İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Mehmet PAMAK
Mehmet PAMAK
04 Şubat 2011

Müslüman Halklara…

Bölgemizin mazlum Müslüman halklarına sesleniyoruz! Size yıllardır zulmeden despot zalim diktatörlerin, Firavuni yönetimlerin arkasında yer alarak; haklarınızı, onurunuzu çiğneyerek size bunca acıyı, ıstırabı çektirenler kim ise; bugün sizin laik demokratik batı yanlısı modeli kabul etmeniz, İslami sistem talebinizden vazgeçmeniz halinde en çok sevinecek ve sizin bu istikamette önünüzü açıp desteklemekten çekinmeyecek olanlar da aynı emperyalist güçlerdir.

04 Şubat 2011 9 dk okuma 10,6B okunma
100%

Bilindiği üzere, Mısır’da on yıllardır, despotça bir yönetimle halkını ezen, siyasi, ekonomik, hukuki çok boyutlu zulümlerle geniş kitlelere kan kusturan Firavun diktatörlüğü hüküm sürmekte. On milyonlarca masum insana büyük ıstıraplar yaşatan bu kanlı sömürücü diktatörlüğü tarihin çöplüğüne atmak üzere, mazlum Müslüman Mısır halkı, hak ve özgürlük talebine dayalı haklı bir direnişle, meydanları doldurmuş bulunuyor. Zulme karşı bu haklı mücadelesinde mazlum Mısır halkının yanında yer alıp, zalim Firavuna ve halk düşmanı darbeci, derin devletçi çetelerine ve katliamlarına karşı tavır koymak insani ve İslami sorumluluğumuzdur. İşte bu büyük sorumluluğumuzu yerine getirmek, mazlum halkın zulme karşı haklı kıyamını desteklemek, Firavunu ve çetelerini protesto etmek üzere burada toplanmış bulunuyoruz.

Değerli Kardeşlerim!

Bölgede, on yıllardır Batı tarafından desteklenen despot yönetimler, monarşiler, diktatörlükler, Batıcı sert politikalarla halkın haklarını, özgürlüklerini yok edip acımasız zulüm politikaları uyguluyorlar. Ancak emperyalist güçler, destek verdikleri bu despot yönetimlerin, haklarını, özgürlüklerini ve kaynaklarını çalarak köleleştirdikleri kitlelere ve Müslümanlara yaptıkları çok boyutlu zulümler sonucunda, bölge halklarının Batı düşmanı ve İslami bir eğilim içine girdiklerini gördüler. Yaklaşık yüz yıl önce kurdukları bu sistemler ve despot yönetimleri artık batı çıkarlarına zarar vermeye başlamıştı.

İslami duyarlılığı hiç olmayan ya da çok az olan eski Demirperde ülkelerinde (Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan vb.) STK’ları kullanarak ve halkı sokağa dökerek, “demokratikleşme” adı altında Amerikancı yönetimleri iş başına getirenler, Ortadoğu ülkelerindeki halkları, önce silahla bastırmaya, sindirmeye kalkıştılar. Çünkü buralarda da aynı yöntemi denerlerse, İslami duyarlılığı yüksek olan bu bölge halklarının, İslami yönetimler kurarak Amerikan projelerini akamete uğratabileceğinden korktular. Bu sebeple de, buralardaki değişimi farklı yöntemle gerçekleştirmek istediler. Bölge halklarını, önce sopa (işgal ve katliam) ile terbiye edip, ardından da BOP’un havuç politikasını, “demokratikleşme” ve batı yanlısı laik hükümetler oluşturma bölümünü uygulamaya koyacaklardı. Ancak işgalle ele geçirme ve sindirme projesi, direnişle akamete uğrayıp, üstelik emperyalist ülkeler giderek artan büyük bütçe açıklarıyla tam bir ekonomik yıkıma da duçar olunca, bölgeyi terk etmek zaruretiyle karşı karşıya kaldılar.

Bölgeyi dönüştürerek batı çizgisinde tutmanın, emperyalist Batının bölgedeki temsilcisi Siyonist terör devletini güvenceye ve enerji kaynaklarını kontrol altına almanın yolunu aramaya ve bu amacı temine matuf yeni projeler üretmeye yöneldiler. Ancak silahlı müdahalenin başarılı olamaması, direnişin giderek tırmanması gibi sebeplerle, Ortadoğu halklarını da Amerikancı düzenlere ikna etmek, bunun için Müslüman halkları ve İslam anlayışlarını sekülerleştirmek ve emperyalizmin amaçlarına göre reforme etmek üzere, yeni havuç politikası olan dönüştürme projelerine hız verdiler. Bush, Hantington’un “medeniyetler arası savaş” projesini öne çıkarırken, Obama daha çok, “dinler arası diyalog”, “medeniyetler arası uzlaşma” ve Kisinger’in önerdiği “medeniyet içi çatışma”da “ılımlı-radikal” ayrımında “ılımlı” kanadı destekleyip, “model ortak” statüsü vererek, “dine karşı din” projesini uygulamaya koydu.

Bölge Halklarının, Türkiye’nin AKP modeli üzerinden, bireysel ibadetlere indirgenmiş, siyasal ve hukuki alanda seküler/laik, muhafazakâr-demokrat, hak ve özgürlükler alanında liberal, ekonomi alanında kapitalist olan “ılımlı İslam” anlayışına razı edilmesi hedefleniyor. Bu amaçla, bölgedeki Müslümanları kolayca etkileyip dönüştürecek, “liberal, muhafazakâr (Ilımlı Müslüman), demokrat” bir “model” ortaya çıkarılıyor. Ve bu model, başta Ortadoğu olmak üzere, bütün İslam coğrafyasında saygı, sempati ve kendi ülkelerinde de gerçekleşmesi özlemiyle karşılanıyor.

Batı destekli despot yönetimler on yıllardır devam edegelen uzun süreçte Bölge halklarını açlık ve sefalete mahkum ederken, mazlum halktan kopuk, halka tepeden bakan lüks ve müsrif bir hayat yaşadılar, akraba ve yandaşlarını zenginleştirdiler. 1 – Akraba ve yandaş kayırmacılığına dayalı büyük yolsuzluklara bulaşmaları, 2 – Ülkenin kaynaklarını emperyalistler ve kendileri arasında paylaştırıp talan etmeleri, 3 – Fakir geniş halk kitlelerinin ise, açlık, sefalet, yoksulluk ve işsizlik cenderesinde kendilerini yakacak kadar bunalmaları, 4 – Buna rağmen halkların baskı, yasak, devlet terörü ve çok boyutlu zulümlerle sindirilmesi, 5 – Üstelik emperyalizmin uşağı olan bu despotların Siyonist terör devleti İsrail’in yanında yer alarak mazlum Filistin halkına uygulanan işgal, kuşatma, ambargo ve katliamların zelil destekçileri konumunu tercih etmeleri ve bunun bölge halklarının onurunu kırması gibi bir çok sebep birleşince, önce Tunus’ta başlayıp, Mısır ile devam eden halk ayaklanmaları kaçınılmaz hale geldi. İşte bu süreçte, despot yönetimlere isyan eden halklar, emperyalist ülkelerce laik liberal demokratik batıcı sistemlere doğru yönlendirilmeye çalışılmaktadır. Emperyalist ABD ve AB son ana kadar, bir yandan Firavun diktatörlüklerinin sopasını meydanları dolduran halklara göstererek, bir yandan da laik liberal demokrat Batı yanlısı hükümetler kurmanın önünü açma anlamında havucu uzatarak, mazlum halkları “ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye” çalışmaktadırlar. Türkiye modeli, nasıl Kemalist İslam düşmanı radikal laiklikten ılımlı laikliğe, devletçi askeri vesayetten/bürokratik despotizmden liberal demokrasiye geçiyorsa ve yine de İsrail’i tanımaya ve çok yönlü ilişkilerine devam ediyor ve ABD ile stratejik ortaklığını sürdürüyorsa, bölge halklarına aynı modeli takip ederek Firavuni sistemden kurtulabileceklerini söylemek istiyorlar.

Biz Müslümanlar, despotizme karşı ayaklanan mustaz’aflar, mazlumlar Müslüman olmasalar da, despotizme karşı onların Allah tarafından lütfedilen temel hak ve özgürlüklerinin savunucusu olmak ve onların adalet ve özgürlük arayışlarını görece olumluluk olarak görüp, despotizmin yıkılmasına İslami ölçüler içinde katkı sunmakla mükellefiz. Allah’ın sosyal, siyasal dönüşüm yasasının, baskı ve zorbalıkla engellenmeden, doğal ortamda, fıtri niteliklerin özgürce kullanılmasıyla işlemesi sonucu, toplumların kaderleri üzerinde söz sahibi olmalarının ve layık oldukları sisteme ulaşmalarının önünün açık olmasını isteriz.

Ancak, bölgenin bütün halkları bilmeli ki, emperyalizm bölgedeki çıkarlarını sürekli kılmak adına, despot işbirlikçilerini feda edip, yeni projelerle aldatma çabası içine girecekler ve erdemli bir tavırla ayaklanan kitleleri yine kendilerinin razı olacakları sistemlere doğru yönlendirmek için ellerinden geleni yapacaklardır. Bu tür bir yönlendirmeye açık eğilimler, yanılgıyla da olsa, bir süredir kimi bölge Müslümanlarını kendiliğinden etkisi altına almış bulunmaktadır. Bölgenin kimi öncü “Müslüman şahsiyetleri” tevil etmeye bile gerek görmeden, açıkça “Ilımlı İslam”ı temsil ettiklerini söyleyebilmektedirler. İslam şeriatına dayalı, Allah’ın hükmüyle hükmeden bir adalet ve hukuk sisteminden yana olduklarını söyleyemiyor. Hz. Peygamber’in (s), bugünle mukayese bile edilemeyecek kadar zor şartlarda, hak-batıl karışımı “çoğulcu siyasi ortak yönetim” zemininde devlet başkanı olma tekliflerini reddetmesine rağmen, Türkiye’nin “İslamcıları” ve bölgenin kimi öncü Müslümanları, aynı ilkeli ve ihlaslı duruşu maalesef ortaya kayamıyorlar. Resulllah’ın (s) şartlarına nazaran görece daha az olan zorlukları bahane ederek, hep birlikte Türkiye’de oluşturulan “laik – liberal – muhafazakâr– demokrasi” modelini benimseyip, yücelterek, meşrulaştırarak yaygınlaştırmaya çalışıyorlar. 

Sonuçta despotizme karşı mazlumların yanında yer almak mükellefiyetimiz olmakla beraber, zulüm ve sömürüden sahici anlamda kurtularak, dünyada gerçek adalete ulaşmanın ve ahrette kurtuluşa ermenin, ancak bütün insanların Rabbi olan Allah’ın hükümlerinin hakimiyetiyle mümkün olduğunu, mazlum Müslüman halklara bir daha hatırlatmalıyız. Mazlum halklar, dünyada izzeti, onurlu bir hayatı, sömürüden, zulümden, adaletsizlikten arınmış adil bir yönetimle yönetilmeyi ve ahrette kurtuluşu istiyorlarsa, tevhidi adalet sistemini talep edip egemen kılmaya çalışmaktan başka yol olmadığını bilmelidirler. Bu sebeple de insanlara hayırlı ve merhametli olmak sorumluluğunu taşıyan biz Müslümanlar, karanlıklardan (zulümattan) aydınlığa ve adalete ulaştıracak tek kurtarıcı mesajı her şart altında gündeme getirerek, mazlum halkların zulümatın gri tonlarında oyalanmamaları ve bir zulüm sisteminden bir başkasına savrulmamaları için uyarı görevimizi yerine getirmeliyiz.

Bütün insanların yaratıcısı, sahibi olan Rabbimiz, kullarının bu imtihan dünyasında kendilerini özgürce gerçekleştirecekleri adalet vasatına kavuşturulmasını, temel haklarının en sağlam biçimde güvence altına alındığı İslami adalet sistemini kurmayı ve bu sistemde insanlara adaletle muamele etmeyi emretmiş bulunmaktadır. Bu vesileyle, bir daha hatırlatmalıyız ki, Müslim, gayrimüslim bütün insanlar, en mütekamil haklara, ancak kendilerini yaratmış ve bu dünyaya imtihan için göndermiş bulunan Allah’ın hükümlerinin hakim olduğu sistemde kavuşabilirler. Müslüman olmayanlar dahi, İslami bir sistemde sahip olacakları, insan onurunun güvencesi mahiyetindeki temel hak ve özgürlüklere, kesinlikle laik demokratik sistemlerin en iyi işleyeninde bile sahip olamamışlardır, olamazlar. Tarih buna şahittir.

O halde bölgenin mazlum halkları, karanlıkların koyusundan kaçarken, gri tonlara yakalanmamalı, laik demokratik liberal modele itibar ederek, yeni bir zulme muhatap olmamalıdırlar. Hepimizin yaratıcısı olan Rabbimiz, “şirk en büyük zulümdür” ve “Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler kâfirlerin, zalimlerin ta kendileridir” buyurmaktadır. Hak ile batılın karıştırıldığı, sentezci, uzlaşmacı, “ılımlı” modellerde, şirki ve taguti nitelik devam etmekte ve dolayısıyla da, ilahi vahyi dışlayarak, insan heva ve zannının ürettiği anayasa, sistem ve modellerde haksızlık, adaletsizlik ve zulüm kaçınılmaz bir sonuç olmaktadır. Zulümden sahici anlamda kurtulup, bütüncül gerçek adalete ulaşmak, ancak, bütün halkların ve insanların yaratıcısı olan ve hepsine adaletle en temel hakları lütfetmiş bulunan Allah’ın hükümlerine dayalı bir anayasayla ve ilahi vahyi esas alan bir sistemle mümkündür.

Bölgemizin mazlum Müslüman halklarına sesleniyoruz! Size yıllardır zulmeden despot zalim diktatörlerin, Firavuni yönetimlerin arkasında yer alarak; haklarınızı, onurunuzu çiğneyerek size bunca acıyı, ıstırabı çektirenler kim ise; kaynaklarınızı çalarak, insanca yaşamak imkanından mahrum bırakarak bunca açlığı, sefaleti yaşatan kim ise; bölgedeki kardeşlerinize yönelik işgal ve katliamları gerçekleştiren, Filistin halkını her türlü zulme, işkenceye, ambargo ve kuşatmalara, en vahşi silahlara dayalı haince saldırılarla, en alçakça suikastlara, katliamlara muhatap kılan kim ise, bugün sizin laik demokratik batı yanlısı modeli kabul etmeniz, İslami sistem talebinizden vazgeçmeniz halinde en çok sevinecek ve sizin bu istikamette önünüzü açıp desteklemekten çekinmeyecek olanlar da aynı emperyalist güçlerdir.

Türkiye’deki darbeci, çeteci katillerden, askeri vesayet ve malum tek parti despotizminden kaçarak liberal muhafazakâr demokrat olmak ne ise, Tunus ve Mısır’da Firavunun despotizminden kaçarken, bir başka batıl sistem olan laik demokrasiye, liberalizme sığınmak aynı şeydir. Halbuki sizler bunca bedel ödediniz, milyonlarca kişi meydanları doldurup, zulme itiraz etmenin onurunu kuşandınız, bunca kardeşinizi Firavunlarla mücadelenizde kurban verdiniz. Nasıl olur da buna rağmen, size bu büyük zulümleri yapanların arkasındaki emperyalistlerin sizi tevhidi yolunuzdan saptıracak ılımlı batıl modeline kanabilirsiniz?

Size ve tüm Müslümanlara yakışan Kur’an’ın rehberliğinden ve Resulün (s) önderliğindeki ilk Kur’an  neslinin örnekliğinden ayrılmamaktır. Türkiye’nin laik liberal muhafazakâr demokrat modelini örnek alacağınıza, sizi dünya ve ahret saadetine ve sahici, bütüncül adalete kavuşturacak olan İslami adalet sistemini kurarak, siz hem Türkiye’ye, hem bölgeye ve tüm dünyaya model olun da biz sizi örnek alalım.

Ülkenizdeki katil diktatör firavunu kovmada Allah yardımcınız olsun. Zulüm ilelebet payidar olamaz, eğer bizler Allah’ın vaat ettiği yardımına layık olursak, bütün firavunlar ve firavuni sistemler ve bölgedeki yandaşları siyonist terör devleti inşallah yıkılacaklardır. Hedefimiz, emperyalistler ve işbirlikçileriyle yeni ilişkiler kurmak yerine, firavunları ve destekçileri olan başta ABD ve İsrail olmak üzere, emperyalist işgalci güçlerin hepsini, tüm projeleriyle birlikte bölgemizden kovmak olmalıdır.

Bu sebeple, bölgeye ve size gerçek adaleti ve izzeti getirecek olan İslami sistem talebinizden asla vazgeçmemelisiniz. Ülkenizdeki orduların subay kadrosu, bu firavunlarca yetiştirilmiş olup, çoğu da Amerika’da eğitilmişlerdir. Orduların, sizin bundan sonraki hayatınız üzerinde belirleyici olmasına asla müsaade etmemelisiniz. Bilmelisiniz ki, Montesqueu’nün isabetli tespitiyle “Az gelişmiş ülkeler, kendi ordularının işgali altındadırlar”. İşte bu bilinçle geleceğinize sahip çıkın. Bütün bölgenin ve dünya insanlığının kurtuluşu için elzem olan vahye dayalı İslami adalet sistemi modelini oluşturarak, tüm dünya insanlığı için ışık olun.

Tunus ve Mısır’da başlayıp inşallah bütün bölgeyi izzetli günlere kavuşturacak olan, adalet ve özgürlük arayışını, işte bu dua ve temennilerle destekliyoruz. Mazlum halkların yanında yer alarak, zalim taguti yönetimleri, Firavuni diktatörlükleri lanetliyoruz. Allah, mazlum halkları, Firavunun ve çetelerinin, darbeci subaylarının, katil polislerinin şerrinden korusun. Rabbimiz mazlum Müslüman halkların yardımcısı olsun. Onları, vahyin ışığında, Kur’an’ın rehberliğinde sahici adalet ve özgürlüğe kavuştursun inşallah.

Bilinmelidir ki, kurtuluş, laik liberal demokraside değil, temel hakların tek güvencesi olan İslami Adalet Sistemindedir. Mazlum halklar, “iman edip, salih amel işleyerek, hayatın bütün alanlarında Allah’ın hükümlerini egemen kılmak anlamında Allah’ı çokça zikrederek ve dayanışmak suretiyle zalimlere karşı mücadele ederek” sorumluluklarını kuşandığında, Allah’ın vadi gerçekleşecek ve “o zalimler nasıl bir inkılâba uğrayıp devrileceklerini göreceklerdir.”

(Bu yazı, İLKAV'ın Ankara'da Mısır Büyükelçiliği önünde düzenlediği dayanışma eyleminde Mehmet Pamak'ın yaptığı konuşmanın metnidir.)

Paylaş X Facebook

Yorumlar 8

I i.metin 01 Ocak 2012

bu sözler inşallah tahrir meydanına ulaşır bu bilinci kuşanırlar,
diyelimki oraya ulaşmadı,o bölgenin bagrından haykıran şahit şehid seyyid kutubun misyonuna sarılsınlar yeter.
işte ozaman hüsnüyü ister kızıldenize ister nile dogru sürsünler.
selamlar

A ADEMOĞLU 01 Ocak 2012

Allahın adıyla başlarım.
Yüce Allah kuranı son kitap Muhammedi son peygamber olarak gönderdi diyoruz.
Şunu unutmayalım ki Allahın uyarı ve ikazları Rahmeti ve merhameti gibi bitmez
İslam a sadece kitabullahı tekiple de olmuyor kevni ayetleri takip dünyada olup bitenleri
Yakın takip bir Müslüman için sorumluluktur .
Bugün İslam alemi sahip oldukları değerlerin tahrif ve yok edilmeye çalışıldığını GEÇ
Olsada anlamakta bu anlamanın gerekliği olarak zulme başkaldırı gerektir bakıyoruzki
Mazlum ,mustazaf bırakılmış yıllarca acılara maruz kalmışlık bir yerlerden patlaması
Gerekliydi ve oldu tabiî ki her işin olduğu gibi bununda bedelleri var ve olaçaktır
Güller yumşak yataklar ne yazıkki kendi heva ve hevesine uyup bulundukları kötü
Durumu değiştirmeye yeltenmeyenlerin hayatlarının üzerine kurulur bu her zaman böyle olmuştur ve on,yüz,bin yılardır böyle ne zamanki biz kitabullahı hayatımızın yaşamsal alanından yani kamusal alanımızdan çıkarttık işte felaket ve zulumlere davetiye çıkardık
Bu fırsatı bekleyen şeytanın iki ayaklı dostları bizlere hayatlarımıza yememize içmemize
Hayatın tüm alanına karıştılar müdahale ettiler hani biz LEİLEHE İLALLAH demiştik
Bizim hayatımıza hayatımızın her alanına karışma yetkisini sadece Allaha vermiştik
Kim bizi olduğumuzdan değiştirdi o zalimleri bizler Allahı ve resulun hayat alanımızdan
Çıkarıp onları davet etmedikmi evet yapıp ettiklerimize bakarsak net olarak göreçeğiz.
İşte bu badireleri atlata bilmemiz için Allah bize bir fırsat vermekte KIYAM evet
Kalkma ve silkinme zamanı bakın bu fırsat yani Allahın bize sunduğu fırsatları değerlendirmediğimizde işte o zaman en kötüsü olaçak nemi ALLAH kalpleimizi
Mühürleyeçek gözler gördüğü halde görmez olaçak kalpler hisetmez olaçak yapıp edegeldiğimiz namazlarımız FEVEYLÜLİN MUSALLİN vay o namaz kılanların
Haline olaçak doğru okumak ançak ve ançak kuran penceresinden bakmakla görebiliriz
Değerli hocam diline yüreğine saglık.

H hüseyin alan 01 Ocak 2012

YAMALIKLI BÖĞRÜM!

Anadoluda güzel bir söz vardı, “yamalıklı böğrüm, neler ister göönüm” diye. Gönül çok şey istiyor amma istekleri yerine getirecek güç yok, iktidar yok, irade yok, hazırlık yok, donanım yok! Mehmet Abinin yazıda anlattığı gelişmeler de olduğu gibi, belki elde etmek için talep de yok, gayret de yok. Ee, nasıl olacak gönlün istedikleri o zaman?

Balkanlardan kafkasya koridoruna, Kuzey Afrikadan Orta doğuya oradan Asya’ya kadar tüm coğrafyanın kaderi İslam, sakinlerinin büyük çoğunluğu Müslüman. Bir bakıma Allah’ın tüm kulları için de geçerli bu ama buraları bir tadımlık taddı ya, ondandır. Şöyle ya da böyle buralarda Batılı ideoloji tutmaz, Batı tarzı yaşam yürümez, yürümeyecekte. Zorla yürütülmeye çalışılırsa da, silah zoruyala, psikolojik terapi, bağımlılık sağlayan uyuşturucu ile de olsa, bir süre gider, sonra rücu eder aslına. İki kere iki dört neyse, bu da o. İnanmayan tarihe baksın, aynaya baksın, çevreye baksın da görsün gerçeği. Günümüz de olan bitenler, olması için sıra bekleyenler, bir anlamda da budur. Aldatılsa, savsaklansa, geciktirilse ve ertelense de yine olacak olan bu.

Bilinse, Allah’ın bir lütfu bu. Azıcık İslam bulaşmasın topluluklara, ölçüyü öyle yüksek tutturur, kaliteyi öyle bir tattırır ki artık beğenmez başka hiç bir ölçüyü ve kaliteyi. Aldatıldığını anlar eninde sonunda. Asıl sebep de bu.

De, bu toplulukların önüne çıkacak, onlara kaliteyi, ölçüyü ve has olanı gösterecek yiğitleri yok, analarımızı, kadınlarımızı değiştirdiler de doğurmuyorlar o gibileri yahut doğanlar yeterli değil. Erkeklerimize diyecek neyimiz olsun, önce analar. Sorun da burada asıl.

Mehmet abi iyi dileklerini bildiriyor, teşvik ediyor kardeşlerini, kutluyor hatta dikatatöre karşı başkaldırılarını. Hatırlatıyor bu arada yapmamaları gerekeni. Olması gereken bu, destek var ama şartlı.

Tek parti diktatörlüğüne 1946'larda son vermek zorunda kalan Türkiyede, o günden bu yana yapılan tüm seçimlerde, sandık önüne her geldiğinde tercihini hep Allah diyenden, sisteme karşı muhalif gözükenden yana yaptı ahalimiz. Tek isitsnası yok bunun. Daha ne yapsın bu millet arkadaşlar, onun elinden gelen bu. Bunu bir not edin hele.

Ahali İslamı seviyor, da, sevdiği İslamı da o kadar biliyor. Gerisi, İslamı doğru bilenlere, doğru temsil edenlere kalıyor o halde. Ee, ne yapmalı o zaman? Yarım yamalak temsil edenlere, işi alavere dalavereye dökenlere bu rağbet gözteriliyorsa, bu destek veriliyorsa, bir düşünelim hele! Bir de doğru temsil edenlerin ortalıkta gözüktüklerini, gerçekten hakkı yaşayan ve hakça yayanların ortalıkta gözüktüklerini. Bir ecir beklemeden, bir karşılık yüklemeden, sadece Allah için onların iyilerden olmasını isteyenleri, düşünelim hele. Bakalım o zaman neler oluyor, mevlam ne’yliyormuş!

Dört zalim, beş gaddar, kıyıcı ve sömürücü sülük, toplumsal tabanı bile olmayan ama bağırıp çağırmayı, cazgırlık etmeyi iyi bilen “kökü dışarda” ideolojilerin ajanları, şu memleketin asıl sahipleri imiş gibi de üstten buyuruyor, ahkam kesiyor, medeniyet öğretiyor, numara yapıyor yani. Sanırsınız ki memleket onların babasının tapulu mülkü, onlar efendi, herşeyi bilir. Bir kriz olsa, bir savaş çıksa, şu memleketi soyup soğana çevirenler, işte o ajanlar var ya, ilk elden dışarıya kaçacak olanlardır, bu iyi biline... Garibanın da sesi çıkmıyor, sahipleneni yok ne yapsın? O yana dönüyor onlara müdane edenler, bu yana dönüyor onların sesine kulak verenler. Çaresiz boyun büküyor ve sandığı bekliyor, ehveni şer gördüğü kim varsa onu destekliyor, o da.

Buraların, bu coğrafyanın ahalisinin kaderleri aynı, henüz değişme yok. Bakar mısınız şu ihvanın yaptıklarına, diktatör gitse yetermiş, gerisi için “sivil siyaset, uzlaşı ve demokrasi” istiyorlar, Türkiye modeli" arzu ediyorlarmış... İnsaf edin ağalar, abiler, üstatlar, bu ne talep, bu ne haldir? Onca yıldır bunun için mi mücadele ettiniz, amacınız bu muydu? Derdiniz baskıcı ve dayatmacı Mübarekle miydi yalnızca, yumuşak davrasa, iktidardan pay verse, yahut bir diktatörler meclisi kursaydı, sizin için yeterli mi olacaktı?...

Eskiden kitaplarda okunurdu devrimler, halk ayaklanmaları. Hayal gibi bir şeydi hani, olması çok zor sanılırdı. Demek ki değilmiş, aha da görülüyor meydanlarda. Allah lutfetti kullarına, gözlerinin önünde cereyan ediyor artık ayaklanmalar, büyük kıyamlar. 80 milyon Mısır, işleri takip eden bir kaç milyon insan. Onları da yöneten ve yönlendiren az sayıda insan...

Demek ki neymiş, inancı olana, adil yönetimi ve hakça paylaşımı ve tevhidi bağlamda değişimi açıkça isteyene, kavminin içinde söylediklerini temsil edenlere, gerçekten hak ehli olanlara, insanlara hak muamele yapanlara, asıp kesmeden, şiddete ve zulme müracaat etmeden bu işler nasıl çekip çevirilir bilenlere kolaymış, aha da ortada, gözler önünde.

Hayal değilmiş, baş edilmez ve olmaz değilmiş bu işler, değil mi? O çok güçlü sanılan devletler, ordular, gizli servisler, işbirlikçiler, etrafa korku yayanlar, gerektiğinde kağıttan kaplanmış, bu da görüldü mü? Daha ne isteyelim a dostlar, ahiret belası mı arayacağız?.. Yok devlet mevlet diyenler, devrimcilik hayal devrimciler de hayalci diyenler, liberal özgürlüğe ve azıcık dünya nimetine ve zalimle ortaklığa fit olanlar, dürüstçe sistem eleştirisi şöyle dursun sistem içinde ortaklığa razı gelenler, zalimlere müdahane edenler, bakın, bakın da ibret alın emi.

Ben şükrediyorum Allah’a, toplumsal değişim nasıl olurmuş, nasıl olmalıyımış, büyük dönüşümler için neler gerekliymiş, bu işler hiçte büyütüldüğü kadar değilmiş, gözümüzün önünde cereyan ettirdiği, ve bilgilerimizi yakine çevirdiği için... İktidar mı, devlet mi, O işleri Allah dilediğine veriyor, yani hak edene. Ondan yana derdimiz olmamalı, üzülmemeliyiz ama ne yapmamız gerektiğini de unutmamlıyız. Bize lazım olan da bu değil mi?

A ahmed durmuş 01 Ocak 2012

değerli müslüman şahsiyet mehmet abimize teşekkür ediyorum. bu konuşmasını bizler ancak buradan okuyabildik allah ondan razı olsun ve böyle düşünen müslüman şahsiyetlerin sayısını çoğaltsın inşaallah. gerçekte duygularımıza hitab eden bir konuşma bu tür çıkışları kendi adıma özlüyorum mısır ayaklanmasının islam dünyası için çok önemli olduğuna inanıyorum ama aynı zamanda çok korkuyorum çünkü bu ılımlı islam denen münafık proje her tarafı sardı inşaalla allah bizi bu tuzaklara düşürmez selam ve dua ile

A Ahmed Kalkan 01 Ocak 2012

Tunus’ta mazlum halkın despot tâğuta karşı özgürlük ve demokratik talepleriyle sokağa döküldükleri günlerde İstanbul’da bizim mahallenin insanları “Tunus İntifadasına Selam” adıyla destek mitingleri düzenledi. Bu tür beklentiler ve hayallerle olayın gerçek yüzünü görmezden gelen tavırlar, insanlarımızın aldatılmasına ve sukut-ı hayale uğramasına yol açıyor. Tabii, bu ayaklanmaları görmezlikten gelmek de müslümanlara yakışmaz.
Mehmet ağabeyin yazısı bu konuda itidalli ve hem Tunus’lu ve hem de hâlâ umutlu olduğumuz Mısırlılara ve hem de Türkiye’deki mü’minlere ciddi mesajlar veren bir konuşma olarak görüyor ve anlattıklarının altına severek imza atabileceğimi belirtiyorum. Ellerine sağlık ağabey.
Tunus ve Mısır’daki ayaklanmaları üç kelime ile özetlemek mümkün: “Bin Ali”, “İn Ali”, “Cin Ali”. Şöyle ki: Bin Ali, “Ali oğlu” demek. Ama Türkçe’ye uyarlarsak, tâğutlar bunu “bin Ali, halkın sırtına bin!” şeklinde anlıyorlar ve halkın omuzlarına basıp zulüm düzeni olan piramit şeklindeki yapının en üstüne halklarını ezerek çıkıyorlar. Halkın omuzları onları taşıyamayacak hale gelip ezilen halk omuz vermekten cayınca, onların ne kadar cüce oldukları, her zâlim gibi korkak oldukları ve kaçacak delik aradıkları “Bin Ali” olayında yeniden tecrübe edildi. Halk: “Bin Ali”lere artık “İn Ali!” demeye başladı. Firavun Hüsnü’yü de piramidin üstünden düşürmeye ve atalarının yattığı yere, piramidin içine çekmeye çalışıyor. Ama tam bu noktada “Cin Ali”lerin cinlikleri ve hinlikleri ortaya çıkıyor. Türkiye modelinden farklı bir isteğe bile yer verdirmeyecek saptırmalar, tavizler... Uzlaşma arayışları ve İhvan’ın devlet tarafından tanınmayı nimet bilip uzlaşma masasına hemen oturuvermesi... Müslümanlar desteklerini çekseler, iskelete kan vermeyi kesseler, zulüm düzenleri bir anda yıkılır.
Mehmet ağabeyin Tunus’lu ve Mısırlılara çağrısına katılmamak mümkün mü?"Size ve tüm Müslümanlara yakışan Kur’an’ın rehberliğinden ve Resulün (s) önderliğindeki ilk Kur’an neslinin örnekliğinden ayrılmamaktır. Türkiye’nin laik liberal muhafazakâr demokrat modelini örnek alacağınıza, sizi dünya ve ahiret saadetine ve sahici, bütüncül adalete kavuşturacak olan İslami adalet sistemini kurarak, siz hem Türkiye’ye, hem bölgeye ve tüm dünyaya model olun da biz sizi örnek alalım."
Dünyanın bütün tâğutlarına Şuarâ sûresinin son âyetini hatırlatıyoruz:
“Zâlimler, nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini pek yakında bilecekler!” Evet, pek yakında...

N necati türkoğlu 01 Ocak 2012

değerlendirmelerinizden dolayı size teşekkürlerimi sunuyorum . yazınızın gerçek islam kardeşliğinin oluşmasına katkıda buluması dileğiyle allaha emanet olun selamlar.

M musab571 01 Ocak 2012

ellerinize ve yureginize saglık. gercektende cok guzel bi şekilde anlatmıssınız. mısır ve tunus ta olan ayaklanmalar ve firavunların yıkılışı ayetin vuku bulması gercekten bize verilen ve gosterilen cok buyuk bir nimettir lakin bunlardan ders cıkarabilmemiz daha guzel bir nimet olacaktır diye dusunmekteyim.ortadoguyu sarmış olan zülüm eli kesilmeye mahkum bırakılmısken akp modeli buna izin vermemekte .mısır ve tunusta ileri gelen müslüman şahsiyetlerin turkiye modeli bir örnek alınmalırı benide gercekten derinden üzmüştür ki müslüman kardeslerinin durusu ve bu soylemleri Hasan el benna nın dusuncelerinden cok uzakta oldugunu gostermektedir. evet yazar abimizin dedigi gibi siz islami bir model yasatıp bize ve tüm dunyaya ornek olmanız gerekirken baskasına benzemek istemektesin ve islamdan taviz vererek uzlasmaya giderek tevhidi cizgide sapmaya calısmaktasınız. peygamber mekke de musriklerle uzlasmadıgını ne cabuk unuttuk. mısır tunus vd. ornek ve model olamıyorlarsa neden biz bizler turkiyede tevhidi cizgide yasayan muslumanlar bu modeli hayata gecirmeyi dusunmuyoruz akıllara bu soruda gelmez mi? hep baskalarına mı bakmamız gerekcek neden bu modeli yasatabilmek için elimizi hep beraber tasın altına koymaktan kacınıyoruz. yoksa ortam mı musait degil yada ne bilim zamanı mı degil bunlarda ayrı ayrı soru işaretleri peki turkiyede bu ve bunun gibi bir ayaklanma vuku bulur mu ben vuku bulacagını sanmıyorum ki oldu varsayarsakta gercekten peygamber gibi uzlasmadan kurani sistemi getirtebilecekmiyiz ya olmazsa o zaman baska ulkeler tarıfından bizlerde eleştiri söz konusu olmaz mı ? bugun turkiye de bir diktator tarafından yoneltigini soylemek yanlıs olur lakin allah ın kanunlarına aykırı yuzlerce kanunlar ve yasalar mevcut illa bir diktatörün olması mı gerekir insanların ayaklanması için. bunun temelini olusuturmak gerekir temel olusuturluyorssa cok uzun zaman mı gerekir.baskalarını beklemek yerine model olma zamanımız gelmedi mi????

“Zâlimler, nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini pek yakında bilecekler!”

N nuri 01 Ocak 2012

Mazlum halk kendindeki gücü malasef fark bile edemiyor. Ertelenen ve farkedilmeyen güç okadar değerliki bu gücün farkına varmamızı Rabbim herkese sağlasın.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Mehmet PAMAK — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.