Peygamber Tasavvurunu Vahiyden Almak
Biz muvahhidler Peygamber tasavvurumuzu vahiyden alırız. Vahye rağmen bir Resûl geliştiremeyiz. Kur’anî olan Resûl tasavvuru, direniş bilinci verecektir.
Tevhid düşüncesi; beşerin pratik hayattaki ifade dilinin vahyî olmasını benimser. Hayata dair tüm tanımlar, ifade açılımlarında mihenk; "Urvetü'lVuska" olan Kur'an olmalıdır. Tüm beşerî kavramlar doğar, büyür ve ölür. Dolayısıyla sözde olan bu medeniyetler de tarihin sayfalarında, satırlarda kalır. Ama evrensel olan Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın sözleri ölümsüzdür. Vahyin ortaya koyduğu kavramlar; esasen beşer fıtratının dilidir. Beşeriyet bu düşünce biçimine, bu ifade ve eylem diline muhtaçtır. Biz muvahhidî bireyler olarak tüm tanımlarımızı, kavramlarımızı azık bilinciyle Kur'an'dan alırız. Onunla sağlaması yapılmamış hiçbir düşünce, eylem biçimine itibar etmeyiz. Sözlerin en güzeli olan vahye tâbi oluruz. Vahiy bizim her şeyimizdir. Resûl Sallallahu Aleyhi ve Sellem her şeyimizdir. Küresel istikbarî güçlerin tüm plan ve programları Kur'an mektebine öğrenci olabilenlerin idrakleri dâhilindedir. Çünkü Kur'an, şeytan ve dostlarının muvahhidlere tüm yaklaşım biçimlerini tarihin derinliklerinden, peygamberlerin mücadeleleriyle bizlere örnekler, yol gösterip, dikkatlerimizi çeker.
Yaşadığımız zamanın emperyalist sömürgeci devletleri pratik hayatlarındaki din olgusunu nasıl seküler bir biçimde, protestanlaştırdıysa aynı şekilde Müslüman halklar üzerinde de bu geleneğini sürdürüp bu süreci işletmek istemektedir. Ehli kitabın peygamberlerini pratik hayattan uzaklaştırma, dini belli zaman ve mekânlara has kılma düşüncesi bugün de sahneye konulmak, peygamber bilinci ki, dinin hayata aktarılmasında olmazsa olmazımızdır. İsa Aleyhisselâm'ın, Musa Aleyhisselâm'ın hayatına dair takınılan tavırlar, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem için de estirilmek istenmektedir. Biz muvahhidler Peygamber tasavvurumuzu vahiyden alırız. Vahye rağmen bir Resûl geliştiremeyiz. Kur'anî olan Resûl tasavvuru, direniş bilinci verecektir. Yürüyen Kur'an olan Resûl anlayışı evrenselleşecektir. Tarihin belli bir dönemine has bir anlayış, mücadele biçimi olmayacaktır. Vahyin ortaya koyduğu Peygamber; güllerle ifade edilen bir peygamber değildir. O Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Selem, güllerin efendisi de değildir. O çiçeklerle ifade edilemez. Onun mesajı bir gül gibi belli bir dönemde açıp kokusunu salan, sonra da kuruyup giden bir mesaj değildir.
RESÛL BİR GÜNE VE HAFTAYA SIĞMAZ
Dostlar Allah için soralım kendimize: Bizler ne yapıyoruz? Nelerle iştigal ettiriliyoruz? Artık mektep öğretmenimiz Resûl; ana rahmine düşüşü, doğumu gibi gün ve gecelerle anılır oldu. Her şeyden öte bir sektör oluştu, onun ismi ile anılan. Artık o haftaların gelmesini çiçekçiler iple çeker oldular. Koskoca elli iki haftada bir hafta düşünülür oldu. Bu kısacık haftaya neler sığdırılmadı ki onun hakkında. Ehli kitabın, peygamberlerini yüceltmeleri gibi biz de vahye rağmen Resûlü yücelttik. Âlemlerin Rabbinin Kur'an'da ortaya koyduğu Resûl sınırlarını aştık. Öyle ki pratik hayatta daraldığımız, mücadelede sıkıştığımız, zorlandığımız anlarda mistik düşünceden de ötelere giderek;
"Yetiş ya Muhammed! Davan elden gidiyor." demeye başladık. Dostlar Allah için düşünelim.
"Hak olan çağrı (dua, ibadet) yalnızca O'na (olan) dır. Onların Allah'tan başka çağırdıkları ise, onlara hiçbir şeyle cevap veremezler. (Onların durumu) yalnızca, ağzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın boşuna beklemesi) gibidir. Oysa ona gelmez. İnkâr edenlerin duası, sapıklık içinde olmaktan başkası değildir. "(Rad,14) âyetini okuyalım. Bu âyetleri tefekkür edelim. Ne oluyor bize? Basiretlerimiz mi kapanıyor? Vahyi, peygamberi, örnek sahâbe neslini zamana taşıma uğraşlarımızla, mücadelemizle bu söylem ve eylemlerimizi eşitleyebiliyor muyuz? Cahilî toplumların artık icabet etmediği Mevlid merasimlerinin yerine âdeta dikte ettirilen "Kutlu Doğum Haftası" bizim kutsalımız olmamalı. Biz Resûl Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e her gün, her saat ve saniyelere indirgeriz. Aksi takdirde sekülerleşiriz. Dostlar, Allah'ın dinini makyavelist düşüncelerle ifade etmekten kaçınalım. Bu din nasıl Rabbanî bir dinse, bu dinin metodu da tamamen Rabbanîdir. Dolayısıyla Rabbanîlerden olmalıyız. Bizler İslâm medeniyetinin çocuklarıyız. Bu medeniyetimizin kaynakları ortadadır. Allah için, Resul Sallallahu Aleyhi ve Sellem âhirete irtihalinin üzerinden asırlar geçmiştir. Var mı medeniyetimizin kaynaklarında böylesi uygulamalar? Bu ümmetin en hassas kuşağı biz miyiz de acaba unutulan Resûlü diriltmek istiyoruz? Ana rahmine düştüğü gün, doğduğu gün… Dostlar nedir bu ayıplarımız? Allah için ele güne rezil olmuyor muyuz? Yarın bir gün pastalı kutlamalar başlarsa, ne demeli?
Son günlerde Kutlu Doğum Haftası'yla iç içe giren bir diğer etkinlik de oldukça düşündürücüdür. "Namazla Diriliş Sempozyumları". Bir yerlerde yanlışlar yapılıyor. Bu seferberlikler İslâm toplumunda mı yapılıyor, cahilî toplumda mı? Bu noktada Resûl örnekliği bizim yaşantımızda nerede? İslâm toplumuysa, bu seferberliğin mantığı zaten yoktur. Cahilî, kendini kitaba nispet eden bir toplumda ise; unutmayalım ki Resûl, seferberliğine tevhid ile başladı. Fıtratın pratikte Allah'tan başka ilâhlara yöneldiği toplumun bilinçlenme süreci tevhid ile başlamıştır. Neye, nasıl kulluk/ibadet edileceği bilinci oluşmamış bireyin kıldığı namazların ehemmiyeti nedir ki?
AKLI VE DUYGUYU VAHYİN ÖNÜNE GEÇİRMEYELİM
Bugün birçok Ortadoğu ülkesinde namaz kılınıyor. Bir toplum topyekun namaz kılsa, hâkimiyet Allah'ın dininin değilse cahilî toplum tanımından uzaklaşabilir mi? Ulûhiyet–rubûbiyet bağlamında Rabbi idrak edememiş gönüllere empoze edilen namaz telkinleri, fıtratın sahibi, Âlemlerin Rabbi Allah'ın, Resûl örnekliğiyle ortaya koyduğu Rabbanî eğitim metoduna müdahale değil midir? Tedricen, tertil üzere Kur'an'ı böyle mi okuyacağız? Hayata böyle mi taşıyacağız? Unutmamalı ki Vahyi hayata taşımak ile vahyi hayatta taşırmak netice itibarıyla aynıdır. Bu noktada ilkeli olmak, ilkeli direnmek durumundayız. Tevhidî dünya görüşü; ilkesiz, eğitimsiz, hayatın tüm cephelerine karşı müdahalesiz bir görüş değildir. Bu noktada bizi cahilî örtülerden arındıracak, ona karşı dik tutacak düşünce–eylem birlikteliklerini yakalamalı, mücadelemizin tıkandığı, davet ve duruşumuzun aksadığı ortamlar her neresi olursa olsun oralardaki eylem birlikteliklerinden uzak durmalı, direniş bilincini bu üzerine ölü toprağı serpilmiş ümmetin bireyleri olarak zamana taşımalıyız.
İnsan merkezli düşünce–eylem birlikteliklerinden uzak durmalı, konumu, ilmi, her ne olursa olsun hayatın içerisinde kol kola girip yürüyebileceğimiz insanlar önceliğimiz olmalı ki tıkanan sünnetullah bilinci yeniden dönmeye başlayıp artık Rabbimiz neden yardım etmiyor sorusunu sormayıp, yardım idrakine erip inkişaf edelim. Kendi fıtratımız üzerindeki örtüleri kaldırıp, vahyin sesine kulak verelim. Allah'tan başka her şeyi atalım. Düşünce–amel bağlamında özgür olalım. Özgürlük sınırlarımız vahye uygun olsun. Duygularımızı, aklımızı vahyin önüne geçirmeyelim. Ölüme hazırlanalım. Ertelenemeyen, tehir edilemeyen o anı düşünelim. En büyük hedefimiz Allah'ın rızasına uygun bir yaşantı üzerine ölmek olsun. Diyelim ki, gidenler Hüseyin gibi gitti, kalanlar da hiç olmazsa Zeynep gibi yapsın. Bu noktada tüm tanışlarıma selâm olsun. O kutlu insanlara, gündüzlerini, gecelerini bu dine, davaya adayanlara, işinde, okulunda, evinde, hayatın her bir konumunda Allah'ın dinini düşünüp kafa yoran, fedakârlıklarıyla örnek olan tüm muvahhidlere selâm olsun.
Rabbim, sen biliyorsun ki, bizim senden başka yârânımız dostumuz, yardımcımız yok. Bizim her şeyimiz sensin. Bize yardım eyle, bizi nefsimizle bir an olsun başbaşa bırakma.
Rabbim, Âdiyât sûresinde yemin ettiğin değerlerle donanımlı kullarından eyle. Tozu dumana katan cehd ve gayret nasip et. Etrafa kıvılcımlar saçan, cahilî değerleri bu kıvılcımlarla yerle bir eden düşünce ilham et. Koştukça koşanlardan kıl bizleri.
Rabbimiz; vahyinin nuzûlünü tekrar iniyormuşçasına idrak eden kullarından eyle. Yalnız ve yalnız Müslüman olarak canımızı al. Bizim başımızı dik eyle. Hiçbir sultaya, kişisel kaprislere, bilgi, hitabet komasına sokma bizi. Vahyi hayata taşıyanlardan eyle, taşıranlardan kılma. Sen bizim Rabbimizsin. Bizi bağışla ve bizim göğsümüzü vahyine aç.
Yorumlar 4
Allah Razı olsun Mükerrem Hanım,
duygu ve düşüncelerimizi okumuşsunuz. bende çevremde yazınız da bahsettiğiniz konuları konuşmaya çalışıyorum. bizim derdimiz belli gün ve haftalara sığdırılan müslümanlardan olmak değil, bizim derdimiz, hayatımızın her anında Allah ile beraber olduğumuz bilinci içerisinde yaşamak. Furkan 77' de Rabbimiz ne güzel buyuruyor. (İNANANLARA) de ki: “Dua ve yönelişiniz O’na olan inancınız için değilse, Rabbim size niçin değer versin?” (Ve inkarcılara da de ki:) “Gerçek şu ki, siz (Allah’ın mesajını) yalanladınız: artık bu (günah) yakanızı bırakmayacaktır!”
gerçek anlamda vahyi hayat hakim kılmaya çalışan, vahyi diri tutmaya çalışan, her anını Allah için yaşmaya çalışan tüm gönül doslarıma yürekten selam olsun.
Bu nasıl bir peygamber anlatımıdır ki ne Allahtan bahsederler ne tevhidden ne kulluktan.Ya hu bu peygamber niye gönderilmiş ?Rabbini tanıtmak için değil mi,vahyi anlatmak için değil mi?
Ama öyle bir efsane üretildi ki helak edilenlerin putları gibi,ulaşılmaz,dediği yaşanmaz...
sadece salya-sü... ağla.
Değişmez olan,korunmuş olan Kur’an tam anlaşılmadan nasıl anlayabiliriz peygamberi ki onun en büyük,en temel sünneti vahye uyması yani farzları yaşamasıdır.Akidevi olanın,farz olanın dışındakiler zorunlu ve öncelikli değildir.ne gülünç değilmi teheccüde kalkıp farz olan sabah namazını kaçırmak.
ne yanlış Allahın emretmediğini,Elçinin yapın demeyip sadece yaptığını insanlara farzmış gibi göstermek.
Allah akıl-fikir versin akledene/talep edene,zincirlerini kıranlara...
Bugün birçok Ortadoğu ülkesinde namaz kılınıyor. Bir toplum topyekun namaz kılsa, hâkimiyet Allah’ın dininin değilse cahilî toplum tanımından uzaklaşabilir mi? Ulûhiyet–rubûbiyet bağlamında Rabbi idrak edememiş gönüllere empoze edilen namaz telkinleri, fıtratın sahibi, Âlemlerin Rabbi Allah’ın, Resûl örnekliğiyle ortaya koyduğu Rabbanî eğitim metoduna müdahale değil midir? Tedricen, tertil üzere Kur’an’ı böyle mi okuyacağız? Hayata böyle mi taşıyacağız? Unutmamalı ki Vahyi hayata taşımak ile vahyi hayatta taşırmak netice itibarıyla aynıdır. Bu noktada ilkeli olmak, ilkeli direnmek durumundayız. Tevhidî dünya görüşü; ilkesiz, eğitimsiz, hayatın tüm cephelerine karşı müdahalesiz bir görüş değildir. Bu noktada bizi cahilî örtülerden arındıracak, ona karşı dik tutacak düşünce–eylem birlikteliklerini yakalamalı, mücadelemizin tıkandığı, davet ve duruşumuzun aksadığı ortamlar her neresi olursa olsun oralardaki eylem birlikteliklerinden uzak durmalı, direniş bilincini bu üzerine ölü toprağı serpilmiş ümmetin bireyleri olarak zamana taşımalıyız.
ESSELAMU ALEYKUM VE RAHMETULLAHİ VE BEREKÂTUHU
Toplumumuzun çoğunluğunun İslâm anlayışı ve ibadetlere yaklaşımı ne yazık ki cahiliye döneminin bir değişik versiyonudur. Bu bağlamda kişiler yaptığı ibadetin şuurunda olamayabilirler, veyahutta aslının böyle olduğunu zannedebilirler. Hatta yaptığı bir kaç ibadetin yeterli olduğu düşüncesini kendi bünyesinde barındırarak benimsemiş olabilirler. Ama bütün bunları fıtratlarının sesinde değerlendirebilen sağduyu sahipleri, aslının ve amacının böyle olmadığını kendi öz benliklerinde hissedebilir. Ama gelin görün ki “geçici dünya hayatı ve meşgaleleri” onu öylesine dolu hale getirmiştir ki; hakikatin idrakine varabilecek bir boş zamanı asla bulamayacak duruma gelmiştir.
İbadetlerin içi dolumudur, boşmudur bunu ancak idrak edebilecek bir akıl anlar. İbadetler yapılanlarla sınırlımıdır, değilmidir? Bunu da ancak hakikati bilip ona göre yaşamak isteyenler anlar. Yalnız, yaptığınız işin, eylemin, fiilin ne için yapıldığı ve hangi amaca dayalı olduğu bence her akıl tarafından bilinmesi, öğrenilmesi gerekli bir şeydir. Bir işte çalışırsınız; para almak için... Bir yola çıkarsınız, amacınız bellidir. O yolculuğun ne için yapıldığı, ne için çalışıldığı vs. her yaptığımız iş bir amaca bağlı değilmidir?
Bu bağlamda siz değerli yazarımızdan yukarıda alıntı yaptığım ve çok beğendiğim yazınıza göre "İslâm, belli bir gün ve haftaya sıkıştırılan bir takım ibadetlerden ve iyi öğrenilmiş rutin hareketlerden ibaret bir din değildir. Din de zaten hayatın her alanını kapsayan bir sistem demek olduğuna göre, sadece sosyal veya sadece siyasal alanda düşünülen bir din anlayışı da kelimenin kendi yapısına aykırıdır. İkilemdir, kafa karışıklığıdır. O yana bu yana yalpalamaktır. Buna göre İslâm, hayatın tamamını kapsayan, ferdî alanda insanları sorumlu ve bağlayıcı kıldığı gibi, siyasi alanda da aynı şekilde hayatı düzenleyici ve o hayata ilahi bir yol çizen hükümleriyle insanlığa gerekli olan ihtiyaçlarının tümünü sunmaktadır.
Bu sebepledir ki; namaz da yaptığımız kıyam, rükû ve secde’nin amacının ne olduğunu idrak edemeyen veya idrak etmek istemeyen veyahutta ne demek olduğunu gerçekten bilmeyip, ata dan babadan gelenek ve göreneklerden öğrendiklerini doğru zanneden samimi diyebileceğimiz kesime, namazın, tevhid akidesini kendinde barındıran Kur’ân a göre hayatı düzenleyen bir konuma sahip olduğunu; okudum, idrak ettim, anladım, duydum ve itaat ettim, kabul et Rabbimiz! demek olduğu;
Hayatın her alanında sana itaat ederiz. Bizim velimiz, ilahımız sensin, ilahlık ve Rabb’lik makamı yalnız sana aittir, bunu kabul ettiğimi, itaat ettiğimi beyan etmek üzere eğiliyorum, işte secdeye kapanıyorum, uygulamaya koyuluyorum, Allah’ım üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı kaydırma kâfirler topluluğuna karşı bizlere yardım et... demek olduğunu anlamak gerçekten de ölümü kucağında hisseden insanoğlu için, yakın olan yüzünden yakîne karşı şüphe duymasından kaynaklanan bir ölçme biçme ile bu gerçeği anlaması zorlaşmıştır, kendisi veya başka dış etkenler tarafından zorlaştırılmıştır
Sonuç ne olursa olsun... Tüm insanlık varlığının ve yapısının bir amaca mebni olduğunu kendi çabalarıyla arayıp bulmak zorundadır. Bizleri hayvanlardan üstün kılan şey, işte bu özelliktir.
namazla diriliş toplantıları yeni değil 3 sene önceki bir olay. ve elhamdulillah meyve veren bir çalışma. allah aşkına sen o platformdaki abilerimizin hocalarımızın verdiği emeğin farkında olarak mı böyle konuşuyorsun.
