği de. Gerçekten de kırdığınız potlar kırkı geçti, devirdiğiniz çamlar Anıtkabir’e yol oldu.
Bir kardeşimizin, yaşanan son gelişmeler karşısında, ‘Üç Mustafa’ yazısını kaleme alması da açıkça gösteriyor ki artık sabırlar taştı. Bu güne kadar kırılan potlar, devrilen çamlar yenilir yutulur cinsten değil. Korkarız ki bunların telafisi de pek mümkün değil. Bu ölçüsüzce konuşulanlardan dolayı her yerde başımızı öne eğer olduk artık.
Fikirlerinden ve kitaplarından bir zamanlar pek çok kardeşimizin faydalandığı, hattâ şahsından büyük beklentiler içine girilmiş olan M. İslamoğlu’na hitaben her birimiz ayrı bir (Açık) Mektup yazıp, yaklaşık olarakşöyle diyebilir miyiz acaba?
“Sayın Hocam; "Oy vermeyelim de, koy mu verelim" deyip, demokrasi tiyatrosuna katılmayı reddeden Müslümanlarla alay eder gibi ve sorumsuzca “Oy vermiyorsan koyveriyorsun” ucuzluğuna yöneldiğinizde, belki güvendiğimiz ve kendisinden bir şeyler beklediğimiz bir büyük veya hoca olarak size yakıştıramamış ve hayli şaşırmıştık. İlim adamı olarak oy verme konulu bir soruya daha etraflıca, ağır, oturaklı cevap vermeniz gerekiyordu. Aklımıza Lübnan ve Hizbullah örnekleri falan geldi. Fakat Tevhidî bir perspektifle, yeterince ve ilkesel olarak üzerinde durmak yerine, duygusal davranıp, teşehhüd miktarı eleştirmekle yetindik. Bir kardeşimiz ‘oy verenler koyverenler’ isimli uyarı yazısıyla size kardeşçe bir hatırlatmada bulunup ikaz ederken, biz beklemeyi tercih edip işi zamana bırakmıştık.
Atv’de yayınlanan siyaset meydanı’na çıkıp sıkı bir rejim eleştirisi yaptığınızda işte bu dedik. Söz böyle söylenmeli, sistem böyle reddedilmeli, statükoya böyle cevap verilmeliydi. Sizi er meydanındaki pehlivanımız, yüzümüzü ak edecek güreşçimiz sandık. Maalesef cezaevi çıkışınızın hemen ertesine denk gelen bir zamanda yaptığınız ve epeyce bir zaman size çevreden alkış aldıran bu güzel duruş, konuşma ve değerlendirmeler de çok uzun sürmedi. Onun da üzerinde durmadık ve geçip gittik.
Tevhidsiz Adalet söylemlerinizle; "Devletin imanı adalettir. Adaletli devlet Mü'min devlet olur. Kim yönetirse yönetsin. İster gayri Müslim, ister Müslim yönetsin... Allah adaleti emreder. Dolayısıyla kim olursa olsun, yöneten ne ile yönetiyor olursa olsun. Yönetenin ideolojisi, dini, inancı ne olursa olsun. O tali bir hadisedir. Bir numaralı emir, yöneticinin adil olmasıdır." dediğinizde sapmanın açısı ve çapı iyice büyümüştü. Halbuki meâlinizin Ma’un suresindeki giriş bölümünde bunun aksini söylüyordunuz. Tevhid ve adaleti bu dinin iki kanadı şeklinde tanımlayıp tarif ediyordunuz. Buna rağmen son dönemlerde tevhidsiz de adaletin sağlanabileceğini dillendirip, devletin dini imanı olmaz demeye başladığınızda kendinizle çeliştiğinizi mutlaka size göstermeliydik. Bu duruş ve eksen kaymasını anlayanlar anlamayanlara göre çok azdı. Size yönelik ciddi, samimi ve tutarlı eleştirileri galeye almıyor, kulak asmıyor ve hız kesmeden yola deva ediyordunuz. Bir taraftan acaba haklı yanlarınız olabilir mi derken diğer taraftan ayağımızın altının kaydığını fark edemedik. Ve biz insanlara derdimizi anlatana kadar, zaman su gibi akıp geçti ve bu sefer de referandum belası geldi dayandı kapıya.
Ve Referandum atmosferindeki bir Cuma minberinden, “Bu bir referandum değil, seçim değil, bu bir hayat memat meselesidir.Bu sizin kendi iradenize sahip çıkıp çıkmama meselesidir... Sadece oy vermekle yetinirseniz bu pasifliktir. Allah önünüze bir fırsat çıkardı. Allah rızası için meselenizi sahiplenin... Devleti kimlerin yönettiği önemli değildir, önemli olan adaletli mi adaletli değil mi, budur...” dediniz. Geçiş dönemi, maslahat, ruhsat, azimet falan diyenler olduysa da içimiz rahat değildi. Bu sözler sahibini sıkıntıya düşürecek boyutta ve yenilir yutulur cinsten değildi oysa.
Kimilerinin taa Amerikalardan “Mümkünse mezardakileri de kaldırarak”evet, “Dünyanın dört bir yanına dağılmışlar”la evet,“Milletin istikbali adına çok önemli düzenlemeler bulunduğu” için evet denilmesi gerektiğini söylediği bir ortamda…..
Kimilerinin; “12 Eylül günü, umre için bile olsa sandık başına gitmemek, evet dememek büyük vebaldir. “Mevcut anayasanın prangalarından kurtulan Türkiye, dünya ekonomisinde, dünya siyasetinde söz sahibi olacak. Sadece Türkiye’nin değil, Ortadoğu’nun hatta bütün dünyanın geleceğini etkileyecek bir halkoylaması olacak… Türkiye’nin gelişmesine, insan hak ve özgürlükleri açısından uygar ülkeler seviyesine yükselmesine, gelişmiş ülkelerdeki standartlarda bir demokrasiye kavuşmasına, hukukun kast sisteminden kurtarılmasına, nitekim ülke idaresinin askerî vesayetten kurtarılmasına hizmet edeceği için bu anayasa değişikliği paketine ‘evet’ denilmeli.” dedikleri bir vasatta…..
İşin doğrusu çoktan beridir insanımızın kafasını kazan gibi karıştırmış, eski yazdıklarınıza, konuşup söylediklerinize bakılırsa tam anlamıyla Müslümanları ters köşeye yatırmıştınız.
Oturup çuvalımızdaki pirincin taşlarını ayıklamaya koyulduk. Sayenizde çuvalımızdaki taşlar giderek çoğalmaktaydı. Fakat bizler size güvendiğimiz için bunun farkına varmakta epeyce geciktik. Çünkü bizler sizden epeyce yüklü bir beklenti içine girmiştik. Üzülerek şahit olduk ki; kendi ifadenizle bize pirinç hatırına resmen koca koca taşları yediriyordunuz. Oysa taşları ayıklamak gerektiğini, pirincin hatırına taşın yenilemeyeceğini ve bir çuval pirinci de içerisinde birkaç küçük taş var diyerek döküp yazık etmemeyi siz anlatıp öğütlemiştiniz onca zaman bize.
Kalkıp itiraz edelim, konuşup ikaz edelim dediğimizdeyse “Alim'lerin eti zehirlidir, yiyen iflah olmaz” sözlerinizi hatırlayıp öylece oturduk yerimize. Yanlış yapıyor olmayalım dedik. Koca koca insanların, müfessir ve muallim sıfatına sahip onlarca kitabı, ciltlerce yazısı olan güzelim insanların karşısına çıkıp geçmişini, sistem dışı/muhalif, tevhidi duruşunu, kitaplarını, yazılarını kalkıp kendisine hatırlatmanın ihtimal o ki, bize bir şey kazandırmayacağı üzerinde düşünmeye başladık bu sefer de.
“Tevil’in Tahrife Dönüşmesi” diyerek meâliniz, kaynakları, alıntılarınız ve alıntı ahlâkınız hakkında hacimli bir kitap halinde size karşı eleştiri yazıldığında; işin fazlaca abartılıp büyütüldüğünü düşünmüştük.
Bunca ipucu ve sizin açık söylemleriniz üzerine; şimdi oturup düşündüğümüzde tamamen değilse bile bu minvaldeki ve temelden yapılan söz konusu net eleştiriler yerinde ve haklı yorumlarmış galiba..! Perşembenin gelişini çarşambadan görüp avaz avaz haber verenler olmuş ama biz anlamak istememişiz demek ki.
Hattâ beyin sürçmesi ve dil sürçmesi derken korkarım ki buna bir de “yürek sürçmesi”ni eklemek zorunda kalacağa benziyoruz. Evet sizin yüreğinizin sürçmüş olduğunu/olabileceğini düşünüyoruz.
Artık son olayla bardağı taşırdınız ve olan sabrımızı da tükettiniz. Arş-ı a’lâ’yı titrettiniz adeta. Anıtkabir ritüellerinin sorulduğu "Ulustan Ümmete” gibi son derece anlamlı ve kimlik aşılayıcı bir isim taşıyan, üstelik sizin kendi televizyon kanalınızda yayınlanan söz konusu programın ilk bölümünde; Hamza Türkmen’in programında "Allah Rasulü namaz için Kudüs'e dönerken gönlü Kabe'deydi. Önemli olan gönlünüz dönmesin. Gönlünüz kıblesini biliyorsa mesele değil" dediniz onca müslüman izleyicinin gözünün içine bakarak. Tüm söylediklerinizi, savuna geldiğiniz değerleri, duruşunuzu, geçmişinizi bir çırpıda silip çöpe attınız. Bunu ne için yaptığınıza halâ bir anlam verebilmiş değiliz. Resmen kendi üstünüzü kendiniz çizdiniz. İnsanların gönlündeki yerinizi yerle bir edip, hatırınızı ve kıymetinizi düşürdünüz.
Yüzde yüz helal olacak dediğiniz kendi ekranınızdan, kendi söylemlerinizle bizleri zehirlemeye başladınız alenen. “Hilâl Tv 'amaç'ı asla 'araç'a feda etmez. 'Amaç' ile 'araç' arasındaki ehem-mühim dengesini titizlikle gözetir. Vahyin haramlarla ilgili çektiği kırmızı çizgi Hilâl Televizyonu'nun da kırmızı çizgisidir, aşılamaz” diyerek bir çizgiyi ve ümidi taahhüt ediyordunuz ama artık bütün bunlar lafta ve kâğıt üzerinde kalmış eski güzel sözlerdi. Geçmişte kalan iyi niyetli temennilerdi.
Sayın hocam, siz de pekâlâ bilirsiniz “heyhat minezzille/ zillet bizden uzaktır” sözü hepimiz için izzeti ve onuru, ilkeli olmayı, dik durmayı, zalimlerle uzlaşmamayı ve kimlik olarak tavizsizliği anlatır. Birileri yanlış yaptığında, düşmanla iş birliğine gidip, safını değiştirmeye yeltendiğinde, söz, tavır ve duruşlar haysiyetini yitirmeye başladığında, üzerine ayak bastığımız zemin altımızdan kaymaya yüz tuttuğunda hep bu deyim aklımıza gelir. Sizin bu tavrınız da dudak ısırtan/uçuklatan, pes artık dedirten cinsten.
Bizler; “Fe eyne tezhebun / Bu gidiş nereye” diyerek Kur’anî bir soru ve sorgulamayla perçinleriz kıblemizi ve istikametimizi. Her türlü rota ve eksen kaymalarında kendimizi bu soruyla frenleyip dengede tutmaya çalışırız. Öyle değil mi? Biz şimdi size ‘bu gidiş nereye’ demeyelim de ya ne diyelim?
***
Bilinen hikâyedir; adamın biri "Kurban" konusunu anlatıyormuş: "Çocuğu olmayan Hz. Davud, Allah'a dua etmiş ve 'Ya Rabbi, bana bir kız çocuğu ver, onu sana kurban edeyim' demiş... Dua tutmuş; Davud, kızının adını Ayşe koymuş... Gel zaman git zaman, çocuğun kurban edileceği zaman gelmiş. Hz. Davud kızı yatırmış, tam boğazını kesip kurban edecekken Azrail gökten bir keçiyle çıkagelmiş ve 'Kızı bırak, al bu keçiyi kurban et' demiş..."
Dinleyenlerden biri dayanamamış:"Yahu bunun neresini düzelteyim... Hz. Davud değil Hz. İbrahim, kız değil erkek, Ayşe değil İsmail, Azrail değil Cebrail, kurban edilen de keçi değil koç olacaktı!"
Kerbelâ’da Peygamber nesli mazlumları kılıçtan geçiren, tarihin asla kendilerini affetmeyeceği bir yerde saf tutan dönek Kûfe’lilerin gönülleri güyâ Hz. Hüseyin’den yanaydı ve kılıçları ise zalim/tağut Yezid’den yanaydı. Bunu siz de çok iyi bilenlerdensiniz.
Gönül bir tarafta ve beden başka bir tarafta olması muhaldir. Mümkün değildir bu. Lafı uzatmanın mantığı da yok, gereği de. Gerçekten de kırdığınız potlar kırkı geçti, devirdiğiniz çamlar Anıtkabir’e yol oldu. Batıl yönetim sizler ve sizin gibiler sayesinde meşru ve meşhur oldu. Çok değil bundan on-on iki yıl öncesinde memleketin önde gelen hocaları iktidara yirmi beş yıl süre tanımaktan ve avans vermekten bahsediyorlardı. Siz ise kredi vermekle kalmadınız, rejimin hayatiyetini sürdürmesi için ihtiyaç duyulan kanı gönüllü vererek işi hayat memat meselesine dönüştürdünüz. Oy vermekle yetinmeyi yanlış buldunuz ve bu beşerî/tağutî/cahili yapıyı Allah rızası için sahiplenmeyi öğütlediniz bize.
Adalet kavramının içini boşaltıp yozlaştırdınız. İbadeti siyasetten, akideyi de amelden ayırdınız. İlan edilmemiş, üstü örtülü sekülerleşmenin, liberalleşmenin ve gümbür gümbür gelen laikliğin ayak sesleriydi bunlar. Nur topu gibi bir Anıtkabir ibadetimiz olacak, bambaşka bir istikamet ve kıble kavramına doğru gönlümüz dönecek sayenizde.
Bu saatten sonra, eğer siz de bir zamanlar Ali Ünal’ın yaptığı gibi geçmişte yazdıklarınızı ve kimi eserlerinizi reddederseniz hiç şaşırmayız inanın buna.
Bilesiniz ki; iman kardeşliğimiz hatırına bunları ve daha pek çok benzerlerini yazıp söylemek, gerçekleri size hatırlatmak, tevbe edip gittiğiniz yanlış yoldan, yöneldiğiniz istikamet ve kıbleden geri dönmenizi, tekrar aramıza katılmanızı istemek, hem hakkımız ve hem de ahlâken sorumluluğumuzdur.
Biz, her ihtimale karşı, kendi ifade ettiğiniz gibi “dilinizin size ihanet etmiş olduğunu” var sayıyor ve (inşallah çok yakın zamanda) sayılan bu sapma/kayma ve tahriflerden kurtulmanız için Rabbimize dua ediyoruz.
Her şeye rağmen yüreğinizin kulağı ile bizi dinleyeceğinizi ve size karşı kardeşâne sarf ettiğimiz şu sözleri inşallah gönül terazisinde tartacağınızı ümit ediyoruz!”
Evet benzer içerikte birer mektup yazarak, ya da mümkünse randevu alıp bizzat M. İslamoğlu’nun karşısına geçerek, bildiğimiz hakikatleri kendisine tekraren söyleyip hatırlatmak, bu tuhaf yanlıştan dönmesini istemek, kardeşlik hukukumuzun ve imanın bizlere yüklediği bir sorumluluktur diye düşünüyoruz.
Vesselam..!
Yorumlar 20
Müminin Sevgisi de Buğz’u da Allah için olmalı..Alttaki alıntısını yaptığım yazınızın küçük bir bölümü bunun açık örneği olmalı..Bu açık uyarınıza Yürekten katılıyor ve destekliyorum ve ŞAHİD olduğumu da beyan ediyorum..SAYGILARIMLA Sevgili kardeşim.
.......................
"Bilesiniz ki; iman kardeşliğimiz hatırına bunları ve daha pek çok benzerlerini yazıp söylemek, gerçekleri size hatırlatmak, tevbe edip gittiğiniz yanlış yoldan, yöneldiğiniz istikamet ve kıbleden geri dönmenizi, tekrar aramıza katılmanızı istemek, hem hakkımız ve hem de ahlâken sorumluluğumuzdur.
Biz, her ihtimale karşı, kendi ifade ettiğiniz gibi “dilinizin size ihanet etmiş olduğunu” var sayıyor ve (inşallah çok yakın zamanda) sayılan bu sapma/kayma ve tahriflerden kurtulmanız için Rabbimize dua ediyoruz."
Selamun aleyküm,
Yorumlar eklenmeyecekse ne anlamı var yazmamızın! O zaman bu linkide kaldırın. Yada yürekli olalım derim. Kınamalar ne yapabilirki mü’min’e?
Biz müslümanlarda birbirimizin fikirlerine tahammül edemiyorken düşman ne yapsın! selamlar
EDİTÖRÜN NOTU: Sayın okurumuz ne yazık ki birkaç gündür sitede teknik arıza vardı. Sanırız site tekrar yüklenirken bazı veriler, yorum ve yazılar da silindi. Kasti bir yorum yayınlamama durumu olmadığını bilmenizi isteriz.
İlk eğilim 2007de
Hilal tv kurucularından yönetim kurulundan bir komşuma sormuştum (2007)
M.İslamoğlunun seçimler hakkında tavrı nedir
şu cevabı almıştım
“Bir şehirde kanalizasyon inşaatı varsa bu inşaatta Müslümanlar da yer almalılar”
dediğini söylemişti.
Coşkun kardeş Allah razı olsun.
Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla
1.Asra andolsun;
2.Gerçekten insan, ziyandadır.
3. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesna.
kardeşler eleştirecek ,taşlayacak kimse kalmadı alimlerimizi sıraya koyduk herhal fatma hanımın yazısı dikkate alarak mustafa hocayı taşlıyorsunuz ..peki kendisini ziyaret edip konuştunuzmu nasıl bir düşüncesi var biliyormusunuz<bildiğinizi<sanmıyorum bu din bize bunu mu öğretiyor koy kardeşini çalkala bu bir vebaldir kendisiyle görüşün anlayın dinleyin fatma hanımın söyledikleri gerçekten bir ruya size bir tavsiye önce tanıyın kendini bilmeyen köşe yazarları gibi konuşmak için yazmayın..biz müslümanız ön yargılarımızı bir kenara bırakmalıyız...piriç taş misali diyorsunuz siz ne yapıyorsunuz ilme adanmış bir ömrü bir çırpıda kaleminizle yok ediyorsunuz ...size temin ederimki tanıdığınızda çok üzüleceksiniz yazınız için pişman olacaksınız ben takip eder kitaplarını okurum siz sadece işinize gelen yeri cımbızla almışsınız....allah resulünün metodu bumuydu sizin müslümanları yerden yere vurduğunuz kadar kafirlere hakaret etmemiştir...unutmayın kalemde canlıdır yazdığınızdan rahatsanız eminseniz ne ala yok deyilseniz allah yardımcınız olsun kardeşim...
Sevilay bacım olaya kuşbakışı bakıyor sanırım baktığı noktada haklı ama ben bizatihi şahidlik uyarma noktasında giden kişilerin hocanın kapısından tv müdürü-vakıf müdürü kapıkullarınca içeri dahi alınmadıklarına ne söylenecekse kendilerine söylenmesi gerektiğini söyleyip kardeşlerimizi hos olmayan tavırlarla uzaklaştırdıklarına şahidim. Bu kadarda iyimser olmayalım derim bacıma. Taslanan hoca tasların nereden geldiğini yada uyarılan konuların bilincinde olmayan bir insan asla değil merak etmeyın senden benden daha iyi biliyorlar.Bacım kurtlar sofrasında kuzu olmak bize yakısmaz. Biz müslümanız.Alnımız ak.Başımız dik. Yasantımızsa çarşaf çarşaf ortada. Neyımız var neyimiz yok meydanda.Sorarım siz gibi kardeşlerime bu insanların hayatlarını mercek altına alabilirmisiniz. Ben zaten bir kardeşiniz olarak bu insanları rabbime havale etmişim. Rabbim en iyi hesap görendir. O adildir. Onun ilmi herşeyi kuşatır. Ondan geldik ve ona sıgındık.
Sevilay hanım,
Fatma hanım’dan öncede sizin hocanız,aliminiz bu tür eleştiriler alıyordu. Tek fark onun yazısı daha çok ses yaptı o kadar. “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” derler. Alim kavramına gelince; çok bilen değil , bildiği ile amel edendir.
Sn. İslamoğu’yu herkes kendi tarafında görmek ister ama önemli olan onun gönlünün kimde olduğudur.
Vesselam.
Bu tür yazıları,mektupları,uyarıları gerçekçi bulmadığımı/bir işe yaramadığını ifade etmek isterim.İslamoğlu’nu yıllardır dikkatli takip eden birisi şimdiki durduğu noktayı şaşırtıcı bulmaz.işin özü her insan kendini yaşıyor kitleleri peşine takıyor.
Biraz durup düşünelim düşünsel olarak doğru yerde olan ama toplumsal alandan gittikçe uzaklaşan Müslümanlar bunu ne ile izah edebilirler.
Bizlerin ne kadar etki alanı var??
Yo mu?
O vakit İslamoğlu’na daha çook mektup yazarır.
selametle
Bu yazıyı veya eleştirileri yersiz bulan müslümanlar acaba kendileri İslamoğlu’na yönelik daha itidalli bir eleştiri ortaya koysalar da bizler de yararlansak nasıl olur?
Hoca’nın Anıtkabir gafını/kıvırmasını kaldırabilecek türden tahammülkâr bir mideye sahip, geniş meşrepli olabilen kardeşlere söylenecek bir söz bulamıyorum.
İslamoğlu hocanın aslında bizimkisi gibi yüzeysel ve konuları teyet geçen değil, çok daha sıkı, sahici ve irkiltici, ayıktırıcı, derin/ciddi, ilmî eleştirilere ihtiyacı olduğu ortada.
Bizimkisi tavrımızı ve tepkimizi ortaya koyma sadedindedir. Sonuçta kendisine yöneltilecek eleştirilere dair adeta girizgahtan öteye geçmeyecek türden bir uyarı ve hatırlatmadır aslında yaptığımız. Bu kadar da kırılgan, alıngan, çıtkırıldım olmaya gerek yok. Herkes gibi İslamoğlu’da bir beşerdir ve nasihate, eleştiriye ve zaman zaman hatırlatmalara ihtiyacı vardır. Onun yoksa bizlerin vardır.
Üstelik biz itham etmiyor, iftira ve zanda bulunmuyor, hakaret etmiyor, söylendiği gibi taşlamıyoruz da! Yaşadığımız gerçekleri, kıble ve eksen kaymasını görüp dillendiriyoruz o kadar.
İslamoğlu artık o sizin bildiğiniz eski İslamoğlu değildir kardeşler. Buradan böyle görünüyor, nereden bakıyorsunuz siz?
Biz yazı ile kolay yoldan, oturduğumuz yerden hocayı uyarıp eleştirmiş olalım. Diğer kardeşlerimiz de bizzat yanına giderek ikaz ve hatırlatmada bulunsunlar, eleştirsinler yüzüne karşı. Randevu alabilirlerse, tahammül ve müsaade ederlerse onun bu zikzaklarını yüzüne vurmanıza tabiiki.
Kraldan çok kralcı olmaya gerek yok. İslamoğlu eski durduğu yerde durmuyor, yanlış işaretler veriyor, farklı hedef ve kıbleleri gösteriyor artık. Gönlü başka yerde, kendisi başka yerde duruyor. Bunu görmek için sanırım allame olmaya da gerek yok.
Artık ok yaydan çıkmıştır. Olan olmuş, atı alan çoktan Üsküdar’ı geçmiş ve İslamoğlu sistemin dümen suyuna girmiştir. Ve artık laik rejimin kim bilir hangi sahillerinde kulaç atmaktadır? Bilen var mı?
Üzüm yiyenleri bile, bağcıyı dövmekle itham edip suçlayacak olanlar hep olmuştur bunu da biliyoruz. Vesselam..!
mustafa islamoğlu kuru bilgiler ile bizi kandırsın. var mı rejime karşı bir duruşu yok, firavunun karşısında musa değilsen istediğin kadar konuş islamoğlu. sana kanal da kurdurular okul da açtırırlar...
Kimse kutsal değildir tabiki eleştirilir.makale dili incitici olmamakla beraber yorumcuların aşağılayıcı uslubu düşündürücü özellikle anlayamadığım “rejime karşı dik duruş” nasıl olacak onu merak ediyorum.dik durmayı öğütleyen kardeşler bizlere bir tarif etseler iyi olur.Hamasi nutuk atmak kolay olandır.
selametle kalın
İNSAN MADDE VE MANADAN YARATILMIŞ BİR CANLIDIR. BU İKİ DEĞİŞİK YAPININ HANGİSİ AGĞIR BASARSA O AĞIR BASAN TARAF HER DAİM VİTRİNE ÇIKAR.ALLAH AZZE VE CELLE YARATMIŞ OLDUĞU İNSANIN BU YAPISINA SÜREKLİ VURGU YAPAR .Kİ O DEĞİŞKEN ÇAMUR ÖZELLİĞİNİN TESİRİ ALTINA GİRİP O YÖNDE İSTİKAMET ETMESİN DİYE .ALİ İMRAN SURESİ 8. AYETTE ŞÖYLE BİR DUAMIZ VARDIR BİZİM (Böyleleri şöyle der): «Ey Rabbimiz, bizleri doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi kaydırma, bize katından rahmet bağışla, kuşkusuz sen bağışı bol olansın.>>>
GÖRÜLDÜĞÜ ÜZERE BU AYET TEK BAŞINA BİR ÇOK ANLAM İÇERMEKTEDİR. SAYIN MUSTAFA İSLAMOĞLUNUN YAHUDİLEŞME TEMAYÜLÜ KİTABINDAN TUTUN DA SÖZÜN GÜCÜ KİTABINA KADAR BİR ÇO NEŞRİYATINDA MAKALE SAHİBİNİN ELEŞTİRİLERİNİ HAKLI ÇIKARACAK BİR ÇOK DELİL VARDIR.KENDİSİYLE 2004 YILINDA AKABE VAKFINDA KISITLI BİR ZAMANDADA OLSA GÖRÜŞME İMKANI BULAN BİRİ OLARAK O GÜNLERDEN HEMEN SONRA ELEŞTİRİLERİMİ KENDİSİNE MEİL OLARAK GÖNDERMİŞTİM. AMA GELEN CEVAP TA ARTIK BİR DAHA KENDİSİNE BÖYLE BİR USLÜPLA MEİL GÖNDERİLMEMESİNİ İSTİYORDU. ELEŞTİRDİĞİM KONULARDA İSE BİR AÇIKLAMA YADA İKNA EDİCİ BİR CEVABI YOKTU. ALİMLERİN ÖLÜMÜ ALEMİN ÖLÜMÜ GİBİDİR DEN HAREKETLE VİTRİNE OLMUŞ BU GİBİ İNSANLARIN YILLAR ÖNCESİNİN SÖYLEMLERİNDEN FARKLI BİR TUTUM SERGİLİYOR OLMALARI GERÇEKTENDE ESEF VERİCİDİR. APAÇIK KÜFÜR SİSTEMİNE VE ONUN TÜRKİYEDEKİ BANİSİNİN KABRİNİ ZİYARETİ BİLE BÖYLESİNE TEVİL ETMEK İZAN VE İNSAFA SIĞACAK GİBİ DEĞİLDİR. OY VERMEYEN İNSANLARI HARİCİLER GİBİ GÖSTERİYOR OLMASIDA APAÇIK BİR ZULÜMDÜR. GEÇMİŞTE KADI İYAZ GİBİ,MUHYİDDİN ARABİ GİBİ RESULULLAHI RESMEN İLAHLAŞTIRAN BİR ÇOK TASAVVUF ÖNCÜLERİNE BİLE RAHMET GÖNDEREN BİRİSİ OLARAK ZATEN ARTIK MUSTAFA İSLAMOĞLUNU MAALESEF FETHULLAH GÜLENLEŞEN BİRİ OLARAK GÖRÜYOR VE BİR AN ÖNCE BİZLERDE TÖVBE EDİP RABBİNE YÖNELMESİNİ MURAD EDİYORUZ VESSELAM
Bu kardeşimizin serzeniş dolu yazısı bana 1982 lerde almanyada iken bir alman gencinin müslüman olması dolayısı ile ,bir başka müslüman olmuş almanın arasında geçen şu konuşmaları hatırlattı bana. hikaye aslında uzun ama özet olarak müslüman olmaya karar vermiş olan bir alman gencine almanlara hocalık yapan bir müslüman almanın yönelttiği şu sorular ve tavsiyeler gerçektende çok ama çok dikkat çekici idi diyorduki alman hoca ey genç arkadaşım eğer senin müslüman olmana şurada bulunan bu cemeat sebeb olmuşlarsa sen erken dönüş yaparsın eğer bunların içersinden herhangi birinin senin üzerindeki etkilerinden dolayı müslüman oldunsa yine erken dönüş yaparsın veya başka bir sevgi veya aşk yüzünden bir karara vardınsa gene dönüş yaparsın onun için bana samimi anlat sen gerçekten islamı anlayarakmı yoksa hatıra gönülmü müslümanlığı seçtin diye sordu gencin kafası yere döndü ve hocam ben bir arkadaşımın güzel davranışları nedeniyle bu dini seçtim -hoca öyle ise yine erken dönüş yaparsınız dedi ,genç- peki hocam ne yapmalıyım dedi öyle ise ? hoca-islamı iyice araştırarak ne kadar muazzam bir inanç olduğuna kani olduğun zaman dedi.şimdi bu kardeşlerimiz bazı yazılarında mürşide müridew evliyaya karşı tepki gösterdikleri yazılarını okuduğumuzda bu kimselerin şahıslara değil gerçek manada islama dine ve tevhid ve akaide önem veren kimseler olmaları hesabıyle böyle yadıklarımı sanırdım meğerse bu kardeşlerimizinde islam oğlu gibi bir mürşidleri var imiş ve islam oğlundaki bazı hataları keşfedince ey vah demeye başlamışlar,ama benim nacizane değerlendirmem bir devletin yönetimini idrak edebilmemiz için ilk kurulan islam devletinin ilk kurucusu hz peygamberin ehli küfre karşı nasıl sabırla metanetle ve nasıl olgun ve yumuşaklıkla çevresindeki kabileleri bir araya getirdiğini iyi öyrenmek ve meseleye sadece benim dediğim doğrudur açısından değilde acaba resulün takdiği ve tebliği nasıldı diye bakmalıdırlar her şeyi küfür adderek hemen ona karşı çıkmak ve eleştirmek yerine birazda insaf süzgecinden geçirmek lazımdır diye inanıyorum saygılar
SA
Değerli kardeşlerim. Aslında ortada iki yaklaşım var. Bir tanesi demokrasi sistemini şirk gören ve kesinlikle hiç bir şekilde yer alınmaması gerektiğini düşünen görüş diğeri ise bu sistemde müslümanlarında yer almasını doğru bulan görüş. Mısırda müslüman kardeşler, filistinde hamas, Türkiye de bir çok cemaat, Fas ta Tevhid ve Islah hareketi, Tunus’ta Nahda hareketi vs. hepsi siyasetin içinde. Acaba bu hareketleri yönetenler ve müntesipleri şirk içerisinde mi? Olaya metod farkı olarak bakılamaz mı? Yusuf peygamber yıllarca şirk düzeninde danışmanlık yaptı, peygamberimiz Hudeybiye’de müşriklerle antlaşma yaptığında Hz. Ömer Ya Rasullalah sen peygamber misin? diye çıkışarak yapılanı kabul etmedi ama sonra bu hareketi için yıllarca tövbe ettiğini söyledi. Ben şuna inanıyorum bugün mekke döneminde yaşasa idik ve kabe putlarla dolu olsaydı Kabede namaz kılanları şirkle suçlardık. Yada Hudeybiye de olsak ve antlaşmayı yapan peygamber değildi günümüzden bir alim olsaydı onu müşriklerle antlaşma yapan satılık alim olarak anardık. Mustafa İslamoğlu’nun Anitkabiri onayladığını, yada oraya gönül rahatlığıyla müslümanların gidebileceğini ve orada tazimde bulunabilineceğini onayladığını mı düşünüyorsunuz? Bizim gibi düşünmüyen insanları eleştirelim ama lütfen dikkat edelim onları eleştirirken önce onlar için dua mı ediyoruz yoksa hah tamam işte ben size diyordum mu? diyoruz. Unutmayın peygamberimiz bile bile bir münafıkın cenaze namazını kıldı. Bir müslümanı hele ki bir alimi böyle mi eleştirirdi. Hepiniz Allah’a emanet olun
EDİTÖRÜN NOTU: Sayın okurumuz, öncelikle şunu belirtelim ki “Yusuf peygamber yıllarca şirk düzeninde danışmanlık yaptı” cümleniz tam analmıyla Hz. Yuısuf’a açık bir iftiradır. Yusuf Suresi’nin iyi okursanız, Yusuf (a.s.)'ın şirk sisteminde danışman değil, şirki ortadan kaldırarak dilediği gibi hareket etme selahiyetiyle Mısır’a hakim olduğunu görürsünüz. Hudeybiye konusu da şirkle ilkesel uzlaşma ve hak ile batılı birbirine karıştırma gibi bir duruma asla delalet etmemektedir. İki ayrı devlet arasında imzalanan bir siyasi anlaşmadır. Kabe ile ilgili söyledikleriniz ise, tıpkı Mustafa İslamoğlu’nun kıyasları gibi malesef ilgisiz, bâtıl bir kıyastır. Lütfen yanlışları savunmak için Peygamberlere bühtanda bulunmak yanlışından kaçınalım. Allah’ın apaçık emri tesettürü kız öğrencilere yasaklayan, faize dayalı bir ekonomi yöneten, genelevleriyle, ulusal kumarlarla (ki İddaa adlı kumarı bizzat bunlar getirdi) ülke yöneten bir kadroyu savunmak, onların durumlarını meşrulaştırmak için İslam’ın ölçülerini eğip bükmeye kalkışmayalım.
SAYIN İBRAHİM BEY
SİZİN MUTEDİL OLALIM YAKLAŞIMINIZA KATILMAKLA BERABER SAYIN EDİTÖRÜN CEVABEN YAZMIŞ OLDUKLARI KONUYU NETLEŞTİRMESİ BAKIMINDAN ÇOK YETERLİ GÖRÜNMEKTEDİR.
ZİRA GEREK HZ YUSUF İLE İLGİLİ KISSA GEREKSE HUDEYBİYE ANLAŞMASINDA BİR UZLAŞMA SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. KALDIKİ BİR AYETİ KERİMEDE RABBİMİZ ŞÖYLE BUYURMUYORMU ( ““VE SAKIN ZALİMLERE MEYLETMEYİN YOKSA ATEŞ SİZE SIÇRAR”(hud;113) VE YAHUTTA RABBİMİZ HZ MUHAMMEDE ”Şayet sana sebat vermemiş olsaydık; andolsun ki, az da olsa onlara meyl edecektin.O takdirde, muhakkak hayatın da, ölümün de azabını sana kat kat tattırırdık. Sonra bize karşı kendin için hiçbir yardımcı bulamazdın."İSRA 74 VE 75. AYETLER)DOLAYISIYLA ŞAMLA ŞEKERİ BİRİBİRİNE KARIŞTIRMAMAK GEREKİR. BİZİM ELEŞTİRİMİZ İNSANLARI MEVCUT KÜFÜR VE ŞİRK DÜZENİNE KARŞI YUMUŞATMA POLİTİKALRINA VE SÖYLEMLERİNEDEİR. BİZLER İMAM EBU HANİFE FIKHINA GÖRE DAVRANIYORSAK YANİ TOPLUM OLARKA GENEL ANLAMDA DİYORUM. O ZAMAN BİZ KENDİMİZ OLARAK BİR DİĞER KİŞİYİ ZAHİRİNE GÖRE DEĞERLENDİRİRİZ.KALPLERİ ANCAK ALLAH AZZE VE CELLE BİLDİĞİNE GÖRE ANITKABİRE GİDEN < BİR MÜSLÜMANIN> HANGİ SAİKLERLE ORAYA GİTTİĞİNİ İLK BAKIŞTA BİZ BİLEMEYİZ. GERÇİ BU DURUM DİĞER TÜRBELER YATIRLAR VS İÇİNDE GEÇERLİDİR.KALDIKİ ALLAH AZZE VE CELLE KABEYİ İLK KURANIN TEVHİD DİNİ İSLAMIN İLK ÖNCÜ PEYGAMBERİ İBRAHİM ALEYHİSSELAMA KURDURDUĞUNU BİLDİRMEKTEDİR. ANITKABİRİ VE BENZERİ MEZARLARI KURDURAN SADECE O KİŞİLERİ İLAHLAŞTIRANLARDIR. ALALH ONLARA VE ONLAR HAKKINDA HİÇ BİR DELİLD İNDİRMİŞ DEĞİLDİR.
VELHASIL TEVHİDİ BİR İNANCA SAHİP BİR MÜMİNİN ANITKABİRGİBİ YERLERDE NE İŞİ OLABİLİR. ONDAN SONRADA İNSANLARI DİNİ ANLAMDA KENDİSİNE BAĞLAMIŞ BİRİNİN “ORYA GİDENLERİN GÖNLÜ SAPMIYORSA MESELE YOK ” DEMESİ NE DERECE DOĞRU OLABİLİR. BUNDAN DOLAYI BU DÜŞÜNCE SAHİBİNİN VE BENZERİ DÜŞÜNCE SAHİPLERİNİ RABBLERİ OLAN ALLAH AZZE VE CELLE DEN AF VE MAĞFİRET DİLEMELERİ GEREKMEZMİ.
BİZLER BU GİBİ KİŞİLERİ NE YERME SEVDALISIYIZ NEDE ÖVME VE SAVUNMA SEVDALISIYIZ. HAKK OLAN NE İSE ONU DİLE GETİRMEK VE KİŞİLERİDE ARAMIZDAKİ HER HANGİ BİR KONUDA ANLAŞMAZLIK ÇIKTIĞINDA ONU ALLAH VE RESULÜNE GÖTÜRMEK VE ÇIKACAK SONUCADA TAM TESLİM OLMAK HER İKİ TARAF AÇISINDAN FARZDIR.
m.islamoğlu anıtkabire yeni bir yol açmak için, peygamberin içi put dolu kabede namaz kıldığını söylüyor. aynı program da birisi kendisine o halde atatürk put mudur deseydi. islamoğlu ne cevap verecekti? ben söyliyim cevap veremezdi.çünkü,negatif bir durmu meşru görmek için olmadık örnekler veren birinin verceği cevabı olamaz.
54.Ve Kral: Onu bana getirin dedi. ki kendisini dost edineyim.Ve onunla konuşunca ‘Bundan böyle yanımızda kendisine güven duyulan biri olarak’ dedi, 'yüksek bir yerin olacaktır
55.Yusuf: Beni ülkenin hazineleri üzerinde görevlendir dedi.'güvenilir, bilgili bir gözcü, bir koruyucu olacağımdan emin olabilirsin
56. İşte böyle emin bir yer sağladık Yusuf’a (o) ülkede; öyle ki, dilediği yerde konaklayabilir/ dilediği şeyi yapabilirdi...
Acaba Yusuf(as)ın Hazineden sorumlu olmak istediği ülke Tevhid ülkesiydide biz mi bilmiyoruz sayın editör...
EDİTÖRÜN NOTU: İbrahim Bey, Yusuf (a.s.)'ın zindanda arlkadaşlarına yönelik davetini okursanız aynı surede, orada 37. ayette “iman etmeyen bir tıolumun dininden uzaklaştığını” söylediğini ve 40. ayette hükmün yalnız Allah’ın olduğuna vurdu yaptığını görürsünüz. Ayrıca zindandan çıkış tarzı çok çok önemlidir. Yusuf (a.s.) sistemi diz çökütürerek, kendisine tabii kılarak zindandan çıkmış ve melik ve onun şahsında yönetimi İslam’a tabi kılarak Mısır’da fiilen iktidarı elde etmiştir. Nitekim 54. ayette bildirilen “orda dilediği gibi hareket etmesi” hususu bunu haber vermektedir. Unutmayalım ki Kur’an kıssalarda ayrıntılara girmez, süreci baştan sona anlatmaz. Bu sebeple sizler kıssada açıkça bildirilen bu hususları dikkate almayıp, sanki Yusuf (a.s.) müşrik bir düzenin teknik bir balkanlığını kabul etti gibi bir zanna kapılıyorsunuz. Kısaaya bütüncül bakmadığınız için bir Peygambere şirkin hamallığını yakıştırabiliyorsunuz.
EDitör bey söyledikleriniz bir yorumdan ibaret. Yusuf peygamber önce kendini temize çıkarıyor yoksa devleti putlardan temizlemiyor. Elbetteki Yusuf (as) bir süreç içerisinde o toplumu ve hükümeti değiştiriyor. Bu ayetleri sizin gibi yorumlayan başka bir müfessir var mı bilemiyorum 52. ayette bunu Yusuf peygamber açıklıyor zaten ‘Bu gıyabında ona ihanet etmediğimi bilmesi içindir. Allah, hainlerin tuzağına yol vermez’
Lütfen yorumunuzu destekleyen bir tefsir söyler misiniz? Olayın benim söylediğim gibi olduğunu söyleyen onlarca tefsir var.Bu da şunu gösteriyor ki ayetlere bir bütün olarak bakıldığında anlaşılan Yusuf peygamberin tevhid dinine hakim bir ülkeye hazine sorumlusu olduğu değildir. Sizden tefsir ismi bekliyorum ki oda bir yorumdur diğer tefsirler gibi...
Çoşkun kardeşim geçekten çok güzel yazmış sınız.
Sizinle aynı duyguları ve düşünceleri yaşıyorum
Neden böyle abi anlamış değilim ? yoksa biz ve bizlerin de değişmesi mi lazım yoksa biz hala ora damıyız
Sorularını soruyorum kendime yok şu cevaplar geliyor aklıma ,'Hangi peygamber ler degiştirdiki !Davasını metodunu ben de değiştireyim ' yo asla Davamdan vazgeçmem bir elime güneşi bir elime ayı versenizde,
Şunu da söylemek istiyorum . Lütfen bir birimizi üzmeyelim yorum larımızla.
Bende aciz hane duyğularımı paylaşmak istedim bir yanlışım olduysa Rabbim de af diliyorum.
Allah herşey den haberdardır Tüm kardeşlerime selam ve saygılar
Mehmed Alagaş-Yaratılış Ve İnsanlık Tarihi.Kitabından Yusuf as Kıssası Bölümünden
.....................
Mesele böylelikle açıklık kazandıktan sonra, kralın Yusuf Aleyhisselam’a karşı sevgisi ve saygısı daha da arttmıştı. Rüyayı ilk tabir ettiği zaman “Onu bana getirin (12-Yusuf 50)” diyen ve onu sadece affetmeyi düşünen kral, olaylar bu şekilde açıklık kazandıktan sonra “Onu bana getirin, onu kendime bağlı kılayım (12-Yusuf 54)” diyerek, onu yanına almak istediğini ifade etmişti. Nitekim zindandan çıkan Yusuf Aleyhisselam ile bir süre konuştuktan sonra, onun temizliğine ve güvenilir kimliğine bizzat şahit olarak “Sen bugün bizim yanımızda (artık) önemli bir yer sahibisin, güvenilir (bir danışman-yönetici)sin. (12-Yusuf 54)” dedi.
Mısır kralının haksız ve batıl şartlar içermeyen böyle bir teklifiyle karşılaşan Yusuf Aleyhisselam, Rabbimizin izni ve dilemesi ile krala dönerek “Beni (bu) yerin (ülkenin) hazineleri üzerinde (bir yönetici) kıl. Çünkü ben, (bunları iyi) bir koruyucuyum, (yönetim işlerini de) bilenim. (12-Yusuf 55)” dedi. Bütün bunlara şahit olan ve kalpleri elinde bulunduran Rabbimiz, Kendi takdiriyle gelişen olayın bundan sonrası hakkında "İşte böylece biz yeryüzünde Yusuf’a güç ve imkan verdik. Öyle ki, orada (Mısır’da) dilediği yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız. Ahiretin karşılığı ise, iman edenler ve takvada bulunanlar için daha hayırlıdır. (12-Yusuf 56.57)" buyurmaktadır.
Ayet-i kerimeden de anlaşılacağı üzere,
Rabbimizin dilemesiyle Mısır kralı bu teklifi kabul etmiş ve yine Rabbimizin takdiriyle Yusuf Aleyhisselam yeryüzünde güç ve imkan sahibi olmuştu. Bu olayı yanlış anlayan bazı kimseler, mahiyetini ve sınırlarını kavrayamadıkları bu olayı örnek göstererek “Yusuf Aleyhisselam kralın batıl dinine göre hazine bakanlığı yapmışsa, müslümanlar da tağuti sistemlerde benzer bakanlıklar yapabilir” görüşünü savunabilmektedirler!. Ne yazık ki bu batıl söylentiler birçok çevrede kabul görmüş, müslüman olduklarını iddia eden birçok politikacı, peygamberleri örnek alarak kendilerini peygamberlere benzetmeye çalışacakları yerde; kendi politik duruşlarını örnek alarak, peygamberleri kendilerine benzetmeye çalışmışlardır!.
Öncelikle şunu bilmemiz ve dikkate almamız gerekir ki,
herhangi bir peygamberin yaşadığı bir olayı veya bir davranışı, kendi nefsimize, kendi keyfimize veya kendi dünya görüşümüze göre istediğimiz gibi yorumlayamayız. Çünkü mufassal olan yani zikrettiği ayetleri ilk açıklama ve yorumlama hakkını kendinde gören Kur’an-ı Kerim, müslümanlar da dahil olmak üzere hiçbir insana böyle bir hak vermemektedir. Dolayısıyle Yusuf Aleyhisselam gibi bir peygamberin bu olayını doğru yorumlamak ve doğru anlayabilmek için, hiç olmazsa Kur’an-ı Kerim’deki peygamber tanımları, peygamberlerin ne için gönderildiği ve ne yapıp-ne yapmayacakları dikkate alınması gerekir. Sadece bu küçük dikkatle Kur’an’a yöneldiğimiz zaman bile, peygamberlerle ilgili olarak Rabbimizin beyan ettiği şu gerçekleri görmemiz mümkündür.,
“Biz her peygamberi, ancak Allah’ın izniyle kendisine itaat edilmesi için gönderdik... (4-Nisa 64)”
“Andolsun, biz her ümmete: “Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının” (diye tebliğ etmesi için) bir peygamber gönderdik... (16-Nahl 36)”
“Onlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi; o zaman da seni dost edineceklerdi. Eğer biz seni sağlamlaştırmasaydık, andolsun, sen onlara az bir şey (de olsa) eğilim gösterecektin. Bu durumda, biz sana, hayatın da kat kat, ölümün de kat kat (acısını) taddırırdık; sonra bize karşı bir yardımcı bulamazdın. (17-İsra 73..75)”
“Eğer o (Peygamber), bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı, muhakkak onu kuvvetle yakalardık. Sonra onun can damarını mutlaka keserdik. O zaman sizden hiçbiriniz araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdı. (69-Hakka 44..47)”
Şimdi açık gözlerimizle bu apaçık gerçeklere bakarken, bütün bu gerçeklere gözlerimizi kapatarak “İnsanları tağuttan kaçınarak Allah’a kulluğa davet etmekle yükümlü olan Yusuf Aleyhisselam, hazine sorumluluğunu aldıktan sonra kulluk ve peygamberlik sorumluluğunu unutarak tağutun icraatçisi oldu!.” diyebilir miyiz? Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmamakla mükellef olan biz mü’minler “Yusuf Aleyhisselam çok az da olsa kralın dinine eğilim göstererek tağutun icraatçisi olurken, alemlerin Rabbi olan Allah da buna rıza gösterdi, onu kuvvetle yakalayıp-can damarını koparmadı!.” diyebilir miyiz?
Allah’tan korkmamız,
bu korku ile Allah’a sığınmamız gerekir.
....................
Kitaptan alıntı yaptığım bu satırların Öncesi ve sonrası bu kitaptan okunup değerlendirilirse Yusuf kıssasını Kur’an bütünlüğünde çok daha farklı bir bakışla Tevhid-i bakış ve duruşumuza daha uygun olduğunu göreceğimize inanmaktayım..SAYGILARIMLA.
gerçekten anlamlı ve faydalı bir eleştiri yapmışsınız tebrik ederim ama mustafa bey sanırım kendini “havas”tan gördüğü için pek aldıracağına inanmıyorum. “anlatabiliyor muyum”? makul bir öneri olarak bir heyet oluşturulsa ve bir randevu alınabilse bunlar tüm detayları ile birlikte tartışılabilse çok faydalı olur diye düşünüyorum şayet bu yönde bir karar alınabilse bende gelmeye aday olabilirim allah müslümanların yar ve yardımcısı olsun selamaleyküm
