İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Mehmed MAKSUT
Mehmed MAKSUT
19 Kasım 2011

Şahısları Kutsallaştırma Hastalığı ve Eleştiri

Kim olursa olsun yaşı, cinsi, unvanı, ilmi, kariyeri hiç fark etmez hak yolda doğrular ölçeğinde herkes her zaman eleştiriye tabidir. Müslümanlar bu hassasiyetlerini, ahlaki çerçevede, İslam’ın ilke ve kardeşlik mefhumlarına zarar vermeden birbirlerine göstermelidirler. Biz öncelikli olarak kardeşlerimize, âlimlerimize sahip çıkmakla ilk etapta sorumlu değiliz. Sorumlu olduğumuz ve sahip çıkmamız gereken Kuran’dır, Sünnettir, İslam’dır, Tevhittir. Âlimlerimiz buna aykırı şeyler yaptığı zaman eleştirmek; onlara sahip çıktığı sürece sahip çıkmak bizim asli görevlerimizdendir. Sahip çıkmak anlamadan eleştirmeden, sürekli yüceltmek değildir. Âlimlerin, ağabeylerin, ablaların, kardeşlerin varsa yanlışları ahlaki ilkeler çerçevesinde eleştirmek, hatalarını düzeltmelerine yardımcı olmak en büyük sahiplenmedir.

19 Kasım 2011 6 dk okuma 4,5B okunma
100%

Yaşadığımız toplumda çoğu zaman Müslümanlar Kuran ile yeterince donanmamanın eksikliğinden dolayı çevresinde olan biteni sorgulamadığı için birçok hatayı kanıksamıştır. Bu kanıksama üzerinden hayatlarını devam etmektedirler. Öyle ki bu hatalar yüzyıllardan beri süre geldiği için artık toplumun kimliğine, geleneğine ve inançlarına yerleşip kök salmıştır. Baştan beri İslam’la sağlam ve sağlıklı bir tanışıklık sürecine girmeyen insanlar, dünyalarını ve ahiretlerini belirleyecek olan İslam dinini birçok kereler dervişlerden, ermişlerden, alperenlerden, şeyhlerden vb kişilerden öğrenmiştir. Bu öğrenilenlerin çoğu da İslam’ın kitabi ve tevhidi ilmiyle değil de daha çok menkıbe ve hikâyeler üzerinden olmuştur. Bundan dolayı da bu kişiler İslam adına uydurulan birçok yanlış algıyı yaşantısında inanca dönüştürüp içselleştirmişlerdir.

Toplum olarak yüzyıllardan beridir genel anlamda ilme hakkıyla sahip olmayan Anadolu halkı, ilim insanı denilen kişilere konumlarından dolayı oldukça saygı göstermişlerdir. Fakat bu saygı gösterme süreç içerisinde birçok sıkıntının kaynağı haline gelmiştir. Bu meselenin etkileri günümüzde halen devam etmektedir. Kuran’ın istediği düzeyde bir bilgi ve bilince sahip olmayan halkı, maalesef âlim görünümlü din istismarcıları oldukça sömürmüştür. Bu sömürünün en kalıcı olanı inançların sömürülmesidir. Bu sömürünün kalıcılığı için reklamlarda, televizyonlarda, vitrinlerde bu şahıslar boy boy gösterilir. Devlet tarafından beslenilir. Sistemin bekası için onlar toplumu ayakta tutan gizil güçlerdir. Hakikati eğip bükmeden anlatan, yaşayan muttaki âlimlerimizi, değerlerimizi istisna tutuyorum. Onlar bizim için (bilgilenme açısından) kaynaktır.

Tabi burada bütün suçu bu istismarcılara atmak hakikati net görmemize engel olacaktır. Kendisi için yararlı gördüğü şeylere kafa yoran, uğraş gösteren insanlar nedense mevzu din, hakikat, adalet ve samimiyet olunca akıllarını birilerinin eline vermektedir. Böylece sorumluktan kaçarak topu başkalarına atmaktadırlar. Onlara güvenerek her dediklerini sorgusuz sualsiz kabul etmektedirler. Bu durumda “alan memnun satan memnun” mantığı oldukça hâkimdir.

İnsanların sorgulamadan teslim oldukları bu şahıslar, Kuran’ın dışında veya yanında bazı kitapları rehber edinerek Allah adına! İslam görünümlü bir din inşa ederler. “Dikkat edin sizi Allahın adıyla kandırmasınlar” ayeti dikkatlerimizin eksikliğinden dolayı toplumda her gün uygulana gelir. Birileri din adına, Allah’ın adına insanları kandırıyor. Bu bazen din adamları, bazen sözde Müslüman siyasetçiler, bazen ilahiyatçı sıfatlı şahıslar, bazen aydın entelektüel görünümlü kişiler, bazen şeyhler olur. Kimlikleri, sıfatları değişse de bunların yaptıkları ortaktır.

Dinini asıl kaynağından okumayan toplum ise maalesef çoğulculuk psikolojisiyle kendisine din adına sunulan her şeyi dindenmiş gibi kabul ediyor. Kuran’ı ve Peygamberi tanımadan farklı kaynak ve şahısların propagandalarıyla İslam’la tanışan insanlar; daha sonraki süreçlerde bu kaynak ve şahısların algısına göre Kuran’ı ve Peygamberi tanımlıyor. Bunun en önemli sebebi ise Kuran’ı bilmeyen, bilmek için de çok istekli olmayan bir toplumu istedikleri gibi evirip-çeviren önderler zümresidir. Tevbe suresinin 31. Ayette Kitabullah, “Allah'ı bırakıp da hahamlarını, rahiplerini Rab edinen insanları” dikkatimize sunmaktadır. Bu ayet yaşadığımız süreçte iyice anlaşılmalıdır. Zira bugün bu ayetin anlam derinliğine toplumda âlim, ağabey denilen birçok insan girmiştir.

Hayatlarını Kuran’a göre tazim etmesi gereken insanlar günümüzde çoğu zaman Kuran’ın yerine şahısları, şeyhleri, âlimleri veya başka kitapları koymaktadır. Burada bizim eleştirdiğimiz Kuran’a, Sünnet-i Seniye’ye, Nebevi Mücadele’ye aykırı hareket ve söylem ortaya koydukları halde insanların bazı kişilere sıfatlar yükleyerek yaptıklarını meşrulaştırma çabalarıdır. Oysaki Müslümanlar, kimliğine ve sıfatına bakmadan kim olursa olsun Kuran’a aykırı hareketler, söylemler ortaya koyan insanları ahlaki ilkeler çerçevesinde sorgulamada eleştirmede çekinmemelidirler. Maalesef bu durum son dönemde çoğu zaman gönül ve geçmiş birlikteliğinden dolayı bir hayli göz ardı edilmiştir. Âlim, ağabey denilen kimselerin de sonuçta bir beşer olduğunu, unutkanlık, yanılma, hata etme, bilememe, yanlış algılama gibi beşeri sıfatlarla malul olduklarını bildikleri halde onları bunlardan münezzehmiş gibi algılanmaktadırlar. Aşırı bağlanılan şahıslar daha sonradan mitleştirilip tercihler bu insanların tekellerine bırakmaktadır…

Allah'ın Resulü bile kendisine aşırı tazim edilmesini şiddetle reddetmiş, bana “Allah'ın elçisi ve kulu deyin” demişken ve Rabbinin kelamı karşısında oldukça mütevazi iken maalesef bugün peygambere varis olduğunu söyleyenler acaba ne haldeler. Peygamber kul iken, Rableştirilen sözde âlimleri kulluğa bile layık görmüyor, adeta ilahlaştırıyorlar. Peygamber mirasını maalesef, bu Din’in sözde varisleri ayaklar altına almışlardır! Oysaki Âlimlerin peygamberlere varisliği, âlimlere konfor ve dokunulmazlık değil aslında rahatsızlık getirmelidir. Peygamberin varisi oldukları için yerlerinde oturamayıp bu misyonu ayağa kaldırıp ihya etmeleri lazımdır.

Elbette ki her insan gibi “âlimlerinde, agabeylerinde hataları var ve kul hatasız olmaz.” Tüm bunları söylediğiniz zaman yukarıdaki söze hemen muhatap olursunuz. Elbette ki hatasız kul olmaz. Fakat bazı hatalar vardır ki söylenilip yapıldığı zaman kulluk diye bir şey bırakmaz. Bugün kulluğu zedeleyen birçok söz ve fiil maalesef toplumda âlim denilen birçok kişi tarafından söylenilip yapılmaktadır. Hatasız kul olmaz kabilinden yola çıkarsak, herhangi bir âlimin hatasını da sevabıyla beraber doğru kabul edecek değiliz. Biz elmayı seviyoruz diye içindeki kurdu da yemek zorunda değiliz. Burada şu hususa dikkat etmek gerekir. Muttaki âlimleri eleştirme konusunda ifrat yolunu tercih etmemeliyiz. Kur'an ve sünnet dâhilinde tespit ettiğimiz bariz hatalara da kılıf bulup kutsamamalıyız. Hem âlimlerin, insani zaaftan veya başka nedenlerden dolayı kaynaklanan hatalarını gün yüzüne çıkardığımızda, bu âlimler eğer hakkı yaymayı kendilerine amaç edinmişlerse bundan şikâyetçi değil, memnun olmalılar.

Biz İslam’ın genel çerçevesine zarar vermediği sürece şahısların bireysel kusurlarını örteceğiz ama bu örtme onu meşrulaştırma onu hiç görmeme ve hataları üzerinde yaşamaya terk etme anlamında anlaşılmamalıdır. Hele yanlışlar itikadı meseleler de ise ve bu meseleler, insanların hayatlarını şekillendiriyorsa bunları eleştirmek, sorgulamak imanımızın bir gereğidir. Kuran’ın dışında tüm kitaplar, peygamberlerin dışında tüm şahıslar eleştirilip doğrultulmaya tabidir. Bu anlamda peygamberlerin ve sahabenin güzel örnekliği ortadadır. Peygamber neden sahabesine birbirinize hakkı ve doğruyu tavsiye edin diye sürekli tavsiye ediyordu. Eleştirmek sahabenin birlikteliğini dağıtmıyordu. Ama ne acıdır ki bugün hak yolda yapılan bazı uyarı ve eleştiriler Müslümanların bazı zaaflarına yenik düşüp kopukluklara sebebiyet veriyor. Birilerinin kırılmaması için tevhidi ve İslam’ı ilkelerimiz kırılacaksa bırakalım da kırılan insan olsun. Eleştirilerle kopacaksa bir şeyle bırakalım kopan sahih değer ve çizgilerimiz değil eleştiriye tahammül edemeyenlerimiz olsun. Yeter ki İslami çizgiye bir şey olmasın, hakikat susmasın. Hiçbir yapıya, şâhısa, fikre, İslam’ın hassasiyeti, temel çizgileri kurban edilmemelidir.

Eleştiri noktasında İslam tarihinden bir güzel örnek bizim için oldukça manidardır: Hz Ömer’in mehir hakkında yaşadığı olay. Bir gün mescitte Hz Ömer mehir hakkındaki yüksek rakamdan şikâyetçi olur. Kadının biri oradan çıkıp o kadar sahabenin içinden ey Ömer Allah’ın sınır koymadığı bir hak hakkında sen nasıl böyle bir şey dersin diyerek itiraz ediyor. Hz Ömer kadının haklılığı karşısında “ben sahabeyim, peygambere o kadar şahitlik etmişim, halifeyim, emir-el mümininim, peygamberin istişare ettiği insanlardanım; sen nasıl bana bunu dersin, sen kim oluyorsun, yaşın kaç, tecrüben ne kadar, kimliğin ne, ilmin ne kadar, kadınsın kadınların erkeklerin yanında konuşması fitnedir, halife düşmanısın” demiyor. Müslümanlara zarar veriyorsun da demiyor. Âlim olsun cahil olsun doğru benimdir de demiyor. Kendisini sorguluyor ve hakikate teslim oluyor. Orada olan sahabe de hemen kovun bu kadını demiyor. Dinleyip sözün en güzeline taslim oluyorlar.

Kim olursa olsun yaşı, cinsi, unvanı, ilmi, kariyeri hiç fark etmez hak yolda doğrular ölçeğinde herkes her zaman eleştiriye tabidir. Müslümanlar bu hassasiyetlerini, ahlaki çerçevede, İslam’ın ilke ve kardeşlik mefhumlarına zarar vermeden birbirlerine göstermelidirler. Biz öncelikli olarak kardeşlerimize, âlimlerimize sahip çıkmakla ilk etapta sorumlu değiliz. Sorumlu olduğumuz ve sahip çıkmamız gereken Kuran’dır, Sünnettir, İslam’dır, Tevhittir. Âlimlerimiz buna aykırı şeyler yaptığı zaman eleştirmek; onlara sahip çıktığı sürece sahip çıkmak bizim asli görevlerimizdendir. Sahip çıkmak anlamadan eleştirmeden, sürekli yüceltmek değildir. Âlimlerin, ağabeylerin, ablaların, kardeşlerin varsa yanlışları ahlaki ilkeler çerçevesinde eleştirmek, hatalarını düzeltmelerine yardımcı olmak en büyük sahiplenmedir.

Ey RABBİM!

Âlimlerimize sorumluluk, müminlerimize aydınlık, aydınlarımıza iman, tutucularımıza anlayış, kadınlarımıza şuur, erkeklerimize şeref, yaşlılarımıza bilgi, gençlerimize asalet, hocalarımız ve öğrencilerimize inanç, uyumuşlarımıza uyanıklık, uyanıklarımıza irade, tebliğcilerimize hakikat, şairlerimize şuur, araştırmacılarımıza hedef, entellektüellerimize alçakgönüllülük bağışla." (ALİ ŞERİATİ)

Hakkı insanlarda aramayan, insanları hakka göre değerlendirenlerden olma duasıyla…

FESTEKİM KEMÂ UMİRTE

Paylaş X Facebook

Yorumlar 32

F fatma 01 Ocak 2012

“Hakikati eğip bükmeden anlatan, yaşayan muttaki âlimlerimizi, değerlerimizi istisna tutuyorum. Onlar bizim için kaynaktır.”

Son cümlenizden yola çıkarak;

Yegane kaynak Kuran-ı Kerim ve uygulayıcısı Hz.Peygamberdir.(Zira örnekliği gereği, hataları Allah c.c. tarafından düzeltilmiştir.)

İnsanlar şimdi doğruyu söyleseler dahi nihayetinde insandır ve yanılması mümkündür.Yarın öbürgün hata yapabilir.Geçmişte doğru söyleyen,ancak şimdilerde batılı savunanlardan anlayabiliyoruz bunu.Alimler kaynak görüldüğü için sorgulamayıp sapanları da...

“Onlar bizim için kaynaktır” cümlenizi çok da düşünmeden yazmışsınız gibi geldi bana.Zira sonunda ifade ettiğiniz kadın, halifeyi kaynak görse idi öyle demezdi.

Konuyu güzel anlatmışsınız,ama biraz dikkat! diye hatırlatmada bulunmaktır amacım.

Saygılar
Elinize sağlık.

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

Degerli fatma bacım

Elbette bizim yegane kaynagımız Kuran’dır peygamberlerdir.“Hakikati eğip bükmeden anlatan, yaşayan muttaki âlimlerimizi, değerlerimizi istisna tutuyorum. Onlar bizim için kaynaktır.” derken değişmeyen kaynak anlamında degil bazı meseleri anlama noktasında beslenme, fikir edinme kaynagıdır anlamında kullanmıştım. peygamberlerden ve kuranı kerimden başka hiçkimse yegane kaynak degildir. diger tüm şahıslar ve kitaplar bu iki kaynaga baglı kaldıgı sürece bizim için degerli ve beslenme kaynagıdır. alimlerin kuran ve peygambere uygun olan bilgi ve davranışlarıda bizim için yardımcı kaynaktır ama hiçbir zaman mutlak kaynak degildir. bunlar kuranın ve peygamberin önüne geçemezler

Yinede mümince bir vazifeyi yerine getirip yazının içeriğine uygun olarak bizleri uyardıgınız için Allah razı olsun sizden. duyarlılıgınız için teşekkürler...

H Hazin İNCİ 01 Ocak 2012

Allah emeğinin karşılığını kat kat versin Maksut abim. Rabbim cümlemizi yalnızca Hakk’a kulluk eden, yalnızca hakkı yaşayan ve yalnızca hakkı söyleyen ve söylemekten de çekinmeyen kullarından eylesin bizi.

Fatma bacıma sorusu için, Maksut abime de cevabı için ayrıca teşekkür ederim.

Jazakallahu Khayran

P PADİŞAH 01 Ocak 2012

Editörün Notu: Padişah adıyla yazan okuyucu, sizin hakaret etmekten başka bir sermayeniz yok mu?

S serhat toprak 01 Ocak 2012

fatma hanım’a

Sizce Mehmet kardeşimizin belirttiği muttaki ve muvahhid alimler bizim için kaynak olamaz mı? kuran’ın ve sünnetin dogrularına baglı kalarak ortaya koydukları bizim için delil olamaz mı?

Kuran tek kaynak degil temel kaynaktır. bu temel kaynak ışıgındaki diger kaynaklar da bizim için kaynaktır ve kullanılmalıdır. burada dikkat etmemiz gereken yanlışlara dikkat etmek ve dogruları yanlışlara kurban etmemektir. yanlışlıkları terkedip dogruları almaktır.

saygılar

F fatma 01 Ocak 2012

Konu ile ilgili yorumumu, parantez konmadan önce ve yazının aşılamak istediği ana fikre uygun şekilde yazdım Sn.Toprak.

Kaynak kelimesinin sözlükteki 1.anlamı esas alınarak söylenmiş bir ifadedir.Sizin ele alışınız 2.anlam dahilindedir ve zaten buna itiraz otomatikman alimleri ve Kuran’dan başka kitaplardan istifade etmeyi devre dışı bırakmak anlamına gelir. Böyle bir iddia sahipleri de sanırsam ne buralarda yazarlar, ne de yazılanları okurlar...İfade edilmek istenen bu değildir. Eğer sorunuza ve yorumunuzdaki fikre “hayır” diyeceğimi düşünüyorduysanız, ilk yorumumda yazının bütününe karşıt bir ifade koymuş olmam gerektiğini de öngörmüş olmalıydınız.

Ayrıca sorunuzun muhatabı benim yerime, cümlemi “elbette” şeklinde onaylayan yazı sahibidir diye düşünüyorum.

Selamlar.

Y yusufali 01 Ocak 2012

ŞAHISLARI KUTSALLAŞTIRMA HASTALIĞI VE ELEŞTİRİ Başlıklı yazınızı okudum.Şahısları tartışmaya kapalı birer tabu gibi görmek, dokunulmazlık zırhına büründürerek kutsallaştırmak tarih boyunca müslümanların en büyük hatası.Allame olarak bildiğimiz nice kimselerde büyük hatalar yapmışlardır.
Ancak M.Sait Hatipoğlu hocamız gibi müşahhas örnek vererek yazmanız daha iyi olur...

A ahmet 01 Ocak 2012

mehmet kardeş güzel bir yazı olmuş. şahıs isimlerini vermeden ana fikir eksenindeki eleştiri ahlakını her zaman önemsemişimdir.

eleştiri ahlakı olmadan eleştiri yapmak veya eleştiriye muhatab olmak bir çok zaman bir çok kişinin zaafıdır. birşeyler söylenildiğinde hemen öteki olarak degerlendirilip farklılaştırılıyorsun. oysa onlar sözü dinlerle ve en güzeline uyar ayeti çogu kere insanlar bencildir ayetindeki duruma yenik düşüyor.

eleştirmek için eleştiren şahıslarında bu konuda dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. bir de eleştirilecek konuya ne kadar hayız oldugumuz ve herşeyden öte eleştiri uslup ve usulumuz bu anlamda önemlidir. hikmeti kaybetmememiz gereken hassas bir alanında burası oldugunu ifade ederek yaptıgınız ve yazdıgınız yazıdan dolayı teşekkürlerimi sunarım

I i.metin 01 Ocak 2012

Emevi ve abbasi döneminden günümüze kadar kırılmaları iyi bilmek lazım.
Yatağında berrak alarak akan nehre yan derelerden karışan sularla bulanıklaşan su bize bugün berrak diye sunuldu.

Bir havuzun içine sokulan kolumuz veya sopa on onbeş derece açıyla kırılma olduğu gibi bize ulaşan islam böyle ulaşmıştır.

İmam ebu Hanife’nin dediği gibi “Bize değil bizim uyduğumuza uyun” sözü sorunu çözmek için yeterlidir.

İslam diye açılan yüzlerce kapı var günümüzde,Ancak Kuran kapısından girenler İslama girmiş sayılırar.Başka kapılardan girenler ise İslama girdiklerini zan ederler.

Emiril muminin Ömer dönemi için İslam tarihi yerine Müslümanların tarihi söyleseydiniz daha uygun düşecekti.

"Peygamber mirasını maalesef, bu Din’in sözde varisleri ayaklar altına almışlardır! Oysaki Âlimlerin peygamberlere varisliği, âlimlere konfor ve dokunulmazlık değil aslında rahatsızlık getirmelidir. Peygamberin varisi oldukları için yerlerinde oturamayıp bu misyonu ayağa kaldırıp ihya etmeleri lazımdır."

Bu önemli tespitleriniz için Rabbimiz ecrinizi ziyadesiyle versin diyorum. selamlar

S serhat toprak 01 Ocak 2012

fatma hanım’a

yaptıgınız açıklamadan dolayı teşekkürler.

R ramazan 01 Ocak 2012

s.a uzun bir süredir yazılarını takip edemiyordum sevgili kardeşim, makalende müslümanların kendileri için ciddi bir sorun olan kişileri kutsamak ve eleştiri konularını irdelemen kendi zaviyenden önemli bir konu olsak gerek,kanaatimce müslümanların öz’eleştiriye kapalı olmaları,kişileri kutsamak hastalıgını daha derinleştirecektir.bizler kişileri kutsamak hastalıgını konuşmamız gerektigi gibi eleştiriye tahammül etmemek sorununu da konuşmamız gerekir,kanaatim odurki müslümanlar eleştiriye kapalılar.

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

PADİŞAH mahlasıyla yazan arkadaş’a

eger yanlışlarımız varsa eleştirilerinizi yazmanız daha dogru ve faydalı olur. yoksa şahsımıza yönelik küfür ve hakaretler yöneltmek, birşeylerle itham etmekle dogrusunu söyleyeyim hiçbirşey elde edilmez. yaptıgınız ve yazdıgınız bir müminin ahlakına da uygun degildir...

hamdolsun bizler eleştirilere açıgız ve eleştiriler dogruysa sözü dinleyip en güzeline uyma olgunluguna da sahip oldugumuzu düşünüyorum...

A abdullah 01 Ocak 2012

mehmet kardeşim yazmış oldugunuz yazının günümüz müslümanları için çok önemli degerler içerdiğini kendi şahsım adına ifade edeyim. özellikle itaat kültürü üzerine yetişip herşeye olur diyen kimlikli insanların çogaldıgı bir süreçi müşahade ediyoruz. maalesef bu durumdan pek fazla kimseninde mzdarip oldugu yok. herkes elindekiyle yetiniyor. bu yetinme sonraki süreçlerde müstagniliğe götürüyor.

kimileri siyasetçilere, kimileri şeyhlere, kimileri ideolojilere kendi iradesini teslim etmiş. iradenin teslimiyeti aslında hayatın, yaşamın ve tercihlerin teslimiyetidir. dolayısıyla bir çok düşünce ve şahıs tarihten günümüze hep iradeler üzerinde tahakkümlerini kuararak kendi saltanatlarını devam ettirebilme maharetini göstermişlerdir. burada atasoy abininde sürekli bahsettiği irade özgünlüğü gerçekten önemlidir. iradelerimiz özgür mü olmalı özgün mü olmalı sorusu önemlidir. sizinde bazen ifade ettiğiniz gibi özgür irade yoktur özgün irade vardır. çünkü özgürlüğün kendisi yoktur ve hiç kimse özgür degildir. bu söylemden yola çıkan müslümanların son dönemde dillerine doladıkları özgürlük kavramına ben hiç anlam veremiyorum. müslüma teslim olan anlamına gelmiyor mu? evet diyecekler peki teslim olan nasıl özgür olur diye sordugumuzda efendim o anlamda degil savunmasına düşüyorlar. ama gerçekten özgürlük konusu hele de iradenin özgürlüğü gibi kavramlar bence gerçek neliği olmayan söylemlerdir.

yukarıdaki durumu yazınıza katkı sunma anlamında söylüyorum. çünkü müslümanlar vahiy ve vahyin kontrolunde olan peygamberlerden başka bir mercie sorgusuz baglanma hakları yoktu. bu oldugu an bir çok sıkıntı oluşur. zamanında bizler bunları yaşadık. yanlış biat kültürüyle baglanılan makamların müslümanlara çektirdikleri az degildir. hele de sizin gibi dogu da yaşamış ve olaylara bizzat şahit olmuş acısını görmüş kişiler bu durumu daha iyi anlarlar...

alimler mevzusunda türkiyede bir karmaşanın oldugunu belirtmek istiyorum. geçen risale tartışmasındaki yorumunuzda alim bilgin ayrımını açıkçası önemsiyorum ve buna yönelik bir yazı yazmanızında faydalı olacagını düşünüyorum. alimlerin uykusu cahillerin ibadetinden hayırlıdır diyerek alimler uykuya dalmış, alimliğin en önemli unsuru olan allahtan korkma unutulmuş, hakkı net söyleme terkedilmiştir. ve maalesef bugün alim denilince hep bu medyadik kişiler gelmektedir. dolayısıyla bunların söylemleriyle toplumlar yanlışlara kanalize edilmekte yanlışlara, haramlara aranılan meşruiyet kaynagı bu alim! denilen şahıslar üzerinden saglanmaktadır.

alimleri olmayan toplumların cahilleri çok olur...

saygılarımı sunar çalışmalarınızda başarılar dilerim

F fatma 01 Ocak 2012

Rica ederim Sn.S.Toprak.

Y yasin altun 01 Ocak 2012

sayın mehmet bey

siz bu yazılarınızla ne elde ediyorsunuz anlamıyorum. her yazınızda islamın önemli degerlerine çatıyor onlara karşı durmamız gerektiğin vurguluyorsunuz. önce tasavvufa çattınız, sonra risaleyi nura çattınız, üstad bediüzzamana çattınız, şimdide bizim için gökteki yıldızlar gibi yolumuzu aydınlatan alimlere çatıyor onları sorgulayın eleştirin diye teşvik ediyorsun. sonraki yazınızda kime çatacagınızı merak ediyorum...

ne elde edeceksiniz bu eleşrilerle. siz kendi yanınızda çok büyük bir iş yaptıgınızı zanediyorsunuz. sitedeki bazı okuyuculardandan olumlu olumlu cevaplar aldıkça daha da bir cesur davranıyorsunuz. fakat şunu ifade edeyim ki ilim erbabına zarar veriyorsunuz. zaten gitikçe ilim azalıyor. azalanlara da birde sizin gibi gençlerden bu tavırlar da gelince iş iyice kötüleşiyor...

sayın mehmet gençsiniz belki yaşınızdan ve bulundugunuz dönemden kaynaklanan heyecanlarınız olabilir. bizde bunları yaşadık. sizler ilimle ugraşanlara böyle yaklaşırsanız cahiller nasıl nasıl yapar.

bunları yazarken belkide beni anlamayacak hatta yorumu yayınlamayacaksınız. fakat bi kardeş olarak tavsiyem vaktinizi daha yararlı işlerde ve faydalı yazılarla geçirirseniz iyi olur

EDİTÖRÜN NOTU: Sayın okurumuz, yazarı “İslam’ın değerlerine çatmakla ”itham etmişsiniz. İnsanların mutlaklaklaştırılması, körü körüne taklit ve tâbiiyet, vahyiyle muhatap olmama, aklı kullanmama gibi yönelimler ne zamandan bu yana “İslam’ın değeri” oldu?

M metin 01 Ocak 2012

selam abi yazınızı uzun bir aradan sonra okudum. Meseleyi önemsiyorum. Selam ve saygılarımı sunarım

S Selahattin Baybars 01 Ocak 2012

Bir put kıran İbrahim (a.s.) olmak var, namazlarında putları nasıl kıracağının planını yapmak var; bunun için yazılar yazmak, konferanslar yapmak, eleştirmek şerh koymak, eleştirilmek, dinde sabırlı olmak, infaklar yapmak, cihadlar yapmak, hataları düzeltmek, hahamları rahibleri alimleri putlaştırmamak, yardım sever olmak, yeri geldiğinde güleç yeri geldiğinde sert olmak,birlik olmak, mücadeleden kaçmamak, her an herşeye karşı uyanık olmak, Allahın kutsallaştırmadığını kutsallaştırmamak, istikamet veren iman sahibi olmak var, vs.vs. ve en önemlisi geneli içine alan şirk koşmamak var.

Birde imanı ve aklı gereği gibi kullanmamak var.
Hangisini tercih edersiniz?
/
Mehmet Maksud kardeşimden Allah razı olsun..

R ramazan 01 Ocak 2012

hırsızın hiçmi suçu yok diyesi geliyor insanın,kavinin getirdigi yorum biraz bu kıssayı çağrıştırdı zihnimde.ortada bir sorun varsa bunun bütün müsebbiplerini masaya koymak gerekir.kanaatimce sorun alimlerin oldugu kadar,bunların yanlışlarına eyvallah diyen ilim taliplerininde suçu olsa gerek.bu sorunların git gide büyüdügü bir zamanda Alimlerin ve ilim taliplerinin birbirini hakka yaraşır bir tarzda birbirlerini eleştirmeye ne kadar da ihtiyaçları var... ELEŞTİRMEK BİR DAHA ELEŞTİRMEK..

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

Yasin Altun agabey’e

Öncelikli olarak yazımıza sunmuş oldugunuz yorumunuza sınav yogunlugundan geç cevap vermemden dolayı üzgünüm. Malum sınavların yogunlugundan dolayı insan bazen istenilen zamanda bazı şeylere yetişemiyor.

Yasin agabey öncelikle şunu ifade edeyim ki sizden ricam, bana “mehmet bey” diye hitap etmemenizdir. Bu bey kelimesinin yerine “kardeş” kavramını kullanmanız daha samimidir. Yok eger amacınız bu bey kavramıyla alaylamaksa ona diyecegim bir şey olmaz. Bey kavramı daha çok resmi ilişkilerde kullanılır. Burada resmiyete dair bir şey yok ve bizde samimiyeti barındıran kardeş kavramını kullanırsak daha iyi olur

Agabey ben bu yazılarda islamın degerlerine çatmıyorum. Aksine islamın degerlerini tahrif eden insanların yapılarını, düşüncelerini, yanlışlıklarını anlatmaya çalışıyorum. Bugün islami deger denilen ama aslında batıl ve uyduruk degerler olan bir çok düşünce ve deger maalesef müslüman toplumları adeta kuşatmış durumda. Bu kuşatma içerisinde müslümanlar bir türlü istenilen izzeti uyanışını gerçekleştirmiyor. Buna da sizin deger dediğiniz fakat islami anlamda pekte önemli olmayan yanlış deger algıları yol açmaktadır. Biz bu yazılarımızda islami degerlere, düşüncelere zarar verenleri tanıtıp okuyucu kardeşlerimizi bilgilendirmeye çalışıyoruz. Bunda elde ettiğimiz inşallah hayırdan başka bir şey yoktur.

Şunu ifade edeyim ki sizin deger algınız kuran merkezli tevhid eksenli bir algı degil. Tabi bunu söylerken küçümseme anlamında degilde meseleyi anlayıp tanımlama noktasında söylüyorum. Kuranın degerlerine, islamın degerlerine aykırı durumlar sergileyen, sözler söyleyen, tavırlar ortaya koyan kişi ve düşünceleri hiçbir zaman islamın degeri degildir. Siz bunlara eger deger diyorsanız yanlış yoldasınız ve kardeşiniz olarak deger algılarınızı tekrardan kurandan geçirme tavsiyesini size bulunuyorum. Bizim islami degerlerimiz vahyin belirlediği degerlerdir. Birileri şekilsel anlamda islama kendisini nispet edip bununla islama zarar veriyorsa biz buna karşı olmalıyız. Ayıca kardeş ben kimseye çatmıyorum. Yanlışı ortaya koymaya çalışıyorum. Tebliğ ediyorum. Bize düşen açıklamak ve anlatmaktır. Yoksa çatmak degildir. Hem insanlara çataçak vaktimizi tebliğe harcamamız gerektiğini düşünüyorum

ben tasavvufu, risaleleri, said nursiyi vahyin ve sünnetin degerleri merkezinde degerlendirdim. Yanlışlarını söyledim ve müslümanların bunlara dikkat etmesi gerektiğini ifade ettim. Varsa sizin argümanlarınız sunarsınız ve bizde bunun üzerinden tartışarak dogruya ulaşmaya çalışırız. Evet bugün tasavvuf, risale vb yapılar islamın sahih geleneginden beslenmiyor ve kendi özünde bir çok batıl ve hurafeyi besleyip yayıyor. Bunları kuran ışıgında islamı okumadınız için görmüyor veya görmek istemiyorsunuz.

Ben yazımda dikkat ederseniz alimlere degil alim denilen insanların yanlışlıklarına çattım. Ve bu yanlışllıkları yaptıkları halde insanların şahısları kutsallaştırıp onları takip ettiklerini, hatasıyala yanlışıyla baglanmanın insanı saptıracagını ve buna karşı duyarlı olmamız gerektiği söylüyorum. Yoksa yazımda alimler çattıgım yok. Hak yolda oldukça hakka hakkın ekseninde hizmet ettikçe sahiplenilmesi gerektiğini; yanlış yaptıgı zaman uyarılıp hakka davet edilmeleri gerektiğini söylüyorum. Gökteki yıldızlar dediler göge çıktılar, alimlerin uykuları cahilin ibadetinden hayırlıdır diyerek alimler uyudular, ne derse dogrudur yanlış yapmaz diyerek kutsallaştırdılar bu zümreyi. Oysa onlarda insan ve mevcut barındırdıkları ilim onlara bu imkanları degil aksine daha çok sorumluluk yüklemelidir.

yasin agabey bu dediklerimiz imanımızdan, inançımızdan kaynaklanmaktadır. Sürekli bu hakikatleri gençliğe bağlamak dogru degildir. Hem bu hakikatleri kim olursa olsun yaşlısı gençi farketmez kim söylerse sölesin hakikattir ve vazgeçilemz. Bunları yazmamız gençlik merkezli degil hakikat merkezlidir. Keşke bu gerçekler gençler arasında neşvunema bulsa da bir an önce bu yanlış hastalıklardan kurtulsak. Vaktimizi bu konulara ayırdıgımız için pişman degiliz ve bu konulara ayırdımız vaktin zayi olmadıgını aksine keşke daha çok ayırsak diye arzuladıgımızı ifade edeyim. Siz bunlara ayrılan vakti boş görüyorsanızda bizler bunun olmazsa olmaz olarak degerlendiriyoruz.

yorumlarınız konusunda endişe olmasın. Hakaret, yanlış itham, küfür ve aşagılayıcı unsurlar taşmadıgı sürece eleştirilere açıgız ve bu anlamda olumsuz ve yanlış dahi olsa yaptıgınız yorumlar yayınlanır. Hamdolsun biz bu anlamda eleştiriye açıgız. Varsa bir eksigimiz kusurumuz söylersiniz dogruysa bizde sözün en güzeline en dogrusuna uyarız. Lütfen sizlerde bu dediklerimizi kendi kalıbınızdan okumayın ve bürünmüş oldugunuz yanlış kalıp ve algılardan kuran ve tevhidi kitaplar okuyarak kurtulun. Bunun yaşı statüsü yok agabey. Bu anlamda yardıma ihtiyaç hissederseniz ister mail yoluyla, ister telefonla isterseniz başka yollarla yardımcı olabiliriz.

Saygı ve dualarımı sunarım…

Selametle kalınız…

K konyalı 01 Ocak 2012

sayın mehmet

risale yazınızı bir baska sitede okumustum. Sonradan takip ettim sızi. Size sunu söyleyeyim lafuguzaf ile nereye kadar gidilir. Söylenilenler söylemden öteye gecmiyorsa neye yarar söylermisin. Sizde seyyid kutubu, mevdudiyi vb kutsallastırıyorsunuz. Baskasının yaptıklarını sergilerken kendi yaptıgınızı da görün. Yapmadıgınız seyleri söylemeyin. İtaat biat olmadıgı icin herkes bir basını almıs gidiyor. Sonra islama zarar veren birileri varsa o da son dönemde artan sizin gibi modernistlerdir. Birkac kitap okuyup ahkam kesenlerdir.

Allah hakkı görmeyi nasip etsin...

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

KONYALI arkadaş’a

Sizleri allahın selamıyla selamlar hayırlı ve kuran yolunda bir hayat yaşamanızı dilerim. bu ele aldıgımız konu aslında risale yazımızda uzunca yaptıgımız tartışmanın sonuçu ihtiyaç olarak duyulup yazılmıştı. aslında o tartışmadan sonra şahısların merkezinde bir düşünce inşa edilip sorgulanmadan kuran ve sünnet ölçeginde degerlendrimeden insanların teslim oldugunu bunda da en büyük etkinin şahıslara olan aşırı güven ve düşünmeme oldugunu gördük. aslında risale yazısında bunu yazmayı düşünüyordum. fakat VAN da meydana gelen deprem sonuçu bölgeye gitmemiz oradaki kardeşlere yardım etme süreci daha sonra kendi bazı sıkıntılarımız ve sınavlar döneminin gelmesiyle birlikte biraz geç oldu. hayırlısı olsun...

konyalı abim/ablam, kimsenin lafu güzaf yaptıgı yok. siz eger bu dediklerimizi bu eksende degerlendiriyorsanız yanııyorsunuz ve gerçekten olayları gerçek anlamda okuyamıyorsunuz. benim lafu güzafla ugraşacak waktim yoktur ve hiç bir müslüman lafugüzafla ugraşmamalıdır. hele de davetçi kimliğe sahip olan insanlar bu konuya hassasiyet göstermelidir. yanlızca şunu söyleyeyim sizin bu yazıyı böyle degerlendirmeniz ve bizi bazı boş şeylerle itham etmenizi yadırgıyorum. acaba ne kadar tanıyorsunuz ve müslümanların sorunlarıyla ne kadar ugraşıyorsunuz. ugraşıyorsanızda acaba hangi eksende ugraşıyorsunuz. size göre bir şeyhe, cemaate vb gruba teslim olacan kurtulacan. işte bu mantık yüzyıllardan beri toplumumuza islam diye empoze edilip yayılmış. oysa teslim olmamız gereken yer şahısların dergahı tekkesi vakfı zihni ve kurumu degil islamdır, kurandır. tabii burada şu soru akla geliyor acaba islamı ve kuranı nasıl anlamışsınız o çok önemlidir. asıl sorun da burada kaynaklanmaktadır.

söylediğimizi ve yazdıklarımızı elimizden geldiğince yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyoruz. bundan şüpheniz olmasın. peki arkadaş sen nereden biliyorsun bu söylemlerin söylemden öteye geçmediğini. acaba ne kadar vakıfsınız bize. lütfen degerlendirmelerinizi daha insaflı yapınız. ve bizi sadece söyleyen yazan çizen olarak itham etmeyin. hamdolsun hedefimiz okuyup yazan olmak degildir. hedefimiz okuyup yaşayan olmaktır. inşşallah bu hedefimizden rabbim bizi şaşırtmaz.

şunu ifade edeyimki biz ne seyyid kutubu ne mevdudiyi ne ebu hanifeyi ne imamaları ne sahabeyi kutsamıyoruz. siz seyyid kutubu mevdudiyi kutsadıgımızı nereden çıkarttınız yaw. biz seyyid kutuptan mevdudiden vb şahsiyetlerden kuran sünnet ışıgında besleniyoruz. tabi bu beslenmeyi dikkat ediniz kuran ve sünnet ışıgında yapıyıyoruz. bu ışıgın altında ismi cismi cinsi kimliği kim olursa olsun faydalanılır. fakat faydalanırken şahıslara endeksi dogrular degilde vahye endeksli dogrular alınmaya çalışılır. bu şahsiyetlerden faydalanmamız bizi şahısları tabulaştırmaya, kutsallaştımaya ve degişmez kılmaya götürmemelidir. sahabeyede mezhep imamalarınada alimlerede vahyin merkezinden bakalım diyorum. bu vahyi merkeze hizmet eden ve bu merkeze aykırı unsurlar taşımayıp hizmet ettiği sürece alalım ama buna aykırı ve ters bir şey yaptıkları zaman da alimdir, sahabedir, imamdır diyerek kutsallaştırıp dediklerini almayalım.

islama zarar kimse vermez ama müslümanlara zarar verenler çoktur. bunlar günümüzde oldukça fazladır. ama şunu ifade edeyimki müslümanlara en çok zararı müslüman görünümlü fakat anlamamış okumamış yanlış okumuş insanlar vermektedir. gelenekçiliğin müslümanlara verdiği zararı hiçbir güç vermemiştir. müslümanlara zarar vermekten rabbime sıgınırım eger bir zarar vereceksem samimiyetle söylüyorum rabbimden canımı almasını temenni ederim. aziz kardeşim müslümanlara zararı maalesef sizi böyle kendi tekellerine tekkelerine kendilerine baglayıp sonradan uyduruk uyduruk mesnetsiz dellillerle söyleyip yapmanızı isteyen şahıslar vermiştir. ve bunlar bugün müslümanların ürettiği birer puttur. lütfen bunları böyle görün ve kendi elinizle inşa ettiğiniz putunuzu düşünce ve hayat boyutuyla yıkıp ibrahimce bir iş yapınız

biz modernist degiliz. müslümanız hamdolsun. rabbimizin belirlediği kimliğin önüne ve arkasına birşey koymuyoruz koymayacagız. her yanlışı sorgulayanı modernist olarak degerlendirmeniz dogru degil ve modernistleri tanımadıgınızı göstermektedir.

allah hakkı görmeyi duanıza bende aynen katılıyor ve aynısını sizin için canu gönülden diliyorum

selametle

R ramazan 01 Ocak 2012

kutsallaştırmanın her türlüsü kötü,nice put kıranlar arkalarından bir çok put yaparak yollarına devam ettiler,konyalı kardeşimizin maksut için yaptığı biraz agır bir eleştiri olsada bizim bir hakikati görmemize bir katkı sağladı, oda şudur seyyid kutub veya memdudi vb yazarları okuyup da yapacagımız bir yorum veya eleştiri yoksa bizlerde bu şahsiyetleri dokunulmaz listesine almışız demektir.artık ardına sıgındığımız şu sözleri bırakalım, tabi bunlarda beşerdir bunlarında hatası vardır sözleri miadını doldurmuş sözlerdir.tabi beşer olarak görüyorsak eserlerine ve fikirlerine yapacagımız eleştirilerle belli olur. konyalıyı biraz anlamak gerekmezmi?

K konyalı 01 Ocak 2012

yorumuma yaptıgınız acıklayıcı cevap için teşekkürler. yorumu ramazan adlı kişi agır diye ifade etmiş. benim ifadelerim yanlış anlaşılmış.

sayın mehmet, sizinle nasıl iletişime gecebilirim. bazı meseleleri size sormak istiyorum. eger mümkünse mail veya telefon verseniz olur mu. madem cevaplamaya açıksınız size zihnimde olan sorularımı sorularımı sorayım.

editörün notu: “konyalı” okuyucumuz yazar kardeşimizin maili: [email protected]. bu mail adresinden iletişime geçebilirsiniz

K kadim dostun 01 Ocak 2012

çok güzel bi yazı olmuş onu belirtmek isterim.Kardeşim sana bi sorum olacak iman mı akıldan önce gelir yoksa akıl mı imandan önce gelir bu soruyu hep merak etmişimdir kesin bi cevabının olduğunu sanmıyorum. En azından bana öyle geliyor bu noktada biraz yorum yapmanı isterim.Şimdiden teşekkkürler

I ismail 01 Ocak 2012

evet her alim hata yapar doğrudur.Ama alim sadece kuran ve sünneti baz alarak hareket ediyorsa bi alimdir. kuran ve sünnete göre hareket eden alimin hatası nasıl olur.Bu konu kafama takıldı.Selametle

R ramazan 01 Ocak 2012

benim konyalı kardeşime eleştirim var,sizim maksut kardeşimize yaptığınız şu söylemi:islam’azarar veren varsa oda sizin gibi modernsitlerdir. sözünü siz eleştiri olarak mı görüyorsunuz? biraz insafla düşünürseniz bizim söylediğimiz gibi ağır bir eleştiri oldu dersiniz.tabi sizin insafınıza bırakıyorum.maksut kardeşimden ricam ismail şahsının sorduğu şu soruya:kuran ve sünnete göre alim nasıl hata yapar. bende cevap bekliyorum, ve bir soruda ben ekliyorum seyyid kutup veya benzeri bir yazarın eseri okuyupta şu görüşü yanlıştır dediği noktalar varmı?varsa açıklık getirirse iyi olur.

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

ismail kardeş’e

öncelikli olarak bize yöneltmiş oldugunuz sorulara elimizden geldiğince cevap vermeye çalışacagım.

ismail kardeşimin “kuran ve sünnete göre alim nasıl hata yapar” sorusunda şöyle bir girişle cevap vereyim. alim vb insanlar hatayı kuran ve sünnete göre yapmazlar. çünkü kuran ve sünnette hata yoktur. kişiler kuran ve sünneti yaşama aktarırken insan olmanın özelliklerini üzerinde taşıdıgı için hataya düşebilirler. burada önemli olan hatanın boyutudur. bazı hatalar ve yanlışlar vardır ki itikadi meselelerle alakalıdır. ve ümmetin neredeyse gelecegini şekillendirir. bazı hatalarda vardır ki bireyseldir. kişinin şahsını ilgilendirir.

öncelikli olarak şunu ifade edelimki alim vb kişilerde insandır. ve rabbimizin nitelemiş oldugu olumlu ve olumsuz melekelere sahiptir. onlarda sonuçta kendilerini etkileyen bir egitim ortamında bir çevrede yetişmektedir. onların alim veya bilgin olması onlara noksansızlık, hatasızlığı kazandırmıyor. bazen onlarda eksik okuma, birinin gördüğünü görememe, duygusal davranma, bütününü okuyamama hatta çıkarcı davranma, nefsini öncelleme gibi bazı nedenlerden dolayı hakkı bildikleri halde yanlışa düşebilirler. önemli olan yanlışa düşmemektir. kuran ve sünnet zaten hayattaki hata ve yanlışları asgariye indirmek için birer klavuzdur. kişilerin yanlış ve hatalardan malul olmadıgını zaten ayetler söylüyor. mesela bir ayette allah müminlerin özelliğini sayarken “ onlar öfkelerini yutarlar” diyor. yani müminler öfkelenmezler demiyor. öfkelerini yutarlar diyor. burada öfkelenmek insanidir öfkeyi yutmak hayata taşımamak kuranın istediğidir.

kişi ve şahısların yaptıkları yanlış ve hatalarda iki kutuplu bir denge önemlidir. bir bize düşen görev iki hatayı yapan kişiye düşen görev. bize düşen görev onlara hakikat çerçevesinde ayetler ışıgında yaptıkları hataları inzar etmektir. eger alim dir diyerek yanlış yapmaz diyerek veya vardır bir bildiği diyerek kişileri temizleme operasyonuna giriyorsak o zaman biz hakikati kişilere kurban ediyoruz demektir. söylediğiniz dogru olduktan sonra yanlışların kisvesi kişiliği ve sayısı önemli degildir. bu anlamda kalem süresindeki bahçe sahipleri kıssası önemlidir. orada sabah erkenden ürünlerini toplamak isteyen kardeşler akşamdan kararlaştırıp fakirlerin yanaşmaması için plan yaparlar. aslında birkaç kardeşin içerisinde ortada olan bir kardeş hakikati biliyor ve alınan kararın yanlış oldugunu allahın bu durum karşısında razı olmadıgı söylediği halde kendisi çogunlugun yanlış kararına uyarak bildiği dogrudan bir an feragat ediyor. sabah bahçeye gittiklerinde bahçenin tarumar halini görünce dehşete kapılıyorlar. o esnada ortadaki kişi yanlış yaptıklarını söyleyip allahtan afu magfiret istiyor.

burada önemli olan bizim vahyi dogrularından vazgeçmememiz, bu dogrular ekseninde insanları kim olursa olsun uyarmamızdır. yanlış yapanlara düşen görev ise kendi yanlışlıklarını savunma, temize çıkarma degil insan oldugunun farkına varıp rabbinden af dilemektir.

ismail kardeş akıl- iman sorunuza sonraki sürecte cevap vermeye çalışırım.

selam ve dualarımı sunarım

R ramazan 01 Ocak 2012

teşekkür ederim...

M metin elçi 01 Ocak 2012

sayın mehmet maksut

madem meseleleri irdeleyeceksek bende sizin yazıya ek olarak bir soru sorabilir miyim. sorulara verdiğiniz cevaplar açıkçası bizi aydınlatıyor. ve sizin yaş itibariyle bunları konuşmanız ve yazmanızda oldukça mühimdir. sorum şu: Günümüzde İslâmî harekete aydının mı, ulemânın mı öncülük edeceği meselesi bazı kesimlerce tartışılmaktadır. Sizce aydın mı, ulemâ mı öncü olmalıdır? Öncü olması gerektiğine inandığınız aydın ve ulemânın bu ülkede somut bir karşılığı var mıdır? Bir başka söyleyişle aydının fonksiyonunu üstlenen ulemâ, ulemânın fonksiyonunu üstlenen aydın tipinin bu ülkede mevcûdiyetinden bahsedilebilir mi?

konunun aydınlanması ve bu meselelerin anlaşılıp saglıklı degerlendirilmesi için soruyorum. zira bu konular hep iç içedir.

bizlere bu konuları tartışma imkanı sunan islam ve hayata ve özellikle mehmet kardeşimize teşekkürlerimi sunarım

E ebu muhammed aydın 01 Ocak 2012

Eleştiriyi, yapıcı ve yıkıcı olmak üzere ikiye ayırırsak;
Yapıcı eleştiri, erdemli ve sorumluluk bilincini taşıyan insanların görevidir.
Yıkıcı eleştiri, gündemi kendisi ile meşgul etmek isteyenlerin işidir.
Bununla beraber birde, eleştiri cesaretini kendinde bulamayan-bulmayan her söyleneni doğru kabul eden zihniyet var.
Dolayısıyla eleştirel bir akıl inşa edemeyenler, dostlarının yanlışlarını kendisine doğru ilke kabul etmeye başlar. Haliyle o yanlışı eleştirerek düzeltme yerine, o yanlışa doğru bir elbise giydirir ve artık o yanlış onun vazgeçilmez doğrusu olur. Bu doğru zannettiği yanlışa eleştiri gelince tefrikalar ve hatta tekfirler baş göstermeye başlar.
Oysa eleştiri inşa olmaya, birleşmeye ve yürüyüşte yanlışlıkları gidererek hareket etmeyi sağlar. Nitekim kur’an’da: “birbirinize hakkı ve sabrı tavsiye edin” derken “biriniz diğerine tavsiye edin” dememiştir. Bu durumda tavsiyeleşmenin karşılıklı olduğunun bilincini vermektedir.
Dolayısıyla bu iş karşılıklı olacaksa, insan olan herkes bu işe dahildir. Bu durumda hiç kimseye(peygamberler istisna) dokunulmazlık zırhını giydirmemeliyiz.
Alim olsun, ağabey olsun, ustad olsun vs kişiler olsun bunların da insan olduğunu ve her insanın yanılgıya düşebileceğini unutmamalıyız.
edep elbisesini giyerek, şımarmadan, yermeden yapmalıyız eleştiriyi.
maksut kardeşim Allah razı olsun güzel bir yazı idi. Rabbim kalemine kuvvet versin.

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

degerli agabeyim ebu muhammed aydın

yorumunuzda çok önemli mesajlar ve hakikatler ortaya koymuşsunuz. özellikle aşagıdaya aldıgım konular çok önemli tesbitler. Allah razı olsun... sizden istiramımız böyle güzel tesbitleri bizlerle paylaşmanızdır.

Yapıcı eleştiri, erdemli ve sorumluluk bilincini taşıyan insanların görevidir.

Yıkıcı eleştiri, gündemi kendisi ile meşgul etmek isteyenlerin işidir.

Oysa eleştiri inşa olmaya, birleşmeye ve yürüyüşte yanlışlıkları gidererek hareket etmeyi sağlar.

M mehmet 01 Ocak 2012

aallah razı olsun. güzel konular değinmişsin dayımoğlu. allah kalemini daim etsin

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Mehmed MAKSUT — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.