İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06

Minberler ve Mihrablar

Beşinci Emevi sultanı Abdulmelik b. Mervan, kendisinden sonra yerine veliaht tayin ettiği oğlu Velid’e şu vasiyeti yapmıştı: “…Haccac’ı gözet ve ona ikramda bulun. Çünkü minberleri sizin emrinize veren odur…“

02 Mart 2010 4 dk okuma 12,8B okunma
100%

Hayatı insana bahşeden yüce Allah, her iki dünyada saadeti yakalamanın yolu olarak insanlık için bir hayat programı vazetmiştir ve insanları bu programa tabi olmakla mükellef kılmıştır. Bu Rabbani hayat programı, mükemmel bir insicam ve bütünlüğe sahiptir. İslam’ın insanlardan istediği, En’am Sûresi 162. ayette beyan edildiği üzere, tümüyle hayatın ve ölümün âlemlerin Rabbi yüce Allah için olmasıdır.

Saadet Asrı, Rabbani hayat programının Hz. Peygamberin önderliğinde bu insicam ve bütünlüğü içinde yaşanmasıyla ortaya çıkmıştır. Fakat Mekke’nin fethiyle birlikte iktidarlarını kaybeden Ümeyyeoğulları’nın, Hz. Peygamber’in vefatı sonrası dönemde iktidarı yeniden elde etmek üzere giriştiği çabalar sonunda Nebevi toplumsal ve siyasal yapılanmadan saltanata geçişin yaşanmasıyla pratikte bu insicam ve bütünlük peyderpey ortadan kaldırılmıştır.

Öncelikle devlet siyaseti ve toplum hayatında İslam’ın ölçüleri yerine başta Doğu Roma (Bizans) olmak üzere krallık rejimlerinin siyaset ve işleyiş biçimleri hakim kılınmaya başlanmış, büütncül bir hayat nizamı olan İslam salt bir ritüel dinine indirgenmek istenmiştir. Bu arada Bizans’ın din-devlet ilişkileri de esas alınarak, İslam’ın iktidarı yerine “iktidarın İslamı” icad edilmek istenmiş, saltanat rejimiyle uyumlu bir din anlayışı inşa edilmeye çalışılmıştır.

Bu şekilde, siyasetiyle ibadetiyle bir bütün olan İslami hayat tarzının incisam ve bütünlüğüne müdahale eden Emeviler saltanatı, çok geçmeden mescidlere ve ibadetlere de müdahil olmaya başlamıştır. Mescidlerdeki ve ibadetlerdeki insicam ve bütünlüğe yönelik ilk Emevi icraatı, hutbelere müdahale etmek olmuştur. Hutbeler, Emevler’in propaganda aracına dönüştürülürken, minberden Hz. Ali ve ailesine hakaret etmek gelenek haline getirilmiştir. Böylece mescidlerdeki minber-mihrab insicamı yok edilmiş, mihrabda yüce Allah’a secde edilirken ve O’nun ismi yüceltilirken, minberde Emevi sultanlarının ismi yüceltilir olmuştur.

 

Beşinci Emevi sultanı Abdulmelik b. Mervan’ın, kendisinden sonra yerine veliaht tayin ettiği oğlu Velid’e yaptığı şu vasiyet, bu konuda çarpıcı bir içeriğe sahiptir:

 

“…Haccac’ı[1] gözet ve ona ikramda bulun. Çünkü minberleri sizin emrinize veren odur. O senin kılıcındır ey Velid! Onun aleyhine konuşanları dinleme. Onun sana muhtaç olmasından ziyade, sen ona muhtaçsın. Ben ölürsem, sana biat etmeleri için müslümanalrı çağır, kim başıyla sana “Hayır!” derse, sen de kılıcınla o kafayı kes…”[2]

 

Aynı Abdulmelik’in, zalim Haccac sayesinde ellerinde tuttukları itirafında bulunduğu minberde okuduğu bir Cuma hutbesinde (!) şu şekilde hitapta bulunduğu aktarılıyor tarih kaynaklarında:

 

“…Ben pasif ve güçsüz bir halife değilim… Kendimden önceki halifeler gibi para dağıtmaya niyetim yok. Ben, asayiş temin edilinceye kadar kılıcı elimden bırakmayacak, silahla karşınızda duracak, bana karşı gelenlerin, Amr. B. Sa’id gibi kafalarını keseceğim. Size her şeyinizi temin edeceğim, her türlü ibadetinizde serbestsiniz. Sizden istediğim tek şey, saltanatıma göz dikmemeniz, oraya gelmeyi düşünmemenizdir.”[3]

 

Emevi sultanı Abdulmelik b. Mervan’ın siyaseti ve söylemleri size hiç yabancı gelmedi değil mi? “Saltanatımı karışmayın, zulüm ve sömürü çarklarıma ilişmeyin, ben de sizin ibadetinize dokunmayayım!”

 

Bugünkü zulüm düzenleri de tıpatıp aynısını söylemiyor mu? Yine o gün olduğu gibi bugün de mescidlerin/camilerin minberleriyle mihrabları ayrı ayrı misyonlar ifa etmiyorlar mı? Mihrablarda âlemlerin Rabbi’ne secde edilirken, minberlerde zulüm düzenlerinin siyasetleri çerçevesinde hutbeler okutulmuyor mu?

 

Âlemlerin Rabbi yüce Allah'ın hükümranlığını, O'na ibadet için inşa edilen camilerde/mescidlerde bile sınırlamaya kalkışan, bunun için devasa bütçeli kurumlar ihdas eden zulüm sistemlerinin bu kirli politikalarına karşı, tevhid akidemizin gereği olarak seslerimizi yükseltmek zorundayız.   

 

Bütüncül bir hayat nizamı olan İslam’ı toplum hayatında yeniden ihya etme iddiasında olan Müslümanlar, bu temel sorunu görmezden gelemez. Mihrab ve minber insicamını sağlamadan, bu yolda adımlar atmadan İslam’ın mesajını yeniden toplumla buluşturma imkânımız olmaz. Minberleri Haccac’ların vesayetinden kurtarmadığımız, minberleri mihrablarla aynı misyona kavuşturmadığımız müddetçe ihya ve inşa çabalarımız hep eksik kalacaktır.     

 

Dipnotlar:

 

[1] Haccac-ı zalim olarak bilinen ve Abdullah b. Zübeyr’in hilafetini devirmek amacıyla Mekke’ye saldırıp mancınıklarla Kâbe’yi yerle bir etmesiyle ünlü Haccac b. Yusuf.

 

[2] Suyûti’nin Tarihu’l-Hulefa adlı eserinden naklen; Prof. Dr. İhsan S. Sırma, Hilafetten Saltanata – Emeviler Dönemi, Beyan Yayınları, Sh. 78.

 

[3] Suyûti’nin Tarihu’l-Hulefa adlı eserinden naklen; Prof. Dr. İhsan S. Sırma, Hilafetten Saltanata – Emeviler Dönemi, Beyan Yayınları, Sh. 76.

 

Paylaş X Facebook

Yorumlar 5

Ö ömer bitlis 01 Ocak 2012

Merak ettiğim bir şey var.

Kemalizm mi, tek istediğim zulmüme karşı çıkmamanız ve sermayeme ortak olmamanızdır, yoksa bende sizin gibi “Müslüman”ım dedi.

Yoksa “Müslüman”lar mı sen zalimsin ama aslında bizim gibi “Müslüman”sın diyor.

Bence ikincisi ağır basıyor...

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

Degerli agabeyim ALLAH sizden razı olsun. İran devriminin öncüsü İmam humeynini bir söyleşisinde dikkat çektiği bir husustu sizin yazdıgınız konu.İMAM devrimin nasıl böyle kitleleşip halka mal edildi sorusuna cevap olarak şöyle demişti: Biz mescit ve minberleri şaha teslim etmedik eger buraları şah elinde tutsaydı halk bu devrime meyletmeyecekti.Mescidler ve mihraplar hep sistemlerin korkulu rüyası oldugu için sistemler buraları hep kendi ideolojilerine göre şekillendirmişlerdir.MEMURLAŞTIRDIKLARI ULEMAYA buraları teslim ederek kendileri için uygun hale getirmişlerdir.Oysaki buralar ALLAHIN evleridir ve buralar sadece ALLAHA hizmet için inşa edilmişken malesef bu gün sisteme hizmet ediliyorlar. Bunun adını koymak gerekirse buna biz mescidlerin işgali diyebiliriz.Allaha hizmet etmeyen bu mescitlere ne yazık ki bilinçten yoksun samimi müslümanlar öyle yardımlar yapıyor ki sormayalım.Bu konularda müslümanlar olarak uyanık olmalıyız.KİMLERİN KİME HİZMET ETTİĞİNİ ÇOK İYİ BİLMELİYİZ...DİKKAT EDİN ŞEYTAN SİZİ ALLAHIN ADIYLA KANDIRMASIN...Selaw u dua lı ser tebe mamoste

I ilyas metin 01 Ocak 2012

Allah razı olsun kardeşim.
demekki camiler işgal altındaymış bu işgalden kurtulana kadar camilere gitmek meşru degilmiş.
selamlar

Ş Şükrü Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Hayır İlyas abi hayır. Pireye kızıp yorgan yakmak yok. Pire çok büyük de olsa! Marifet, pireyi yorgandan kovmanın kavgasını vermektir. İslam’ın aydınlığı Mekke’nin üzerine düşmeye başladığında Kâbe şirkin işgali altında bulunuyordu, fakat Allah Rasulü Kâbe’yi terk etmedi. İmkân bulduğunda namazlarını Kâbe’de ikame etmeyi tercih etti. Kısacası şirkin işgali Allah Rasulü’nü (selam üzerine olsun) Kâbe’den uzaklaştırmadı. O Kâbe’yi bu işgalden kurtarmak için yine Kâbe merkezli büyük bir davet mücadelesine girişti.

I ilyas metin 01 Ocak 2012

şükrü kardeşim,haccaclar mervanlar o mimberde olduklarında,onlar önde iken arkalarında durmama anlamında söylemek istemiştim.yoksa onlar yokken bireysel olarak bende camilerde salatı ikame ediyorum.önceki yorumu açık yazmadıgım için okuyuculardan özür dilerim.daha önce başkalarınada söylemiştim neden seminer panel sempozyumlarımızı camilerde yapmak için mücadele vermiyoruz diye.dernekler ve kültür salanlarında ugraşmaktansa,camileri hayatın dışında tutmayalım haccacların oturdugu mimmbere bizler oturalım diyorum.bu konuda seninde yardımını ve çabanı bekliyorum.SELAMLAR

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.