İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Mehmed MAKSUT
Mehmed MAKSUT
14 Ocak 2012

Molla Mansur Güzelsoy’un Ardından…

“Siz, İslam davasına sahip çıktığınız zaman, ciddi ve samimi olarak sahip çıkınız! Kendinizi bir memur sıfatında telaki ediniz; hem de Allah’ın memuru olarak!.. Aynı zamanda davayı kendinize meslek haline getirip “Ben bir meslek sahibiyim, mesleğim var, mesleğime iyi sahip çıkmalıyım; hakkıyla sahip çıkmazsam, gar-ı ciddi ve sahtekar olurum.” Diye kendinizi sorgulamalısınız. Bu münasebetle Şehid Seyyid Kutub şöyle diyor: “Ya İslam’ın tamamını alınız, ya da tamamını bıra­kınız!” demek ki bir davaya sahip çıkıldığı zaman cidden sahip çıkılmalı ve hakkı verilmeye gay­ret edilmelidir.”

14 Ocak 2012 6 dk okuma 5,8B okunma
100%


15 Ocak benim için ayrı bir anlam taşır. Zira bu tarih, Doğunun en zor ve karanlık dönemlerinde ömrünü vahye, kardeşliğe ve mücadeleye adayan Seyda Molla Mansur Güzelsoy’un rabbine kavuştuğu tarihtir. Mola Mansur, ilmiyle ameliyle ve fedakarlığıyla özellikle Doğudaki müslümanlar üzerinde emeği olan ender şahsiyetlerden biridir.

Kardeşlik için gösterdiği çabasıyla, dava noktasındaki fedakarane duruşuyla ve engin ilmiyle unutulmaması gereken şahsiyetlerdendir. Seksenli yılların başından itibaren birikimini ve gayretini hasrettiği İslami değişim ameliyesiyle… Yeni bir kuşağın yetişmesi uğrunda harcanan meşakkatli yıllarıyla… Sahih, sahici, berrak bir mesajı insanlarla buluşturmanın derin sancısı ve karşılaşılan sorunlarıyla geçen bir ömürdür  Molla Mansur’un hayatı. Bir arayışın ve zorunluluğun sonucu olarak gerçekleşen hicretiyle… İran’da gurbetin kasvetli ve yorucu günlerinde başlayan hastalık belirtileriyle… Son demlerinde dahi içini kemiren “İslami davanın akibetiyle” ilgili kaygılarıyla… Ve 15 Ocak 1996, Rahman’a yolculuğuyla bizim için bir değerdir Molla Mansur Güzelsoy… Aramızdan ayrılışının 16 yılında kendisi rahmetle yad ediyor onun bıraktıgı mirasın anlaşılmasının önemli oldugunu düşünerek yazımıza günümüz için önemli olan mesajlarını alıyorum:

Aziz dava arkadaşlarım!

Hepinizi Allah’ın selamı ile selamlıyorum. İslami mücadele ve çalışmanızı tebrik eder; Cenab-ı Allah’tan Şeriat-ı Ğarra doğrultusunda dünyada muvaffak olmanızı, Ahiret’te de mes’ud olmanızı dilerim.

Hepimiz inanıyoruz ki, geçici ve mecazi bir hayat yaşıyoruz. Daimi ve hakiki bir hayatı garan­tiye alabilmek için bize yüklenen bir takım mes’uliyet ve mükellefiyetleri yerine getirmek zorun­dayız. Bize düşen mükellefiyet ve sorumluluk, her asrın icabatına göredir. Ma’lum olduğu üzere, bu asrın en bariz özelliklerinen biri, İslam hakimiyetinin olmamasıdır. Onun için bu asırda gelen her müceddid ve mütefekkirin gayesi ve hedefi, İslam’i hakim kılmak olmalıdır. Amerika ve Batı’nın rahatsız olduğu, asrın tabiri ile, ‘Siyasi İslam’ı gündeme getirmek ve İslam ümmetini siyasi bir şuura ka­vuşturmak suretiyle İslam’ı ihya etmektir.

Bu asırda İslam ümmetinin ortak sorunu İslam hakimiyetinin olmaması­dır. Dolayısıyla tüm İslam ümmeti sorumluluk içindedir. Ümmet, kendi içinde İslami siyaseti gün­deme getirmek, mensublarını şuurlandırmak, İslami çalışmayı kendine meslek haline getirmek ve meslek sahibi olmakla mükelliftir. Bu görevi yaparken de kitlesel ve kuşatıcı ümmet anlayışı içinde olunmalıdır. Hizipçilik mantığından uzak kalınarak ve tüm İslami grupları İslam kardeşi kabul ederek İslami kardeşlik çerçevesinde diyaloğa geçmek zorunludur. Birebir ile yakından ta­nışmak suretiyle güven ve itibar sağlanmışsa, samimi bir İslam kardeşliği içinde, merhalenin gereklerine göre ortak bir sorumluluk üstlenebilir. Böylece ya tek bir hareket veya bir cepheye dönüşebilirler.

Ümmet anlayışı derken, ulusçuluk, kavmiyetçilik ve cemaat taassubu gibi menfi düşünceler­den tamamen uzak kalmak gerektiğini kastediyoruz. Çünkü İslam, belli bir ulusun, kavmin veya grubun dini değildir. Aksine yeryüzündeki tüm insanlar için indirilmiş cihanşumul bir dindir. Bununla beraber İslam, ‘ümmet mefkure’sini savunurken Cenab-ı Allah tarafından yaratılan ayrı ayrı ulusların, kavimlerin, aşiret ve kabilelerin, gerçeklerini de inkar etmiyor. İslam esaslarına ters düşmeyen gelenek ve kültürlerini kabul ediyor; bunlara yasak getirme veya asimile etme yoluna gitmiyor. Bilakis İslam’ın meşru kıldığı şer’i ölçüler çerçevesinde tüm hakları azınlık sıfatı ile değil, İslami hukuk sıfatıyla tanınıyor. Kavimleri inkar meselesi ve asimilasyon, çağdaş zalim ve ırkçı fir’avnların eseridir; eski fir’avunların eseri de değildir.

Aziz dava arkadaşlarım!..

Siz, İslam davasına sahip çıktığınız zaman, ciddi ve samimi olarak sahip çıkınız! Kendinizi bir memur sıfatında telaki ediniz; hem de Allah’ın memuru olarak!.. Aynı zamanda davayı kendinize meslek haline getirip “Ben bir meslek sahibiyim, mesleğim var, mesleğime iyi sahip çıkmalıyım; hakkıyla sahip çıkmazsam, gar-ı ciddi ve sahtekar olurum.” Diye kendinizi sorgulamalısınız. Bu münasebetle Şehid Seyyid Kutub şöyle diyor: “Ya İslam’ın tamamını alınız, ya da tamamını bıra­kınız!” demek ki bir davaya sahip çıkıldığı zaman cidden sahip çıkılmalı ve hakkı verilmeye gay­ret edilmelidir.

Aziz dava arkadaşlarım!..

İslami dava ve harekete katıldığınız zaman da İslami hareketin ne olduğunu, ne gibi özellik­lere sahip olduğunu, İslami hareketi cahili ve sapık hareketlerden nelerin ayırdığını bilmeniz lazımdır. Bir hareketin, sadece elamanlarının Müslüman, müttaki ve abid olması, o hareketin sıhhatı için kafi gelmez. Belki o hareketin temel düşünce ve temel prensibine bakmak lazım… Evvelen şunu söyleyelim ki, İslami hareket, İslam’ın temel düşünce ve prensiplerinden yola çıkan siyasi bir topluluğun ortaya koyduğu amellerdir. Öyleyse İslami hareketin usul-u esası, İslam’ın temel düşünce ve temel prensipleridir. Yani bir hareketin, cahili hareket yada yoldan sapmış İslam hareket sayılmaması, dolayısıyla sıhhatlı bir İslami hareket addedilmesi için, mezkur esas üzerine bina edilmesi gerekmektedir ki, bunu da pratikler gösterir.

İnsanın insan sayılabilmesi için düşünme unsuru nasıl zaruri ise, bir hareketin de İslami hareket sayılabilmesi için İslam’ın temel düşünce ve temel prensiplerine sahip olması za­ruridir. Bunları ihtiva etmeyen hareket, sıhhatlı İslami hareket değil; cahili ya da yoldan sapmış harekettir. Ama İslami hareket içinde görülen, bazı büyük günahlar da dahil ister siyasi ister adi olsun, bazı yanlışlıklar, hareketin kiyadet (önderlik) merkezinden, temel düşünce ve prensiple­rinden kaynaklanmıyorsa, bu tür şahsi davranışlar, hareketin İslami özelliğini ve vasfını kaldırmaz; ama, hareketin bu soruna el atması lazım gelir.

Aziz dava arkadaşlarım!

Şunu da bilmeliyiz ki, İslami harekette, İslam’ın temel düşünce ve prensiplerinin bulunması gerekir’ derken, grupçuluk ve cemaat taassubundan azad olmak gerektiği de anlaşılmalıdır. İs­lam’ın temel düşünce ve prensiplerinin fevkinde herhangi bir fikir, düşünce ve kıstas olamaz. Cemaat taassubu herhangi bir harekette bulunduğu zaman, o hareket cahili ve sapık bir hareket sıfatını kazanır. Çünkü asabiyet; milletler, kavimler, kabileler ve aşiretler arasında da haram olup şehadeti nefyyettiği gibi cemaatlar arasında da haramdır ve illeti aynı şer’i gerekçeye dayanır. Bu noktadan hareket edilerek verilen herhangi bir mücadele de heba olur. Çünkü Allah, sadece kendisi için yapılan amel ve hizmeti kabul eder. Kavim adına, aşiret adına, haseb-neseb adına ve salt cemaat adına herhangi bir ameli kabul etmez.

İşte İslami hareketler içinde herhangi bir hizmet verilirken, İslam’ın temel düşünce ve pren­sipleri doğrultusunda verilmelidir. Cehalet darü’l İslam’da özür sayılmaz. Her Müslüman İslam’ı bilmekle mükelleftir. Robot olmaya da hakları yoktur. Müslümanlar sorgulama ve eleştiri getirme hakkına sahiptir. Diğerleri de açık olmak ve dinlemek ve nazır-ı i’tibara almak zorundadır. Aksi halde İslam’ın reddettiği diktatörlük ortaya çıkar ve İslam ümmeti sahip olduğu öz hakkından mahrum kalır. Böylece gerek İslami hareketler ve gerekse İslami devletler asıl özelliklerini yiti­rirler. ‘Sen düşünme hareket senin yerine de düşünüyor’ safsatası, diktatürlük simgesi olduğun­dan, onu İslami çalışma sisteminin mefkuresinden söküp atmalısınız. Tüm Müslümanların da İslam’ı öğrenip bilmeye ve genel kültürlerine ağırlık vermeye teşvik edilmeleri gerekir. Grupçuluk mantığı ise, İslama tamamen muhaliftir. Cemaat ve grup maslahatı, İslam’ın ve İslam ümmetinin maslahatına mukaddem olamaz.

Misak, İslam’ın temel pernsibi olduğu gibi, teamüllerde yer alan, emanet, sadakat ve güven de o kadar önemlidir. Hiçbir mü’min, başkalarına tanıdığı eman ve güveni çiğneyerek ğadr ve hiyanet edemez. Bütün bunlara istinaden; İslami hareketin siyasi muvacehesi, meş’um siyasetin fesadından saf ve beri olmalıdır.

Festeqim kema umirte!..

Paylaş X Facebook

Yorumlar 15

I irfan 01 Ocak 2012

Bu yazınızdan dolayı Rabbim çok çok razı olsun sizden. Unutulmaya yüz tutmuş bir değerli şahsiyetin unutulmayıp anılması oldukça anlamlıdır. bu kadirşinaslığınızdan dolayı teşeküürler. Maalsef yıllarını, ömrünü slami kardeşliğe ve mücadeleye veren şahsiyetlerin vefatlarından sonra istenilen düzeyde anılmamaları türkiyedeki müslümanların bir eksikliği. acaba degerli molla mansurdan istifade eden kaç kişi halen sizin yukarıda bahsettiğiniz vasiyetindeki mesajlara kulak veriyor.

bugün tekrardan bu vasiyeti idrak etmeli ve içindeki mesajlar ışıgında kendimizi murakebe etmeliyiz. bunu başta yıllarca seyda molla mansurun yanında olup beslenen başta kendi cemaat mensupları yapmalıdır. zira bugün özellikle menzil cemaatinin bu vasiyetin içindeki esas duruşla ilişkisi arasında bazı aksaklıkların oldugunu söylemeliyiz.

tekrardan sizlerden allah razı olsun diyor vefatının 16 yılında kendisini rahmetle ve hayırla yad ediyoruz.

A ahmet deliktaş 01 Ocak 2012

öncelikle merhum molla mansuru rahmetle yad eder mekanının firdevs cennetleri olmasını adı ve şanı yüce allahu tealadan niyaz ederim.günümüz insanlarının bu gibi değerli şahsiyetlerin miraslarına sahip çıkması lazım.bu mirasların bizler için ne kadar değerli olduğu ortadadır.ama günümüz insanları değil bu şahsiyetlerin miraslarını peygamber efendimizin tüm ümmetine miras bıraktığı kuran ve sünnete bile sahip çıkmamaktadır.kuran ve sünnete sahip çıkılırsa zaten otomatikmen molla mansur gibi seyyid kutup gibi hasan elbenna gibi ve nice değerli şahsiyetlerin mirasına sahip çıkılırdı.ama böyle şahsiyetlerin sizin gibi değerli yazarlarımız tarafından anlatılması belki bir nebzede olsa onların hatırlanıp değerlerinin anlaşılmasına sebep olur.

I ilyas metin 01 Ocak 2012

İslami davaya hizmet eden,yaşayan ve ahirete göçen tüm muminlerden Rabbimiz razı olsun, ecirlerini bol ihsan etsin

R reşit 01 Ocak 2012

insanın zaten yapacagı ilk iş islamı tanıması ve bunun için çalışmasıdır. insanın kıyamete götürecegi eniyi ve en degerli şeyi de islam için ortaya koydugu çabalarıdır. ne mutluki o insan ahirete eli boş gitmemiş. bu yazından dolayı sizlere teşekkür eder molla mansura allahtan rahmet dilerim. inaşallah bizlerde o güzel insanların yolundan gider ve peygamberin huzuruna alnı ak çıkarız... selam aleyküm

B bawer 01 Ocak 2012

öncelikle değerli yazar kardeşimizden Allah razı olsun,Seyda Molla Mansur gibi bir değeri köşesine taşıdığı için...Öte yandan irfan kardeşimin haksızlık yaptığını düşünmekteyim...Hiç kimse kendi bakış açısını İslami mücadelenin tek metodu olarak görmemelidir.Bu camianın bir ferdi olarak Seyda Molla Mansur’un siyasi vasiyetnamesine ve önder Fidan Güngör’ün yoluna bağlılığımız sonuna kadar devam edecektir. Bu kadar zulm ve işkence ile yoğrulan bir mücadele tarihi olan Menzil camiasının şehitlerinin kanının bereketi ile tekrar dirilmesi bazı karanlık odakların planlarını ve hesaplarını bozmaktadır.Bu itibarla halkımızın umudu olacak bu camianın elbette bir özeleştiri ve toparlanma süreci olacaktır.Geçmişte Kürdistan topraklarında üç koldan boğdurulmaya çalışılan,verdiği mesaj itibariyle bu halka en yakın ve halkın bağrına bastığı bu camia biiznillah İslami mücadelenin eksenini oluşturacak birikime ve mirasa sahiptir...

I idris fidan 01 Ocak 2012

seyda molla mansur , unutulmaya yüz tutmayacak bir değerdir bize. O daima yaşayacaktır yüreğimizde

D dostun 01 Ocak 2012

kardeşim dünyadakilerin birbirini unuttugu bir demde sizin ahirete göçen bir alimi hatırlamanız dostluga verdiğiniz degeri göstermektedir. her zamanki gibi bende bu anlamlı yazıya yönelik yazılmış bir şiirle yazıyı güzelleştireyim:

PÊŞEWA


Li welatê Kurdîstan, her alî mij û duman

Bi zilm û zordarîyê, welat kirine wêran

Gel reben û perîşan, ax û binax tev talan

Herkes dibêje ya Rebb tu bişîne pêşewa


Dibînî tu halê me, ya Xwedayê mîhrîban

Em pepûk û perîşan, emin bindestên salan

Tu ji alîyê xwe ve, bişîn ji mer rêberan

Çavê we rohnî dibên, derket hate pêşewa


Ji welatê kurdîstan tav û tîrêjek hilat

Ji feyz û berketa wî ronahî daye welat.

Bi hezaran welatî, got hatiye pêşewa

Lê aqubeta paşîn, dil sotîye pêşewa


Herkes li bendeye ku derkeve Rustemê Zal

Qira dijminan bîne, bi şûr û gurz û mertal

Lê derkete pîrekî, tim ji Xweda re evdal

Heyîrî maye herkes, li halê vî pêşewa


Bi şal û kum û tizbî, defter kitêb û qelem

Ji top û tiving û çek, ew qîmettire li cem

Xwendin û nivîsandin, kare ji wî re herdem

Qelem ji şûr tûjtir e, vêya zane pêşewa


Ji Zozinca şewûtî, alimekî bi nav û deng

Cehalet û nezanî, eve jê re herb û ceng

Bi îlim û bi emel, dil paqij dike ji zeng

Bi îxlas û teqwayê, dil dişo tim pêşewa


Şêx û mela û seyda bi hatinê kêfxweş in

Binêr li şoreşgeran, bi cizbe û serxweş in

Min îro li kê nêrî, wec û rû tev de geş in

Wek roj û hîvê hilat, di ser me de pêşewa

Li çar alî Kurdîstan, bi hevalên rewşenbîr

Kete xebatên pirr kûr, girtin bi rêyeka jîr

Şikandin qeyd û zincîr, hamud û hefsar û nîr

Bi rêyeka azadî, pêgirtîye pêşewa


Yekîtîya ummetê, kire armanc ji xwe ra

Bi yek rastîyê zane, mu’mîn ji hev re bira

Ev fitne û fesadî, ev perçebun ji çira

Bi şev û roj dipirse, ji herkesî pêşewa


Mezheb, meşreb cemaat, kulîlkên ummetê ne

Heryek ji alîyekî, xwedî fikrekî çê ne

Pêgirtê pêxemberin, xwedîyê dirb û rê ne

Tim bi dengekî bilind, vêya dibê pêşewa


Zulma li ser Kurdîstan, daîm dikir şermezar

Nîjatperestên Tirkan, ditirsand bi arê har

Ji bona war û welat, bêkes û rebenên jar,

Dikire xebat û cehd, ji her alî pêşewa

M mustafa 01 Ocak 2012

Allah’ın rahmeti bu yola baş koymuş ve Allah’ın yeryüzündeki bütün temsilcilerinin üzerine olsun...

RABBİM RAHMET EYLESİN

H hakkarili 01 Ocak 2012

Seydaye Molla Mansur her zaman ufuk açıcı bir değerdir, Kürdistan’ın karanlıklarına doğan bir güneştir. Seydanın yolu yolumuzdur, mirası bizim onurumuzdur. Yad eden tüm kalemlerden Allah razı olsun.

I irfan 01 Ocak 2012

bawer kardeş

beni yanlış anlamıyın sizin camianızın toparlanması bölgede çalışmalarının artırılmasına yönelik her hangi bir sıkıntım yok. bilakis islam yolundaki çalışmalarınızın bereketli olmasını dilerim. lakin takip ettiğim kadarıyla bu yapının eski tevhidi çizgisini ve seydanın dediği gibi islamın hakim olması noktasındaki eski gayretleri yerine kendini neredeyse salt kürt meselesine adamış bunu yaparken de kimi zaman ümmetçi bir bakış açısı yerine yaşanan acıların oluşturdugu mazlumiyet duygusuyla yaklaşılmıştır. eskiden rabbani hareket metodu diyen fidan hocaların talebelerinin bugün demokratik platformlarda demokrasinin kavramlarıyla meseleye bakmalarının bu misyonla çeliştiğini vurgulayayım. ayrıca demokratik çözümlerle ne kürt sorunu ne türk sorunu çözülür. seydanın vurguladıgı sahih islam çizgisinin kürtçü söylemlerden ve demokratik söylemlerden arınması lazımdır. eskiden marşlarınızda demokrasi rejma zore derdi. şimdi ve referandum süreçinde demokratik sistemlerin anayasalarına onay veren bu çizginin bu misyona zarar verdğini düşünüyorum. sitelerinize bakıyorum görebildiğim kadarıyla aşırı bir kürt meselesine endekslenmiş ve bu konuda bdp ve diger kürt partilerine hoş görüyle yaklaşmanızın bu misyonla çeliştiğini düşünüyorum.

kardeş bu cografyanın müslümanları olarak tekrardan kurani kavramlarla meselelere bakmalıyız. reel kavramlarla meselelere bakmamızın islami olamayacagını ve tevhidi çizgimize zarar verecegini düşünüyorum. kürtlerin yaşadıgı sıkıntıları bir müslüman olarak bende yaşıdım ve yaşıyorum. benimkisi sadece bu anlamda bu camianın molla mansur fidan güngör gıyasseddin ugur ubeydullah dalarların dönemindeki çizgisiyle bugünkü çizginin paralel gitmediğini vurgulamaktır. maalesef bu durum sadece bu camia için degil türkiyedeki tüm camiaaların bu anlamda bir degişim geçirdiğini ve degişiminde islamın faydasına degil zararına oldugunu ifade etmektir.

ayrıca kimsenin kendi bakış açısını tek metod olarak gördüğü yok. kürdistanda tevhidi çizgideki islami duruşunuzun tekrardan sergilenmesini ve nice gençlerin tekrardan inkılabi ve sahih islamla tanışması için davete yönelmenizi tüm yürekten istiyorum.

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

degerli dostum

katkılarınızdan dolayı teşekkürler. ayrıca şiiriniz de oldukça güzel. inşallah sizindir. sizin ise bu yeteneginizi neden hiç göstermedin kardeş...

allahım bana bu dostum gibi dostları ver ve beni her daim bu dostuma dost kıl

D dostun 01 Ocak 2012

yok kardeşim bu şiir fikri amedi abime aittir. molla mansurun vefatını anma programında okumuştu.

A ahmet 01 Ocak 2012

selam aleykum genç hocam. yazınız geçikti. fazla bekletmeyiniz bizi.

selametle kalınız

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

degerli kardeşim Ahmet.

sınavların yogunlugu ve daha sonraki şehir dışı gezilerinin yogunlugundan dolayı yazamadım. inşallah en kısa zamanda yazmaya çalışırım

U Umud 01 Ocak 2012

Öncelikli olarak seydayı rahmetle yad ediyorum. Onun davası garip bir dava idi, mazlumların hep beraber yaslandıkları ve yücelltikleri “bu dava garip geldi, garip gidecek” mesajının özlü ifadesi idi. Ve bu davanın mektebinden geçenler zalim güruhların hedefi oldu hep. Yalnızca Allah’a dayanan ve gücünü islami ilkelerden alan bir dava. Ondandır ki her şeye rağmen sesi, soluğu güçlüdür. Tekrardan yükseliyor ve yükselecektir.

Arkadaşlarımızın anlayamadığı husus şudur:

Ufkumuz.com sitesi endeksli menzil cemaatini değerlendirme hastalığı. Ufkumuz sitesi editöryasınında ifade buyurduğu gibi Bölgesel ve islami hassasiyetle yayın yapan bir sitedir. menzil cemaatinin özel yayın organı değildir. Cemaatın içindeki bireylerin yönettiği ve Kürdistan halkının serencamını islami hassasiyetle odak noktası olarak görüp yayın çizgisini o eksenli oluşturan güzel, değerli ve destek verilmesi gereken mübariz bir çalışmanın ürünüdür.
Gocunacak bir durumun olmaması gerekir bence. Eğerki kürd islamcılarıda Kürdistan halkının ızdırabına kulak kesilmeseydiler o zaman islamcılar kendi ülkelerinde gerçekleşmiş katliamları yine herzamanki gibi görmemezlikten geleceklerdir.

Müslüman toplumuna yön verebilendir.

O nedenli iyi düşünmek ve değerlendirmek lazım.
Allah’ın davası, islam Qur’an kavramlarına ne yüklediğimize iyi dikkat etmemiz gerekmektedir.
selam ve muhabbetle...

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Mehmed MAKSUT — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.