Mü’minler Birbirlerinin Velîsi mi?
Teorik anlamda bir velâyet hep söz konusu edilse de, günümüz Müslümanlarının pratikte birbirlerinin velîleri olduğunu söyleyebilmek çok zor. Pratikte birbirimiz üzerinde en asgari hak ve sorumluluklara bile sahip olmadığımızı, birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye etmek gibi velâyet ilişkisinin en temel şartının bile büyük ölçüde ortada olmadığını kabul ve itiraf etmek zorundayız.
"Mü'minlerin birbirleri üzerindeki velâyeti hakkındaki onca ayete rağmen bu nasıl bir sorudur" denilebilir. Doğrudur, yüce Rabbimiz Kitab-ı Keriminde mü'minlerin velayetine çokça vurgu yapıyor. İman eden kadın ve erkeklerin birbirlerinin velileri olduğunu (Tevbe 9/71), birbirlerini bırakıp kâfirleri veli edinmemeleri gerektiğini (Âl-i İmran 3/28, Nisâ 4/144), izzetin, ancak Allah'ın yanında ve iman edenlerin velayetiyle mümkün olduğunu (Nisâ 4/139) ve mü'minlerin ancak Allah'ı, Rasulü'nü ve birbirlerini veli edinmekle galip gelebileceğini (Mâide 5/56) beyan ediyor yüce Rabbimiz.
Velâyet, insanları birbirleri üzerinde hak ve sorumluluk sahibi kılan bağın adıdır. Bu, pratik karşılığı, sonuçları ve yaptırımı olan bir bağdır. Mü'minlerin birbirleri üzerindeki velâyetinden söz ettiğimizde ise, yüce Allah'ın iman edenleri yükümlü kıldığı karşılıklı hak ve sorumluluklardan bahsetmiş oluruz.
Mü'minler birbirlerinin velîleri olma ve velâyetin doğurduğu hak ve sorumluluklar konusunda muhayyer değil, mecburdurlar. Yani mü'minlerin birbirleriyle velî olmaları keyfî bir tercih değil, iman akdini benimsemiş olmakla altına girdikleri bir yükümlülüktür.
Bu yükümlülük, mü'minlere karşılıklı birtakım haklar ve bunun yanında da sorumluluklar yüklemektedir. Mü'minler bu çerçevede birbirlerini görüp-gözetmekle, birbirlerinin sıkıntılarını paylaşmakla, sevinç ve kederde birlikte olmakla, tehlikelere birlikte karşı koymakla, birbirlerini iyiliğe teşvik etmek ve kötülükten nehyetmekle mükelleftirler. Tüm bu mükellefiyetlerde yukarıda belirttiğimiz üzere muhayyerlik söz konusu değildir ve bu alanlarda mü'minlerin birbirlerini denetleme, birbirlerine hesap sorma/hesap verme yükümlülüğü vardır.
Hiçbir mü'minin, diğer mü'minlerle olan velâyet hak ve sorumluluklarını askıya alma, erteleme, yok sayma hakkı yoktur. Mesela hiçbir mü'minin, kendisine hakkı tavsiye eden diğer mü'mine "Bana karışamazsın" deme selahiyeti söz konusu değildir. Aynı şekilde sıkıntıların paylaşılması, dertlere ortak olunması noktasında mü'minler bağlayıcı şekilde karşılıklı sorumluluk altındadırlar. Kısacası, mü'minlerin velâyeti, birbirleri üzerinde somut hak ve sorumluluklar doğuran, huzur-u ilahide gerçekleşen akitleşmeye dayandığı için Allah katında yaptırımı olan bir bağdır.
Peki bugün mü'minler arasında bu şekilde bir velâyet bağından söz edebilmemiz mümkün mü? Başlıktaki gibi sorarsak, bugünkü mü'minler gerçekten birbirlerinin velîsi midir?
Açıkçası bu soruya "Evet" cevabı vermekte çok zorlandığımı belirtmem gerekir. Teorik anlamda bir velâyet hep söz konusu edilse de, günümüz Müslümanlarının pratikte birbirlerinin velîleri olduğunu söyleyebilmek çok zor. Pratikte birbirimiz üzerinde en asgari hak ve sorumluluklara bile sahip olmadığımızı, birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye etmek gibi velâyet ilişkisinin en temel şartının bile büyük ölçüde ortada olmadığını kabul ve itiraf etmek zorundayız.
Hz. Peygamber'in öncülüğünde gerçek anlamda birbirlerinin velîleri olmayı başararak zor şartlarda büyük İslam inkılabını gerçekleştiren İlk Kur'an neslinin hayatında velâyetin ne olduğu ve pratikte neye tekâbül ettiğini görmek mümkün. Birbirlerini, kendi nefslerine dahi tercih eden, birbirlerini koruyup gözeten, varlarını yoklarını paylaşan ve şirke, tuğyana karşı kurşunla kaynatılmış tuğlalar misali omuz omuza mücadele veren ilk mü'minler, birbirlerinin istikametiyle ilgili olmanın ve bağlayıcı şekilde birbirlerini Rabbani ölçülerle denetlemenin de en güzel örneklerini vermişlerdir.
Bugünün Müslümanları olarak birbirlerimiz üzerinde Rabbani ölçülere dayalı karşılıklı bir bağlayıcılığımız söz konusu mudur? Birbirimize pratik sonuçlar doğuracak şekilde hakkı ve sabrı tavsiye edebilme imkânımız var mıdır?
Bana göre bu imkândan pratik anlamda büyük oranda mahrum olduğumuz gibi, son dönemlerde yaygınlaşmakta olan "Herkesin Kur'an'dan anladığı kendine" şeklindeki rölativist/modernist yaklaşım sebebiyle de mü'minlerin birbirlerinin velîleri olma imkân ve yükümlülüklerinin teorik düzlemde de yok edilmekte olduğunu belirtmek gerekir.
Yorumlar 9
"“Herkesin Kur’an’dan anladığı kendine” şeklindeki rölativist/modernist yaklaşım sebebiyle de mü’minlerin birbirlerinin velîleri olma imkân ve yükümlülüklerinin teorik düzlemde de yok edilmekte olduğunu belirtmek gerekir."
Böyle olmamalı ama şöyle de olmamalı...
“Herkes Kur’an dan benim anladığımı anlamalı. Muhkem ayetleri ben belirlemeliyim. Sayısını o kadar çoğaltmalıyım ki herkes benim gibi düşünsün. Böylece ümmet olalım, birbirimizin velisi olalım.”
Velayetin önündeki daha büyük engelin bu tek tipci yaklaşım olduğunu düşünüyorum...
Uyarılar hakkaniyet ülçüsü içinde yapılıyorsa elbette uyarı alan müslümanın bana karışamazsın demeye hakkı yoktur. Dil hançer gibi degil kevser gibi olmalıdır degilmi?
kardeşim başlıktaki soru tam yerinde bir soru.söylemde birbirimizin velisi oldugumuzu söylerken makam ve mevki toplum önünde itibar görenlere servetce mumin kardeşinden üstün olanlara yaklaşımımız aynımı.bu arıza az çok hepimizde var.kendimizi kandırmayalım başımızı yastıga koyunca nefsimizi mahkemeye verelim bakalım sonuç ne çıkıyor.
selam ve dua ile
Müslümnlar ne yazık ki ihtiraslarını vede tabelalarını atmaya yanaşmıyorlar.Üstelikte servetleri üzerinde başkalarınında hakkının olduğunu da kabul etmek istemiyorlar.Bu konu aslında başlı başına çok içerikli bir konu.
şükrü kardeşim, düşüncenize katılmamak mümkün değil. her ne hikmetse biz müslümanlar, konuşmayı sever ve güzelde konuşuruz. ama fiiliyata geldimi, ahlarla ,vahlarla, kendimizi arka sıralarda buluruz. islamı seçen herkesin, elini taşın altına koyarak, aynı sancıları çekmesi gerekikir. aynı vucudun uzuvları gibi, birbirlerinin derdiyle dertlenmeleri şartı vardır, bunada islamda cemaat denir. ellerinize sağlik. selamun aleykum
Veli,resmi anlamda korumak,gayri resmi anlamda ise dostluk ve hakkı tavsiye anlamı içerir.Korumak derken bunların neler olduğuna dair Kur’an örneklerini de insanlara sunmuştur.Müminlerin birbirlerinin kanı,malı ve namusunu korumaları veya korunmalarına katkıda bulunmaları çeşitli ayetlerde de emredildiği üzere farzdır.Gayri resmi anlamdaki dostluk meselesine gelince Dostluk üç aşamadan oluşmaktadır.1.aşaması bakmaktır.İnsanlar dostluğu önce birbirlerine bakarak başlatırlar.yani birbirine sırtını dönüpte konuşarak onunla dost olamazsın,önce onun yüzüne dönüp konuşman gerekir.Ancak bu gerçek ve gereklilik bazı ayetler çarpıtılarak kadın ve erkeğin birbirine bakması ve konuşmaları haramdır denilerek veli kelimesi ve kapsamı maalesef pasifize edilmiştir.Dostluğun 2.aşaması ise kelamdır.insanlar birbirleriyle konuşarak anlaşırlar.3.aşaması ise yardımlaşmalarıdır.işte bu aşamaların ilk basamağı köreltilince 2. ve 3.aşalara geçememiş ve müminler birbirlerine maalesef veli yani dost olamamışlardır.bal içinde sunulmuş zehirlere dikkat etmediğimiz zaman daha nice velilik(dostluklarımız)köreltilip yok edilmeye çalışılmaktadır.
Hayat siyah ve beyazlardan ibaret değildir ancak düşmanını bilmeyen dostunu tanıyamaz, dolayısıyla bir velayet ilişkisi olmaz.
Evet Tevbe-71'de Mümin erkek ve Mümin kadınların birbirlerinin velisi olduğu söyleniyor ancak bunun olması için kişinin önce ‘Mümin’ yani iman eden olması gerekiyor.Bakara-256'da ise imanın şartı olarak ‘tağutu inkar’ geçiyor.
Peki bugün hangi cemaatte, dernekte ya da herhangi bir İslami kuruluşta tağut kavramı gündeme geliyor? yoksa bu kavramlar boşuna mı Kuran’da geçiyor?
kaleminize sağlık yorumları okuyorumda bizler bile birbirimizin velisi olamıyoruz herkeste bir korku bir mazeret karşımızdakinin derdini bilmiyoruzki mümin kardeşinin velisi olsun belki korkuyoruz yakamıza yapışır diye herkes anlatmaya korkuyor dinlemeye korkuyor derdiyle dertlenmeye korkuyor malını paylaşır diye korkuyor .hemen hepimiz cemaatlere kişilere ona buna suç buluyoruz.onu bunu değilde şirki tağutu bilenler birbirinin velisi.herkes bir düşünsün bizler yaşadığımız ömür boyunca kaç kişinin velisi olduk.veya olmaya çalıştık önce ben ne yapıyorum diye bakalım sonra karşımızdakilerden talep edelim.en basidi din kardeşi olarak burada yazan yazarlar veya yorumcular bizler kim kime veli olabiliyoruz selam ve dua ile
hak olan ölçü budur. iman edenler olarak hakkı yerine ikame edemedigimizden dolayı her ameli pratigimiz gibi , müminlerin birbirleri üzerindeki velayetide hak ölçüsünde gerçekleşememekte.
