Memur-Sen’e Açık Uyarı!
Üzülerek gözlemliyoruz ki başta başörtüsü yasağı olmak üzere temel haklarla ilgili olarak Memur-Sen’in şimdiye kadar etkili bir tavrı olmadı. Tek tipçi ideolojik dayatmalarla malül eğitim sistemiyle ilgili Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen kayda değer bir çıkış yapmadı.
Grev hakkını almayı açıkçası birçok başka sendika gibi sadece ekonomik haklar için hedeflemiyoruz. Elbette biz de insanların, bir bütün halinde toplumun insanca yaşayabildiği bir gelir düzeyine sahip olmasını talep ediyoruz. Grev ve toplu sözleşme taleplerine bu zaviyeden de büyük destek veriyoruz.
Ancak bu sorunların da kaynağı olan devasa temel bir sorunumuz var: İnanç ve kimliklerimizle özgürce yaşayabilmek!
Grev ve toplu sözleşme talebiyle iş bırakan sendikalara katılmayarak Memur-Sen ve bileşenleri tarihi bir hata yaptı. İş bırakma eylemini desteklemeyen Memur-Sen’in işin özünde tek bir gerekçesi vardı: Hükümeti zor durumda bırakmamak.
Hükümetin çalışanları zor durumda bıraktığına Memur-Sen de kâni olmuş olacak ki bir dizi başka eylemlilikler düzenledi ama bunlar kamuoyunda göstermelik olarak algılandı.
Hükümetlerin gelip geçici olduğunu, hak ve özgürlükler yolunda alınan mesafelerin kalıcı olduğunu maalesef Memur-Sen göremiyor. Türkiye’de duyarlı bir sendikanın yapacağı ilk şey halkın değerlerine karşı tertip edilen düşmanlıklara mukavemet etmek, yasak ve baskı alanlarını geriletmektir.
Grev hakkını hak ve özgürlüklerin kullanımı için önemli bir imkân olarak görüyoruz. Başörtüleriyle okullarına giremeyen yüz binlerce kızımız için grev hakkı önemli bir direniş aracıdır. 577 liralık asgari ücrete karşı durmak ve yoksulların vicdanı olmak için grev hakkı önemli bir imkândır. Resmi ideolojinin başta okullar olmak üzere hayatın bütün alanlarını kuşatan pervasızlığına karşı grev hakkı etkili bir imkândır.
Muhafazakâr sendikacılığın hemen bütün reflekslerini sergileyen Memur-Sen, bir kez daha üyelerini harekete geçme kabiliyetinden mahrum bırakmıştır. Sonuna kadar açık çekle desteklediği hükümeti bile zor zamanda savunabilecek eylemsel reflekse sahip değildir ve olabilecek imkânları da korkularına boyun eğerek heba etmektedir.
Şuna inanmaktayız ki insanların ya da organizasyonların dilediği siyasal hareketi destekleme hakkı vardır ancak adaleti gözetmeme hakkı yoktur. Adaletsiz gelir dağılımını sorgulamak herkesin sorumluluğudur. Yöneticilerin yakınımız olup olmamasına göre sendikacılık yapılacaksa zaten baştan kaybedilmiş demektir.
Üzülerek gözlemliyoruz ki başta başörtüsü yasağı olmak üzere temel haklarla ilgili olarak Memur-Sen’in şimdiye kadar etkili bir tavrı olmadı. Tek tipçi ideolojik dayatmalarla malül eğitim sistemiyle ilgili Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen kayda değer bir çıkış yapmadı. Bilakis statükoyu hükümet marifetiyle meşrulaştıran talihsiz adımlar attılar. Ermeni meselesinde olsun, cumhuriyet süreciyle ilgili resmi tarih teziyle paralel açıklamaları olsun bu duruşun örnekleridir. Başörtüsüyle okula gitmekte direnen Ecenur’a sahip çıkan bir Eğitim-Bir-Sen şubesi göremedik.
Yüz binlerce üyeye sahip olmakla övünen Memur-Sen Kürt meselesinde dişe dokunur bir tavır alarak maalesef kamuoyuna adaletten yana bir örneklik sergileyemedi. Toplu görüşmelerden, çalışanlardan ve mağdur halk kesimlerinden yana bir kazanım elde edemeden ayrıldı. Grev ve toplu sözleşme hakkını uluslar arası anlaşmalara rağmen tanımayan hükümete karşı diğer sendikalar gibi cesur bir çıkışta bulunamadı. Zannetti ki iş bırakmaya katılırsa desteklediği hükümet yıpranır. Hâlbuki sağlam bir iradeye sahip bir sendika olursa her zaman ve şartta saygın politikalarla gidişata olumlu anlamda müdahale eder ve bu her kesimde takdir görür. Ancak sendikacılık ve mücadelecilik refleksi zayıf olarak kalmaya mahkûm bir görüntü sergileyerek zamana tanıklık edebileceği bir kavşakta Memur-Sen silik roller oynamaya talip olduğunu dosta düşmana göstermiş oldu.
Yorumlar 7
üzücü tabi, makam ve mevki uğruna çiğnenen ilkeler, retorikten öte geçemeyen laflar, halkın vicdanı olamamış yapılanmalar... böyle mi olmalıydı bunca emek, zaman?
adalet ve özgürlük için çıkılan yolda bazen “hükümeti yıpratmama” adına yasak koymak, 28 Şubatçıların yaptığı gibi ikna odaları kurmak da ne demek?
memur-sen ve tüm bileşenleri, hem yöneticileriyle hem de üyeleriyle ciddi bir özeleştiri sürecine girip, hatalarını düzeltmedikleri takdirde maalesef başka hayal kırıklıklarına yol açacaklar ve büyük bir potansiyeli heba edecekler.
memur-sen maalesef kocaman bir pasifist topluluk oldu.
cesur bir çıkış bekliyoruz.
sendikanın ruhuna uygun açılım ve atılımlar istiyoruz.
ÖNCELİKLE DEĞERLİ YAZAR AHMET ÖRS BEY’İ BU ORİJİNAL TESPİTLERİNDEN DOLAYI TEBRİK EDİYORUM. Esaslı bir teklif olmuş, artık harekete geçme vakti geldi geçiyor...
Memur-Sen ilk kurulduğu yıllarda henüz resmi bir yanı yokken kendince güzel çalışmalar yapıyorlardı.Sendika adı altında sohbetler düzenleyip müslümanların duyarlılıklarını artırıryorlardı.Güzel bir islami kardeşlik ortamları oluşturmuşlardı.Sonraları işin içine güç, iktidar girince ayrı bir mecraya sürüklendi.Zaten birçok müslümanın dik duramadığı o süreçlerde bu sendikada daha geniş açılımlı bir politika izledi.İşin özü şu idi ne kadar çok üye olur birinci sendika olur isek o kadar çok hak elde edebiliriz.Aslında ısrarla bizler şunu söylüyor idik.Sendikada bir kolda zaten temsil ediliyorsunuz.Sesinizide izin verdikleri oranda duyuruyorsunuz.Siz öyle bir sendika olun ki değerlerinizi önde tutun.Mesela tüm sendiklara üye kazanmaya çalışırken siz uygunsuz davranışları olan üyelerinizi sendikadan atın.Orada dürüst insanlar olsun.Bunu yapmayınca işi düşen ne kadar sorunlu kişi varsa bu sendikaya üye oldu.Durum ortada büyük bir çoğunlukta oldular.İslam kardeşliğinin yerini sendika kardeşliğide aldı.Bir arada yıllarca müslümancılık oynagığımız bu kardeşler sendikadan kardeşleri islam düşmanı kimseleri ziyaret ederken hemen yanıbaşlarındaki bizim eve uğramayı ziyaret etmeyi bile düşünmüyorlar.Ne diyelim hayırlı olsun.
bence memursenı yargılayacagımıza sendikaları konuşsak inançımız için daha faydalı olur
Bir Müslüman için, embedded (iliştirilmiş) bir pozisyonda olmak ne büyük zillettir. Lakin bu pozisyon sadece Memur-Sen gibi kuruluşlar için de geçerli değil. Bugün Yeni Şafak’ından Vakit’ine, Zaman’ına Müslümanların imkanlarıyla kurulmuş olan medya organlarının çoğunun pozisyonu çok farklı değil maalesef. Petrol şirketleri zam yaptığında ortalığı ayağa kaldıran, ki doğru olan budur, lakin aynı zammı Hükümet yaptığında sus pus olan bir anlayıştan ne beklenebilir?
Bu arada şunu da belirtmeliyim ki, Müslümanların vücuda getirdiği kurum ve kuruluşların, salt konjonktürel sorunlarla ilgilenmekle sınırlı kalmayan, bâtıl sistemi topyekün sorgulayan ve İslami çözümü gündeme getiren bir perspektife sahip olması şarttır. Aksi durumda Hükümetlere muhalefet yapıldığı halde, bâtıl sisteme iliştirilmiş pozisyona düşme tehlikesi kaçınılmaz olur.
Memur-Seni kuran rahmetli Akif İNAN bir aksiyon adamı idi.O memur-senin bu kadar (sayısal) büyüdüğünü göremedi.Tabiki onun hedefi bu kadar büyüsün ve mevcut iktidarın yandaşı rolünü üstlensin istemezdi diye düşünüyorum.Her düşünce sahibi veya kuruluş az olduğunda daha samimi oluyor.Fakat keyfiyet yerine kemiyyet içine girince tavizler ve cesaretsizlikler başlıyor.Memursen veya bileşenlerinden biri olan Eğitim Bir-Sen de başlangıçta daha samimi duygular içinde idi veya öyle görülüyordu.Şimdi büyüyüp eline yetki alınca o da ÖTEKİLEŞTİ .Diğerlerinden farkı kalmadı.Sayın yazarımız eleştirirken hep ücret ve grev gibi haklara atıfta bulunmuş.Ama ben onlarında ötesinde gerek ülkemizde gerekse dünyanın birçok yerindeki mazlum ve sesi çıkmayan sessizlerin sesi olmasını beklerim.Sistemin savunuculuğunu üstlenmek yerine geçmişteki bu konudaki görüşleri beklerim.Yoksa grev ve ücretler basitte kalıyor bence...
