İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Yasin AYDOĞAN
Yasin AYDOĞAN
02 Mayıs 2013

ÖZELEŞTİRİ‏

Tartışalım, konuşalım, ama dışlamayalım, mühlet tanıyalım, uyaralım, nasihat edelim, nasihat alalım, yapıcı eleştirelim, yapıcı eleştiriye açık olalım.

02 Mayıs 2013 4 dk okuma 9,0B okunma
100%

 

Zor iş. Kendi kendini tenkid, otokritik. Belkide sınıfta kaldığımız alanlardan biridir bu alan. Dahilde çok zorlandığımız, lakin hariçte çok başarılı olduğumuz bir alan bu. İçe dönük, kendimize dair tenkidde son derece duyarsız, başarısız ancak dışa dönük, birileri gündemse olabildiğince duyarlı, başarılı olduğumuz bir alan bu.
İnsanlar farklı yaratılışlara sahipler. Rabbimiz, her birimizi özgün-orijinal bir varlık olarak yaratmış.
 
Bakınız sureten yüzlerimiz, seslerimiz, boylarımız, kilolarımız, şekil ve şemaillerimiz farklı.
 
Sireten de aynı aklımız, zekamız, fikrimiz, düşünce biçimimiz, yaklaşımlarımız, algılama kapasitemiz, bakışımız, görüşümüz, duyuşumuz, tabiatımız farklı.
 
Fiilen bakınca gayretimiz, cehdimiz, gücümüz, azmimiz, üreticiliğimiz, enerjimiz, kararlılığımız, hedeflerimiz, samimiyetimiz, eylemlerimiz, amellerimiz farklı.
 
Hangi perspektiften baksak aynılık göremiyoruz.  
 
Bu kadar farklılık varsa, bu kadar din mi ortaya çıkacak?
 
Hayır asla!
 
Din sadece Sahibinin vazettiği, bizimde uymamız şart olan, tartışılmaz bir gerçekliktir.
 
Din bütünü içinde kalmak, Kur'anın referans oluşu tartışılmaz olmak, Kelime-i tevhid esaslı bir iman sahibi olmak kayd-u şartıyla, farklı düşünmek, bakmak, yaklaşmak, üretmek, kanaat sahibi olmaya da kim hangi yetkiyle kota koyabilir?
 
Aslolan içimizden ve iman etmiş insanların, imanına dair samimi olduklarına ikna olmaktır.
 
Arkadaşlar! münekkid olmak islamın kesin bir emri değildir. Hatta kerih gördüğü bir tavır, bir sıfattır.
 
Çünkü bir insan, eğer münekkid ise, bunu ahlak haline getirmişse, hayatına bakın lime lime dökülüyordur. Neden mi? kendisine dönüp bakmaktan aciz kalmıştır da ondan. Asıl işini, üzerine lazım olmayan bir işle takas etmiştir de ondan. Başkaları ile meşgul olmaktan kendisi ile meşgul olacak zaman bulamamıştır da ondan. Hele yaptığı gıybeti, zannın getirdiği hükme varan beyanlarının yüklediği günah ayrı bir bahis.
 
Siz oturun, hakikat mutlak manada sizin elinizde imiş gibi esin, gürleyin, ahkam kesin, tenkid edin, dışlayın, öteki ilan edin, tekfir edin, suçlayın, karalayın, mahkum edin, tecrid edin sonra rahatlayın, bir oohh çekin, bugünde eyy cihad ettik eyy ibadet ettik deyin.
 
Bir kere bizim şunu iyi bilmemiz gerekiyor!!!.
 
Biz, hakikate mensup, hakikate taraf, hakikate aday olmaya çalışırız çabalarız, bunu umarız. Ama hakikat bizde, hak biziz, demeyiz, diyemeyiz, dememeliyiz.
 
Daha sabah namazını koruma, muhafaza hususunda bile sınıfta kalmışız. Genelleme yapmıyorum, ancak slogan atmakta son derece başarılı, yılların mücahidi arkadaşlar tanırım, henüz sabah namazını halledememiş.
 
Ahdine vefa, emanete riayet, söze sadakat mevzularında bile, kendimizi isbat edememişiz. Neden bahsediyoruz?
 
Tevhidden bahsediyoruz, birbirimizi tekfire varan yaklaşımlar serdediyoruz.
 
Vahdetten bahsediyoruz, parça parçayız. Kendi içimizde, herhangi bir mevzuda fikir ayrılığı yaşandı mı, ipleri koparıyor, selamı kesiyoruz.
 
Lafa gelince de kardeşliğin bitmez, son bulmaz, ucu ahiret alemine uzanan bir hukuk olduğu edebiyatı yapıyoruz.
 
Çok çelişkilerimiz var.
 
Tevhidi düşünüyor olabiliriz.
 
Düşünmek kolay, ekmek istemez, su istemez, zahmeti yok, düşüün dur.
 
Tevhidi yaşantıya sahipmiyiz?
 
Elimizden ve dilimizden kardeşlerimiz emin değilse ne kadar tevhidi düşünceye sahip olursak olalım.
 
Bir mecliste, bir kaç müslüman bir araya gelse gündem peşinen belli. Falanlar filanlar.
 
İmanmetre, imanölçer bizde ya! Ahkam kesmeye odaklanmış yarenler meclisinde, vur gitsin. Ne kadar güçlü vurursan, o kadar cihad etmiş sayılırsın.
 
Ahlak! Ahhh ahlak nerdesin?
 
Hz. Peygamber bize ne öğretti, biz ne yapıyoruz.
 
Gözünde çapak olan kardeşimizin, çapağını silmesine dair, uyarı içeren, sıcak, samimi, merhamet şefkat eksenli bir yaklaşımla hareket edeceğimize, çapağından ötürü gözüne yumruğu patlatmak hangi islam ahlakına uyuyor?
 
Arkadaşlar!
 
Lütfen dilimize sahip olalım, dilimizi hikmetle-kardeşce-merhametle-adaletle-muhabbetle yönetelim. Kontrol edelim. Dilimiz, başımıza çok bela açabilir emin olun.
 
Yılan gibi sokan, bıçak gibi kesen bir dil, bizim dilimiz olamaz. Bu dil, İslamın dili olamaz.
 
Baş öğretmenlerimiz, nebiler, rasuller en azılı düsmanlarına bile hidayet duası yaparken 'Ya rabbi onlar bilmiyorlar' derken, biz iman kardeşlerimize lanet okuyor beddua ediyoruz. Onların yanlışları üzerinden, kendimizi aklama çabasına giriyoruz.
 
Özetle, ben, bizi, içerden bilen, gören, gözlemleyen bir müslüman olarak, halimizin, tavrımızın, İlahi rızaya muvafık olmadığını müşahede ediyorum.
 
Gelin birbirimizin samimiyetine inanalım, inanmaya çalışalım.
 
Birbirimizi kardeş bilelim.
 
Hepimizin eksiği, gediği var. Eksiklerimizi ikmale, zaaflarımızı tahkime çalışalım. İşimiz çok, işimize bakalım.
 
Tartışalım, konuşalım, ama dışlamayalım, mühlet tanıyalım, uyaralım, nasihat edelim, nasihat alalım, yapıcı eleştirelim, yapıcı eleştiriye açık olalım.
 
Bu ayeti çok okuyalım. Üzerinde tefekkür edelim.
 
"Onlardan sonra gelenler derler ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanan kardeşlerimizi bağışla, kalplerimizde inananlara karşı bir kin bırakma! Rabbimiz! Sen çok şefkatli, çok merhametlisin!"(Haşr 10)
Paylaş X Facebook

Yorumlar 35

M Müslim 01 Ocak 2012

Yasin beyin kastettiği eleştilerin ne olduğunu tam olarak bilmiyoruz tabi. Lakin kastedilen kimi çevrelerin son dönemlerde ortaya koyduğu “devletin dini adalettir, ne ile yönetiliyor olursa olsun adil devlet mümindir”, Anıtkabir ritüelleriyle ilgili “önemli olan gönlünüz dönmesin, Peygamber de Kudüs’e döndüğünde gönlü Kabe’deydi” gibi tevhiid algıyı alt üst eden çevrelerin söylemlerine yönelik olarak dillendirilen ve tabii ki dillendirilmesi gereken eleştirilerse Yasin beye katılmak mümkün değil. Zira ortada olan gözdeki çapağın çok çok ötesinde, temel tevhidi doğruların terk edilmesi ve üstelik bâtıl ideoloji, kavram ve yönelişlere İslami açıdan meşruiyet kazandırılmaya çalışılmasıdır. Bu tür söylemlerin sahiplerinin iyi niyetli, samimi olmasının neticede yapılıp edilenlerin bâtıllığı konusunda bir iyileştileştirici özelliği olmadığı açıktır. Evet üsluba dikkat edilmelidir, evet eleştiirler kaybetmeye değil kazanmaya yönelik olmalıdır,ancak dilin yumuşatılması ile dinin yumuşatılması mefhumlarını birbirine karıştırmamak gerekir. Hangi pragmatist beklentiyle olursa olsun, Allah’ın dininin yumuşatılmaya, bâtılla uzlaştırılmaya çalışılması karşısında, bu durumun farkında olan mü’minler üzerinde münekkid olma sorumluluğu farzdır. Çünkü iyiliği emr, kötülükten nehy en temel İslami sorumluluklardandır. Asıl yanlış olan, kulların hatırını hakkın hatırının üzerinde tutarak, yanlışlar karşısında kardeşlik adına susmak, hakla bâtılın uzlaştırılması süreçlerine tepkisiz kalmaktır.

Y yasin 01 Ocak 2012

Muslım bey kardesımın katkısına mutesekkırım.bahsettıgı mevzular konusunda aynı dusunuyorum.bu hususlarda daha net olmalıyız.ancak cok cıddı yorum hatası da olsa(benım kanaatım konjonkturel yaklasımlar sebebıyle bu dusunceler serdedılıyor.)bu ınsanlar bızım kardeslerımızdır ve ıstıfade edebılecegımız yonlerı acık tutmalıyız.temyız kabılıyetı dıyoruz ya!ıyı dogru olanı al.yanlıs olanı at.secıyorsak sorun yok elbette.sunu da acık yureklılıkle ıfade edelım.tevhıdı dusunce mensubu bızler hangı hususta ıttıfak saglayabıldık?daha hızmet hangı boyutlarda surmelı sorusuna bıle ortak cevaplar veremıyoruz.sıstem ıcı kurumlar uzerındenmı yoksa tumuyle bagımsız mı?nasıl calısacagız?cevap ??????bakın burada bıle ıkı fırka ortaya cıkıyor.bız nedense genelde baskalarına cuvaldız batırıyoruz.benım elestırım bu yondedır.ben en basta usulu vermeye calıstım....
Din bütünü içinde kalmak, Kur’anın referans oluşu tartışılmaz olmak, Kelime-i tevhid esaslı bir iman sahibi olmak esasından hareketle basladım soze.yanı dıyorum kı bızım meclıslerımız tenkıd meclıslerıne donustu.her oturumda baskalarının konusuldugu meclıslerde hayır bereket feyz rahmet yoktur.ben sahsen her daım onların bunların gundem edıldıgı meclıslerden hıc bır sey alamıyorum.belkı de ben nasıpsız bır kulum.allah teala encamımızı hayreyleye...selam ve dua ıle...

K Kemal Songür 01 Ocak 2012

(Din bütünü içinde kalmak, Kur’anın referans oluşu tartışılmaz olmak, Kelime-i tevhid esaslı bir iman sahibi olmak kayd-u şartıyla, farklı düşünmek, bakmak, yaklaşmak, üretmek, kanaat sahibi olmaya da kim hangi yetkiyle kota koyabilir?) diyerek çok yerinde bir ölçüyü/kıstası ifade etmişsiniz. İnsanların ne algıları ne kapasiteleri ne etkilenmeleri ne de kavrayışları aynilik arzetmemekte ve bu da aslında eşyanın tabiatından olduğu gerçekliğidir. İnsanların bir ''kalas'' misali bir ''renk/boya'' misali aynilikler taşıyabileceğini düşünmek aslında kendinden başlayarak insan tekini anlamamak demektir.
Müslim kardeşimin, ''dilin yumuşatılmasına evet dinin yumuşatılmasına hayır'' yaklaşımına katılıyorum, zaten din yumuşatıldıktan/sündürüldükten sonra dilin yumuşak ya da sert olmasının kıymeti harbiyesi yoktur. Ancak, bu dengenin tuturulabildiğini ve model olabilecek örnekliklerin sergilenebildiğini düşünmüyorum.
Maalesef ehemlerin mühimlere tercih edildiğine, özlemlerin/kasıtların sarfedilen cümlelere kurban edildiğine, yanılgı/hata sahiplerinin bir çırpıda gözden/gönülden çıkarıldığına, fotokopik zihinlerle kardeşliğin inşa edilebileceği zannından/psikozundan hareketle farklılıkların harici/tekfirci kalkış noktalarına/hastalığına heba edildiğine, bırakın düşünsel olarak bizlere uzak olan kesimlere mübelliğ hassasiyetiyle/sorumluluğuyla iletişim kurmayı, bizlere yakın ama kimi farklı okumaları olan kardeşlerimizle iletişim kurmayı dik duruşa gölge düşürür endişesiyle diklenen yaklaşımlara çokça şahid olmaktayız.
Doğruların makes bulması doğru dillerle/davranışlarla mümkün olabileceği tartışmadan varestedir. Doğruları eğip bükmemek ne kadar hayatiyse, doğruları doğru davranışlarla/dillerle muhataplara yansıtmak o kadar hayatidir. Ümmet, vahdet, kardeşlik kavramlarını-beklentilerini ne hakikate kurban etmeliyiz ne de bu kavramları marazlı tavırlarımıza ve ''siyah/beyaz'' renk körlüğüne kurban etmeliyiz.
Son zamanlarda okuduğum kısa ama hayata/insana ve müslümanlara dokunan ve hakça uyarıları içinde barındıran güzel bir makale olmuş. Elinize, yüreğinize, dilinize sağlık Yasin kardeşim. selamlar.

M Müslim 01 Ocak 2012

Ben meseleyi soyuttan somuta çekmek için örnekler verdim. O örneklerde de görüleceği gibi mesele “yanılgı/hata” meselesinin çok çok ötesindedir. Ortada büyük bir sapma ve üstelik saptırma vardır. Bir somut örnek daha vereyim: Bilinen bir çevreden son zamanlarda öne çıkan bir yazar kalkıyor Ankara’da o çevrenin dernek şubesinde seminer veriyor ve şunları söylüyor: "Tağut teriminin yanlış yorumlandığını, 80 sonrası rüzgarların ortaya çıkardığı, daha ziyade TC rejimi ve benzeri diğer rejimleri ifade etmek için kullanılan olumsuz bir terimdir. Kur’anda ise, insanların haklarını gasbeden kişi ve güç odakları için kullanılmış olmakla beraber, sadece devlet ve rejim bazında kullanılmamıştır. Bu terimin islami olmayan tüm rejimler için kullanılması Kur’ana ve siyrete uygun değildir kanaatimce.“ Aynı çevrenin öncüsü, Libya olayları devam ederken ”Erdoğan’ın NATO’yu Libya’da insani yardım/lojistik konularında araçsallaştırması gerektiğinden“ bahsedebilmiş, Müslüman gençler İncirlik’teki ABD üssünü protesto edince ”Bu yapılan basiretsizliktir. Şu an Sasani ordusu Rusya/Esed tarafıdır. ABD ordusu Rum ordusudur" diyebilmiştir. Bunlar şimdi yanılgı/hata mı olmaktadır, yoksa büyük bir sapma ve saptırma mı? Biz Kur’an’a zalimlere meyletmenin neticelerini okumamış mıydık yıllarca? Demem o ki lütfen bu konuları somut konuşalım, aksi halde sanki ufak-tefek yanılgıları olan Müslümanlar eleştiriliyor ve sapmakla itham ediliyor. Bu sitede birkaç defa yazıldı: Harici olmayalım, fakat dinin yumuşatılmasını hoşgörüyle karşılayan Mürcie’ye de pirim vermeyelim diye.

M Mücahit Genç 01 Ocak 2012

Yasin Beyin yazısı çok önemli uyarılarla dolu olmakla beraber somut örneklerle desdeklenmediği için çok farklı algılara ve yanlış anlamalara sebebiyet verebilmektedir.
Anladığım kadarıyla Müslim Bey de bu yanlış anlamalara sebebiyet verilmemesi(özellikle sanki bazıları ve ya bu sitede yazı yazan bazıları insanları ufak tefek kusurlarından dolayı hemen tenkit edip dışlıyorlarmış algısı) için çok önemli bir uyarı yorumu yazmıştır.Ve verdiği örneklerde gerçekten fıkhi meseleler olmayıp itikadımızın temel taşlarını yerinden oynatacak meselelerdir.
Gerçektende yazılarımızın söylemlerimizin her tarafa çekilebilecek ucu açık slogan tarzından ziyade daha somut örnekler verilerek desdeklenmesi gerekmeketdir.
Birde Yasin Bey şeytanın vesvese yöntemlerinden biri olan “kendinin değil başkalarının yanlışlarının peşine düş” telkinine değinmiş olduğunu görüyor ve katılıyorum.Bende şeytanın vesvese yöntemlerinden bir olan “sen kendine bak! başkasını uyarmak sana mı kaldı” telkinini hatırlatmak istiyorum.
Allah’a emanet olun.

E Ebu Derda 01 Ocak 2012

Yasin Bey,özel örneklemelerle konu karmaşıklığına engel olmalıydılar.Bu sitede yazı yazanlardan kastın kim olduğunu, diğer siteleri yazıları eleştirileri pür dikkat takipçileri olarak farkındayım.Mücahit genç kardeşim ile Müslim kardeşimin açıklamalarının önemine bir katkı ile dikkatleri celbetmek istiyorum.
Bugün şirki mazur gösterdiklerini farkına varamamış bir tip türedi.Ne ondan ne bundan.Şirki meşru görmeyen ama onlara merhameti hak gören bu arkadaşlar, tevhid söyleminde gayetlene haklı ve ısrarlı olan kardeşlerimize felaket bir dil kullanıyorlar ve onları merhametsizlikle suçluyorlar.Kimse tekfirin ötelemenin derdinde değildir.Ama Kurani bakışın bulanmasına güzel yazılarıyla ve yorumlarıyla katkısı olan(özellikle F.Ceren gibi) kardeşlerimizin hakikati ortaya koymasından rahatsız olanları, habirine başkalarına tavsiye ettikleri merhamet ve güzel üsluplarıyla yazmaya, tevhid davetini kendileri yüklenerek örnek olmalarına davet ediyorum.Eleştirmek değil, madem öyle tevhid bu kardeşlerimiz böyle anlatılır diyerekten, kendilerini tevhid yazıları yazmaya davet ediyorum.İlk önce ben okuyacağım.
Yasin Beyin yazısına gelince,ne maksatla hareketini sorgulayamam ancak konu sınırlamasıyla bunları kime neden söylediğini somut örneklemelerle açıklamalıdır, veya yeni bir yazı yazmalıdır.Herkese selamlarımla.

K Kemal Songür 01 Ocak 2012

Müslim kardeşim, ben eleştirilmesin, uyarılmasın, yapılan yanlışlar dile getirilmesin ve susulsun demiyorum. Somut konuşalım diyorsunuz, somut konuşmayı ve lafı dolandırmamayı çok önemseyenlerdenim, eleştirirken nice çamların devrildiğine ve nice iletişim köprülerinin dinamitlendiğine somut örnekler vermeye kalkarsam onlarca sayfa tutar. Örneğin; (bizim cenahtan) İslamoğlu’na ''papaz'' yakıştırması yapanlardan tutun, ''islamcı'' kavramını kullanıyorlar diye ''değerlerini neye-kaça SATTINIZ/SATIYORLAR'' sorusunu soranlara, bu çevrelerin yapıp ettikleri ''müslümanları tağutun KAZIĞINA bağlamaktır'' çıkarımlarından tutun, hainlik suçlamalarına kadar, bu yaklaşımlar beni kahretmektedir ve bu uyarıları yaptığımda da suçlanmaktayım.
Özgür der müslüman bir camiadır, İslamoğlu’nun (iki hafta önceki programda islami devletin üç sac ayağı olarak -kitap/vahiy-mizan-hadid- olarak dillendirmişti) Kur’an halkaları müslüman bir camiadır, şehadetlerinden sonra methiyeler düzülen (ki Allah için koşuşturmalarından dolayı methiyeleri haketmektedirler) Cevdet Kılıçlar, Bahattin Yıldız’lar gibi yiğit kardeşlerimizin de içinde bulunduğu İHH, Ramazan Kayan’ın başında bulunduğu Anadolu platformu ve benzeri çizgilerde olanlar ümmetçi/müslüman camialardır. Bu camiaların laik/seküler sistemi evetlemeyen ve özlemleri de İslami bir yönetim olduğu gerçeğini hayatlarından okuduğum/gördüğüm, fakat sistemin değişimine yönelik metodik/söylemsel/eylemsel boyutlarıyla eleştirilecek/uyarılacak çokça hataları/yanılgıları vardır demekteyim ve şahsım adına iletişim kurduğum nicelerine eleştirilerimi yapıcı ve merhamet diliyle yöneltmekteyim.
Yukarıda örneklendirdiğim camiaların İslami bir yönetim arzuladıklarına dair şüphe duymamaktayım, hayatlarının ve koşuşturmalarının nedeninin İslam olduğunu düşünmekteyim.
Ortaya konuşuyorum ve SOMUT olarak öneriyorum;
1- Ya bu ve benzeri çevrelere lafı dolandırmadan, hayatları-özlemleri-cehdleri ortada olan fakat yanlış bilgi/okuma/etkileşim kaynaklı hatalı söylemlerinden hareketle kardeşlikten uzaklaştırıp iletişimler kesilerek tekfir edilecek...
2- Ya da ötekileştirilemeyecek kadar artıları olan bu kesimleri kardeş addederek iletişimi sürdüreceğiz, uyarılara devam edeceğiz, kimi ortak paydalarda yardımlaşmanın yollarını arayacağız, üzüm yeme kastıyla ilmi-fikri münazara ortamlarının oluşmasına yönelik zeminler oluşturacağız, hiç olmazsa merhamet diliyle ve asla mavi boncuk dağıtmadan tenkidlerimizi sürdüreceğiz.
Ümmetin bugününü-yarınını düşünerek, dini yumuşatmadan dilini yumuşatanlardan, hasımlığımızı zalimlere hısımlığımızı müslümanlara gösterenlerden olabilmemiz dileğiyle.

M Müslim 01 Ocak 2012

Çok sevgili Kemal abi, lütfen şunun cevabını verelim: Bahsettiğiniz bu yazar ve camialar bugün anayasa konusunda ne demektedirler, ne öneriler sunmaktadırlar? Bunun üzerinde duralım derim ben. Yine bu camialar bölgedeki gelişmeler konusunda nerede durmaktadırlar, “Biz İslami değil demokratik anayasa hedefliyoruz” diyen, “Tunus’un plajları, barları ve camileri herkese açıktır” diyecek kadar da postmodern bir zihniyete sahip olduğunu kanıtlayan Gannuşi çizgisini “merhalecilik” adına meşrulaştırmakta mıdırlar, yoksa “Akidenin ve batıla karşı duruşun merhalesi olmaz” diyerek tevhidi bir tutum mu sergilemektedirler? Bunları konuşalım ve bu çevrelere yönelik tutumumuzu bu somut konular üzerinden belirleyelim derim ben.

Tabii ki kendisini İslam’a nisbet eden, üstelik geleneğin sorgulanması ve Kur’an’a yönelme konusunda çok önemli katkıları olmuş bir kimseye yönelik “papaz” gibi hakaret ve haksızlık içeren ithamlar yanlıştır ve bir Müslümanın ağzına da bu tür hakaretler yakışmamaktadır. Ancak meseleyi yukarıda ifade etmeye çalıştığımız temel meseleler ekseninde ele alınca mesela “Bahsekonu kişi ve çevrelerin kendilerine teveccüh eden kitleleri tağutun kazığına bağladıkları” iddiasının bir itham değil, tesbit olduğunu, üstelik bana göre doğru da bir tesbit olduğunu söylemek isterim. Bugün olan-biten tam da bu değil midir?

K Kemal Songür 01 Ocak 2012

Müslim kardeşim, örneklerini verdiğim kişi ve kesimlerin reddedilecek/eleştirilecek söylemlerini ben de her daim eleştirmekteyim, fakat benim yaptığım doğru yönlerini/cehdlerini takdir etmek, yanlış çıkarımlarını/yaklaşımlarını eleştirmek ve hayra dönük davettir, hak etmedikleri ithamlardan ve komplocu yakıştırmalardan ictinab etmektir, bardağın dolu/doğru tarafını evetlemek ve boş/yanlış tarafını dillendirmektir, mübelliğ hassasiyetiyle/sorumluluğuyla muhataplarla tekraren konuşabilme ve iletişim kurabilme ve de oturup insanca/kardeşce nasihatleşmelere devam edebilme adına yapmaktayım, Allah için koşuşturduklarına/yaşadıklarına inandığım için böylesi yaklaşımları çokça hak ettiklerini düşünmekteyim, çünkü adalet/insaf ve fıtrata uygun davranış fıkhı budur.
Fakat birileri, örneklendirdiğim kişi ve topluluklara din adına yaptıkları/yaşadıkları/doğruları/cehdleri hiç yokmuşcasına yaklaşmakta ve maalesef sadece ilkesel dertlerden kaynaklanmadığını düşünmeye başladığım kişisel ve hamasi olarak değerlendirdiğim salvolar olarak değerlendirmekteyim. Çünkü, cümleler içindeki kelimelerde bu kendini ele vermektedir.
Örneğin; yüzlerce örneklerden bir kaçını paylaştığım ve bunlardan birini sizin de sahiplendiğiniz ''bu kesimler müslümanları tağutun kazığına bağlıyor'' ithamıdır. Ramazan Kayan’lar mı? Rıdvan Kaya’lar mı? Hamza Türkmen’ler mi? M. İslamoğlu’lar mı? Rahmetli Bahattin Yıldız’lar mı? müslümanları tağutun KAZIĞINA bağlamaktadırlar. E insaf! Bir kere kazığa hayvanlar bağlanır ve tauğutun kazığına bağlayanların da sıfatı ya Karun’dur ya Bel’am’dır ya da tağutun satılmış veya gönüllü köleleridir.
İşte bu dil ve davranışlarla doğruların götürülmesi asla mümkün değildir, bu yakıştırmaları yapanlara harici/tekfirci yaklaşımlardan sakınılması gerekir dediğimizde hemen bu nevi yakıştırmaları yapmalarına rağmen trajikomik bir şekilde bizler tekfirci değiliz derler. Bir insana veya topluluğa hem ''papaz'' yakıştırması yapılacak hem tağutun adamı/yalağı denilecek hem de tekfirci olmadığını iddia edecek. Ya ben türçeyi bilmiyorum ya da bu ithamları yapanlar başka bir dille konuşuyorlar.
Gannuşi’ye gelince, Rıdvan Kaya ve Ramazan Kayan gibi kardeşlerin Tunus’taki değişimi anlatırlarken 30000/otuzbin müslümanın cezaevinden çıktığını ve bunların arasında 15-20 yıl iki metrekarelik hücrede bulunanlar olduğunu, Ganuşi’nin kimi söylemlerine (demokrasi/liberalizm gibi) katılmadıklarını ve Tunus’un Gannuşi’den ibaret olmadığını, süreç içerisinde İslami dönüşümün olacağını umduklarını ve ortadoğu halklarının dikdatörlerden kurtulduklarına sevinmemiz gerektiğini ve bizlerin de yapıcı eleştirilerle İslami yönelişlere katkılar sunmamız gerektiğini ifade etmişlerdi.
Birileri toplumların merhalesini AKİDEDE merhale olmaz indirgemesiyle yok saymaktadır, toplumlarda merhalenin olması sünnetullaha’a mebnidir, sünnetullah’ı doğru okumayan harici/bedevi birileri iktidara gelse demek ki inanmayanları veya namaz kılmayanları imha edecekler!
Ümmetin hiçbir ferdi yanlışlardan azade değildir, asıl suç/sorun yanlışlara yanlış dememek ve empatiye kurban etmektir, yine asıl suç/sorun doğruları yanlış üslup ve davranışlarla yansıtmak veya yansıttığını zannetmektir.
Müslim kardeşim, eleştirilmesi gereken konuların tamamında hem fikiriz, fakat eleştirinin dilinde farklı düşünmekteyiz, ben doğru bulduğum yaklaşımlara devam edeceğim, siz de sahiplendiğiniz yaklaşımlara devam edeceksiniz, kimse kimsenin diline pranga vurma noktasında değildir, Rabbimiz hepimizin hayrını versin dualarımla.

M Müslim 01 Ocak 2012

Sevgili Kemal abi ben sizi böyle seviyorum ve biliyorum ki siz de beni sevmektesiniz. Çünkü aynı akidenin, aynı davanın insanlarıyız hamdolsun. Benim açımdan bu tartışmanın anlamı da sizi iknaya yönelik değil, zira sizinle bir düşünsel meselemiz yok. Benim açımdan tartışmayı anlamlı kılan, bahsekonu kişi ve çevrelerin, Allah’ın hükmüyle hükmedilmeyen bir egemenlik ilişkisine çeşitli pragmatist mülahazalarla aktif destek vererek,bu gidişatlarıyla ahiretlerini tehlikeye atmakta olduğu düşüncemdir. Kazığa bağlama benzetmesi bana ait olmasa da doğru bulduğumu belirtmiştim. Sizse kazığa hayvanalr bağlanır diyerek meseleyi farklı bir boyuta taşıdınız. Oysa köleler ve esirler de bağlanır kazığa ve bu benzetmenin sahibi muhetemelen bu tür bir yaklaşımla yapmıştır o benzetmeyi. Fakat bu benzetmede o tür bir sorun varsa, o zaman şöyle diyelim: Söz konusu kişi ve çevreler, kendilerine teveccüh eden kitleleri götürüp tağutların anayasalarına, parlamentolarına destekçi yapmaktadır. Buna da itiraz eder misiniz? Ederseniz bu durumda size, söz konusu kişi ve çevrelerin son dönemlerde anayasa konusundaki söz, talep ve deklarasyonlarını okumanızı tavsiye ederim.

K Kemal Songür 01 Ocak 2012

Aynen Müslim kardeşim ben de sizi ''böyle'' Allah için sevmekteyim. selamlar...

F fatma ceren 01 Ocak 2012

Sn.Müslim,
sizin de dikkat etmeye çalıştığınız üzre, Allah vahyinde insanların önce kendisine kulluktaki asli şartını koyar, amellerinin geçerliliğini ise bu şarta bağlar.İnsanların kendisine yönelişindeki iyiliğe,hayra,olumlu yönlere rağmen; kendisine kulluktaki arazları şiddetle uyarır ki, sahih bir imanı tarif etsin..

Vahyin hiç bir yerinde, “Siz en azından şunu yapıyorsunuz, sizi takdir ediyorum, ama şuna da dikkat edin” gibi bir yöntem görmeyiz.Eğer ki mesele, kulluk meselesi ise..İslam’da nasıl alternatifçilik gibi bir mevzu yoksa, “En azından” cılık mantığı yoktur. Bilakis bu ciddi meselede “Şunu yaparsanız, şöyle olursunuz, ateş dokunur,yardımsız kalırsınız,amelleriniz boşa gider,şah damarını keserdik..vb..” gibi uyarılarla aslında o yönelişin ne kadar tehlikeli olduğuna dikkatler çekilir.

Bu hususta, kendi resulüne dahi, nasıl uyarılarda bulunduğunu ayetlerden biliyoruz.Hem resulün hem müminlerin; gerek kendisine kitap verilenlerin gerekse şirk koşanların yöneliş ve amellerinden, nasıl bir şiddetle alıkoyulduğunu yine vahiyden biliyoruz.

Mesela, Allah’a daha fazla yaklaşma meşru niyetiyle aracı edinenlere bile; kendisine yaklaşma iyi niyetini önceleyerek,onların ibadetlerini överek değil; o insanları bu yönelişteki tehlikeye yönelterek ikazda bulunmuştur. Hatta, kendilerine Allah’ın ayetleri hatırlatıldığı zaman yüz çevirenleri, bazı yerlerde zalim olarak bile nitelemektedir. Konu ile ilgili örnek verilebilecek ayet çoktur.

Sn.Hüseyinoğlu’nun eş zamanlı yazısında belirttiği gibi, bir dönem öncesine kadar tolere edilebilir gibi görünen bu dönüşüm/değişim/deneme süreci; yerini artık sistemi savunma, hak ve tek çıkar yol şeklinde sunma zaafına ulaşmıştır. Üstelik savunmakla da kalmayıp, vahyin tek çıkar yol olarak ortaya koyduğu “tevhid” inancını düşüncesinde ve hayatında yaşatma çabasında olanlara; eleştiri, tenkit hatta sistem içi mücadeleyi alternatif olarak dayatma gibi sınırlar dahi zorlandı, zorlanıyor da. Artık insanların bu süreçte gelinen nokta itibariyle tolere edilemez addedilen durum,sizin de açıklamaya çalıştığınız durumdur.

Kur’an’da Allah’a kulluk hususunda dikkatli olunmaya ve şirkten korunmaya yönelik ayetler
durumun ciddiyetini şiddetle vurgularken; kardeşlik/dayanışma/ümmet/vahdet söylemleriyle vaziyetin tehlike boyutu maalesef gözardı ediliyor. Batılı Hakkın önüne geçirerek savunanlara,samimi bir kalple hüsnü zan ediliyor. Ve böylece Hakk’tan Batıla evrilerek bu dönüşümü yaşayanlara, bir nevi iyilik ve yardım edildiği zannediliyor.

Halbuki,
dönüşüm sonrası düşünce ve yaşantı nizamından tutun da, mücadadele sahasının dahi değiştirildiği bu vahim duruma; böylesi iyi niyetli yaklaşımları tevhidi hatırlatma sorumluluğunun önüne geçirmek ve öncelemek; bu insanların akıbeti hayr olmayan gidişatlarını farketmelerinin önüne gerilmektedir.

Bütün resuller,
önce kavimlerini tek olan Allah’a kulluk etme sorumluluğuna davet etmişlerdir. Ve onlara iyilikle muameleyi/ asıl iyiliği aralarındaki muhabbet ve ilişkilerinin iyiliğine değil; akıbetlerinin iyi olması noktasına kilitlemişlerdir.

Zira, herkes tarafından doğruluğundan ve ahlakından emin olunan Hz.peygamber dahi; nice iftiralara, hakaretlere, dayatmalara maruz kalmıştır. Ancak insanlarla arasının bozulma sebebi; peygamberin şahsından kaynaklı değil, getirdiği ve sunduğu hakikatten kaynaklıdır. Ve Hz.Peygamber, onlarla arasını düzeltmenin değil, onların Rabb’leriyle aralarındaki kulluk hukukunun düzeltmelerinin derdinde sahih bir mücadele vermiştir. Çünkü resuller,insanlarla aralarındaki kardeşlik muhabbetinin, insani ilişkilere değil; İslami birlikteliğe dayandığının oldukça farkındalardı. İnkarda direten insanlarla ilişkilerini ise, gayet iyi bir seyirde ama yine sadece tek bir amaca bağlayarak yürütmüşlerdi, o da tek olan Allah’a kulluğa davet!

Sistemle uzlaştıkları için eleştirilen bir toplulumla uzlaşma/ortak paydada buluşma ve bu istikamette ilişkileri yönlendirme girişimleri, maalesef uzlaşma aynı kapısına çıkar.

Sonu ateşe çıkacağı vahiyle bildirilen yolda ilerleyenlerin koluna girilip, kardeşim diye beraber yürünmesi; ya o yolun güzel bir yere çıkacağı zannını; ya da o yolun sonuna beraber ulaşma akıbetini doğurur.

Yüksek bir apartmanın en üst katında camdan sarkan bir çocuğun içinde bulunduğu tehlike ile, düz yolda yürürken ayağı hafif bir taşa takılan çocuğun durumu aynı değildir. Çünkü iki olayın tehlike boyutu farklıdır. Bu tehlikeyi ortaya koymak, vahyin öncelemesini ve üslubunu yine vahiyle benimsemek lazımdır.

Ve bu üslup; kimseyi dışlamak, atmak, yargılamak gibi algılanmamalıdır. Zira -en başta resulüne- ve bizlere bu hatırlatmaları en çok yapan Rabbimizdir.

K Kemal Songür 01 Ocak 2012

Tartışılan kişi ve toplulukların düşünce sistematikleri belli iken, Sn Ceren’nin ''Mesela, Allah’a daha fazla yaklaşma meşru niyetiyle aracı edinenlere bile'' diyerek örnek verip konuyu sulandırması ve bahse konu olan camialarla Allah’a yakınlaşırken aracı/vesile edinen mistik dünyayı aynileştirerek örnek vermesi meseleye yönelik vukufiyetini! göstermektedir.
Sn Ceren’nin (Sonu ateşe çıkacağı vahiyle bildirilen yolda ilerleyenlerin koluna girilip, kardeşim diye beraber yürünmesi; ya o yolun güzel bir yere çıkacağı zannını; ya da o yolun sonuna beraber ulaşma akıbetini doğurur.) diyerek adeta hem bu camiaların hem de bu camialara kendisi gibi yaklaşmayan bizlerin ateş/nar biletini kesivermektedir.
Sn Ceren buhtanda bulunarak söylemediğimiz şeyleri söylemektedir. Bu camiaların yanlışlarını asla ne söylem ne eylem olarak doğru bulup desteklemediğimiz halde ve asla ''mavi boncuk dağıtmadan'' uyarılara devam etmemiz ve iletişimlerin kesilmemesine yönelik tavsiyelerimizi çarpıtarak, ''yanlışlarla doğruları uzlaştıralım'' diyormuşum gibi sonuçlar çıkarmaktadır ve şöyle (Sistemle uzlaştıkları için eleştirilen bir toplulumla uzlaşma/ortak paydada buluşma ve bu istikamette ilişkileri yönlendirme girişimleri, maalesef uzlaşma aynı kapısına çıkar.) demektedir.
Sn Ceren başka bir yorumunda da şöyle demektedir; (Müslümanlar neye dönüştü? Dönüştükten sonra hala aynılarsa (yani zımnen hala müslümanlarsa demektir bu), dönüşmeyen niye dönüşmedi? Başka bir deyişle, bu yeni kavrama göre, müslümanları bir de, “Dönüşenler” ve “Dönüşmeyenler” diye ikiye mi ayıracağız? Ve ahirette her iki grubun da akıbeti aynı olacaksa.) diyerek akıbete yönelik adresler gösterebilmektedir.
Sn Ceren hiç lafı dolandırmadan -ki kendi anlayışına göre bu da mazallah akıbete yönelik çok tehlikeli olur- şunu tavsiye ediyorum. Tekfirci anlayışını asla gizlemesin ve apaçık bahse konu olan kişi ve toplulukları tekfir etsin.
Değer verdiğim Ahmat Kalkan ağabeyin ''tekfirciliği şiddetle reddediyorm'' (benim de doğru yaklaşımlar olarak gördüğüm) başlıklı makalesinden iki pragrafı paylaşayım. ''(Mevcut düzeni ve onun İslâm dışı anayasasını kabullenmediği halde, farklı te’villerle oy veren mü’minlerin doğru bir iş yapmadıklarını ifade ediyor, ama onları müşrik veya kâfir olarak görmüyorum.
Sırât-ı müstakîm üzere yürümeye çalışan dâvâ adamlarının yürüyüşlerindeki, yöntem ve söylemlerindeki ifrat ve tefritin ümmete ne büyük zararlar açtığını görmemek mümkün değildir. O yüzden her konuda ölçülü, âdil ve itidalli olmak, altın dengeyi elde etmeye çalışmak hepimizin önem vermesi gereken husus olmalıdır. Yanlışlarına karşı çıktığımız kardeşlerimize düşmanca söz ve tavırlar gerçek düşmanlarımızı sevindirecek, gerçek Dost’u gazaplandıracak ve O Dost’a dost olan dostlarımızı derin şekilde yaralayacaktır)''
Özetle, benimde ümmet açısından çok tehlikeli ve içinde fiilen müslümanları birbirine kırdırabilecek tecrübeleri barındıran tekfircilik akımına yönelik sözlerim şu olsun: ''Tekfircilik'' tekfiri meslek edinmek ve kişilerin küfrüne hükmetmek için delil ve karine bulma/keşfetme maharet ve sanatıdır. Tekfircilik; şabloncu/şekilci ve yüzeysel/sığ zihinlerin kastı/maksadı yok/hiç sayan yaklaşımların üretim merkezi/makarrıdır. Tekfircilik İslâmî mücadelenin bir uru/tümörü gibidir. Bedende/ümmette çıkmış problemli bir parçadır. Bedenle yani bütünle uyum sağlayamadığı gibi bedenin sağlıklı/hızlı hareket etmesine de engel olur. İşin en kötüsü kendini sağlıklı/sıhhatli görür, bütünü ise problemli/hastalıklı zanneder. Sürekli bedeni/bütünü uğraştırır ve kaos üretmeye çalışır, müstekbirlerin yapmak istediği ümmet arasındaki parçalanmışlık özlemini, onların ekmeğine yağ-bal sürdüğünün farkında olmadan ve maalesef ''Allah rızası'' zannıyla tefrikayı kendine vazife edinir. Buna rağmen beden/ümmet onu üzerinde taşımak zorundadır. Çünkü ur’un/tümörün kesilip atılmasının bedeni tehlikeye sokma ihtimali vardır. O yüzden kontrol altına alınması, bedeni/ümmeti riske sokmaması, muhtelif tedavi metotlarıyla mümkün mertebe küçültülmesi ve zararsız hale getirilmesi gerekmektedir. selamlar.

Y yasin 01 Ocak 2012

kemal songur ustadın degerlendırmelerını yurekten alkıslıyorum.son derece adıl mutedıl ınsaf ehlı musluman tavrı ıle ele almıs.ıste benım soylemeye calıstıgım bu ıdı.fakat munekkıd ahlakı bakın burada da sokun ettı durmadı durmuyor.el hakım sıfatını kendınde gorme mantıgı hala tezahur edıyor.hukum allahındır esasına ınanmıs bızler hala elestırı ıle hukme baglama farkını anlamıs ayırdına varmıs degılız.tekfır etmeden rahatlamayacak psıkonevrozlar yasayacagız.bahsı gecen tum ısımler ve yapılar benım kardesımdır.ıman ehlıdır.ıctıhat yorum hatası olarak goruyorum yaklasımlarını.ve faydalanmak gereklı olan cok yonlerı olduguna kanıyım.kalplerı bız bilmeyız bılemeyız.ınsanlar yapılar 3 e ayrılır.1.haınler 2 cahıller 3 sadıklar......haınler zaten amellerı ıle dısa vururlar kendılerını.yanlıs safta yerde dururlar.2 cahıllere ılmı tavsıye etmelı teblıgle tamır etmeye calısmalı. sadık olduguna ınandıklarımıza gelınce hayatları ıslama adanmıs muslumanlara cok sey katmıs fakat yasadıkları agır ımtıhanlar ve gorduklerı ızdıraplardan kaynaklı ıslamı hareket fıkhına daır konjonkturel bakıstan kaynaklı kımı degerlendırmelerı toptan atma ve sılme gıbı bır tavır hıc adıl degıl benım kanaatım.
teblıg varsa tekfır yoktur.
bız teblıgle mukellefız.uyaralım nasıhat edelım.ama hukmu Allaha bırakalım.cok cesuruz bu cesaret haddımızı asmaya goturebılır.bakın genel manada ozelestırıden bahsettık yınede gıybete manı olamadık.helal olsun bıze.cıdden kutluyorum.

M Müslim 01 Ocak 2012

Maalesef ki yine Haricilik ve tekfircilikten kaçalım derken diğer uca, yani Mürciecilik noktasında demir atıldı işte. Yasin bey yorum ve ictihad farkından söz ediyor. Bu nasıl yorum ve ictihad farkıdır ki, Allah’ın hükmünden başka hükümlere destekçi olunuyor, “Ne ile hükmnedilirse hükmedilsin, ister gayri müslim, ister müslim hükmetsin adalet oluyorsa o devlet mümin devlettir” denilerek Allah’ın hükümleri dışında adalet ve müminlik vehmediliyor, Anıtkabir’de işlenen şirk ritüeline bile üstelik Allah Rasulü’nün (a) aziz ismi istismar edilerek meşruiyet kazandıırlmaya kalkışılıyor, AKABE VAKFI, ANADOLU PLATFORMU, ÖZGÜR-DER örneklerinde olduğu gibi demokratik anayasa talepleri ortada dolaşıyor, batıl düzenin anayasasına ve kurumsal olarak batıl partilerine alenen aktif destek veren kurumların bu batıl fiilleri yorum ve ictihad denilerek meşrulaştırılmaya (şeriata uygunlaştırılmaya) çalışılıyor. Bakın, fertlerin imanını sorguamak başka, ancak sözünü ettiğim kurumlar kurumsal olarak bugün kesinlikle İslami kurumalar değildir, batıla destek veren ve dolayısıyla kendileri de batıl konumuna düşmüş kurumlardır. Söylem ve eylemleri göstermektedşr ki,kurumsal olarak referansları İslam değildir. Bunu ne Yasin beyinm iyi niyetli yaklaşımı ne de bizlerin merhameti değiştirebilir. Dileyen böyle bakmaya devam edebilir, ancak bunun apaçık bir Mürciecilik olduğunu, kişi ve kurumları İslam’a göre değil, İslam’ı kişi ve kurumlara göre anlamak gibi büyük bir yanılgı eseri olduğunu bilmek gerekir.

M Müslim 01 Ocak 2012

Bu arada Kemal abinin, Fatma Ceren Hanımnefendinin yorumunu doğru algılamadığını ve cevabının haksızlık içerdiğini düşünmekteyiz. Zira Fatma Ceren Hanımefendi, ortaya konulan söylem, fiil ve yönelimleri ayetler ışığında eleştirmeye çalışmış bulunuyor. Şimdi bu durumda bazı kişi ve kurumlar bu uyarı ayetlerinin kapsamına girmiş oluyorsa yapmamız gereken terazinin ayarlarıyla oynamak mı, yoksa bu kişi ve çevrelere merhametimiz gereği onların uyarılmasına katkı sağlamak mı? Birileri alenen vahyin kırmızı çizgilerini sündürüyor, Huduudllah’ın dışına çıkıyorsa, yapmamız gereken onları kurtarmaya çalışmak değil, onların imanını kurtarmaya çalışmak olmalı.

R Rahmi Öz 01 Ocak 2012

Müslim beye tebrik ve taktirlerimi sunuyorum.Olayları önce kavrayışınız ve değerlendirişinizdeki ufku görmemek için makul sebebleri diğer itiraz getirmiş olan yorumcuların yorumlarında göremedim.Konuyu nerden nereye çekip şahsileştirmişler.Özellikle yazarın yazısına somut örneklerle açıklaması yönündeki eleştirileri görmezden gelerek yorumcuları yanlış anlayıp birde üstüne itham eden ve suçlayan Songür beye destek veriyor olması biz okuyucular için kabul edilemez içler acısı bir durumdur.Songür bey söylenmeyen şeylerden bunca anlamı çıkararak birde üstüne tekfirci yaftasını yapıştırmasının hesabını ödeyemez.Tabi buna destek vernlerde.Ayetlerle konunun tehlikesine delillerle örnek verenleri tekfirci ilan edenler Haşa bu ayetleri indireni de mi tekfirci ikan edeceklerdir?Sormak istiyorum!Bu nasıl bir bakıştır böyle!Ayetlerle meyledeceği halde bile şiddetle uyarılan resule bile iman esasları devamlı hatırlatılırken,o resulun sahabisinin şirke dair bazı tekliflerine,önerilerine bile şiddetle karşı çıkıp onlara benzemesin çırpınışına şahitlerken, buradaki kardeşlerimizin bu hatırlatmaları sizleri neden bu kadar rahatsız etmektedir?Bu kardeşlerimiz hakkın açığa çıkmasına çırpınırlarken sizin hışmını hakediyorlarmıdır diye sorgulamanızı niye diğer kardeşleri daha kardeş bellediğinizi düşünmenizi isterim.Kalemin dert görmesin müslim kardeşim ve fatma hanım.

Y yasin 01 Ocak 2012

bu kafa ile biz bedırı yanlıs cıkarımla ıhbar eden sahabıyı,uhudda ayneyn tepesını terk eden okcuları,tebukten mazeretsız gerı kalan 3 sahabeyı suclamalı ve mahkum etmelıyız.hatta yıllarca islama peygambere muhalefet eden safı, yerı bellı munafıklar cemaatını,tumuyle katletmelıyız,ebu cehlın ve avanesının ayagına onlarca kez gıtmeyı kerıh gormelıyız,hz peygamberın 23 senede anlattıgını gereksız bulmalı 23 dakıka anlatıp tekfır etmelıyız,ama bakın hz peygamber oyle yapmıyor.suıkast duzenleyenlere muhlet tanıyor,bedırı ıhbar edenı dınlıyor sebebını anlamaya calısıyor,okculara merhamet sefkatle muamele edıyor,tebukten gerı kalanları dınlıyor tecrıd cezası verıyor tard etmıyor,yıllarca savasan ama sonradan ıman edenlerı(halıd bın velıd,amr bın as,mekke fethınden sonra ıslamın hakımıyetını kabul edenler) kucaklıyor,amcasına musle yapanı(vahsı) bagıslıyor.masallah sız kendısını ımana nısbet edenlerın ımanlarını sorguluyor mahkum edıyorsunuz,neyı neden hangı sartlarda hangı nıyetle maksadla soyledıklerını ya da soylemıs olabıleceklerını tahlıl bıle etmeden damgayı basıyorsunuz.kusura bakmayın arkadaslar bu kafa ile siz,bızden oncekı kusagı annelerımız babalarımız akrabalarımız ıla ahır... tevhıdı, uluhıyetı bızım gıbı anlama ogrenme ımkanı bulamamıs kesımlerı nereye koyuyorsunuz?sızın anlattıklarınızdan anladıgım sudur:bızden oncekı kusak kullıyyen musrıktır tekfır edılmelıdır.neden catıya cıkıp merdıvenı yukarı cekıyorsunuz?ımkan tanıyında baskaları da sızın gıbı o merdıvenlerı cıkma ımkanı bulsunlar.ıslama hızmet maksadı tasıyan onemlı bır kesımı neden dıslayan ıten atan tecrıd eden soguk bır dıl kullanıyorsunuz?bunu ıslamın kavramlarını bıle bıle ınkar eden sırkten yana tavır koyan kufur ehlıne karsı sergıleyelım kı dogru tavır budur.bız bırbırımızı savunmalı arka cıkmalı desteklemelı dua etmelı kardesce de uyarmalı tenkıd etmelıyız.sunu da soyleyım ımana daır samımı ancak yanlısta yapsa bu daıre ıcıne gıren herkes kardesımızdır.bızı fanatık radıkal olmakla suclayan kımselere de tavsıyem aynıdır.tanımakla tanımlamak farklı seylerdır.tanıyalım anlamaya calısalım,tahlıl edelım,elımızden ve dılımızden emın olsun kardeslerımız.selamla

R Rahmi Öz 01 Ocak 2012

Vahiyle insanları uyarmanın adı ne zamandan beridir tekfircilik olmuştur? Allah ayetindeki ifadesinde, ateş size dokunur derken,siz ateş ehlisiniz mi demeye çalışmıştır.Zaman tanımamak mühlet tanınmadığını bu kardeşlerimiz nereden çıkarımlar yaparak tespit ettiler anlamamız oldukça zor görünüyor yasin kardeşim.Bak yazının ifadelerinde birbirimizi anlamayı değinmişsin,nasihat alalım demişsin.Olmıyan yerden okçulardan tutda kapılara gitmeyi kerih görmemize getirecek kadar ithamlarınla sen öğütlerine baştan uymamışsın.Çatıya çıkıp merdiveni çekmek demek insanlara vahiyle muamale ederek vahyi hatırlatmak ve koyuldukları yanlış yolda o yanlışların vahiydeki ifadelerine ve bunun tehlikelerine dikkat çekmekmi?Birbirlerimizi zıt görüşlerini bilirkenmi birbirimizi savunacağız?Ey iman edenler, İman Ediniz! diyen Rabbimizin sesine hakikatle kulak veriyoruz.Her türlü yanlış yola sapmaktan günde defalarca namazlarımızda dualar ediyoruz.Yasin beyin yanıldığınız şey,biz bu ayetlerle Allahın biz kullarınada yaptığı hatırlatmalardan başkasını sunmuyoruz. Allahın gitmeyin,meyletmeyin dediği yollara yönelen kardeşlerimizi o yolların tehlikesini ayetlerle hatırlatmaktan başka bir dert onları dışlayıcı bir uğraşıda vermiyoruz.Bunca didinme çabamız hakikati hatırlatmaktan başkasıda değil.Düşünün eğer onları bunca düşünüp değer vermeseydik,kucaklayıp üzülmeseydik ne diye o kadar dert edinelim onların yönelişini.Buradan bakmayı deneseniz ithamlarınızın ne ağır ne hesabı zor olduklarını görürdünüz.Biz allahın girmeyin dediği sahaya girenlere ve meyledenlere hakikatin merdivenini sunuyoruz.Ya Resulullah bize de Zatu envat gibi bir şeyler yap! meyillerine, yüzündeki damarlar görününceye kadar olayın vehametini hatırlatıp uyaran Resulun uyarılarından, kendisinin ve müminlerin heran ayaklarının kaymasından endişeyle ümmetini alıkoyan tavsiyelerinden,bütün bunları dikkate alıyoruz.Kardeşlerimizin başlangıçta bir deneyelim dedikleri yolları şimdi savunur olmaları haline üzüntümüzden bukadar olayı olması gereken ciddiyetle ele alıyoruz.

F fatma ceren 01 Ocak 2012

Yorumlarımda bir kez dahi Sn.Kemal Songür ismi zikretmediğim halde; kendisinin şahsıma/ismime yönelik bir yorumu olduğu haber verildi ve mümkünse, dikkate alarak bir cevap yazmam rica edildi.

İnşaallah vakit bulunca kendisinin yorumunu okuyacağım ve konuyla ilgili, yazı ve yorumlarımdan başka diyebileceğim bir husus görürsem, kendisine bir yorumla dönüş yapacağım.

Selamlar herkese.

M Müslim 01 Ocak 2012

Geçen yıl Umre kafilemizde yaşanan bir hadiseyi aktarmak isterim: Bir kardeşimiz Medine’de alışveriş yaparken, esnaf kendisine nereli olduğunu soruyor. “Türkiyeliyim” deyince “Yok, sen Pakistanlısın” diyor. Kardeşimiz “Hayır, Türkiyeliyim” deyince esnaf “Vallahi Pakistanlısın” diye ısrarını sürdürüyor. Niçin bu hadiseyi anlattım? Bizler, hakka hak, batıla batıl demek için gayret gösteriyoruz, bu konuda sınırların flulaştırılmasına karşı çıkıyoruz ve imanın temel aşrtı tağutu ret konusunda zaafiyete düşüp imanına zulüm bulaştıranları can havliyle ikaz etmeye, onları bu sapmadan alıkoymaya çabalıyoruz, birileri ısrarla bizi tekfircilikle itham ediyor. “Hayır, fertleri tekfir etmiyoruz, ancak imana zulüm bulaştırmanın, zulme/zalimlere meyletmenin akibeti konusunda ikazda bulunuyoruz” diyoruz, “Açık söyleyin, siz tekfir ediyorsunuz” diye ısrar ediliyor. Bakın şimdi de ne deniyor: “Namazında niyazında annelerimizi babalarımızı da tekfir ediyorsunuzdur siz” deniliyor. Yok, etmiyoruz. Allah’ın dinini kendilerine ulaştığı kadarıyla samimiyetle yaşayan bu insanları ne diye tekfir edeceğiz. Ancak şu bilinmelidir, bu insanlarla, tevhid, şirk, tağut konularının kitaplarını yazmış insanlar sorumluluk konusunda aynı derecede asla değillerdir. Bildiği halde pragmatist mülahazalarla bildiklerinden sapma gösterenlerin sorumluluğu çok büyüktür. Biz bunu söylüyoruz ve “Bu cadde çıkmaz sokak” diye haykırıyoruz, bu kişi ve çevrelerin imanını yangından kurtarmaya çalışıyoruz. Bizden kimse, bu kişi ve çevrelerin hatırını hakkın hatırının üzerinde görmemizi istemesin. İmanına zulüm bulaştıranların bu büyük sapmasını dile getirmek onları rahatsız da etse onlara merhametimiz gereği bunu yapmayı sürdüreceğiz inşaallah. Bizler, birilerinin hatırına terazinin ayarlarıyla oynayamayız, sapmaları “ictitad ve yorum farkı” diye meşrulaştırmaya çalışamayız.

H hikmet 01 Ocak 2012

1.Eğer kardeş gör(üyorsanız)dükleriniz yanlış ictihatta bulunuyorlarsa size göre uygun şekilde uyarırsınız ..ama sürekli her yerde her ortamda aynı tonda eleştirmeler şirk içinde görmeler herhalukarda bunları dillendirenlere günah kazandıracak safların bölünmesi de ayrı bir vebal konusu bugün ve yarın adına...
2.Eğer kardeşleriniz yanlış yapıyorsa bir konuda o konuyu kabul etmediğinizi deklare ederek birliklteliklerinize devam edemezmiydiniz? ortak hareket alanınız hiçmi yok daha dün beraberdiniz...
3.Her alanda Allahın hükümleri geçerli olsun her müslümanın görevi isteği ama bu hemen şimdi oluyormu hiç mi sürec gerekmiyor ya da siz her alanda bunu yapabiliyormusunuz gücünüz var mı ya da müslüman kardeşlerinizi kötü kendinizi iyi görerek bunu yaptığınızı mı zannediyorsunuz??

Y yasin 01 Ocak 2012

sıkıntımı derdımı orjınal ornekler uzerınden acayım.bır meclıste oturuyoruz ıkı genc arkadas bır mevzu actılar.bırı dıgerıne sordu su adam(erbakanı kastedıyor)kafırmı degılmı?sorulan ben hakım degılım hukme varmam kafır dıyemem dedı.soran o zaman sen kafırsın.(efendımızın kufurle ıthamdan sakındıran varılacak hukmun bumerang gıbı bıze donecegı hadısını hatırlayın.).aman allahım beynımden vuruldum,meclıse bakın, sohbete, mevzuya bakın, gundeme bakın, kafaya bakın, ugrasa bakın, amele bakın, soyleme bakın.Bu kafa hıc kımseye 1 gram bır sey veremez.tabı su anda ıkısı bu ayrı fıkırden oturu tekfırden oturu selamı sabahı kestıler.kım kazandı SEYTAN.amaan sende bız aynı degılız onlar da cok asırıymıs dıyebılırsınız.ama arkadaslar bu ıs oraya varır.bızım garantımız varmı?tenkıd ahlak oldumu bır kere duracagı yer vuracagı yer bellı olmaz-olmuyor.ısımız yokmu bızım allah askına!dua et sefkatle dıyalog kur uyar dusundur ımkan varsa aynı zemınde bulusma fırsatı varsa nasıhat et hatasından oturu ya da senın pencerenden hata gorunen boyutuyla ıkaz et.bahsı gecen sahsın ve hareketının sosyolojık acıdan mutalaasını yap ne getırır getırdı ne goturur goturdu analız et saatlerce konus ancak bunu yaparken ona sunu hıssettır.bu kardesım asla benım zararımı ıstemez benı suı istımal etmez.olay budur.bakın o kadar yazı yazmısım bu yazıda gurultu koptu kopuyor.hıc bır yazı bu kadar yorum almamıs.neden bılıyormusunuz?hazzedıyoruz baskalarını konusmaktan.nefsımızı temıze cıkarıyor kendımızı baskaları uzerınden aklıyoruz.bu da bır tuzak.kendımızı tatmın edıyoruz.BEN GENEL BIR ELESTIRI YAPIYORUM muslım bey ısımlere ındırgıyor.ısımlerı kucuk kafalar konusur.barı orta kafa olalımda eylemlerı konusalım.buyuk kafa olsak fıkırler uzerınde duracagız da sahıbı olamadık o sevıyelı kafanın.yazalım konusalım bırbırımıze katma deger olmaya calısalım ben rahatsız degılım ancak bu beladan kurtulmamız oldukca zor gorunuyor.... selamla

K Kemal Songür 01 Ocak 2012

1- Rahmi kardeşim, sizler önce beni içler acısı duruma düşmekle suçlamadan önce ''içler acısı'' şu cümlenizi düzeltiniz ''Haşa bu ayetleri indireni de mi tekfirci ikan edeceklerdir?'' ne demek ayetleri indireni tekfirci ilan edecekler, Allah aşkına, söyleye durduğum şey, bahse konu olan çevrelerin/KARDEŞLERİN yanlışlarını dillendirmek ve uyarılması gerektiğini söylemek ve de uyarırken dilimize dikkat etmek gerektiğinden ibarettir. Israrla bana karşı geliştirilen savunularda ''onlar şunları-bunları söylediler'' ve bu söylenenlere ne diyeceksin bakalım tarzında savunulardır, yüzlerce defa söyledim sizlerin eleştirilerinize katılıyorum ve bende eleştiriyorum diye, birebir ve dar ortamlarda da yüzlercesine şahit olduğum ve uyarmaktan da yorulduğum ve birkaçını bu sutunlarda örneklendirmek zorunda kaldığım bu çevrelere yönelik acımasız-insafsız-harici/tekfirci yaklaşımların hayra alamet olmadığına dikkat çekmektir bütün söylediklerim.
2- Benim bu söylediklerime itiraz edenlerin çoğu bahse konu çevrelere ''kardeşlerimiz'' diyemeyiz demekteler ve kullandıkları cümlelerin içini ''zımni tekfir'' kelime/kavramlarıyla doldurmaktadırlar. Kardeşlerimiz diyemeyiz yaklaşımının gideceği adresi sizin idrakinize bırakıyorum.
3- Bu çevrelerin beslendikleri kaynaklar, kasıtları ve kalkış noktaları, özlemleri, cehdleri ve özverilerinin vahiy kaynaklı olduğunu düşündüğümden/gördüğümden dolayı var olan yanlışlarına ve kimi hatalı okumalarına karşılık kullanılacak uyarı dilinin kardeşane olması gerektiğini düşünmekteyim.
4- Kemalist/vesayet sisteminin geriletilmesine dönük abartılı yüklemelerden dolayı konjöktürel ve geçici olarak var olan sürece destek söylemlerini tasvip etmemiz mümkün değildir, fakat destek söylemlerinin arkasında sistemi evetleyen ve İslamı kaygıları gözardı eden ve de İslami yönetim özlemlerinden uzaklaşan konumda olmadıkları tartışmadan varestedir.Bütün bunları çalışmalarından ve işledikleri konulardan, genel söylemlerinden anlamaktayız.
5- Rahmi kardeşim, ikinci yorumunuzda ''Kardeşlerimiz'' ifadesini kullanarak ve kardeşlerine kardeşce uyarıların olması derdindeyiz/tasasındayız şeklindeki yaklaşımlarınızı çok önemsiyorum.
6- Fail-fiil ayırımının önemine dair bir örneklendirme yapayım: Bir insanın ya da kurumun bir insanı öldürme fiilinin karşılığı her zaman katillik değildir, yani öldürme fiilinin faili nedenleri dikkate alınmadan katillikle suçlanamaz, öldürme fiilinin failini tanımlarken kimi zaman ''kısas'' kaynaklıdır ve bunun adı katillik değil adalettir/cezadır, kimi zaman şahsını-namusunu-değerlerini savunma amaçlıdır ve bunun adı Hak’tır, kimi zaman da haksız yere bir insan öldürülür bunun da adı katilliktir. Demem o ki, sistemi içselleştirerek ve değerlerini savunarak yapılan destek fiilinin faili ile, sistemi içselleştirmeyen ve değerlerini savunmadan ve de farklı te’villerle zulumatın koyusu yerine nefes aldıracak süreci lokal/geçici destek fiillerinin failleri asla aynı değildir, çünkü kalkış noktaları ve kasıtları aynı değildir. Dolayısıyla destek fiillerinden hareketle failleri aynı kefeye koymak mümkün değildir. Bizler ilkini sıfırdan dine/islama davet ederiz, ikincisini ise te’villerinin yanlış olduğunu ve böylesi bir desteğin iyi niyetle ve farklı te’villerle bile olsa vebalinin olacağını ve de böylesi çok riskli vebalden dönmeleri gerektiğini söyler ve doğrulara davet ederiz. selamlar.

K Kemal Songür 01 Ocak 2012

Müslim kardeşim gibi bende yaşadığım ve şahid olduğum bir şeyi paylaşayım sizlerle. Bu sitede yayında olan Hüseyin Alan ağabeyin ''İzmir’in yiğidi'' ve ''Bir Yıldız daha kaydı'' isimli Rahmetli Bahattin Yıldız ağabeye yönelik çok güzel kaleme alınmış iki makaleyi ve altındaki güzel yorumları tekrar okumanızı tavsiye ediyorum. Rahmetli Bahattin Yıldız ağabey yirmibeş yıllık arkadaşlarımızdan/dostlarımızdandır. Hayatı bu dava için koşuşturmakla geçmiş, doğru bildiklerinin arkasında durmuş, kardeşlik reflekslerini her zaman dışa vurmuş ve buna yakışır bir sonla/şehadetle bu dünya hayatı noktalanmıştır.
Düşünsel kotları ve yaklaşımları şu an bu sutunlarda tartışmakta olduğumuz ve eleştirdiğimiz bahse konu kişi ve topluluklarla örtüşmekteydi. Hüseyin ağabey ve yorumcuların kahır ekseriyeti Bahattin Ağabeyin düşünsel kotlarını ve kabullerini bilmelerine rağmen vefatının arkasından bana göre de çok yerinde olan ''İzmir’in yiğidi'' ''Türkiye’nin yiğidi'' ''Ümmetin yiğidi'' gibi taltiflerle/takdirlerle yad etmekteydiler.
Şimdi soruyorum; şehid/rahmetli Bahattin ağabeyin düşünce kotlarını paylaşan ve hatta düşünsel derinlik boyutuyla daha üst seviyelerde bulunan bahse konu kişi ve topluluklardan birilerinin vefat etmesi mi gerekmekte ve ''kör öldü badem gözlü oldu'' durumu mu olsun istenmekte. Yoksa insanların konumu yaşıyorken farklı ve vefat ettiklerinde farklı mı kabullenilmekte. Yoksa yaşıyorlarken kardeşlikten ötelenenler vefat ettiklerinde duygusala bağlanarak cenazelerine koşulmakta ve de arkalarından methiyeler düzülme durumunun çelişkisi/acısı kolayca sindirilmekte midir? Yoksa söylem ve davranışlarıyla ''tağutun kazığına bağlamakla'' meşgul oldukları iddia/itham edilenlerin vefat durumlarında cenaze namazlarına katılıp el üstünde tutulup ve arkalarından taltif/takdir cümleleriyle uğurlanması ve sonra da aynaya rahatlıkla bakılabilmesinin mümkün olabileceği mi söylenmektedir. Yakınlarımızdan/akrabalarımızdan biri vefat ettiğinde çokça şahid olduğum bizim cenahın dillerinden sadır olan ve ağızlar doldurularak ''elhamdülillah'' namazında-niyazındaydı ve haramlardan sakınan biriydi yaklaşımının bahse konu olan ve kıyası mümkün olmayan çevrelere çok mu lüks/fazla görülmekte ve de hemen bariz müşriklerle/kafirlerle ilgili ayetler sıralanıvermekte ve hemencecik adresler/akıbetler nar/ateş olarak gösterilmektedir.
Tekraren ve son olarak söylüyorum, bahse konu olan çevrelerin yanılgılarına/hatalarına rağmen İslami yönetim özlemi ve cehdi içinde olduklarına inanmaktayım ve kardeşlerim olarak görmekteyim. Yanılgılarını evetlemeden ve empati kılıfına kurban etmeden ve de asla doğruları eğip bükmeden merhamet diliyle uyarılacak kardeşler olarak bağrıma basmaktayım. selamlar.

M Müslim 01 Ocak 2012

Yasin bey, unutmayın ki Yüce Allah da yer yer isimleri konuşmakta, Kur’an-ı Keriminde hakkı ve batılı tarihte yaşamış isimler üzerinden müşahhaslaştırmaktadır. O yüzden “küçük kafa” ithamınıza dikkat etmenizi öneririm.

M Müslim 01 Ocak 2012

Kemal abiye:

Şu yazdıklarınız, sizin meselenin vahametini maalesef anlayamadığınızı, sapmanın boyutunu göremediğinizi göstermektedir:

"Kemalist/vesayet sisteminin geriletilmesine dönük abartılı yüklemelerden dolayı konjöktürel ve geçici olarak var olan sürece destek söylemlerini tasvip etmemiz mümkün değildir, fakat destek söylemlerinin arkasında sistemi evetleyen ve İslamı kaygıları gözardı eden ve de İslami yönetim özlemlerinden uzaklaşan konumda olmadıkları tartışmadan varestedir.Bütün bunları çalışmalarından ve işledikleri konulardan, genel söylemlerinden anlamaktayız."

Tartışmadan nasıl vareste oluyor? Tağutun anayasasına, parlamentosuna ve partilerine aktif destek verdikleri için, bu desteklerini meşrulaştırmak için kalkıp tağut kavramının anlamını saptırmaya bile yönelen ve tağutun sadece baskıcı sistemleri ifade ettiğini derneklerinde propaganda eden, sitelerinde yazan, İslam’sız adalet ve İslam’sız “mü’min devlet” iddialarında bulunan, cahiliyeden ayrışma söylemlerini hem teorik hem de fiili olarak terk edip cahiliyenin kurum ve yasalarına destek veren çevreler nasıl bu tartışmadan vareste oluyor? Yapmayın Allah aşkına, kendinizi de böyle kandırmayın, o insanlara da bu şekilde paratoner olmayın.

Ayrıca size bir serzenişte bulunmak istiyorum. Bizlerin her yorumuna cevap veriyorsunuz, ancak Yasin beyin “ictihat, yorum farkı” yaklaşımı konusunda hiçbir görüş serdetmediniz. Katılıyor musunuz siz de buna?

Y yasin 01 Ocak 2012

kemal beyı okurken kendımı okuyor kendımı goruyorum.tebrık edıyor saygılarımı sunuyorum.ınsaf ehlı adıl bır yaklasım sahıbı oldugunu musahede edıyorum.tabıı dıger tum kardeslerımı de saygı ve muahabbetle selamlıyor akıbetımız ıcın dua edıyorum.

K Kemal Songür 01 Ocak 2012

Yasin kardeşim, Allah sizden de razı olsun ve ben de saygılarımı/sevgilerimi sunuyorum.
Müslim kardeşim, verdiğim somut örneklere yönelik hiçbir şey söylemiyorsunuz ve ısrarla aynı cümleleri kullanıyorsunuz, bir de benim meselenin vehametini anlayamadığımı ilave ediyorsunuz. Meselenin vehameti bahsettiğiniz konuların yanında ve en az onlar kadar vehameti olan müslümanların merhametlerini ve kardeşlik /duygularını/reflekslerini sürgüne göndermeleridir.
Üzüldüğüm nokta, doğruların bulunduğu yerde ''çoğunlukla''doğru dillerin bulunmamasıdır, doğruların yansıtılmasında doğru tavırların sergilenememesidir. Bundan dolayı da ikna edicilikten uzak fotoğraflar çıkmaktadır. Dolayısıyla çoğalamamaktayız, tabi bunun da tevili hemen hazırdır ''sayılar/nicelik önemli değil, aslolan niteliktir'' yarım doğru olan bu sözü tam doğru kabul ederek avunmaya çalışırız. Yıllarca aynı düşünceleri ve özlemleri paylaşan nice tanıdığımız yakın ve uzak çevrelerde bulunanlar ilkesel değil, salt/sadece bu davranış ve dil problemlerinden dolayı ayrı düşmekteler.
Neyse sevgili Müslim kardeşim, temel konularda aynı düşünmemize rağmen, muhatapların tasvirinde ve gösterilecek davranış fıkhında farklı düşünmekteyiz. selamlar.

R Rahmi Öz 01 Ocak 2012

Songür bey, cümleleri hep tersinden anladığınız buradan isbatlıdır.Ben sözümü yazıyı yazan ve akabinde yazdığı yazıya rağmen sizin,burada hatırlatma yapan değerli kardeşlerimizin sanki hayatlarının heranında yanındalarmışınız gibi ve her yaptıklarına konuştuklarına,hakka davetlerinde yanıbaşındalarmışınız gibi yaptığınız ithamlara destek vermesine dedim.Anlıyacağınız o söz sizi muhatap almamıştı.Sözleri,uyarmaları,hatırlatmaları söylüyorken delille konuşulmalı ithamdan öncesinde deliller sunulmalıdır.Görüyorumki Yasin beyde sizde yaşadıklarınız üzerinden size ve hakka davet edilmesi gereken kardeşlerede yapılan hatalara bakarak, aynı hatırlatma ve uyarmaları burada delille açıklamalarla yapan kardeşleri aynı kefeye koydunuz,kafanızdaki olumsuz kişiliklere bu kardeşlerin hayatlarına şahitlik etmeden bu kardeşleri aynılaştırdınız.İtirazım buna.Burda kimseler davet dilinin uslubunun derdindeymiş gibi görünmüyor.O ayrı bir konu.Burda benim gördüğüm böyle birilerine, davetde yapılmıyor.Konu açık.ayan beyan ortadadır.Bu tehlikeye nasıl bakıldığını biz değil Rabbimiz belirlemiştir.ama bunu gidelimde suratlarına diyelim dememiştir.Burda bunu diyende yoktur.Nerden bunca ithamı çıkarıp günahınızı artırırsınız.İman kulluk tek olan Allahı birleme mevzusunda bardak dolu boş meselesi nin yeri burası değildir.Yumuşak dil davet konu bizim konuştuğumuz konu değildir.Konu konuşulacaksa oraya buraya çarpıtılmadan hele burada yorum yazan kardeşleri ithamla hakaret ederek kendinizle çelişmemeniz adil davranmanız icab eder.Burdaki beş cümleyle insanların hayatlarına şahitmişiz gibi zanla ithamlar ödenmesi zor veballeri omzumuza yıkar.Siz birilerinin hakkını koruyalımı birilerinin hakkına girmekle yapılır diyorsanız bu hak değildir yanlıştır.Gelin esas konuyu konuşalım.Delille ilmi isbatla.Ayetle Kuranla.Peygamberin hayatından,diğer resullerin sünnetlerinden örnek delil getirelim.Uygun olanı örnek olarak uygulanmalıdır.Müslim beyin kemal beyden cevabını ben ilmi deliliyle merak ediyorum nasıl açıklayacaktır.Yasin beyse hiç hayıflanmayınız.yazar olarak yazınızın faydasına vesile olamamanızın yükünü işte okuyucu böyle boş işlere takılır küçümsemesiyle küçük kafalar gibi yakıştırmanızla yapacağınıza özeleştiri yaparak yazımın neresinde ne hata yaptım deyip gözden geçiriniz.Yaftalamak yaftalayanlara destek çıkmak kolay yazmak hayra yöneltmekse zor meseleyse ve siz bunu yapamıyorsanız bunu okuyucuda değil kendinizde arayınız.Ya susunuz ya hayır konuşup yazınız.

M Müslim 01 Ocak 2012

Sevgili Kemal abi, ilginçtir ben de bu “somut örneklere cevap vermeme” konusunda sizi eleştiriyorum. Mesela söz konusu kişi ve çevreler, kendilerine teveccüh edenleri tağutun anayasasına ve kurumlarına destekçi yapıyorlar, bu tesbitime itirazınız var mı diye sordum, bir şey söylemediniz. Yaşanan sapmaların “ictihat, yorum” denilerek meşrulaştırılmasına sözünüz yok mu, diye sordum tek bir kelam etmediniz. Hep dil ve üslup üzerinde duruyorsunuz ki önemlidir bu tabi, ancak esasa dair malesef bir net ikazınız olmuyor. Neyse, şahsen burada konuyla ilgili söylemem gerekenleri yeterince söylediğimi düşünüyorum ve tartışmaya katılan tüm kardeşlerimizi selamların en güzeliyle selamlayıp bu tartışmayı kendi adıma noktaladığımı ifade etmek istiyorum.

R Rahmi Öz 01 Ocak 2012

Şimdi görüp yandaki kemal beyin yazısını okudum.Yorumdan kendisinin kurana davet tevhide davet ettiği ile ilgili, bunun nasıl olması örnek almamız için hep bahsettiği uslupla bir yazı yazması istenmiş.Çokta isabetli olmuş.Bu meseleler burada ayetli delilli konuşmayacaklarsa sorularada ilmi cevaplar vermeyeceklerse bende kendinden ve yasin beyden özellikle aynı konulu yazılarını okumayı hevesle bekliyorum.Ama bahsettiğimiz güruhdaki kardeşlere bahsettiğiniz davet diliyle yazılacak.Tevhid eğilip bükülmeyecek ve içinde bulundukları tehlike aynen sizinde burda dediğiniz endişenizle anlatılıp açıklanacak.Bunu bekliyoruz.Eğer sorulara cevap gelemeyecekse bende müslim kardeşimin dilekelrine katılarak yeni yazılarınızda buluşmayı bekliyorum.Selamlarımı yolluyorum.

Ö ömer islam 01 Ocak 2012

Müslim bey,tevhide zulüm bulaştırmama hassasiyetiniz için,Allah’tan sizi merhametiyle kuşatmasını ve sizden razı olmasını diliyorum.Burda ki derdinizin bu olduğunu görebiliyorum.

H Hüda 01 Ocak 2012

Ömer kardeşime katılıyorum.Burdaki çabanın imana zulüm şirk emmareleri taşıyan her amelden esirgenesine dikkat çekilmesinden ve hak katında makbul imanın korunması salih niyetinden başka hatırlatmalar yapıldığını göremedim.Yazarın ve bazı yorumcu kardeşlerimizin konuyu niçin buralara kaydırdıklarını sorgulamaları hayrı ümmetin başlangıcı olan iman esasını idraklerini temin edecek inşallah.Israrla verilen örneklerin amacı niyetlerinin ilanı karşısındaki bu inadi duruş, haktan öte hakikatin açığa çıkarılmasına birer gölgedir.Lütfen kardeşlerim, aynı düşündüğünüzü ilanınıza rağmen Rabbülaleminin her an uyardığı şirk batağına ve ona götüren amellerden uzak durmamıza işaret eden ve dikkat çekmeye çalışan isim vemekten hiç haz etmediğim halde özelde Fatma hn.kardeşin sözlerinin çekildiği noktayı özürlerinizi beyanla telafi etmeniz size düşer.Burada iman esaslarının hadisişeriflerdede zikredilen,karanlık kayaların üstündeki kara karıncanın ayak izi gibi olan şirki bize güzel gösteren sağdan kollayan şeytanın oyunlarından korunmamıza dikkat çekmekten başka bir niyeti aramayalım.Suyu bulandırmayalım.Bulanık sulara dalmışların halini önceliyecez diye hakkın üstünü örtmeyelim.
Rabbülalemine emanetsiniz.

T taha 01 Ocak 2012

Yasin kardeşimizin yazısını okudum.Allah razı olsun.Ne güzel şeyler söylemiş.
Birde alt tarafa bakıp yorumları göreyim dedim.
Yorumlar almış başını gitmiş.Yasin kardeşimizin yazısı yorumların yanında resmen bitmiş.
Tartışmayı çok seviyoruz.Ve inanın çok konuşuyoruz.Rabbim sonumuzu hayırlı eylesin.Amin.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Yasin AYDOĞAN — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.