İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
13 Haziran 2011

Rahat Kaçıran Âyetler!

Görüldüğü gibi mushafın iki kapağı arasında durdukları veya salt seremoni amacıyla okundukları zaman kimseleri rahatsız etmeyen Kur’an âyetleri, mesajlarıyla şehrin cadde ve meydanlarında, binaların girişlerinde vs görünür kılındıklarında endişeli modernin de, kâr ve konfor peşindeki dindar-muhafazakârın da rahatını kaçırıveriyor.

13 Haziran 2011 4 dk okuma 12,0B okunma
100%

CHP milletvekili adayı Binnaz Toprak’ın, Zincirlikuyu Mezarlığı’nın giriş kapısı üzerine nakşedilen “Her canlı ölümü tadacaktır” Rabbani mesajını kastederek geçtiğimiz Nisan ayı içerisinde dile getirdiği “Önünden hergün binlerce insanın geçtiği mezarlığın kapısının üstünde ruhuna El Fatiha yazardı. Şimdi ise ‘Her canlı bir gün ölümü tadacaktır.’ Bu çok sinir bozan bir şey. Zaten bu gerçeği herkes biliyor” şeklindeki sözleri, epeydir unutulmaya yüz tutmuş olan bir “çağdaşlık histerisi”ni yeniden gündeme taşıdı.

Toprak’ın bu ifadeleri, 2003 yılından 2011 yılına o cephede değişen bir şey olmadığını gözler önüne serdi. O zamanlar Tv sunucusu Ayşe Özgün’ün, Zincirlikuyu’dan geçerken görüp de karşısında “dehşete düştüğü” Âl-i İmran Sûresi 185. ayetin bu ilk bölümü medya marifetiyle kısa sürede “endişeli modernler”in hedef tahtasına dönüştürülmüştü.

Don Kişot’un yeldeğirmenlerine karşı savaşını aratmayan bir cevvallikle âyete karşı hücuma geçen laik şövalyeler, medya köşelerinde ve ekranlarda nasıl da döktürmüşlerdi! Muhtemelen “Hepimiz Don Kişotuz!” bilinciyle dört koldan hücuma geçmişlerdi. Vatan gazetesi yazarı Ruhat Mengi’nin o günlerde (20 Temmuz 2003) kaleme aldığı şu satırlar, endişeli modernlerimizin ruh halini anlamaya yeterli olmaktadır:

"O mezarlığın önünden her gün geçen binlerce insanın gözü bu yazıya ilişiyor ve her ilişmede tüyleri ürperiyor. Genç, orta yaşlı ve yaşlı bazı okurlarımıza oradan geçerken yazıyı gördüklerinde ne hissettiklerini sordum istisnasız hepsi 'Korkunç geliyor. Yazıya bakarken sinirlenip kaza yapmak bile mümkün' cevabını verdiler. Özellikle gençlerin fena halde siniri bozuluyor."

Tam da aradan 8 sene geçmiş ve olup biten unutulmaya yüz tutmuşken, CHP’li Binnaz Toprak’ın çıkışıyla bu savaşın henüz bitmediğini görmüş olduk. Ne diyordu Binnaz Toprak: “Eskiden o kapılarda Ruhuna Fatiha yazardı, şimdiise ‘Her canlı bir gün ölümü tadacaktır’ yazmışlar. Ne sinir bozucu bir şey.” Tabi ya… İlla da bir şey yazacaksanız ölüler için yazın kardeşim! Kur’an’dan bir şey okunacaksa ölülerin ruhu ne güne duruyor! Ne istersiniz dirilerden, niçin ölümü hatırlatıp huzurlarını kaçırırsınız İstanbul’un lüks caddelerinden geçen insanların! Dirilerin sinirlerini bozacağınıza gidin ölülerin ruhunu şâd edin!

Endişeli modernler cephesindeki durum bu. Tabii, hayatın en büyük gerçeği olan ölümü hatırlatan bir âyete tahammül edemeyen ve söz konusu âyetin yazılı olduğu mezarlık kapısından kaldırılması için kampanya başlatan modernleri anlamak pekâla mümkün. Gariplerimin şunun şurasında bir tane dünyası var! Vur patlasın çal oynasın yaşayıp gidecekler! Siz ise kalkıp gözlerinin içine sokarcasına ölüm diye bir gerçeğin olduğunu hatırlatıveriyorsunuz, yoları üzerine âyetler yazarak… Onların da sinirleri bozuluyor haliyle…

Neticede tek dünyalı insanlar olan endişeli modernlerin, onların bu tek dünyasının geçici ve aldatıcı olduğunu, ölüm diye bir gerçek ve onun ardından dünya hayatının bir hesabının bulunduğunu hatırlatan Kur’an’dan ve onun âyetlerinden rahatsızlık duymaları anlaşılır olsa da, Kur’an âyetlerinin sadece hasımlarının rahatını kaçırdığını söylemek doğru değildir. Kur’an’a iman iddiasında oldukları halde bu iddialarıyla hayat çizgileri arasında ciddi tezatlar bulunan, iki dünyalılık iddialarına rağmen tek dünyalılar gibi konforlarından ödün vermeyen, ne yardan ne serden geçen bir tercihsizlik içerisinde bocalayan insanların da Kur’an âyetleriyle yüzleşmekten pek hoşlanmadığı, tanıklıklarla sabittir.

Kur’an Nesli Kültür Merkezi’nin “Kur’an Işığında Hayat Dersleri” başlıklı program dizisinin Mayıs ayı içerisindeki konularından biri “Tevbe Sûresi 24. Âyet ve Tercihimiz” başlığını taşıyordu ve sunumu ben yapmıştım. Sunum sırasında söz alan bir kardeşimiz, özellikle gelir seviyeleri belli bir çizginin üstünde olan dindar-muhafazakâr insanların tercih ettiği Başakşehir’de 2002 yılında yaşadığı bir hadiseyi anlattı.

Söz konusu bölgede yaşayan ve kendilerini Müslüman olarak tanımlayan insanların birçoğunda lüks ve konfor düşkünlüğüne tanık olduğunu gözlemlediğini belirten kardeşimiz, kendisinin de oturduğu sitenin girişine, hatırlatma amacıyla Tevbe Sûresi 24. âyetin mealini astığını, fakat âyet mealinin kısa süre içerisinde kaldırıldığını anlattı. Âyetin niçin kaldırıldığını sorduğu site görevlisinin ise, site sakinlerinin âyet mealinin bina girişine asılmasından rahatsızlıklarını dile getirdiğini ve bu sebeple kaldırıldığını söylediğini aktardı.

Site sakinlerinin rahatsızlıklarının âyete yönelik değil, âyetin site girişine asılmasına yönelik olduğu söylenerek bir savunma yapılabilir. Zaten kendisini Müslüman olarak tanımlayan insanların bir Kur’an âyetinden rahatsızlık duyması düşünülemez. Fakat mesele Kur’an âyetlerinin gündeme getirilmesinden, görünür kılınmasından rahatsızlık duymaktır zaten. Endişeli modernlerin yaptığı da bundan farklı değil. Onlar da ölümü hatırlatan bir âyetin hatırlatılmasından, işlek bir caddenin kenarına yazılarak görünür kılınmasından rahatsızlık duyuyorlar.

Yoksa mushafın iki kapağının arasında durduğu ve ölülerin ruhuna okunmaya devam edildiği takdirde Kur’an âyetlerinden kim niçin rahatsızlık duysun ki! Dünya istikbarının merkezi Beyaz Saray’da bile iftar programlarında seremoni niyetiyle okunmuyor mu Kur’an âyetleri?

Evet, görüldüğü gibi mushafın iki kapağı arasında durdukları veya salt seremoni amacıyla okundukları zaman kimseleri rahatsız etmeyen Kur’an âyetleri, mesajlarıyla şehrin cadde ve meydanlarında, binaların girişlerinde vs görünür kılındıklarında endişeli modernin de, kâr ve konfor peşindeki dindar-muhafazakârın da rahatını kaçırıveriyor.

O halde, Kur’an âyetlerini daha sıkça, daha yaygın olarak görünür kılma seferberliği başlatarak yaşadığımız bölgelerde “kalıcı rahatsızlıklar” meydana getirmeye var mısınız?

(Not: Bu yazı İktibas Dergisi'nin Haziran sayısında yayınlanmıştır.)

Paylaş X Facebook

Yorumlar 6

F fatma 01 Ocak 2012

SA...Biryerlere mesaj vermek isterken(ki onlar bu yazıları okumuyorlar zaten merak etmeyin)ta oralardan yani “endişeli modernler cephesinden” camianıza yeni katılmış kalpleri incitmeyin lütfen.Eminim onlar zaten üzülüyorlar, ayetlerden, ezanlardan, mezarlardan, başörtüsünden, namazdan niyazdan.. rahatsız oldukları boşa giden zamanlarına..
Bozulan sinirlerin yerini tefekkür ve düşünceye bırakmak Allah’ın nasibidir, kalıcı rahatsızlıklar ancak sizi rahatlatır..Hayret! ben onlarda görürdüm bu öfkeyi..ve hıncı...

Peygamberin taif dönüşünü hatırlatırım ve duasını da..En azından sizi taşlamadılar değil mi?
Saygılar..

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Fatma kardeşim ne öfkesi, ne hıncı... “O halde, Kur’an âyetlerini daha sıkça, daha yaygın olarak görünür kılma seferberliği başlatarak yaşadığımız bölgelerde “kalıcı rahatsızlıklar” meydana getirmeye var mısınız?” cümlesinden nasıl böyle bir sonuç çıkardınız?

“Kalıcı rahatsızlık”tan kastım, Kur’an mesajlarını toplumsal zeminlerde görünür kılarak, insanların dünya hayatıyla kurdukları aldatıcı bağları sarsmak, zihinsel konforlarını tefekküre ve Rabbe yönelişe tebdil etmektir.

Kısacası hınç ve öfke değil, merhamet söz konusudur burada...

Yoksa insanları inanç ve yönelimlerinden ötürü yargılayacak ve karşılıklarını verecek olan Rabbimizdir, bizler değiliz...

Y yasin aydoğan 01 Ocak 2012

ölüm bu, ne hükümdar tanır ne soytarı. herkesi aynı iştahla yutar....
ölümün bizi nerede ne zaman nasıl beklediği belli değil. iyisi mi biz onu her zaman her yerde bekleyelim...

I i.metin 01 Ocak 2012

DÜZELTME
Seminerde anlattığım ve Şükrü kardeşimin bu yazıya konu ettiği Başakşehirde yaşanmış olan hadisenin yaşandığı mekan konusunda bir yanlış anlama olmuş sanırım.
Tevbe 24. ayet ve Tekasur Suresini site içrisindeki caminin giriş kapısının yanındaki okuma panosuna asmıştım.
Birkaç gün sonra oradan kaldırıldığını gördüm, o zamnalar caminin bakımı ve hizmetinde olan rahmetli Ahmet amcaya neden indirildigini sorduğumda, cemattan bazılarının rahatsız olduğunu ve indirmek zorunda kaldığını söylemişti.
buradanda paylaşmak istedim, inşallah bu kezde rahatsız olan olmaz.

EUZUBİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM

De ki:
Eger babalarınız,oğullarınız,kardeşleriniz,eşleriniz,mensup olduğunuz oymak veya boy,kazanıp (biriktirdiginiz)mallar,kötüye gitmesinden kaygılandıgınız ticaret,hoşlandığınız konutlar size Allah’tan ve O’nun elçisinden ve O’nun yolunda kavga vermekten daha gönül bağlayıcı geliyorsa,bekleyin o zaman Allah iradesini açıga vuruncaya kadar; Ve (bilin ki)Allah günaha gömülüp gitmiş bir topluluğa asla hidayet etmez. Tevbe 24

TEKASUR SURESİ
Bir açgözlülük saplantısı içerisindesiniz.
Ta mezara girinceye dek (süren),hatta bunun sebebini de öğreneceksiniz.
Bunu bildiğiniz gün,içinde bulunduğunuz cehennemi göreceksiniz.
Zamanla büyük kat’iyet kazanacak bu biliş,o vakit hayatı ne yaptığınızı soracaklar size.

(Çeviriler: Muhammed Esed)

selametle...

N nevzat güven 01 Ocak 2012

değerli kardeşim zaten sorun da burada ya. müslümanım diyen insanların kurani bir düzeni ne kadar istedikleri... sözde değil özde müslüman olanlara selam olsun

E emetullah 01 Ocak 2012

Yazarın ''sizleri rahatsız etmeye geldim'' dediği kişiler toplumumuzda da mevcut. Ve iman iddiasında bulunan kişiler bunu yaşamıyla ispata kalktıklarında tepkilerde farklı değil. Küçük bir örnek ; artık insanların çoğunu cahiliyye örtüsü! rahatsız etmezken emrolunduğu şekilde takılan başörtüsü halen kötü bakışlara ve zaman zaman sözlü saldırılara sebep olmakta. Ayetleri yüreğine asan bir nesil bu ümmetin kurtuluşu olacaktır...

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.