İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Mehmed MAKSUT
Mehmed MAKSUT
24 Kasım 2012

Önceliği Doğru Kavramak

Hayatımızı ulaşılmayacak ve çözülmeyecek sorunlara adamaktansa, bize ait ve ulaşılabilir meseleleri kendimizden yola çıkarak düzeltmek hem daha gerçekçi hem de daha güzel sonuçlar verir. Gücümüzün yetmeyeceği büyük sorunlarla uğraşmaktan ise gücümüzün yettiği küçük ama gerçekçi sorunlarımızı sorun edinmeliyiz. Unutulmamalıdır ki çözümsüz bırakılan her küçük sorun, yarınlardaki büyük sıkıntıların müsebbibidir. Aslında Müslüman dünyasındaki büyük sorunları, bu eksenden yola çıkarak okuyup çözümleyebilirsek belki sorunlarımızı bitiremeyeceğiz ama emin olunuz ki epey azaltabileceğiz.

24 Kasım 2012 8 dk okuma 3,8B okunma
100%

Müslümanlar olarak çok zorlu süreçlerinden geçmekteyiz. Yıllardan beri zorlu imtihanlardan geçen Müslümanların coğrafyası her zamanki gibi yine ağır bedeller ödemektedir. Ağır bedellerin ödendiği yerde ağır uykular ve duyarsızlıklar vardır. Eğer ağır uykular ve duyarsızlıklar olmasaydı ümmet batıl nefsanî güçlerin elinde ağır bedeller ödemeyecekti. Bizden öncekileri sınadığı gibi bizi de çeşitli vesilelerle sınayan Allaha karşı duruş ve davranışlarımızdaki samimiyet sınamamızı kolaylaştıracaktır. Müslümanların sınamalar karşısında güçlü olabilmeleri ve mümince durabilmeleri, Allah ile olan bağlarının sağlıklı olmasını gerektirir.

“Yoksa siz, sizden önce gelip geçmiş kavimlerin başlarına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokundu ve onlar öylesine sarsıldılar ki Peygamber ve onunla beraber iman edenler nihayet ‘Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?’ dediler. İşte o zaman (onlara), ‘Şüphesiz Allah’ın yardımı yakın’ (denildi).” (Bakara, 214)

Allah ile olan irtibat ve ilişki zayıf, cılız ve lâfzî olarak kaldığı zaman sınama karşısında zayıf kalınacaktır. Hangi zaman ve zeminde olursak olalım, hayatın hangi evresinde bulunursak bulunalım; Rabbimizle olan ilişkimiz sağlam olmadıkça istenilen mücadeleyi sürdüremeyiz. Sadece bilgi-bilinç ekseninden ziyade salih amel, ihlâs, tevazu, sadakat, samimiyet ve takva çerçevesinde sahih bir birliktelik kurmadıkça Allahın yardımına mazhar olmamız söz konusu olmayacaktır. Allahın yardımını kendi dünyamıza intikal edecek bir duruş sergilemediğimiz sürece hiçbir işimiz ve imtihanımız başarıyı yakalamayacaktır.  “...Allah, kendi (dini)ne yardım edene elbette yardım eder. Kuşkusuz Allah, kuvvetlidir, galiptir.” (Hacc, 40) Allahın dininden yana gayret iddiasında olan her müminin kuvvetli ve aziz olan merci ile bağının güçlü ve istenilen düzeyde tutması yol için en büyük azıktır. Fakat bu bilinç her geçen gün Müslüman’ın hayatında gerilemektedir.

Allah ile sağlanan sağlıklı irtibatlardan sonra gelebilecek zorlukların pek fazla sarsıcı olmadığını Rabbimiz bazı kıssalar üzerinden biz insanlığa göstermektedir. Kendi dönemlerinin en büyük imtihanlarına şahitlik eden peygamberler, şahadetlerini ilkeli ve ihlâslı bir şekilde Allaha sımsıkı bağlanarak geçebilmişlerdir. Onlardan sonra gelen nesiller ise her geçen gün bu ruhtan koparak takip etmesi gereken onurlu duruş ve irtibatı kesmiştir. Allahla olan irtibat sıkıntısı hayatın tüm diğer alanlarında kendisini maalesef göstermiştir. Dinin insan hayatından dışlanması veya olması gereken nitelikte insanın bilinç ve hayatında yer edinememiş olması, insanın dünyasında birçok problemi ortaya çıkarmıştır. Din hakkındaki bu çelişkiler ortadan kaldırılmadıkça hayatın içerisindeki problemler de sürekli devam edecektir. Tarihsel evrede dinin toplumsal hayattan soyutlanması da dinin bazı güçler tarafından aşırı derecede siyasallaşması da birçok yanlışlığa neden olmuştur maalesef. 

Endüstri devrimi ile daha sonra Rönesans ve Reformdan doğan seküler yaşam, batıda dini hayatı bitirme noktasına getirmiştir. Bu durumun yansımaları sadece batı dünyasında olmamıştır. Müslümanların “aktif” dini değerlerinin tarihsel süreç içerisinde “pasif” bir konuma düşürülmeleri; batıdaki gelişmeleri pasif bir hal üzereyken karşılamaları, zayıf olan Müslümanların ciddi anlamda kan kaybetmelerine neden olmuştur. Kan kaybetmelerin çoğu aslında Müslümanların var olan değerlerini yeteri derece anlayamamalarından ve onlara ihanet etmelerinden kaynaklanmıştır. Malik bin Nebi’nin ifadesiyle; “ihanete uğramış dava ve düşünceler gün gelir kendi intikamlarını alır.” deyişi aslında bu durum karşısında yabana atılacak bir tespit değildir. Evet, yaşanılan tüm acı manzaralara, hep dışarıdan bakarak kendimizi soyutlamaktansa içeriden bakarak olayların ve acıların gerçekliğini kendi üzerimizden okumamız bizi daha sağlıklı sonuçlara götürecektir. Yani, problemi dışarıda arama hastalığından kurtulmadan; Allah ile olan irtibatımızı, müminlerle ve yaşadığımız toplumla ile olan ilişkimizi, temel İslami ilkeler, ibadi hayat ve ahlak çerçevesinde sorgulamadan sorunlara el atmamız. Bizi sürekli başkalarına fatura kesen memurlara dönüştürecektir.

Hakkı batıl ile örtmeyin ve hakkı gizlemeyin. (Kaldı ki) siz (gerçeği) biliyorsunuz. Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız? (Bakara 42-44)

Modern ve laik kültürün etkisi altında kaldığımız bu süreçte, insanlardaki Allaha, dine ve ibadete karşı duyarsızlık son hızıyla yaygınlaşmakta. Ortaya çıkan bu durum gün be gün olumsuz ürünler vermektedir. İdeolojik kültürlerin ve seküler dayatmacı zihniyetin, yaygınlaşarak etkisini artırdığı bir evrede Peygamberin davasına varis olanların, davetçilerin veya kendisini bir şekilde bu olumsuzluklardan koruyarak, Allah için bir varoluş düşüncesi olanlarda son dönemlerde artan “Allaha ve İslami davaya olan duyarsızlık” belki de en acil sorgulanması gereken temel yaramızdır. Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın… şiarıyla Allaha, kulluğa ve davasına sımsıkı sarılması gerekenlerin; sosyal hayatta, Allah ile zayıf bağlar kurmaları, medya araçlarının yaygınlaşmasıyla medyatikleşerek yaygınlaşan gösterişçi dindarlık durumu, oluşturulan ibadetsiz din algıları, ameli anlamda zayıf bilinç vurgularını acil olarak sorgulamalıyız. Maalesef bugün bilinç anlamında kendisini halk geleneğinden uzaklaştırabilen mümin insanların içerisinde ibadetlere karşı artan ilgisizlik gittikçe ürkütücü durumlara geliyor. Bu durum, davanın sürekli ve aşırı bilinç ekseninde sunulmasından ve İslam’ın kulluk merkezinden çok, aşırı siyasal bir merkezde sunulması sebep oluyor diye düşünüyorum.

Davetçi ve bilinçli insanlar, salt bilinçlerinin oturaklığıyla değil; aynı şekilde ahlak ve ibadetlerinin de oturaklı ve istikrarlılığıyla sahada olmalıdırlar. Bilinçlerine karşı olan duyarlılığı, bireysel ve toplumsal ibadetlerine karşıda aynı hassasiyetle göstermelidir. Bilinç noktasında İslami ilkelere sıkı bağlı olanların, bu samimiyeti ibadetlerine ve Allah ile olan irtibatına yansıtmaları gerekiyorken maalesef bugün bilinçli Müslümanların ibadet noktasında asgarilerle yetindiklerini görmekteyiz.  Zorlukların artıp niteliklerin azaldığı bir dönemde Müslümanlar, yaşadıkları zorlukları ancak bilinç ve ibadet merkezli bir kulluk süreciyle aşabilirler. Bu konuda gösterilecek duyarlılıkların ümmetin sağlıklı bir kalkış ve inşa süreci için önemli bir dönüm noktası olduğunu özellikle hatırlamamız gerekir. Azimden, ihlâstan, samimiyetten, her türlü pislikten arınmış bir ruh ve kalpten kahramanlık duygusundan ve sağlam bir inançtan kaynaklanmayan bir mücadelenin başarı ile sonuçlanması düşünülemez. Bütün davalar; hiçbir şeyden korkmayan, uğruna canını, malını feda etmeye hazır olan inançlı, davasına sımsıkı bağlı, yolu sabit, görüşü kararlı, zorlukta ve darlıkta sabırlı ve fedakâr kişilere muhtaçtır. Böyle tutarlı ve fedakâr insanlar ile davalar hedeflere ulaşır.

Hayatımızı ulaşılmayacak ve çözülmeyecek sorunlara adamaktansa, bize ait ve ulaşılabilir meseleleri kendimizden yola çıkarak düzeltmek hem daha gerçekçi hem de daha güzel sonuçlar verir.  Gücümüzün yetmeyeceği büyük sorunlarla uğraşmaktan ise gücümüzün yettiği küçük ama gerçekçi sorunlarımızı sorun edinmeliyiz. Unutulmamalıdır ki çözümsüz bırakılan her küçük sorun, yarınlardaki büyük sıkıntıların müsebbibidir. Aslında Müslüman dünyasındaki büyük sorunları, bu eksenden yola çıkarak okuyup çözümleyebilirsek belki sorunlarımızı bitiremeyeceğiz ama emin olunuz ki epey azaltabileceğiz. Kendimizle, değerlerimizle ve Rabbimizle ameli anlamdaki barışıklık inşallah beraberinde Allah’ın yardımını, umudu ve özgüvenini getirecektir. “...Eninde sonunda emir Allah’ındır. O gün müminler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahiptir, çok merhametlidir. Bu Allah’ı vaadidir. Allah vaadinden caymaz; fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rûm, 4-6)

Bu konuda özellikle artan yoğunluklardan dolayı en fazla ihmal edilen; duyarsızlaşıp hayatın rutin bir eylemi haline getirilen namaz eyleminin düzeltilmesi elzem bir durumdur. Çünkü üzülerek söylemeliyiz ki; bilinç konusunda halktan farklı olsakta en önemli eylem olan namaz konusunda pekte bir farkımız yok. Hatta duyarlılık noktasında onlardan geriyiz diyebilirim.  Çoğu zaman alelacele kılınan namazlardan tutunda sürekli son dakikalara bırakılan bir namazın hangi bilinçten kaynaklandığını sormak lazımdır. Hele son dönemlerde neredeyse popüler hale gelen, “sünnetleri terk edip sadece farzlarla yetinme” durumu, tesbihatın rafa kaldırılıp duanın sadece elleri açıp yüze sürülmekten ibaret bir duruma düşürülmesi hangi bilincin göstergesidir. İstikrarın ve istikametin en önemli mihenk taşı ve Allah ile güç bulmanın en önemli aracı olan namazın istikrarlı eda edilmesi noktasında da son dönem Müslümanları problemler yaşamaktadır. Özelliklede sabah namazları bu anlamda ümmetin kanayan ve sızlayan yarasıdır.

Yıllardan beri “ümmetin kanayan yarası Filistin, Afganistan, Irak, Çeçenistan, Kürdistan” diye başlayan söylemi karşısında, acaba neden buralar hep kanamakta diye sorulan sorulara hep dıştan cevap aradık. Çünkü dışarılardan cevap aramak hem basit hem de sorumluluk getirmiyor. Oysa değerli kardeşler sorunlarımızı nedenlerini dışarıda aramamız kendimizden kaçmanın başka bir taktiğidir. Kendinden kaçan insanlar hiçbir zaman sorunların üstesinden gelemeyecektir. Evet, bugün “ümmetin kanayan yarası Allaha karşı duyarsızlık, davaya karşı sadakatsizlik, vahiyle irtibatsızlık, amel ve ahlak ile istenilen derecede kuşanılmamışlıktır. Ümmet içten kanamaktadır ve ümmetin en büyük kan kaybı iç kanamadır. İç kanamaları görmeden dış kanamalara, estetik operasyonlarına yoğunlaşmakla ümmete hayat kazandıramayız.

Sabah namazı, günün ilk imtihanı, ilk ibadetidir. Dolayısıyla güne iyi başlayıp ilk imtihanı başarmalısınız ki, diğer imtihan ve tehlikelere karşı daha güçlü ve donanımlı olasınız. Sabah namazı o kadar önemlidir ki, onun sünneti bile teheccüd namazından sonra en kuvvetli sünnettir. Hadiste,"Sizi atlılar kovalayacak bile olsa sabah namazının iki rekât sünnetini terk etmeyin." buyrulmuştur. Acaba sabah namazına engel gibi gösterilen hangi bahane, bir insanı düşmanların kovalamasından daha tehlikeli olabilir? Hz. Ömer yaralıyken bile sabah namazını kılmıştır. Yine Hendek Savaşında yaralanan Sa'd bin Rebi (r.a) için mescidin içinde çadır kurulmuş, kanları akarken orada namazını kılmış ve bu hal üzere vefat etmişti.

Hz. Peygamberin hayatındaki şu tablo da bu mesele için oldukça önemlidir. Zâturrikâ' Gazvesi’nde bir yerde mola verilir ve Abbâd bin Bişr ile Ammar bin Yasir'i  bir geçidin girişine nöbetçi tayin eder.  Bu iki zat geçidin ağzına gelince Ammar yatar, Abbâd ise namaz kılmaya başlar. Onları izleyen bir müşrik, namaz kılan Abbâd'ın görünce derhal bir ok atar. Ancak Hz. Abbâd, namaz kılmaya devam eder. Bir müddet sonra arkadaşı uyanır. Ammar, arkadaşından akan kanları görünce: "Sana ilk oku atınca beni niye uyandırmadın?" diye sorar. Abbâd'ın verdiği cevab: "Öyle bir sure okuyordum ki, kesmek istemedim."

Sabah namazlarına artan ilgisizlik ve bu anlamdaki istikrarsızlık çok ciddi bir sorun olarak okunmalıdır. İşgal edilmiş bir Müslüman beldesini konuştuğumuz kadar bu mesele üzerinde de aynı hassasiyetle konuşmalıyız. Ve hepsinden önemlisi sabah namazını kaçırma işini kesinlikle “sıradan” görmemeli; çözüm arayışına girmeli çözümü bulmalıyız. Sabah namazı için nasıl bir durumda olursak olalım; ister haftada bir, ister yılda bir kaçırıyor olalım kendimizi sorgulamalıyız. En azından yerli ve uluslar arası müstekbirlere, tağuti yönetimlere karşı mücadelemize denk bir mücadeleyi kendi nefsimize, ibadetteki eksikliklerimize karşı göstermiyorsak başarılı olmamız söz konusu olamaz. Başarı Allah ile sağlanan sağlıklı bir irtibattan sonra gelir. Kendimizi düzetmeden, eksikliklerimizi gidermeden girişeceğimiz her eylem sadece eylem olarak kalacaktır.
Rahman’ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanan (Meryem,58) Kitab'a sımsıkı sarılıp ve namazı dosdoğru kılıp (Arâf, 170) iyiliği emredip, kötülükten vazgeçirmek ve başımıza gelene sabredip azmedilmeye değer işlerde” (Lokman, 17) Sabırla ve namazla yardım dilemeyi (Bakara, 45) Rabbim bizlere lütfetsin…

Festeqim qema umirte…

Paylaş X Facebook

Yorumlar 18

A Adem 01 Ocak 2012

Uzun bir aradan sonra böyle anlamlı bir yazıyla dönmeniz iyi oldu kardeş

I ilyas metin 01 Ocak 2012

Selamun aleykum

Biz kendimizi düzeltip sorumluluklarımızı yerine getirdiğimiz zaman Allah bizlere yardımını esirgemeyecektir
Düşüncelerimizi pratiğe geçirdiğimiz zaman her şey düzelecektir

Allah basiretini daim kılsın, bizleri dürten bir yazı olmuş

F Fatih Şener 01 Ocak 2012

Allah razı olsun Maksut Ağabey.İnşallah rabbim bizleri imtihandan geçenlerden eylesin. Dünya hayatında müslümanlar dediğiniz gibi zor bir süreçten geçiyor Allahım zorluk çeken müslümanlara sabır ihlas etsin. Rabbim bizleri doğru yoldan şaşırtmasın, yüreğinize sağlık. Selam ve dua ile...

S Said 01 Ocak 2012

Öze dönüşü vurgulayan ve sorunların ana kaynağı olan bir meseleyi gündeme taşımanız güzel olmuş kardeşim. Değişim özde olduğu gibi yıkım da özdedir. Bu anlamda müslümanların ne allah ile ne kendileri ile nede diğer müslüman kardeşleriyle bir barışıklıgı var. Bu durum bizim kan kaybettiğimiz alan. Başkalarını sorguladığımız kadar kendimizi sorgulanıyoruz. Başkalarını inşa etmek için uğraştığımız kadar kendimizi inşa etmek için çabalamiyoruz. İşte kaybettiğimiz nokta burası. Buradan yola çıkmadan hesap yakmak doğru değil. Sizin bir sohbette dediğiniz gibi; bu ümmet ezanla uyanmadigi için hep gün bombayla acıyla uzanıyor. Acı bitince tekrar yatıyor. Maalesef ne diyelim bilmem ki. Rabbim duaniza cevap olan gençlerden bizi kılsın abi.

M Mehmet 01 Ocak 2012

Müslümanların aşırı derecede siyasallaşıp ibadet merkezli ve dava davet merkezinden uzaklaştıkları bir evrede böyle hatırlatıcı murakabe edici bir yazı güzel olmuş kardeşim. Insanlardaki sıradanlaşma durumu maalesef bilinçli insanlarda da fazla var. Sorgulama ve eksikliklerinin telafisi için bir uğraş yok. Rehavet kültürünü üstümüzden atmadıkça ve dediğiniz gibi meselelere kendimizden çalmadıkça sağlıklı yapılar oluşturamayız.

U urfa 01 Ocak 2012

S.a Öyle bir dönemde yaşıyoruz ki islamı anlatanlar.nasihat edenler,yol gösterenler yazanlar ve çizenler çok ama sahada büyük boşluklar var.Çalışmaların olmadığını iddaa etmiyorum enerjinin yanlış yerlerde harcandığını söylüyorum.Bence enerjimizi insan yetiştirmede harcamalı bireysel temaslar kurmalıyız.bireyleri kazanmalı islam toplumuna doğru sağlam adımlar atmalıyız.

S Sinan KARA 01 Ocak 2012

Dengeli Beslenmek
Biz Müslümanların en büyük açmazı, dengeli beslenememekten kaynaklanmaktadır. Nedir dengesiz beslenmek, nefis tezkiyesi yapmadan, bir arpa boyu yol alamayacağımızı bilmektir.
Siyasi yönümüz ne kadar gelişkinse, aktüel yönümüz ne kadar gelişkinse, insani ilişkilerimiz ne kadar gelişkinse, bir araya gelme yönümüz ne kadar gelişkinse , davet yönümüz ne kadar gelişkinse, buna karşılık; ibadî yönümüz gelişkin değilse, takva yönümüz gelişkin değilse, nefis tezkiyesi yönümüz gelişken değilse, Namazı vaktinde kılma hassasiyetimiz zayıfsa, Muhammed ismine yanmıyorsa yüreklerimiz, namazlarımızda ağlayamıyorsak, okunan Qur’an içimizi birbirine katmıyorsa, İslâm şeriatini içselleştirememişsek yüreklerimizde, çocuklarımıza titrediğimiz kadar İslâm davasına titreyemiyorsak, bilmeliyiz ki, gerçek görüntümüz, karikatürize olmuştur; ruhu zayıf, yüreği zayıf, imanı zayıf, aklı şişman, bedeni şişman bir varlığa dönüşmüşüzdür.
Kalp gözüyle bizi görebilenler, tasvir edilen bu halimizi görebilmektedirler.
Dengeli beslenmek, dayanıklı olmamızı sağlayacağı gibi bu davaya layık bireyler olmamızı da sağlayacaktır. Allah cümlemizi, Muhammedî (s.a.v) öğretiye ve vahiy kültürünün özüne ulaşan ariflerden, bu ilimle yaşayan abidlerden ve dini-İslâm’a layık muvahhid amillerden eylesin. Amin. Allâh razı olsun.

M MEHMET SUCU 01 Ocak 2012

müslüman kişi bulunduğu ortama göre şekillenen değil, bulunduğu ortamı kendine göre şekillendiren kişidir. Allah razı olsun abim...

A ali.salci 01 Ocak 2012

uzun zaman oldu bir yazıya yorum yazmayalı.hayat bir bütün ve islamı hayatın her alanına nüfuz etmeli.Koordinatlarımızı vahyin kontrolünde ve vahyin terbiyesinde yaşamaya odaklı bir istikamet için yeniden belirlemek zorundayız.ilah,rab,din,ibadet kavramlarını açıklandığı ya da okunup yazıldığı kitaplardan yaşamın içinde canlı,yaşayan kavramlar olarak okuyamama sıkıntısını derinden hissetmeliyiz. müslümanlar gereği gibi okumalı,kalemin satır satır yazdıklarına uygun gereği gibi bir pratik ortaya koymalıdır.elbetteki müslümanların bu istikametten uzaklaşmalarında uyarıcıları yine müslümanlardır. bu da mücadele ortamlarında daha çok ve daha sık birliktelik modellerini oluşturmak ve kendini sahih sünnet örnekliğinde gösterebilmekle mümkündür.

Allah razı olsun Maksutum...

M mehmed CAN 01 Ocak 2012

kardeşim..Yüreğine,zihnine,sağlık Rabbim ecrini versin,salih amellerini bereketlendirsin i.n.ş.

S serhat toprak 01 Ocak 2012

Hakkı batıl ile örtmeyin ve hakkı gizlemeyin. (Kaldı ki) siz (gerçeği) biliyorsunuz. Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız? (Bakara 42-44)
agabey bu ayeti okuyunca şunu hatırladım. hakkı örtmeyin derken Allah acaba biz de yıllarca kendi eksikliklerimiz hep dışarılara bakarak mı örtüyoruz?

Allah razı olsun agabey güzel bir özeleştiri yazısı olmuş. Rabbim yardımcınız olsun.

A azim azam 01 Ocak 2012

selam aleykum Allah razı olsun

İ İhsan 01 Ocak 2012

Abi sa epey oldu internetten uzak kalmak. Ondan dolayı okuyamadım yazıları. Önceki yazıları da önceliği doğru anlama yazınızı da okudum. Önceliği doğru anlama problemi aslında sadece ibadet boyutlu bir problem olmanın ötesinde genel bir problemdir. Öncelikli davet etmemiz ilgilenmemiz gereken evlerimiz, yaşadığımız toplum iken biz hep önceliği başka kanallara kanalize etmişiz. Kendi toplumsal sıkıntılarımızı bize ait olan meseleleri ümmet diyerek bir tarafa bırakıp uzaklara var gücümüzle odaklanmışız. Sizin uzağa yakın yakına uzak ifadeniz tam da yerine oturuyor. Müslümanlar bugün güçlerini ve önceliklerini iyi bilmeli ve belirlemelidir. Tedrici aşama ilkesini hayatın her alanında yaşamalı. Herkes istikrarlı ve gerçekçi bir evveliyat fıkhi olarak da adlandırılabilen evvel ve ahirlerini iyi belirlemeli ve buna göre yola koyulmalıdır.

Ç çolamerg 01 Ocak 2012

kardeş yazınıza bir demet alıntı ile katkı sunuyorum. Allah razı olsun yerinde bir yazı olmuş

Özeleştiri: Geleceğe yönelmek, ileriyi görmektir. Kendimizi bilmek ve anlamaktır, gafletten uyanmak, günah ve hatalarımızın farkına varabilmektir, Kârda mı, zararda mı, olduğumuzu tespit etmektir. İş ve amelimizde eksik ve kusurlarımızı tespit etmek ve düzeltmektir. Vakit ve nakit israfını önleme çabasıdır, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayırt edebilme süzgeci, iyilik ve bol nimetlerle karşılaştığımız zaman şımarmamak için fren; sıkıntı ve dara düştüğümüzde çare kapısıdır. Gayesizlik ve başıboşluktan kurtulmak, yaratılış gayesini idrak edip ona göre yaşamaktır, kendi kendimizi hesaba çekebilme işidir. Yapılan işlerin maksadına uygun olup olmadığını anlama çabasıdır. Kendisini dinlemeyi bilmek, enaniyet esaretinden kurtulmaktır. Geçmişin muhakemesini yapmak, geleceğin planını çizmektir. Mü’min olarak dinin emirlerine uyup uymadığını nefsine sorabilmektir.

Özeleştiri: Sonradan pişman olmamak için önceden tedbir ve tedarikte bulunmaktır. Hataları azaltarak gaye ve maksatta isabet etmektir.
Özeleştiri: Günlük hayatımızda, iş ve kazancımızda, amel ve icraatımızda kendi hayatımızı düzene koyarak başkasına örnek olmanın yoludur.

M muşlu 01 Ocak 2012

degerli agabey Allah razı olsun. çalışmalarınızı ve gayretinizi artırsın. muş ta bir sunumunuzda sizi tanıdım. rabbim sizler gibi samimi koşturan duygu düşünce ve fedakarlığını inşallah zayi etmeyecektir.

muştaki oturumumuz sırasında yüzünüzdeki samimiyet sözlerinizdeki oturaklılık ve candan sıcak yaklaşımınız ilmi anlamdaki vukufiyetiniz i bu genç yaşta almış olmanız bizim gibi gençlere heyecen vermektedir. içimden keşke bu abimizin buradaki işi olsa da kalsa. beraber çok işler yaparız demiştim içimden. fakat nasip olmadı agabey.

rabbim çalışmalarınızı yazılarınızı bereketli kılsın. bizleri de sizin gibi koşturan, yokluklara ragmen var olma mücadelesi sergileyenlerden kılsın.

M Mehmet maksut 01 Ocak 2012

Değerli muşlu kardeşim duygularınız için allah razı olsun. Mustaki tüm kardeşlerimin yüreklerindeki sıcaklık soğuk suratli şu modern çağda insanlığı isitiyordu. Güzel bir paylaşım oldu bizim için. Umarım doğunun gençleri çekilen acıların sızısını kuranın rehberliğinde dindirir. Davamizi sevdaya dönüştürüp vaktidir gençliğe kurtuluş gemisini inşa etmenin. Sizin gibi üniversiteli kardeşlerime tavsiyem hep kalbinizi kıyam halinde tutunuz. Bunu başardığımız an beklediğimiz günler yakın olacak. Rabbim yüreklerimize inanç, umut, sevgi ve eylemi nakşetsin. Tüm kardeşlere selamlar.

K Kemal Songür 01 Ocak 2012

Hayatı kalbi duyarlılıktan yoksun okumak/yaşamak hem kendimiz için hem kardeşlik ilişkileri için problemler çıkarmaktadır. Kulluğu salt ideolojik duruşlara indirgemek soğuk, donuk, itici davranışları tetiklemektedir.
Tağutiyet karşısındaki duruşumuzun, direncimizin yegane yolu Allah’a olan kulluğumuzun hassasiyetle yerine getirilmesidir.
Yüreğine/kalemine sağlık kardeşim.

A ahmet aslan 01 Ocak 2012

içe dönük yazılarınızdan davete yönelik gayretlerinizden dolayı Allah razı olsun. gençlerin işi ilim ve davettir diyen siz degerli kardeşimin insana yönelik çalışmalarını takdirle karşılıyorum. günü birlik ve etki süresi az çalışmalara emek vermektense yogunluklu ve kalıcı çalışmalara yogunlaşma düşüncenize yürekten katılıyorum. rabbim azminizi artırsın

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Mehmed MAKSUT — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.