İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
04 Mayıs 2009

Nöbet Yerlerimizi Ne Çabuk Terk Ettik

Tıpkı Uhud’daki gibi, nöbet yerleri hızla terk edilmeye başlandı. Duyarlı kuruluşların çabaları sürmekle birlikte, kitlesel duyarlılık zayıfladığı için Gazze büyük ölçüde yeniden emperyalist ve siyonist kuşatmayla, ambargoyla, açlık ve ilaçsızlıkla baş başa bırakıldı.

04 Mayıs 2009 4 dk okuma 11,0B okunma
100%

"Hafıza-i beşer nisyan ile maluldur" sözünü biliriz. Unutmak, Rabbimizin insana verdiği önemli bir nimettir şüphesiz. Buna karşılık insanı insan yapan özelliklerinden biri de zikr melekesidir. Yani unutulmaması gerekenleri unutmamaktır. Dolayısıyla insan, unutmak ile hatırda tutmak arasında ölçülü ve dengeli bir tutum sahibi olmalıdır. 

Unutmak, unutulan objeye göre rahmet olabildiği gibi felaket de olabilmektedir. Asla unutulmaması gereken, daima hatırda tutulması icab eden hayat-memat meselelerinin unutulması, tarihin sürekli tekerrürü sonucunu doğurmakta, acıların tazelenmesine yol açmaktadır.

Evet, insan, zikr üzere olma melekesiyle insandır. Zikr, unutulmaması gerekenleri unutmamaktır. Dolayısıyla insanla balık arasında bir fark olması gerekir.

Üç ay önce, Gazze'ye yönelik korkunç siyonist vahşet karşısında, yaşadığımız coğrafyada büyük bir duyarlılık ve dayanışma bilinci gelişmiş ve bu duyarlılık özellikle Filistin'e yardım ve zalimlere yönelik boykot eylemleri şeklinde pratik sonuçları da beraberinde getirmişti.

Aradan sadece üç ay geçti ve Filistin, Gazze unutuldu, gündemlerden düştü. Tıpkı daha önce Çeçenistan'ın, Moro'nun, Irak'ın, Afganistan'ın, Doğu Türkistan'ın, Hama'nın, Halepçe'nin unutulduğu gibi...

Şimdilerde talihsiz haberler okuyoruz medyada... “Gazze’de gıda ve ilaç sıkıntısı yaşanmaya devam ediyor”, "Boykot etkisini yitirdi" başlıklarıyla.

Demek ki bizim duyarlı olmaya devam etmemiz, insanlığımızı ve İslamlığımızı unutmamamız için Filistinliler daima fosfor bombalarıyla yakılıp yıkılmalı, öyle mi?

"Balık hafızalı toplum" nitelemesini her zaman haklı çıkarmak zorunda mıyız? Toplumu bilmem fakat İslam’ı hayatına ölçü kılmış insanlar açısından balık hafızalı olmak kabul edilebilir bir hal değil. Zira Müslüman olmak; bilinç sahibi olmak, farkında olmak, müteyakkız olmak ve nöbet bilinciyle yaşamak değil midir?

Uhud’da nöbet yerlerini terk eden sahabîleri dillerinden düşürmeyen bizlerin, şimdilerde nöbet yerlerimizi terk edişimiz nasıl açıklanabilir?

Tarihi, menkıbe mantığıyla değil de ders ve ibretler manzumesi olarak okumanın gereği burada ortaya çıkıyor işte. Aksi halde tarih tekerrür edip duruyor. Nöbet yerleri terk edildikçe zaferler yenilgiye dönüşüyor, zalimler bu terk edişlerden güç alıp zulüm ve sömürü çarklarını döndürmeye devam ediyor.

Uhudların hiç bitmediğini ve kıyamete dek bitmeyeceğini, farkında ve teyakkuz halinde olmakla ve asla nöbet yerini terk etmemekle tembihlenen birer nöbetçi olduğumuzu ne zaman hakkıyla idrak edeceğiz?

Balıklardan farkımız olduğunu, Rabbimizin bizleri insan olarak var ettiğini ve yeryüzüne halifeler kıldığını ne zaman gerçekten fark edeceğiz?

Gazze unutulur gibi miydi kardeşler? O kundaktaki bebelerin, o ana kuzusu yavruların, yaşlıların, kadınların, gençlerin hunharca katledildiği, fosfor bombalarıyla yakılıp yıkıldığı görüntüleri ne çabuk unuttuk?

Onları bu ateş çemberinden kurtarmak adına Misak-ı Milli çemberini aşıp çok da bir şey yapabildiğimiz söylenemese de, en azından boykot kampanyalarıyla, yardım organizasyonlarıyla, abluka eylemi gibi protesto eylemleri ile tarafımızı belli ediyorduk o günlerde. Fakat siyonist işgal şebekesi Gazze’deki sarsılmaz imana ve bu imandan kaynaklanan iradeye yenik düşüp ateşkes ilan ettiğinde daha ilk günden nöbet yerlerinin terk edilmeye başlandığına tanık olmuştuk. Siyonist işgalcinin tek taraflı ateşkes ilanıyla yenilgiyi kabul ettiği günün ertesinde İstanbul’da zafer kutlaması şeklinde gerçekleşen abluka eylemine katılım, önceki günlere oranla epey düşük olmuştu.

Benzeri durum, ilerleyen günlerde boykot ve yardım kampanyaları konusunda da kendini gösterdi.

Tıpkı Uhud’daki gibi, nöbet yerleri hızla terk edilmeye başlandı. Duyarlı kuruluşların çabaları sürmekle birlikte, kitlesel duyarlılık zayıfladığı için Gazze büyük ölçüde yeniden emperyalist ve siyonist kuşatmayla, ambargoyla, açlık ve ilaçsızlıkla baş başa bırakıldı.

Boykot ve yardım kampanyalarına devam edenlerimiz, yahut bu kampanyalara katılımını devam ettirenlerimiz var mutlaka. Fakat bu bilincin diri tutulması konusunda gayretimiz niçin görünür olmaktan çıktı?

Gazze'ye bombalar yağarken, Filistinli anaların, çocukların parçalanmış bedenleri ekranlardan taşarken nasıl da gayretliydik. Yardım kampanyaları düzenliyor, GAzze’ye yardım ulaştıran kuruluşlarda yardım kuyrukları oluşturuyor, boykot bilincini yaygınlaştırmak için broşürler bastırıp dağıtıyor, çevremizi uyarıyor, bakkalımıza, marketimize uyarılarda bulunuyorduk.

Bizim tüm duyarlılığımız bir "şartlı refleks"ten ibaret midir? Sabit bir tavrımız, solmayan bir duyarlılığımız yok mudur?

Medyada çıkan “Gazze’de gıda ve ilaç sıkıntısı devam ediyor”, "Boykot etkisini yitirdi" başlıklı haberlerden ne kadar utansak azdır. "Hayat iman ve cihaddır" hakikatinin yanından bile geçememek, bir boykot kampanyasını bile 3 ay sürdüremeyen "konjonktür Müslümanları” olmak, ne büyük suçtur. 

Kendimize gelelim ey Müslümanlar! Gaflet değil zikr üzere olmayı şart kılan bir inancın müntesipleri olduğumuzu iddia ediyorsak şayet, iddiamızı ispatlamak için bir gayretimiz olsun.

Bugünden tezi yok, “Gazze’de gıda ve ilaç sıkıntısı devam ediyor”, "Boykot etkisini yitirdi" şeklindeki haberleri tekzip edecek, aksi haberleri gündeme getirecek yeni bir gayret dalgasını harekete geçirelim.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 4

B bi kul 01 Ocak 2012

malum Gazze gnlerinde boykot işe yaradı deniyor. evet gerçekten işe yaradı ama Allah için bir bakın kim katıldı boykota Türkiye İslami bir değere bağlı olmadan topyekün boykota katıldı desem yanlış mı olur? sanmıyorum. bu bağlamda boykot etkili oldu yoksa iş İslami kesime kalsaydı o boykot aynen şu an ki gibi atıl kalırdı.

üstad yazınız bir uyarı niteliğinde allah razı olsun.

Ö ömer bitlis 01 Ocak 2012

Şehit Ali Şeriati den öğrendiğim bir ayrım var
Salih Amel ile ihsan...

İhsan, iyilik kalıcı değişikliğe sebep olmayan anlık, spontane, disiplinsiz, konjukturel yapılan mevzii yardım ve iyiliklerdir.

Salih Amel ise devrimci, değiştirici, planlı, disiplinli yapılan yardım ve iyiliklerdir.

Genelimizin filistine yardımı iyilik niteliğinde olduğundan, zaman geçtikçe duyarlılığımızın düşmesi normal oluyor.

Filistin için kendimiz için salih amellerde bulunmalıyız. Yoksa cehenneme gideriz.

Y yakup 01 Ocak 2012

güzel düşünce haklısınız ama biraz eksik kalmış
başlığı okuyunca çok farklı şeyler beklemiştim.
sizden daha iyi yazılar okumak isterim.

Y Yusuf DUHAN 01 Ocak 2012

Evet Önce Devlet kurulmalı

Yok yok korkmayın LAilkçiler İslam devriminden bahsetmiycem;
Ama korkun iyisi siz çünkü Asıl devrimden yüreklerimizdeki devrimden hiç bir zaman yasaklayamayacağınız o devletimizin merkezindeki devrimden bahsedicem.

Üstadım;
Kul tevhid’i tevhid inancını “Lailaheillallah deyiniz kurtulunuz”'u anladıkça yüreğindeki devlette lailk olan kalplerimizdeki islam devrimini yapcak ve şüphesiz ganimet, zafer vesvesesini Uhud ashabından öğrenip ibret alacak ve asla nöbetini bırakmayacaktır. İslam ordusu yoktur. İslam olmaya çalışan herkez ordunun mensubu ordunun askeri, nöbetçisi, savaşçısıdır. Eğer şeri olan hükümler kişinin devletinde hakim ise Nöbet ona kutsal görev, savaş kutsal görev, asker olmak kutsal görev kısacası İBADET tir.

Yüreklerimizdeki Laik devleti kabullenmiş nefsimize Lailaheillallah ile Şeri Hükümleri Koymalıyız... Yoksa derdimiz ne Yönetim ne ABD ne İSRAİL nede başka birisi Derdimiz sadece kendimizde kendimize hakim kılamadığımızı başkasından bekleyemeyiz bu ayıptır yüzümüz kızarmalı

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.