İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Şahin YETİK
Şahin YETİK
24 Mart 2015

Müslümanların Sorunları, Gündemleri ve Vahdet İhtiyacı

Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere “Müslümanların gündemlerini Kur’an ve sünnet muvacehenesinde ancak Müslümanlar belirlerler”. Oysa ekranlara çıkan kanaat önderlerinin, nedense başkalarının gündemlerine ram olduklarını, kendi gündemleri olması gereken şirk-tevhid çatışmasına sözü getirmediklerini, sentezci, eklektik bir tutum takındıklarını görmekteyiz.

24 Mart 2015 6 dk okuma 13,7B okunma
100%

Müslümanların problemlerini Müslümanlar çözecektir elbette ve fakat nerede ve nasıl?

Müslümanların lider bildiği şahsiyetler televizyon ekranlarında her birisi ayrı bir kanalda, birbirlerinden bağımsız olarak büyük bir amfide ders verircesine sosyal mesajlar verirken…

Bakıyorsunuz yanlarında ya dekolte giyimli kadın bir sunucu ya da “hayır”’ı olmayan evetçi bir moderatör ve yine kendi mecralarından birkaç şakşakçı…

Kendileri alıp kendileri satıyorlar ve diğer Müslümanların liderleri ile olan irtibatları yine maalesef ekranlardan birbirlerine sataşmak ve laf yetiştirmek üzere kurgulanıyor.

Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere “Müslümanların gündemlerini Kur’an ve sünnet muvacehenesinde ancak Müslümanlar belirlerler”. Oysa ekranlara çıkan kanaat önderlerinin, nedense başkalarının gündemlerine ram olduklarını, kendi gündemleri olması gereken şirk-tevhid çatışmasına sözü getirmediklerini, sentezci, eklektik bir tutum takındıklarını görmekteyiz.

Müslümanların en temel problemi ve son 20 yılda adeta bir virüs gibi sinelerimize dâhi bir şekilde sız(dırıl)mış olan demokrasi virüsüdür.[1] “Abdestli ve namazlı da, bâtılın yöneticisi olunabiliyormuş, o halde en iyi bâtıl sistem yöneticisi abdestli olandır” deyip, ehveni şer hikayeleri ile maalesef Müslümanların kafaları bulandırılmış, hılfulfudul, Yusuf (a.s.)’ın bağlamından ve gerçeğinden koparılan kıssası,  Mekke’deki zulümden hicret edip Habeşistan’a hicret eden Müslümanlar ve Hudeybiye Anlaşması, hep demokrasiye delil olarak Müslümanların tevhidi duruşlarına perde olarak kullanılmıştır.

Böylesine zihinleri bulanıklaştıran kargaşa ortamları maalesef kanaat önderleri eliyle, yeterince Kur’an’ı ve Rasulullahı tanıyamamış insanlara benimsetilmeye başlanmış ve “Bu kadar alim, hoca yanlış mı biliyor?”[2] denilerek, Kur’an’ın asla tasvip etmediği çoğulcu bir yaklaşımla[3] daha önceleri şirk sistemi olarak gördükleri sistemin yöneticilerinin belirleneceği seçimlerde ehven için oy kullanmayı görev bilmişlerdir.

“Kim güzel ve yararlı bir işe aracılık ederse, o işten kazanılacak mükâfatta kendisine de bir pay vardır. Kim de kötü ve zararlı bir işe aracılık ederse, ondan doğacak zararlarda kendisine de bir sorumluluk payı vardır. Böylece her insan, yaptığının karşılığını tam olarak görecektir. Çünkü her şey, Allah’ın kudret ve gözetimi altındadır..” (Nisa, 85, Meal: Mahmut Kısa)

Türkiye Müslümanları özellikle ekonomik olarak çökertilmiş bir durumdadırlar; helal yoldan yaşayabilmek ve faize bulaşmadan hayatı idame ettirebilmek, neredeyse imkansız hale getirilmiş ve böylece Müslümanlar ekonomik anlamda büyük bir kıskacın içine itilmişlerdir. Öyle ki, köleliğin modern adı borçluluk olmuştur. “Kur’an ve sünnet” bağlayıcılığı dillerden hiçbir zaman düşmeyen ve fakat ne Kur’an’ın ne de Kur’an’a dayalı sünnetin, yani Rasulün (s) örnekliğinin hayatlara gereğince yansımadığı şu çelişkili Türkiye ortamında işler çetrefil bir görüntü arz etmektedir. O halde vicdan sahibi her insanın kabul edebileceği üzere; gerçekten Kur’an’ın “Mü’min” dediği, “Müslüman” dediği kişilerin sayısının artması ahlaksızlığın, hayasızlığın, hırsızlığın, faizin, kumarın, içkinin ve vs. fuhşiyatın bitmesi anlamına gelmiyorsa ve bilakis bu çirkefliklerde azalış görülmüyorsa o halde kimse kusura bakmasın Kur’an’ın tarif ettiği bu tanımlara uyan profiller değil, içi boş ve sadece ahiretlerini belki kurtarırlar diye bu tanımlara sığınan adı Müslüman olan ancak Allah’a değil tağutlara teslim olmuş insanların sayısı artıyor demektir.

Evet insanlarımız ve insanlığımız alarm veriyor, hem de ortalık güllük gülistanlık hikayeleri içerisinde dinimiz istismar da edilerek. Neymiş efendim; “Siyasetimiz artık İslami bir kulvara girmiş”miş. Sormak lazım peki öyleyse, görünür durumdaki gayri ahlakilikler ve gayri İslami uygulamalar ve yaşantılar neden azalmak yerine artıyor? Hiç akletmez misiniz?

Benim burada gündem etmek istediğim asıl nokta, zaten sayıları entegrasyon süreçleri sebebiyle gün be gün daha da azalan muvahhidlerin parçalanmasına[4] sebep olan demokrasi virüsüdür. Zira bizlere bu demokrasi siyasetinin bir bataklık olduğunu öğreten ve yazan Müslümanların kanaat önderlerine maalesef malum virüsün bir şekilde bulaşması, onların takipçilerini de etkileyecek büyük bir infialin ve parçalanmanın temelini oluşturdu. Zira takipçiler, kanaat önderlerinden meselenin vukufiyetini daha mı iyi anlayıp kavrayabileceklerdi (?!). Kendilerine virüsün enfekte olduğu bu kanaat önderleri, bu demokrasi vızıltılarını artık güzel bir kemanın yayından çıkan ahenkli sesler olarak görmektedirler. Oysa o yay; şeytan mamulü bir okun yayıydı…

Müslümanların, şirke “لا”diyebilme ve tevhidi sözde değil özde benimseyen şahsiyetler, aileler ve en nihayet toplumlar oluşturabilmesi adına çözüm arayışları için ne kanaat önderlerinin bir araya gelip istişare ettiklerini ne de televizyon ekranlarında tartışmak için dahi bir araya geldiklerini görebiliyoruz. Peki bu alimler, kanaat önderleri bir araya gelseler, bütün sorunlar bir anda hallolmuş mu olacaktır?

Bizim böyle bir hokus pokus vari bir söylem dillendirdiğimiz düşünülmesin sakın! Ancak eğer bir inşaat yapıyorsanız bu inşaatın temel(i) noktası burasıdır. Evet, Kur’an’ı hayat rehberi olarak görüp hayatına yansıtmaya çalışan ne kadar Müslüman varsa, üsluplu ve usullü bir şekilde bir araya gelebilmeli ve birbirlerini birtakım kendilerince husumet konusu olarak gördükleri konularda mazur görebilmelidirler.[5]

Nitekim İslam’ın önemli tavsiyelerinden biri olan Müslümanın affedici olma özelliğini de söylemden eyleme geçirmeleri gerekmektedir.[6] Değerli ağabeyimiz İlyas Metin’in de son yazısına atıfla küfrün tek millet, Müslümanların ise bin parça olma konjonktürünü artık değiştirme vakti gelmemiş midir? Artık hep birlikte Allah’ın ipine tutunmak ve ayrılmamak üzere birleşmek vakti gelmemiş midir?

Eğer Allah’ın bu değerli tavsiye ve emirlerine uymazsak, ki uymamız farzdır, o halde İslam adına ağzımızla kuş dahi tutsak heva ve şeytanlarımızın gösterdiği uçuruma doğru gidiyoruz demektir. Allah korusun.

Evet, kendilerini bu salgın virüsten koruyabilen Müslüman kanaat önderlerinin sayısı ise azdır. Halihazırda belki az sayıda olan bu önderlerin bir araya gelebilmeleri ve bir bütün inşasında aynı rolü paylaşabilmeleri, istişare edebilmeleri ve bunu da kitlelere gösterebilmeleri elzemdir.[7] Zira madem ümmet diye bir derdimiz, davamız var, tevhidi bir söylem ve vahdet olma kaygısı dillendiriliyor; o halde buradan Müslümanların kanaat önderlerine çağrıda bulunuyorum:

Artık Kur’an’ın belirlediği ve Rasulullah’ın (s) uygulamış olduğu ilke, usul ve üslup ile bir araya gelin, istişare edin ve vahdet adına birleşin ve ekranlardan Müslümanların gündemlerini birlikte haykırın ki, böylece ümmet vahdet adına samimi bir çaba ve gayret görsün ve inşaatın iskeleti oluşmuş olsun.

Kanatimizce şeyh veya lider merkezli bir İslam cemaati değil, Kur’an ve insan merkezli bir İslam cemaatine yönelebilmek, vahdet adına atılabilecek en büyük adım olacaktır. Son olarak demokrasi sistemine binaen, Ahmed Kalkan hocamızın demokrasi sistemine yaptığı eleştirilerin[8] sosyal paylaşım sitelerinden takip edilmesini tavsiye ediyorum.

Selam ve dua ile…

 


[1] Maide suresi 49- Yusuf suresi 40-Kehf suresi 26

[2]Tevbe Suresi 31. Ayetin inişine binaen sahabe ve resulullah arasında geçen şu konuşmalar dikkate değerdir. Adiy b. Hatem(1) (r.a) dedi ki:

“Boynumda altından bir haç takılı olduğu halde Rasulullah (s.a.v)’in huzuruna girdim. Rasulullah (s.a.v) beni görünce dedi ki:

“Ey Adiy! Boynunda takılı olan şu putu at!” Ben hemen onu attım ve sonra yanına geldim. O:

“Onlar, hahamlarını, rahiblerini ve Meryem oğlu Mesih’i Allah’tan başka rabler edindiler...” (Tevbe: 31) ayetini okuyordu. Bu ayeti okumayı bitirince ona şöyle dedim:

“Ey Allah'ın Rasulü! Biz onlara ibadet etmedik” dedim. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Hayır, dediğin gibi değil. Allah'ın haram kıldığını helal, helal kıldığını haram kıldıklarında siz de bunlara itaat etmiyor muydunuz?” Ben:

“Evet” dedim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s) şöyle dedi:

“İşte bu, onlara ibadet etmektir.”(Yani işte onlara ibadet böyledir demiştir Allah'ın Rasulü (s.a.v)(AhmedMüsnedinde, - Begavi Tefsiri c: 3 s: 285, - Tirmizi Tefsir: 3094, - İbniCerir et-Taberi: 14/210, - Suyutied-Dürrü'l-Mensur: 3/230 - İbni Kesir Tevbe 31 ayetin tefsiri bknz.)

[3]En’am suresi 116

[4] Ali imran suresi 105

[5]Hucuratsuresi  10

[6] Ali imran Suresi 134-Araf suresi 199- Şura suresi 40 ve 43.

[7] Ali imran suresi 103

[8]https://www.youtube.com/watch?v=Gnrk-UXbCRI

 

Paylaş X Facebook

Yorumlar 29

F Fatma Ceren 01 Ocak 2012

Samimi duygularla ele aldığınız konu için teşekkürler Sn.Yetik. Allah razı olsun.

Küçük bir katkı babında;
müslümanların son 20 yıldaki en temel problemi olarak demokrasiyi öne sürmüşsünüz, ancak ben buna katılmıyorum. Zira bir virüsten paçayı kurtarabilen için daima başka virüsler vardır, olacaktır. Asıl mesele bağışıklık sistemi ve bunun güçlülüğü/zayıflığı ile alakalıdır. Ve temel neden, onları demokrasi alternatifine iten duygular ve Allah’a verdikleri kulluk sözünü beşeri bir çözüm!e yönelten zihniyettir.

Musa peygamber Tur’dan döndüğünde buzağı ne kadar suçlu ise, demokrasi de ancak o kadar suçludur.. Ana sorun, insanın iman edişindeki beklenti ve bu beklentilere göre şekillendirdiği istikrar çizgisinde aranmalıdır.. Çünkü bir kavram olarak “hidayet” in bir manası da istikrar,sebat ve mücadeledir.

İster buzağı olsun ister demokrasi; bu sevgiyi kalplere içiren/sindiren Allah, o kavimlerde ne görmüş de durum böyle tecelli emiştir? İşte konuşulması gereken budur! Çünkü demokrasiye meyletmediği halde, tevhid üzere olduğunu söyleyen pek çok grup ve birey de farklı virüsler kaparak benzer risk altında olabilir. Ki bu durum, diğerinden daha sinsi ve daha belirsizliğiyle nüfuz eden bir hastalık olarak günümüz vahdet ütopyasının önündeki en güçlü engeldir. Bunlar aşılmadan İslami bir kimliğin varlığından ve bu varlığın çoğalarak bir araya gelmesi olan “vahdet” ten, bu topluluğun birlikte hareket mekanizmasına araç teşkil eden istişareden söz edilemez.

Müslüman, bugün problemi çözmek için “bilinmeyen”(yani bilmediği) üzerinde yoğunlaşabilmeli. Fakat her şeyi bilen! günümüz müslümanı, problemine baktığında bir “bilinmeyen” göremiyor ki, onu arasın, bulsun ve problemi çözsün. Öyle değil mi?

Selamlar.

Ş Şahin yetik 01 Ocak 2012

Öncelikle yorumunuza giriş cümlesinde yaptığınız duaya amin diyorum ecmain. Saniyen katılmadığınız savıma yapmış olduğunuz eleştiri malesef yetersiz zira ben “en temel” diyerek farkı ortaya koymama rağmen sanki ben “farklı vürüsler yoktur” demişim gibi ne olduklarını da izah etmeden üstü kapalı bir şekilde pek çok vürüslü müslüman olduğunu ve demokrasi vürüsünden kendini koruyabilmiş müslümanlar için zımmen hastalıklı ve vürüslü yakıştırmasını yapmışsınız. Dediğim gibi ne olduğunu bile dillendirmediğiniz meseleler yüzünden müslümanların vahdet olamayacağını iddia etmişsiniz. Ceren hanım bu yorumunuzu tekrar gözden geçirmenizi rica ediyorum. Vel hasılı değil, değil; öyle değil...

F Fatma Ceren 01 Ocak 2012

Sn.Yetik,
demokrasi virüsünden kaçarken başka virüslere yakalanma ihtimalini hatırlatmam, üstelik bunun vahdetin önünde daha sinsi bir engel olduğunu söylemem sizi bu kadar rahatsız etmemeliydi. Anladığım kadarıyla küçük bir katkı sunmak amacıyla yazdığım yorumu, eleştiri olarak almışsınız. Olsun, mühim değil.

Yazılarımda uzun uzun açıkladığım engelleri burada tekrar edemeyeceğim için özetlediğim yorumu nasıl yorumladığınızı siz gözden geçirmelisiniz. Zira bugün hala tevhid sözünü bozmayan müslümanların, bir türlü vahdet içinde olamamalarının nedenlerini beraberce düşünebilmek de istişarenin bir parçasıdır.

Yakıştırma, ima..vb.. ifadelerinize değinmiyorum. Tekrar okuduğunuzda yorumda bunun olmadığını göreceksiniz. Eğer bu üslubunuzu terk ederek devam edebilecekseniz, ima gibi anladığınız ama benim “bilgi fetişizmi, her şeyi bilme” iddiası gibi bir örnekle başladığım virüs örnekleriyle devam edebiliriz.

Selamlar.

İ İlyas Metin 01 Ocak 2012

Maalesef bizler birleşme üzerine çağıraduralım birileri hep paça çarça olmayı yeğledi, umarım çetin günün hesabından kendilerini kurtarırlar!

Ş şahin yetik 01 Ocak 2012

sayın Ceren burada gündem ettiğimiz konu demokrasi vürüsünün müslümanların vahdetine engel teşkil ettiği meselesidir. Siz eğer “yok, efendim o değil başka şeyler buna asıl sebeb oluyor” derseniz bu da sizin yazıp gündem etmeniz gereken bir mesele olur. Burada ise gündem bellidir. Umarım birilerinin başka birileri için “gündem saptırıyorlar” düşüncesine kapılmasına razı olmazsınız. Selamlar...

Ş şahin yetik 01 Ocak 2012

Değerli İlyas abim Ali imran suresi 105. Ayeti insanlar nasılda görmezden gelebiliyorlar. Hayret doğrusu. 105: Sakın ola ki, kendilerine hakîkati tüm berraklığıyla gösteren Tevrat, İncil ve Kur’an gibi apaçık belgeler gelmesine rağmen ayrılığa düşüp dağılan şu Yahudi ve Hıristiyanlar gibi olmayın! Çünkü onlar için, büyük bir azap vardır! (meal mahmut kısa)

F Fatma Ceren 01 Ocak 2012

Sn.Yetik,
ben samimi niyetle kaleme aldığınız başlığınızı ve yazınızı okuyarak, yine samimi bir niyetle küçük bir katkı sunmak istedim. Ancak siz hakkaniyetli bir yaklaşım sergilemediniz. Gündemi saptırıyorlar iddiasında bulunan olursa, siz de benim gibi dikkate almayınız. Zira konunun dışına çıkılmadı.

Gündem ettiğimiz -edeceğimiz- yazıları linklerden takip edebilir, her türlü eleştiri ve katkılarınızı sunabilirsiniz. Ama bunlar yeterli mi, elbette değil. İnanın değil..

Selamlar.

http://kuranyolu.net/index.php/makaleler/ay-n-yaz-s/420-ay-n-yaz-s-01-2015-toplumsallasmanin-oenuendeki-engeller-1-boeluem

http://kuranyolu.net/index.php/makaleler/koese-yazarlar/421-toplumsallasmanin-oenuendeki-engeller

http://www.islamvehayat.com/yazar_1279_91_vahdet-incisi.html

http://www.islamvehayat.com/yazar_1318_91_tekamul-sorunumuz.html

V Vedat 01 Ocak 2012

Şahin kardeş ,makalenizi genel olarak tasdik etmeme rağmen ,gelen yorumlara bu kadarsert karşılık vermeniz ,yapacağım yorum konusunda bende çekince meydana getirdi.

K kemal songür 01 Ocak 2012

Makale başlığınızın üçüncü şıkkına yönelik düşüncelerimi paylaşmak isterim.
Bazı müslümanların söylem ve yazıları kardeşlik iklimini/özlemini hissettirir, vahdet/vahdet ihtiyacı derken kurulan cümlelerde bu samimiyet görülebilir, vahdetin, yardımlaşmanın, bilgi alışverişinin hayatiliğine yönelik inancı ve bunun hayata yansıtılmasına dönük özlemi ve de bunun gerçekleşmesi için pratiğe dönük cehdi duruşuna/diline/yazdıklarına yansımaktadır. Şahin kardeşimin yazdıklarında bu içtenliği ve tasalanmayı görmekteyim ve bunun yaygınlaşması için dua etmekteyim.
Bazı müslümanların da ‘vahdete yönelik’ söylem ve yazıları kendi haletiruhiyelerini ele verir, geçimsiz-keskinsirke-benmerkezci-dayatmacı olan karekteristlik yapısını dilinden/duruşundan/yazdıklarından/yorumlarından istese de saklayamaz ve bunu güya tevhidi koruma!/dik duruş savıyla kamufle etmeye çalışır, bunların derdi-tasası hayrın üretilmesinden daha çok bu üretimdeki yeri ve görünürlülüğüdür, vahdet/yardımlaşma derken indi çıkarımlarla kurguladıkları ve alabildiğine daralttıkları şablonlar/ilkeler! belirler ve buna uymayanları kolaylıkla ötekileştirir, üzülerek söylemeliyim ki bu haletiruhiyeyi taşıyanların müslümanlara yönelik sevgisinden/saygısından ve kardeşlik/vahdet özleminden şüphe duyanlardanım.
Ümmetciliğiyle ve İslami yönetim arzusu ortak paydasıyla tebarüz eden cenahların yardımlaşmaları ve vahdet zemininde söylem geliştirmeleri çok mu hayalciliktir. Yoksa vahdet derken ''ben merkezci'' arkaplan gizlenmekte midir? Ümmetin halipürmelali ortada iken, sorumlulukların gözardı edilmesi gerçeği ve ''az olsun benim/bizim olsun'' yaklaşımları ortada olduğu müddetce vahdet söylemi ikna edici görünmeyecektir. Vahdet söylemini dillendirenlerin ''ümmetciliği ve İslami yönetim arzusu ortak paydası olan'' müslümanlara yüreklerini açmaları ve yardımlaşma iradelerini sunmaları gerekmektedir. Vahdet söylemiyle pratiğin örtüşmesi gerekir, aksi tekdirde söylemlerimizin muhataplar nezdinde makes bulamayacağı tartışmadan varestedir. Zihnine sağlık Şahin kardeşim. selam ve dua ile.

Ş şahin yetik 01 Ocak 2012

Sayın Ceren yazılarınızda katkı olarak son yorumda göndermiş olduğunuz linkler haricinde demokrasinin Müslümanların vahdeti perdelediği konusu ile ilgili bir katkı göremedim. Aksine katılmadığınızı beyan ettiniz ve daha farklı gizli, saklı vürüsler olduğunu bunlarla ilgilenmemiz gerektiğini bahsettiniz. göndermiş olduğunuz linkler için teşekkür ederim.
Sayın Vedat, güzel insan bazen yazı dilinde insan güldüğünü, ağladığını ve vs. duygularını gösteremeye biliyor. Fatma hanım için sert olduğum kanaati oluşturduğum için herkesten özür diliyorum. Fatma hanım değerli bir okuyucu ve yazardır kendisi ile bazı konularda farklı düşüncelere sahip olduğumuz zaman bu farklılıkları yazmak sert olduğumuz yada daha başka anlamlara çekilmemelidir. İnsanlar kendi düşüncelerini kimsenin kınamasından korkmadan, çekiğnmeden yazabilmelidirler. ben bunu sertlik olarak değil doğallık olarak algılarım.

Sayın kemal ağabeyim düşüncelerinize tamamiyle katılıyorum. Vahdet artık dayanılmaz bir özlemdir. Kişilerin, veya tüzel bir kurumun çevresinde değil Allahın ipinin çevresinde buluşmak ve kardeşlik bağlarını güçlendirmek temennilerimle Aleykum es selam ve rahmetullah.

O Oktay Ünal 01 Ocak 2012

Şahin Bey samimi duygularınızdan ve emeklerinizden dolayı teşekkür ederim. Yazınız da bir hastalığa değinmişssiniz ve doğru bir tespit yapmışsınız tebrik ederim.

Yalnız burada değinilmesi gereken bazı hususlar var benim nazarımda, müsadeniz olursa ? Müsadeniz olursa diyorum, çünkü yorumlara karşı sert uslubunüz bunu yazmama neden oldu. Şahin bey hem istişareden bahsediyorsunuz hemde size katkıda bulunmak ve başka hastalıklarıda hatırlatmak isteyen yorumlara karşı olumsuz bir tavır takınıyorsunuz. İstişareler fikirlerin devşirildiği yerse eğer bu tavrınız hoş değil.

Yazıya gelince, evet yazınız müslümanım diyenlerin sıkıntılı bir halini yansıtmış ve bu sıkıntılı halde sanırım uzun süre devam edecek. Yalnız, toplum; daha Allah’ı tanımamışken, gerektiği gibi iman etmemişken, iman etme problemi yokken, ahiret korkusu diye bir endişesi yokken demokrasiden kurtulsa ne olur veya onlara demokrasiyi anlatsak ne olur? Zulmün sahipleri, tağutlar, bugün demokrasiyi kaldırıp başka bir sistem getirmeye güçleri yetmezmi?

Allah’ı bilmeyen Tağutu nasıl bilecek, tevhidi bilmeyen şirki nereden bilecek?
İman etme gibi bir derdi olmayan, beni yaratan benden ne istiyor diye bir endişesi olmayan insanlar ve bir dine inanıyorsam onu anlamalıyım diye bir düşüncesi olmayan insanlara imanın ne olduğunu götürme derdin sanırım ilk sıraya koymalıyız demek istiyorum.

Bu yazdıklarımız yüzünden sizin yazınızın gereksiz olduğu anlamına gelmesin, sadece öncelikler konusunda fikirlerimizi paylaşmak istedim.

Ayrıca, müslüman önderlerinden bahsetmişsiniz, fakat bunlar kimler? Ben Televizyonlara çıkan pek müslüman önder tanımıyorum. Zulüm sahiplerinin insanları sömürmek için uyuşturucu bağlamında kullandıkları televizyonlara sizce vahdeti konuşacak insanları çıkarırlarmı? Televizyona çıkanlar, zülmün sahipleri tarafından eğitilmiş ve onlar gibi düşünen insanlardan başkasımıdır?

Ayrıca, vahdeti konuşmak sizce çok daha erken değilmi?

Demokrasi deyince onuda açmalı, demokrasi deyince insanlar neler anlıyor ve siz ne demek istiyorsunuz?

Ayrıca, Fatma hanımın verdiği Buzağı örneği basite alınmamalı ve daha derin düşünülmeli.

Sabrınız için teşekkürler.

M mehmet 01 Ocak 2012

Sahin abi fatma kardese konuya gundeme gel demisin ama esas konuya uzak yorum yazan hemde ayni vahdeti gundem eden kemal abiye sana aynen katiliyorum abi demisin.biraz adaletle abiler

K kritik 01 Ocak 2012

Selamlar,

yazıda önemli bir sorunumuza parmak basılmış. Allah razı olsun.

Bence temel sorun pragmatizm sorunudur. İslami yönelişlerde iki temel yöntem vardır. Rabbani yöntem ve pragmatik/makyavelist yöntem. Son zamanlarda daha önce Rabbani yöntemi savunduğu halde pragmatik yöntemlere kayan nice gurup lideri oldu. Bunlarla bir vahdet mümkün değildir, zira Kurani bir yönteme sahip değildirler. Geriye Rabbani yöntemi esas alan öncüler kalıyor. Bu konudaki temenninize iştirak ediyorum. Bunlar kendi aralarında biraraya gelip ‘vahdet’ imkanlarını araştırmalıdırlar. Aceleci ve duygusal olmayan, ciddi, istikrarlı gündemler oluşturmalıdırlar, ucu/sonucu açık toplantılar ve istişare halkaları kurmalıdırlar. Vahdet doğal ve fakat aynı zamanda ciddi bir gelişim süreci izlemelidir.

Tabi bu arada vahdetten ne anladığımız da önemlidir. Bu da belki ayrı bir tartışma konusudur.

Ayrıca vahdet için tek ortak payda yetmiyor. Bizim birliğimizi engelleyen daha birçok ‘virüsler’ var. Daha önce aynı düşündükleri halde dağılan, parçalanan gurupları düşünün. Fatma hanımın katkısı bu açıdan bence önemlidir. Verilen buzağı örneği gerçekten ufuk açıcı. Sebebin sebebi var. Kalıcı beraberlikler ve birliktelikler inşa etmek istiyorsak çok faktörlü bir analize ihtiyaç var.

Ş Şahin YETİK 01 Ocak 2012

Değerli mehmet güzel insan adalet gerçekten önemli sağol adaletsiz davrandığım bütün yerler için Allah’a tevbe ediyorum. Adaletli davranıpta görülmeyen davranışlarımın ecrini de yine Allah’tan diliyorum.

Değerli kritik ci kardeşim güzel yerlere temas etmişsin Allah ecrini versin.

Yahu bir kişi de çıksın bahsettiğim insanları sisteme entekre eden demokrasi vürüsünün zararlarından bahsetsin ama yok illa yazı ile alakasız farklı konular konuşulacak :) ben artık bu yazı altında farklı bir konu konuşup bu yazının gündemini değiştirmeye katkı sağlamayacağım. Çok mu sert oldu yine :) eh bu kadar da olsun heri...

K kemal songür 01 Ocak 2012

Mehmet kardeşe!
Beni konu dışına çıkmakla değerlendirip ve bunun üzerinden Şahin kardeşi adalete davet etmişsiniz.
Oysa; ''makale başlığınızın üçüncü şıkkına (vahdet ihtiyacı)yönelik düşüncelerimi paylaşmak isterim'' cümlesiyle yorumuma girizgah yapmış idim.
Mehmet kardeşime hatırlatayım istedim. selam ile

F Fatma Ceren 01 Ocak 2012

Sn.Yetik,
siz demokrasi virüsünü yazınızda o kadar güzel açıklamışsınız ki, ben başlık ve içeriğe bakarak vahdet konusuna değinmek istedim. Ki ortak dileğimiz bu!

Demokrasi, bir müslümanın aklında, dilinde ve gündeminde olamayacak buzağı cinsinden bir konudur. Yani vahdetin önündeki engelden ziyade düşünsel/inançsal bazda bir ayrışmanın konusudur. Bu hususları sizler gibi biz de defaatle hatırlatmaya devam ediyoruz inşaallah.(bknz.http://www.islamvehayat.com/yazar_1307_91_demokrasinizi-nasil-alirdiniz-.html)

Sn.Kritiğin pragmatizm hatırlatması mühimdir. Çünkü vahdetin bir metodolojisi ve bir sistematiği var. Ve inşa süreci için, çok faktörlü bir analiz lazım. Bu nedenle bazı sorular sorulmalı ve karşılığı aranmalı. Mesela demokrasiyi savunanlarla vahdet olunabilir mi? Ya da vahdet nedir? Ortak paydada buluşmak mı, benzer düşünenlerin gruplaşması mı, yoksa inanç/amel/metod konusunda birlik olmak mı? Demokrasiden paçayı kurtarabilenlerin birlikteliği önündeki sinsi engeller nelerdir? Bu konularda hem fikir olmadıkça, vahdet konusunun konuşulamayacağına güzel bir örnek oldu buradaki paylaşımlar.

Ben bir müslüman olarak yazınızdaki çağrıya icabet ettim ve konuyla gayet alakalı olan vahdete bir başka açıdan öz bir giriş yaptım. Gündemi değiştirdin iddiasını -daha önce de ifade ettiğim gibi- dikkate almam.

Bundan sonra yapılacak en güzel iş -Sn.Songür de dahil- konuya katkı sunanların vurguladığı her bir faktör üzerinde düşünmek ve güzel bir istişareye kapı aralamaktır diye düşünmekteyim.

Selamlar.

M mehmet 01 Ocak 2012

Kemal abi ben sana bişiy demedim.Sahin abiye dedim.ayni konuyu anlatınca birine neden konudan uzaklaşıyo dediği halde diğerine katılıyo demesini uyardim.fatma kardes güzel bağlamış bunları geçmek çözümler konuşmak gerek

A ali derda 01 Ocak 2012

İnsanlara, en güvenilir ulaşım aracı hangisidir diye sorsam, hiç şüphesiz büyük çoğunluk; “uçaktır” diyeceklerdir. Peki yüzde yüz güvenir misiniz diye sorduğum da ise verecekleri cevap;“olur mu hiç öyle şey! Kul yapımı bir araca ne kadar güven olabilir ki!” diye cevap verirler. Peki ben sormak istiyorum şimdi arkadaşlarıma/kardeşlerime; kul yapımı bir sisteme ne kadar güvenebilirsiniz ki?! Adı demokrasi yada başka bir şey olsun fark etmez beşeri tüm sistemler, insana gerçek anlamda ne özgürlük ne de mutluluk verirler. Olsa olsa cehenneme giden yolu kolaylaştırırlar...

Vahdet dediğiniz ise; sözde değil, özde incilerle yapabileceğiniz bir başarıdır...

Selamlar

Ş Şahin YETİK 01 Ocak 2012

Aleykum es selam ali derda teşekkür ediyorum ilginiz için.

İ İlyas Metin 01 Ocak 2012

Selamun Aleykum kardeşlerim
Bizler bir makale üzerinde bile birbirimizi incitiyorsak vahdet üzerine konuşmamız beyhudedir.
Allah için hepimiz aynı dinin müntesipleriyiz ve bu dinde bizler birbirlerimizin kardeşleriyiz birbirlerimize hor görülü değil hoş görülü olalım tavsiyesinde bulunuyorum. Hepimizin derdi aynı teferruatlar ise farklılıklarımızdır.
Asr suresini bilmeyenimiz yoktur netekim

D Derya Yilmaz 01 Ocak 2012

Bu kadar istekle vahdetten bahsettikten sonra “beyhude ” demek olmadı... Iste asıl budur Vahdettin önündeki en büyük engel. Olası farklı düşünceleri ve zorlukları kabullenememek ve yolun basinda, hemen pes etmek. Vahdet için çağrıyı kanaat önderlerine yapmak yerine aynayi kendimize çevirip önce kendimizden başlamalıyız. Iki kişi vahdet olamıyorsa, kanaat önderlerinin de vahdet olması beklenmemelidir ... sabır ve sebat, vesselâm...

Ş Şahin YETİK 01 Ocak 2012

Aleykum es selam değerli ve güzel abim değerli hatırlatmaların için teşekkür ediyorum. En başından itibaren kimseyi kırmak incitmek gibi bir derdimiz asla olmamıştır ve olmaz da bununla beraber birileri incinecek yada kınayacak diye de sözlerimizi eğip bükmeyeceksek ki bu bize yakışmaz o halde “birbirimizi” dediğin birbirlerini tanımayan müslümanlar keşke birbirlerini daha çok tanımaya gayret etseler de kusura kalmasalar. Biz birileri incinsin kırılsın diye yazı yazmıyoruz. Müslümanlar dertlerinin davalarının farkına varsınlar diye uğraş veriyoruz. Makalede belirttiğim konu açık olarak bellidir ancak tekrar etmek gerektiği kanatindeyim. Konumuz vahdeti parçalayan en önemli sebeplerden biri olan demokrasi ve dolayısıyla sisteme entekre olmaktır. Bu konuda bizimle aynı görüşü paylaşan kardeşlerimiz varsa demokrasi illetinin zararlarından ve müslümanların birliğini nasıl parçaladığından hareketle yorumlar yapmaları gerekir. Ancak gördüğümüz odur ki bu mihvalde yapılan yorumlar malesef çok azdır. Konuyla alakasız farklı konularda yazılar yorumlar yapılarak anlatılmak istenen konu perdeleniyor dediğim de ise sert oluyorum. Arkadaşlar dikkat ediniz biz burada “vahdet nasıl olur?” gibi genel bir soru sormuş ve bu konuyu irdelemiş değiliz. Sadece vahdeti bozan en temel konulardan birini gündem ettik. Ancak hala “nerde odunumun parası? ” denilecekse cevap vermeyeceğim sonra sert oluyormuşum. :)

Oktay ünal beye yaptığım yorumun malesef moderatöre ulaşmadığını öğrendim buradan geçte olsa yorumu için teşekkür ederim. Ve ilaveten buradaki yazımızın muhataplarının toplumun tevhid, iman, ahiret ve Allah konularında sorunları olan kişiler değil bilakis tevhidin ve tevhidin farkındalığında olan müslümanlar olduğunu bilmenizi isterim.

F Fatma Ceren 01 Ocak 2012

Şükür ki bir hanım kardeşimiz yine şükür ki çok güzel bir konuya temas etti. Önce biz kendimiz, illa da biz kendimiz..

Dikkat edelim, yazıyı okuyan ve yorum yazanlar olarak demokrasi konusunda hem fikiriz. Buna rağmen “biz” vahdeti sağlayamazken(yani vahdet bizim konumuzken), demokrasi savunucularıyla nasıl olacak? Tam da demek istediğim bu! Demokrasi tercihini yapanları tevhide çağırır tebliğ/hatırlatma görevini yerine getiririz. Kulak veren olursa, işte gelecekleri yer bu nokta..Yani vahdet arayışı? Vahdet konusunun başladığı yer burası! Ve benim -fikir birliğine rağmen- vahdetin önündeki sinsi engellerden kastım sanırım biraz daha anlaşıldı.

Sn.Yetik, şirki anlatmadan bana tevhidi anlatabilir misiniz? Ya da haramı anlatmadan helali? Konunun dışına! çıkmadan ama. Dikkat ediniz, söz konusu İslam yani hayat olunca birbiriyle gayet alakalı konuları yine birbirimizle düşünür ve anlamaya gayret ederiz. Fikirlerimizi yazarız, birileri çıkıp itiraz da geliştirebilir, kaldı ki burada burada ciddi bir itiraz da yok, katkı var.. Olağan şeyler bunlar. Adı üstünde “yorum” köşesi. Fikirler, eleştiriler, katkılar, açılımlar, uyarılar, hatırlatmalar, beğeniler.. vb.. bu köşelerde okurlarca aktarılan ortak bir istifade alanıdır. Öyle değil mi?

Perdeleme ise “engelleme, örtme, kapatma” manasına gelen bir kavram. Bunca insan sizle aynı fikirdeyken, yazınıza değer vererek sunulan katkılar perdeleme değil geliştirme olarak anlaşılmalı. Zira ben konunun açıldığını, geliştiğini ve yazınızın ana teması olan “vahdet” e küçük bir kapı aralandığını görebiliyorum. Ve bundan memnunum.

Üslup meselesi ise sağlıklı iletişim için mühim. Yoksa şahsi kanaatimce incinip kırılacak lüksümüz ve bunlara takılarak kaybedecek zamanımız yok.

Elbette siz yazı sahibine saygıda kusur etmeyi istemem. Bu nedenle, yorumumu beklentinizle bitireyim.

Sn.Demokrasi savunucuları,
‘Tevhid tevhid dedik de yıllarca elimize ne geçti, ne yapabildik ki!’ diyerek çıktığınız demokrasi yolunda da çoook uzuuun yıllar geçmedi mi? Peki elinize bizim -inancımızdan taviz vermeden, hatta kılımızı kıpırdatmadan- elimize geçenden farklı ne geçti? Buraları düşünün. Tevhid üzre kaybettiğiniz! vakit ile, demokrasi üzre kazandığınız! zamanı bir kıyas ediverin. Sonra Sn.Yetik’in yazısını tekrar okuyun. İnşaallah özünüze yani tevhide tekrar dönersiniz, buyurun vahdeti konuşalım..

Selamlar.

Ş şahin yetik 01 Ocak 2012

Aleykum es selam Sayın Ceren açıklamalarınız için teşekkür ediyorum. Allah ecrinizi versin.

A ali derda 01 Ocak 2012

Bana teşekkür etmenize gerek yok. Çok istiyorsanız bir dua edersiniz, bende amin derim :). Sizden ve diğer kardeşlerimizden beklediğim, Fatma hanımın da “buyurun konuşalım” dediği vahdet üzerinde daha net söylem ve eylemler geliştirmeye çalışmaktır. Ben vahdetin 'özde inciler’tabirimle kast ettiğim samimi kardeşlerle yapılabileceğini, buna karşın “ben iman edenlerdenim” diye kardeşlerimizin öne atılmalarını isterdim, isterim. Çünkü, en sağlam kale olarak gördüğüm bir dostumun düşmanlığını görmek, herkese şüphe ile bakmama neden oluyor...

Allah tüm samimi kardeşlerimizi korusun. Selamlar.

Ş şahin yetik 01 Ocak 2012

Aleykum es selam Ali Derda güzel insan bak bu duayı senin için ediyorum umarım amin diyeceksindir.
Rabbimiz İslamın değerli ve dertli müntesiblerinin dertlenmesine ve kaygılanmasına sebeb olan vahdetsizlik ve vahdet olmanın önünde bulunan başta demokrasi ve sisteme entekre olmak, enaniyet, kin, nefret ve öfke gibi ümmetin arasını bir bıçak gibi kesen arızalardan ve daha pek çok gizli ve ya aşikar olan bir olmayı engelleyen hastalıklardan kurtulmayı ve Ey Rabbimiz Dini İslam-ı Mübinini yeryüzüne hakim kılabilmek için ümmet olabilmeyi biz aciz kullarına nasib ve müyesser eyle, Hassaten bu aciz ve fakir kulun olan Ali derda kardeşimizi bu önemli vazifenin muvazzafı eyle amin, ecmain...

A ali derda 01 Ocak 2012

:)) Amin canım kardeşim. Allah razı olsun.

Küçük bir açıklama; insanlar yaratılış itibari ile acizdirler bu doğru ama Müslümanlar, Allah’ın onlara verdiği inanç ve bu inançlarını taşıdıkları bir yüreğe sahip oldukları için, küfür meclisinin asla anlayamayacakları bir zenginliğe sahiptirler. Bunun içinde O’na ne kadar şükretsek azdır. Selam ve dua ile...

A ali derda 01 Ocak 2012

S.A. Bu yazar kardeşimizin benimle irtibatını rica etmiştim sizden! Acaba ilettiniz mi? İletti iseniz ne dedi?

Ş Şahin Yetik 01 Ocak 2012

Ali derda kardeşimize ilgisi için teşekkür ediyorum kendisi ile görüştüm. duyarlı bir güzel insan sağolsun.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şahin YETİK — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.