İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
23 Ağustos 2010

Pragmatizm Çıkmazı

Bugün, despotizmi gerileteceği gerekçesiyle, putperest ruhuna hiçbir şekilde dokunulmayan anayasada yapılmaya çalışılan kısmi değişikliklere doğrudan destek kararı açıklayan ve bu kararı da “tutarlılığın gereği” olarak savunan yapılar, yarın değiştirilemez maddeleri ve tüm putperest ruhuyla daha demokrat bir anayasa (sivil anayasa) bütüncül olarak önlerine konduğunda ne yapacaklardır?

23 Ağustos 2010 2 dk okuma 10,9B okunma
100%

Bugün yaşanan referandum tartışmalarının özü, sistemin değişen küresel ve yerel şartlara göre yeniden inşası çabaları ve bir kısım İslami yapıların bu yeniden inşa süreçlerine aktif destek veriyor olmasıdır. Tevhid akidesi gereği mevcut sisteme bugüne kadar “Lâ” diyen ve denmesi için yıllarca mücadele veren İslami yapıların gelinen noktada muhtemel çeşitli kazanımları öne sürerek sistemin yeniden yapılandırılmasına omuz vermeleri kim ne derse desin büyük bir sapmadır.

 

İçine düşülen durum, kelimenin tam anlamıyla pragmatizm çıkmazıdır. Bırakalım mevcut anayasanın putperest ruhuna neşter vurmayı, başörtüsü yasağı zulmü gibi Türkiyeli Müslümanların öncelikli güncel meselelerinden herhangi birini bile gündemine almayan bir bir yasa değişikliğine, sırf Nasreddin Hoca’nın “Koyunların yünleri çalılara takılacak, sonra onları toplayıp ip yapacağım, sonra da bu ipleri pazarda satıp sana borcumu ödeyeceğim” fıkrasındakine benzer çözüm beklentileriyle ortak olmak, ilkeselliği bir tarafa bırakalım pragmatizmde de sınıfta kalmanın göstergesidir.

 

Bugün, despotizmi gerileteceği gerekçesiyle, putperest ruhuna hiçbir şekilde dokunulmayan anayasada yapılmaya çalışılan kısmi değişikliklere doğrudan destek kararı açıklayan ve bu kararı da “tutarlılığın gereği” olarak savunan yapılar, yarın değiştirilemez maddeleri ve tüm putperest ruhuyla daha demokrat bir anayasa (sivil anayasa) bütüncül olarak önlerine konduğunda ne yapacaklardır?

 

Bugün aktif destek kararının savunulması için dillere pelesenk kılınan “tutarlılık”, yarın putperest sivil anayasaya da aktif destek vermeyi gerektirecektir. Kısacası pragmatizmin ve daha çok sistem içi kazanımlara endekslenmiş söylemler ve pratiklerin dayattığı “tutarlılık” sarmalının, bu sarmala kapılanları götüreceği nokta, sırf daha sivil diye yeni putperest yasalara omuz vermek olacaktır.

 

Kardeşlerimize çağrımız, bu fasid “tutarlılık” sarmalını bugünden kırıp parçalamaları ve tutarlılığı ilkelere sadakatte aramalarıdır. Elbiselerini çoktandır liberalizm, demokrasi gibi modern kirliliklerle kirletmiş olanların yönelteceği “Rum ordusunun galip gelmesini arzulayıp da, bu orduya iştirak etmemek tutarsızlık değil mi?” şeklindeki ayartıcı itirazlara, bu “tutarsızlığın” bizatihi Allah Rasulü’nün (a. s.) sünneti olduğunu hatırlatarak cevap vermek ve Allah Rasulü’nün Sasani'ye karşı Rum ordusunun galibiyetine sevinmekle iktifa eden tutumunda sebat etmek yerine, tutarlılık adına pragmatizm çıkmazına sürüklenme yanlışına düşmeyelim.

 

Bizim durmamız gereken yer bellidir. “Lâ” dediğimiz gün seçtiğimiz yerimizde sebat etmek, kendi gemimizi inşada ısrarcı olmak ve güncele ve gündeme bu yerimizde sabit kalarak müdahil olmak bizi pragmatizmin çıkmaz sokaklarına girmekten koruyacaktır.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 7

A akif 01 Ocak 2012

sizstemi muslumanları barışık hale getirdiler ve sanki bugun yapılan refaramdu Allahın istekleri gelecekler gibi iman edip isbat etmeyen muslumanların kurtuluş olan bir anayasa gibi görmeleri ve bunu tebli etmeleleri fark eden ne olcak bu anayasa deyişliyi evet muslumanım diyen ve iman eden isbatlayan her bir kul buna karşı gelmesi gerekir cunku bize yaşam sunan ve bunu veren rabbimzin anayasasını red edip muşriklerin cahiliye zamnındaki gibi siztemi kurmasıdır buna destek vermektir ve ne acıki bunu yakın muslumanlarında söylemeleri

F f çınar 01 Ocak 2012

kaleminize sağlık anlamak isteyene bu sözler yeter.biz zaten alemi ervahta söz vermiştik.meydanlarda evet diye bağırmaya gerek yok.bizim için gerek yok. izni hocalarından fetva alanlar düşünsün.varsın evet diye bağırsınlar.çünkü biz sırtımızı rahman ve rahim olana dayadık.bizler sıkıntı çekerken 5 ve 2 yaşındaki çocuğumda dahil düşüncemizden ötürü ölümle tehdit edilirken.bizim hakkımız yokmuydu.herşeye rağmen biz yine ayaktaydık.o evetçiler neredeydi sadece biraz ödün verseniz ne olur.derlerken şimdi hiç utanmadan müslümanlardan evet beklemesinler.müslümanlar zaten söz verdi.evetini daha doğmadan verdi.

Ö ömer bitlis 01 Ocak 2012

“yarın değiştirilemez maddeleri ve tüm putperest ruhuyla daha demokrat bir anayasa (sivil anayasa) bütüncül olarak önlerine konduğunda ne yapacaklardır?”

Bugün anayasanın tamamına değil, sadece belli maddelerinin değiştirilmesine, statükonun zayıflatılmasına EVET diyeceğim, eğer anayasanın tamamı söz konusu olursa ve tek bir hükmü bile kemalizme hizmet ederse tabiki HAYIR diyeceğim ya da boykot edeceğim o zaman...

"Tevhid akidesi gereği mevcut sisteme bugüne kadar “Lâ” diyen ve denmesi için yıllarca mücadele veren İslami yapıların gelinen noktada muhtemel çeşitli kazanımları öne sürerek sistemin yeniden yapılandırılmasına omuz vermeleri kim ne derse desin büyük bir sapmadır."

Kemalizme,devlete, sisteme LA diyenlerin tağutun yeniden yapılandırılmasına omuz vermesi söz konusu değil, hatta tersten okursak vakıayı EVET demeyenlerin sistemin değirmenine su taşıdığı bile iddia edilebilir...(Dikkatli olmak lazım...)

“Bugün aktif destek kararının savunulması için dillere pelesenk kılınan “tutarlılık”, yarın putperest sivil anayasaya da aktif destek vermeyi gerektirecektir.”

P ise Q, bu nasıl bir düz mantıkdır?! (Yanlış düz mantıktır.) Yazınızı okurken haricilerin Hz Aliye yaptıklarını zihnimden atmakta zorluk çekiyorum...

"Bizim durmamız gereken yer bellidir. “Lâ” dediğimiz gün seçtiğimiz yerimizde sebat etmek, kendi gemimizi inşada ısrarcı olmak ve güncele ve gündeme bu yerimizde sabit kalarak müdahil olmak bizi pragmatizmin çıkmaz sokaklarına girmekten koruyacaktır."

Ne kadar statükocu, stabil, atıl bir cümle...
Bu kafayla ne mısır halkını açlıktan kurtarabiliriz, ne de yaptığımız gemiyi (ki gemiyide yapamayızya neyse...) ne amaçla yaptığımızı halka anlata biliriz...

Refarandumda Evet ya da Hayır demenin gayet sarih İslami gerekçeleri olduğu ayan beyan ortaya çıkmıştır, lütfen herkesi vicdanı ile başbaşa bırakalım artık ve tefrikaya düşmeyelim. Ne Evet diyerek tağuta omuz vermiş oluruz (Bu niyetle yapanlarda olabilir cümle yanlış okunmasın...)ne de Hayır diyerek mücadeleden kaçmış oluruz...

B beytullah emrah 01 Ocak 2012

ilk olarak referandumu oy atma yada sistem içi mücadele meselesi olarak tartışmanın bizi bir yere götürmeyeceğine inandığımı ifade edeyim... bu konuda kurulan dil, her ne kadar “siyasi” gibi dursa da bence siyaset üsti bir dil ve dolayısıyla gerçek bir karşılığı yok. oysa siyaseti gerçekleri kendi idealleriniz doğrultusunda değiştirmek için yaparsanız. bir müslüman, şayet iktidar mücadelesinde kimliğiyle ve talepleriyle varolabiliyor ve açıkça deklare ettiği amaçlar doğrultusunda mücadele edebiliyorsa bunda beis yok. dolayısıyla siyasal mücadelede yeri geldiğinde sistem içi araçları da zorlarsınız, partileri de, sandığı da... ama şu an asıl tartışma bu değil.

dolayısıyla meselenin başka bir boyutta tartışılmasını daha sağlıklı olarak değerlendiriyorum. o zemin de mevcut siyasal yapının analizini ve eleştirisini gerektiriyor.

* * *

ak parti’nin referandumla kemalist statükonun duvarlarında ilk defa bu kadar büyük bir delik açacağı iddiası doğru değil. 12 eylül’le hesaplaşıldığı ise sadece paketin pazarlanma stratejisinden ibaret. ambalaj paketi kaplamaya yetmiyor. üstelik samimiyetsizlikler ve tutarsızlıklar da diz boyu. bir yandan dersim katliamından dem vurulup diğer yandan yüzleşmenin önünde durmak, ortada sadece hinlik olduğunu gösterir. yada diyarbakır zindanlarından bahsedip de o cezaevini yıktırmayı projelendirmek samimiyetsizliktir.

peki bu kadar tutarsızlık şaşırtıcı mı? değil. bilakis olması gereken bu. nihayetinde ak parti’nin derdi statükonun değişmesi değil, mevcut yapıda kendi yerini güçlendirmektir.

değişen sistem değil, sistemin adamlarıdır. daha “dindar” adamlar gelince sorunların çözüleceğini düşünmek ise yanıltıcıdır.

mesela ak parti’nin ve başbakan’ın kürt sorunu karşısındaki tavrı açık. gayet milliyetçi ve devletçi. şimdi bu zihniyet değişmediği halde sırf ak parti sathından daha fazla adamın yargı sisteminde yer tutmasıyla kürt sorununda çözümün önünün açılacağını beklemek hatadır.

kürt siyasi hareketi, ateşkes sonrası talepleriyle ortaya çıktı. özerkliği tartışmaya açtı... bu aslında “değişim” taraftarı gibi gözüken hükümet’in “demokratlık” testi gibi bir hamleydi ve sonuç almak uzun sürmedi.

başbakan erdoğan çıktı, diyarbakır’da tartışmalara ilişkin “Bayrağımızın yanında ikinci bir bayrağı istemeyiz. Kalkıp da bunu dalgalandıramayız. Tek vatan, tek millet, tek devlet diyeceğiz” karşılığını verdi...

bu tekçi zihniyet ile kürt sorununda dayatma olmadan nasıl kendiliğinden bir çözüm gelişecek? gelişebilir mi? ben buna inanmıyorum.

bu kritik bir örnek ama bence meseleyi de ortaya koyuyor... hükümet, kritik zamanlarda gösterdiği tavırlarıyla statükonun özüyle hiçbir sorunu olmadığını gösteriyor.

* * *

peki olup biten ne? türkiye’deki tarihsel blokta bazı yer değiştirmeler yaşanıyor. bazı tarihsel hesaplaşmalar gerçekleşiyor. kimi ilişkiler yeniden tanımlanıyor ve yeni denge noktaları oluşuyor. ama tüm bu süreçte kemalist egemenliğin ideolojik formasyonu itinayla tartışma dışında tutuluyor. referandum süreci de buna dahil.

ne bu referandum bir devrim, ne de hükümet istediğini elde edemezse darbe olur. süreç o kadar basit yada kritik değil, türkiye siyaseti de günübirlik ilerlemiyor artık. belki hükümet bazı şeyleri yeniden gözden geçirmek zorunda kalır, elinde imkan varken daha doğru adımları neden atmadığına belki hayıflanılır, niye farklı paketler halinde gidilmediği yada daha güçlü alternatiflerin neden oluşturulmadığı tartışılır ama bir süre sonra herşey kaldığı yerden devam eder... evet çıkınca da öyle olacak...

ak parti’nin verdiği kavganın dayandığı menfaat temelini kendi açımdan doğru bulmuyor; bu ülkedeki değişim ve özgürlük taleplerini kendi çıkarları doğrultusunda suistimal edip durmasına da “n’apalım, eldeki bu” deyip yetinmek zorunda kalmak istemiyorum.

ak parti’nin şu an maalesef kendine müslüman bir siyaset izlediğini düşünüyorum. iktidara ortak olmak için yürüttüğü mücadelenin de bizi mevcut sorunlarımızın temel sebeplerinden biri olan kemalist paradigmadan kurtaracağını düşünmüyorum... üstelik ak parti’ye yüklenen “islamcı” yada “müslüman” etiketlemeden ötürü aynı safta değerlendirilmek de istemiyorum ve bazen safların ayrışması gereken anlarda kritik kararlar alınarak ak parti ile araya sınır çekme ihtiyacı hissediyorum...

N numan yılmaz 01 Ocak 2012

1.)sapmakla itham 2.)pakette başörtüsü yok(olsa sanki fikri değişecek:demogoji)AYM’nin yapısını ilişkin değişiklik başörtüsü yasağı için manidar 3.)Türkiyeli müslümanların herhangi bir gündemini kendi gündemine almayan paket;darbecilerin yargılanması,hsyk ve aym’nin yapısının değişmesi benim gündeminde hemde öncelikli.4.)iki itham bir arada ilkesellik yok pragmatizm başarısız 5.)bırak yarını bugün dahi Allah’ın otoritesine karşı tuğyanlaşan,ilahlık iddia eden tek bir yasa olsa evet diyemeyiz,bütün anayasa için sorulsa bu soru evet demek mümkün değildir.6.)tutarlılığı fazla diline dolamış,hafife almışsınız dikkat edin tutarlılığın tersi tutarsızlıkdır. 7.)kim rum ordusuna katılmış açıkça ifade edermisin.Bizler kimsenin ordusu değiliz Allah’ın ordusuyuz ve bizler kendi siyasetimizi ortaya koyarız kimsenin veya herhangi bir partinin değil.8.)sonuç:LA diyerek bir kenara çekilmek.LA diyerek dünyadan elini eteğini çekmek,uzaya taşınmak mı gerekiyor.LA diyerek küfrün,zulmün azaltılması,geriletimesi ve toptan yok olması için mücadele etmek gerekmiyor mu,LA diyerek ‘bugün La demek askeri vesayete hayır demektir’ demek gerekmiyor mu...

M Murat Eraslan 01 Ocak 2012

Bu konu uzerine Hudeybiye ornegini vermek isterim ama sartlar ve taraflar uygun olmadıgı icin sanırım dogru bir kanıt olmaz. Sebebi ise su anki turkiye cumhurriyetinin islami bir yapısı olmadıgı icindir. malumunuz tc laik demokratik sosyal vs. hukuk devletidir. (sadece kanunlarda da olsa) hal boyle iken, sosyal siyasal gundem ortada iken kalkıpta peygamberin anlasmalarını, şartlarını hatırlatmak ve tavsiye etmek pekte gunumuz politikasına sosyal yapısına uygun dusecegi kanaatini tasımıyorum. belki bu durumlar islami bir hassasiyetinin var oldugunu soyleyen Allah ın kuralları, butunlugu dahilinde yasayan hukmeden bir zumrenin bu tur taguti bir duzenle yapılacak anlasmalar uyulacak kurallar alınacak kararlar neticesinde sunnetullah ın onune gecebilecek karsısında duracak tavizler verilerek imzalanacak bir projede kesinlikle soylediklerinize katılmamak tabiki bizi Allah ın merkezinden uzaklastırır kanaatindeyim...
merakım; siz neyi telkin ediyorsunuz cumhurriye tarihinden buyana yasananlar ayan beyan ortada iken, muslumanların aldıgı yaralar kapanmamıs durumda iken bu zamana kadar yapılan mucadeler sonucunda bir miktar yol alınmısken, zalime karsı maznumdan yana olup zalime sopa atılmısken, tekrar basa donupte yontemi tartısmak sizce daha dogru sonuclaramı goturur. ve peki sonuc olarak turkiye de yasayan ummetin muvahhid bir toplumun insası icin neler yapılmalı? kime evet demeliyiz? inkar fikrinin yeterince fazla oldugu bu toplumla ilgili ne gibi projeleriniz var. yasadıgımız su zamanda hz. İbrahim in yasadıgı konjukturel yapıda bir diyar olmadıgı gibi biz bu zamanda hz İbrahim gibi bir tavır takınsak dorgu sonuca ulasırmıyız?
Allah ın rahmetine kovusmak dilegiyle...

C Coşkun Uzun 01 Ocak 2012

Çokça anlatılan bir örnek vardır ya; halk müslüman yöneticilerden şikayetçidir, onları Hz. Ömer gibi, Hz, Ebubekir gibi olmamakla suçlarlar ve yetersizliklerini, yanlışlıklarını dile getirirler.

Yöneticilerin verdiği cevap yerinde ve anlamlıdır. Siz o halk gibi halk, o ümmet gibi ümmet oldunuz da biz mi Ebubekir’ler Ömer’ler olmadık, olamadık diye.

Hz. İbrahim gibi, Hz. Yusuf gibi, Hz. Muhammed gbi bir tavır sergiledik te; kendileriyle iç içe ve beraber yaşıdığımız insanlar bizim savunup teklif ettiğimiz İslâmî değerlere, ilgisiz ve duyarsız kaldılar sanki!

Önce bizler teker teker İbrahim’leşeceğiz, Muhammed’leşeceğiz. Sonra karşımızdakinin davetimizi kabul etmesini ve değişmesini bekleyeceğiz.

İnsanlar açık ve net olarak, tutarlı bir temsil ve örneklikle Kur’an’ın ve Sünnet’in sahih içeriği ile, Tevhidî bir davetle karşılaşmadan neyi neye göre tercih edecek veya reddecekler ki?

Önce Örnek Kur’an Nesli dediğimiz özlenen ve beklenen nesli oluşturmamız, adamamız, adanmamız, yetiştirmemiz gerekiyor.

Değerlendirme ve yargılarımızda bütüncül bir bakışla hareket etmezsek çok şeyleri ulu orta tartışırız.

İçinde yaşadığımız toplumun, Sistem ve rejimlerinden, hal ve hareketlerinden, inanç ve yaşayışlarından Kur’anî, Tevhidî, İslâmî kaygı ve kimlikle ayrışmadan, kabul ve redler, çelişkisiz tavır ve duruşlar her yerde yüksek sesle açıklanmadan, kırmızı çizgiler belirginleştirilmeden, mücadele sünneti oluşturulmadan tabii ki birçok konu ve tartışmalar da havada kalacak, anlamsızlaşacaktır.

İnsanlara karşı sevgi ve şefkatle, alçak gönüllü, müsamahalı, toleranslı davranabiliriz. Fakat müesses sistem ve yapılara, kurum ve rejimlere karşı asla tavizkâr davranıp alttan alamayız!

Kişilerle kavgalı ve mesafeli olamayız. Fakat kurumlara karşı durum farklıdır. İlkeli ve istikrarlı, kararlı olmak, emin olmak gerekiyor.

Hiçbir kurum ve kuruluşa, rejime, sisteme eklemlenemez, uydusu, peyki olamaz, gölgesinde kalamaz, onunla uzlaşamaz, ona tavizler veremez, onunla işbirliği yapamaz, Beşerî ideolojilerin, gayri islâmî rejim ve sistemlerin, ömrünü uzatacak, onları güçlendirecek, tedavi edecek, önünü açacak hiç bir işe ortak olamaz, öncülük edemez, bu meyanda gönüllü olamaz, onların hesabına çalışamaz, onların kılıcını sallayamaz, müslümanları yalnız bırakamaz, zayıflatamaz, yardımcısız bırakamaz, asla kafaların ve safların karışmasına sebep olamayız.

Açık ve anlaşılır bir tebliğ, net, tutarlı ilkeli, uzun soluklu tavırlar sergilemek zorundayız.

Anlık tavırlar ve günübirlik hesaplardan, ilkesiz duruşlardan kaçıp kurtulmak öncelikleri ortaya koyabilmek için şarttır.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.