Peygamberin Sünneti Neydi?
Peygamberin sünneti, müstekbirlerce inançları yasaklanan, ideolojilerine kul, köle yapılmak istenen halklara bir kurtuluş ışığı yakmaktansa sözde kutsal gecelerin kandillerini yakıp günahlardan temizlenme seansları mı düzenlemekti?
Peygamberi takip ettiğini iddia eden insanların kendilerini göstereceği imtihan alanları her geçen gün çoğalıyor. Allah Resulü’nün örnekliğini hayatın her kademesine taşımayı teklif edenleri büyük sorumluluklar bekliyor.
Saçın sakalın, giyim kuşamın, tırnak ya da ayak ayrıntılarının hegemonyasında yitip giden Peygamber örnekliğinin orta yere çıkarılması için “sünnet” taşıyıcılarının cesur adımları gerekiyor.
“Peygamberin sünneti neydi?” sorularıyla büyüdük, bu sorularla hararetli tartışmalar yaptık. İnsanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için gönderilen Kitab’ın taşıyıcısı olan Elçi’nin “sünnet”inin zamanla karartıldığına şahit olduk. “En güzel örneklik”in sarığın, cübbenin içine hapsedildiğini gördük.
İnsanlığın cehennemî bir uçurumun kenarında durduğu şu zamanda Peygamberin sünnetini sakalın, tuzun, hurmanın içinde baharat yapan anlayışların ufuksuzluğunu cami kürsü ve minberlerinden, kerameti kendinden menkul “gönül” sohbetlerinden dinledik.
Cahiliyenin bütün yeryüzünü ifsad ettiği bir zamanda Peygamberin inkılapçı hiçbir yanının Müslüman halkların zihin dünyalarında egemen olamadığını, kutlu mesajının “sünnetleşemediğini” hayıfla tespit ettik.
Evet, Peygamberin sünneti neydi? Küresel kapitalist sömürü düzeninin din, dil, kavim ayrımı yapmadan insanlığı midesine indirmesinin önüne geçemeyecek bir ayrıntı yığını mıydı? Yoksa onun ekmeğine yağ sürecek, pazar payını genişletecek figürler yığını mıydı?
Peygamberin sünneti, müstekbirlerce inançları yasaklanan, ideolojilerine kul, köle yapılmak istenen halklara bir kurtuluş ışığı yakmaktansa sözde kutsal gecelerin kandillerini yakıp günahlardan temizlenme seansları mı düzenlemekti?
Kurgular ve kuyruklu yalanlarla Firavun ve takipçilerinin halklarını “ahmaklaştırma”sına ses etmeyen bir sünneti mi vardı haşa Peygamberin? Bu yalanı bize kim söyledi?
Siz ey sözde sünnet takipçileri, kapandığınız mağaraların karanlıklarından kurtulun artık! Kendinizi kurtarmak yerine daha da batıracak sahte imajlara sünnet diye sarılıp durmayın. Yaşadığı çağa tanıklık etmeyen dindarlık Peygamberin sünneti olamaz.
Çokça sevaba girelim diye çektiğiniz tesbihlerin şıkırtısından, namaz kılarken daha çok sevap biriktirelim diye giydiğiniz uzun elbiselerin kuşatmasından sıyrılıp da başınızı kaldırın. Samimiyetimiz doğru yaptığımız anlamına gelmez. Peygamberin sünneti zulme meydan okumaktır. Nafile ibadetler diye bildiklerinizin yapmadığınız farzların yanındaki hükümlerini sorgulayın. Neyi yapmadığınızı hatırlayın!
Layıkıyla hatırlayalım ki Peygamberin sünneti yasaklara karşı durmaktır! Kapitalizmin söndürdüğü vicdanları yeniden tutuşturmak, sahte ideolojilerin zihinsel kuşatmalarını kırmaktır! “Başka bir dünya mümkündür” diye haykıranlara vahiyle rehberlik etmektir!
Kur’an’a bakarsak orada Peygamberin sünnetini görürüz ve o zaman cehennemî uçurumların kenarında kıvranıp duran insanlık için umut olabiliriz.
Yorumlar 7
müstekbirlerce inançları yasaklanan, ideolojilerine kul, köle yapılmak istenen halklara bir kurtuluş ışığı yakmak... PEYGAMBERİN SÜNNETİ SADECE BU MU? buradaki sorun şu: bir taraf işi salt şekle dökerken, diğer taraftan sizin gibileri işi sadece kıyama, siyasete döktüler. ifrat ve tefrit yani. olaya bütüncül bakıp sünnet, peygamberin yaşam biçimidir, sosyal, ekonomik, ahlaki, siyasi vd. alanlarda sözleri, yaptıkları ve takrirlerinden müteşekkildir demek çok mu zor? ya da kıyamete dek bu ümmet bu şekilde uçlarda gezinmek zorunda mı???????
Tüm onurlu, fedakar, erdemli, insani, kadirşinas, cesur tavırlar peygamberin sünneti idi.
sa. Yazinizdan dolayi sizi tebrik ederim. Yillar önce İslamiyat’ta gunumze kadar gelen sunnetin ilmihal bilgileriyle sinirli oldugunu, siyasi sunnetin gelmedigini, geri planda kaldigini ifade eden bir yazi okumustum. Simdi dusunuyorum da iyi ki siyasi alan birkac ilke belirtilerek buyuk oranda serbest birakilmis. Yoksa sunnetin degisik zaman ve mekanlarda uygulanirligi Muslumanlari zora sokardi.
Ibadet ile ilgili sunnetlerin daha kuvvetli bir sekilde bize ulasmasini da gayet makul buluyorum. Cunku onlarin zaman ve mekanla ilgisi yok.
Allah razi olsun Ahmed abi, insallah vahiyle rehberlik edecek bir hayat süreriz ki insanlara sünneti hayatımızla gösteririz.
Ahi Evren adlı arkadaşın eleştirileri yazar Ahmet Örs’ün usule dair düşüncelerini tanımadan eleştiriye yönelmiş görünmekte. Bir bakıma aslında arkadaş Ehl-i Sünnet’in sünnet tanımını yinelemekte. ‘Söz,fiil ve takrirlerinden oluşan sünnet’ anlayışı ,çemberi öylesine geniş tutuldu ki ifsada dönük tavır allan Hz.Peygamberin örnekliği buharlaştı ve sadece tarihsel bir döküman olarak siyer sayfalarında kaldı.Geleneksel yaklaşımın sünnet anlayışına mükabil Modern yaklaşım da salt ibadi ritüellerin bize ulaşmasını sünnet olarak lanse etti.Her iki halde de Sünnet anlayışı vakıadan kopuk soyut bir olgu haline getirildi.Bu paralelliği Hz.Peygamberi aşırı şekilde yücelterek ve Hz.Peygamberi küçümseyerek devre dışı bırakan iki yaklaşımda da görmek mümkün.Sünneti yani Hz.Peygamberin içtihatlarını nasıl algılayacağımızı,hangi uygulamalarının bizleri aynen bağlayacağını,hangilerinin bağlamayacağını tespit etmek de ancak sağlıklı bir Kur’an anlayışıyla mümkün olacaktır.Allah Rasul’ünün konumunu vahiy ışığında aydınlatmamış hiç bir yaklaşım sağılıklı bir Sünnet anlayışı da sağlıklı bir metodoliji de orataya koyamayacaktır maalesef.
Aslında halkımızın Kurana ve sünnete bakış açısıyla Taliban’ınki arasında büyük benzerlikler var. Sadece insanları sünnetle özdeşleştirdikleri bu ayrıntıları yapmaya zorlayacak güç yok ellerinde. Olsaydı onu da muhakkak uygularlardı. “Samimiyetimiz doğru yaptığımız anlamına gelmez.” cümlesi her şeyi özetliyor.
İslam dininin siyasal ve toplumsal boyutu, mücadele yönü unutuldukça bu açığı kapatmak için ritüel boyutu ön plana çıkarılmıştır.Aslında Allah’ın gönderdiği bütün dinlerin tahrif süreci böyle başlamıştır.Ancak müslümanların korunan bir kitaba sahip olması İslam’ın tahrifatını önlüyor elbette.Ancak ritüellere boğulan dinin bu ritüel boyutu da ne yazık ki hadis ve sünnet üzerinden sağlanıyor.Resullah’ın ömrünü cahiliyeyle mücadeleye adamış olması bir kenara atılıp sanki o sabahlara kadar namaz kılan, namaz kılmktan ayakları yara olan, akşama kadar zikir çeken hayatını bir sufi gibi yaşamış bir kişi olarak algılanıyor.
