İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06

Muhafazakâr Kesimde Perinçekleşme Sendromu

Perinçekleşme Sendromu,”Mevzubahis olan vatan ise, gerisi teferruattır” anlayışına düçar olmak, üzerine bir miktar İslam (!) sosu eklenmiş bir neo-ulusalcılığı, muhafazakâr bir egemenlik algısını her türlü değer yargısının üzerinde görmek ve konumlandırmaktır. Bu öyle bir zihni ve kalbi hastalıktır ki, mazur ve meşru göstermeyeceği zulüm, yanlış, yozlaşma yoktur. Hak, hukuk, adalet gibi temel değerler, büyük hedefler ve bu hedefler için temerküz edilmesi gereken güç algısı karşısında önemsizleşir, teferruat konumuna düşer.

07 Mart 2016 3 dk okuma 7,8B okunma
100%

Konuyu biliyorsunuz. Gülen grubunun gazetesi Zaman’a “FETÖ’nün yayın organı olduğu” gerekçesiyle kayyım atanması ve ardından kararı protesto etmek ve kayyımların gazeteye girişine engel olmak gayesiyle gazete önünde toplanan protestoculara yönelik tazyikli su ve gaz bombalı polis müdahalesi, gazdan etkilenen kadınlar ve özellikle de aralarında yere düşüp yaralanan bir başörtülü kadın protestocu...

Bu yaşananlar üzerine, muhafazakâr gazetelerin olayın yaşandığı ertesi günkü 1. sayfalarına baktım, ne Yeni Şafak ne Akit ne de diğerleri bu duruma en azından "Polisten orantısız müdahale" gibi bir eleştiride bulunmamış, dahası bu görüntüler görmezden gelinmişti.

Sonrasında bir umutla bekledim. En azından Sibel Eraslan, Hilal Kaplan gibi daha öncesinde ve 28 Şubat sürecinde başörtüsü mücadelesi içinde yer alan yazarlardan bir iki satırlık da olsa bir tepki, en azından “daha dikkatli olunması” konusunda bir temenni sâdır olur diye. Fakat nafile.

Kayyım meselesini ayrıca değerlendirmek lazım. Zaman gazetesinin hiçbir şekilde savunulacak bir gazete olmadığını kabul etmekle birlikte, bu şekilde el konulup, gazetenin sahibi olan grupla alay edilircesine bir yayın politikasıyla çıkarılması yerine doğrudan kapatılması gibi bir uygulamaya gidilmesinin daha insani olduğunu düşünüyorum.

Benim asıl üzerinde durmak istediğim konu ise, Cumartesi günü Yenibosna’dan gelen o içler acısı görüntüler ve muhafazakâr kesimde bu görüntülerin yorumlanış biçimi olacak. Zaman gazetesine el konulmasına olumlu bakmalarını, Zaman gazetesinin halihazırda PKK dâhil Türkiye’ye düşmanlık içinde bulunan yapı ve ülkelerle adeta ittifak içinde bir görüntü vermesi sebebiyle anlayabildiğim muhafazakâr kesimlerin, polisin ellerinde hiçbir şiddet unsuru bulunmayan kadın-erkek protestoculara karşı gaz bombası ve plastik mermi kullanması ve başörtülü bir kadının gaz bombasından kaçarken yere düşüp kanamalı şekilde yaralanması karşısında sessiz kalması, dahası bu görüntülerden de Gülen grubunu sorumlu tutup savunacak bir pozisyon alması endişe vericidir.

Daha da ötesi, paylaşım sitelerinde, kendilerini İslam’a nisbet eden kimilerinin, yüzü kanlar içinde kalan başörtülü kadının bu haliyle alay eden paylaşımlar yapabilecek kadar ölçüyü kaçırmış olmalarıdır. Yok kadının yaralanmasının sebebi yere düşünce yüzüne batan tokasıymış da, yok orada ne işi varmış da... Kimse kalkıp da polisin bu tür bir orantısız güç kullanmadan rahatlıkla gazete önünen uzaklaştırabileceği insanlara niçin gaz bombası attığını sorgulamıyor. 

Bu durum Türkiye’deki muhafazakâr kesimler açısından kendi kendini inkâr etmektir, tam anlamıyla bir “Perinçekleşme Sendromu”dur. Asıl endişe verici olan ise, muhafazakârlığı aşıp doğrudan İslam’la, İslami kimlikle tanışmış birçok çevrenin de, son yıllarda birçok konuda olduğu gibi bu konuda muhafazakâr kesimlerle paralel bir tutum takınması, en azından polis şiddetine yönelik bir itirazda bulunmaktan bile imtina edişleridir.

Bu satırları; çeşitli vesilelerle, Cemaat-Akparti kavgasında her şeye rağmen daha yerli, daha şeffaf ve halka daha yakın olan Akparti’nin galip gelmesinden yana olduğunu ifade etmiş, bununla birlikte cahliyeden akidevi/ilkesel ayrışma konumunda sebatkâr olan ve cahiliyenin hiçbir çeşidini ve kurumunu meşru görmemeyi imani bir vazife bilen bir Müslüman olarak yazıyorum.

Peki neyi kastediyorum “Perinçekleşme Sendromu” derken?

Perinçekleşme sendromu, Mevzubahis olan vatan ise, gerisi teferruattır” anlayışına düçar olmak, üzerine bir miktar İslam (!) sosu eklenmiş bir neo-ulusalcılığı, muhafazakâr bir egemenlik algısını her türlü değer yargısının üzerinde görmek ve konumlandırmaktır.

Bu öyle bir zihni ve kalbi hastalıktır ki, mazur ve meşru göstermeyeceği zulüm, yanlış, yozlaşma yoktur. Hak, hukuk, adalet gibi temel değerler, büyük hedefler ve bu hedefler için temerküz edilmesi gereken güç algısı karşısında önemsizleşir, teferruat konumuna düşer.

İşte muhafazakâr kesimde bu sıralar yaşanmakta olan ve kimi Müslümanların da maalesef ortaklık ettiği sendrom budur.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 5

M M.Çetin 01 Ocak 2012

Allah razı olsun, önemli tespitler. Aslında muhafazakarlar arasında gidişatn iyi olmadığnı görenler de var ki mesela dün yayınlanmaya başlayan Karar adlı gazetede yazarlar bi şekilde işi demokraiye getirsede giderek yaygınlaşan yozlaşmadan ve seviyesizlikten yakınıyordular.

H hikmet erturk 01 Ocak 2012

Evin minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi açtıklarını gördü.

Kendi kendine: ” İçinde hangi yiyecek var acaba?” diye düşündü.
Bir süre sonra gördüğü paketin, bir fare kapanı olduğunu anladığında yıkıldı.
“Evde bir fare kapanı var! Evde bir fare kapanı var!” diye bağırarak telaşla bahçeye fırladı.

Minik fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırıp gıdakladı: “Zavallı farecik… Bu senin sorunun benim değil. Bana bir zararı olamaz küçücük kapanın” dedi.

Tavuktan destek bulamayan farecik bu sefer telaşla domuzun yanına koştu ve ” Evde bir fare kapanı var! Evde bir fare kapanı var!” diye adeta çırpındı.

Domuz anlayışla karşıladı ama” Çok üzgünüm fare kardeş, dua etmekten başka yapacağım bir şey yok. Dualarımda olacağından emin ol” dedi.

Minik fare çaresizlik içinde inekten yardım istedi. İnek; “Bak fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni ilgilendirmiyor.” Diyerek arkasını dönüp “ mö” lemeye devam etti.
Sonunda farecik, başı önde umutsuz şekilde eve döndü. Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak zorunda olduğunu anladı.

O gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik farecik aç ve susuzdu. Tam yorgunluktan gözleri kapanacaktı ki birden bir ses duyuldu. Gecenin sessizliğini bölen gürültü, fare kapanından geliyordu.

Çiftçinin karısı, ne yakalandığını görmek için yatağından fırladı ve mutfağa koştu. Karanlıkta kapana, zehirli bir yılanın kuyruğunun kısıldığını fark edememişti.
Kuyruğu kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden çiftçinin karısını ısırdı. Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü. Doktor, zehri temizledi sardı. Çiftçi karısını eve getirdi, yatırdı. Karısının ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu. Kadıncağız ateş ve ter içinde kıvranıp duruyordu.

Böyle durumlarda taze tavuk suyunun gerekli olduğunu herkes bilir, çiftçi de bıçağını alıp bahçeye koştu. Karısı taze tavuk suyu çorbasını içti, biraz kendine geldi. Karısının hastalığını duyan komşular ziyarete geldiler. Onlara ikram etmek için çiftçi domuzunu kesti. Çiftçinin karısı gittikçe kötüye gidiyordu. Yılan, belli ki çok zehirliydi. Birkaç gün sonra çiftçinin karısı iyileşemedi ve öldü. Cenazesine çok sayıda kişi gelince hepsine yeterli et sağlamak için çiftçi ineği mezbahaya yolladı.
Fare tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki deliğinden izledi.

Ç Çetin Yıldırım 01 Ocak 2012

Devletlu olmak onun boyasıyla boyanmaktır. Kim kimin boyasıyla boyanıyor ise o renk ruhuna sirayet eder. Bilge zatın dediği gibi; Muhafazakârlık, Ebu Cehilin ideolojisidir. Yazı için Allah razı olsun.

Ş şahin yetik 01 Ocak 2012

Güzel abim nasılki zalimin yaptığı hayırhaklıklara rağmen zalim olduğunun unutulmaması gerekiyorsa aynı şekilde, müslümanların mazlumun cinsine ve meşrebine bakılmaksızın mazlum olduğunun bilincine varılması gerektiğini vurgulaman gerçekten de çok önemlidir. Uyarıların için teşekkür ediyorum.

M Muradi 01 Ocak 2012

Allah’ı bırakıp devlete şirk koşturmamanın peşine düşenler için bu tür politikalar vakai adiyedendir.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.