İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Ahmet ÖRS
Ahmet ÖRS
23 Haziran 2009

Seküler Devrim Beklentisi

Türkiye’deki medya ve entelektüel kesimlerin İran ilgisi her zaman yoğun ve problemli olagelmiştir. “Molla” sözcüğünü alabildiğine olumsuz anlamda kullanarak peşin hükümlülüğü gönüllü bir şekilde üstlenen bu çevreler, olayları bir seküler devrim beklentisi, umudu içinde yorumlamaktadır.

23 Haziran 2009 3 dk okuma 4,1B okunma
100%

İran’da devrimin otuzuncu yılı oldukça sancılı bir sürece işaret eden gelişmelere gebelik yapacak gibi görünüyor. Çocukluğumuz İran devrimi süreciyle, İran-Irak savaşının hikâyeleriyle geçti. Babamız İran’a gidip gelen bir nakliyeci idi. Her gelişinde savaşı anlatırdı. Devrim yıllarında yaşananları da peyderpey kendi penceresinden bizlerle paylaşırdı. Şimdi benim çocuklarım farklı bir İran anlatımına muhataplar.

Allah, şüphesiz ki günleri insanların arasında döndürüp dolaştırmaktadır. Dün imtihanı kazananlar varken bugün kaybedenler olacaktır. Tabi ki bir bütün halinde kazanan ve kaybeden blokları belirlemek imkânsızdır ancak genel çerçeve hepimize bir kanaat verebilir.

İran’da yaşananların çok boyutlu olduğunu söylemeye gerek bile yok. İnkılâbın geçirdiği aşamalar, sosyal ve ekonomik politikaların halkta bulduğu karşılıklar, uluslar arası siyasetin İran’daki yansımaları hep birlikte bu süreci ortaya koymuştur. İran esas itibariyle iki kutuplu dünyanın iki başından biridir dense yeridir. Küresel kapitalist sömürgeci devletler bir yanda, her türlü zaafına rağmen egemenlerin belirlediği ilişkilere boyun eğmeyen İran bir diğer yanda. Bu kutup ilişkisini lâyıkıyla kavrayamayan toplumsal kesimler İran’da da muhakkak olacaktır. “Uluslar arası arenadaki rolün canı cehenneme, ben kendi işime bakarım” zihniyetindeki insanların varlığı bizi şaşırtmıyor. Dolayısı ile bütün mazlum halkların Ahmedinejad’a duyduğu sempati İran’daki sıradan bir kişi için anlamsız hale gelebilir. Bu bir tercihtir ve tercihler kitleselleşince daha önceden asla tahmin olunamayacak sonuçlar doğurabilir.

İran’da belli bir toplumsal kesimin yaşanan hayattan hoşnut olmadığı bu vesileyle belirgin bir biçimde ortaya çıkmıştır. Süreç iki tarafa doğru da işleyebilir: Yaşananlardan ders alacak bir Ahmedinejad yönetimi ve yeni uygulamalar; ya da bütün dünyayı saran ve Obama ile de sembolleşen ılımlı rüzgâra teslim olmuş bir yeni yönetim vizyonu. Bunlardan birinin yaşanması mümkün olabilecektir ancak insanlara dönük sarsıcı ve yaralayıcı fiili müdahaleler de kaçınılmaz gibi görünüyor.

Türkiye’deki medya ve entelektüel kesimlerin İran ilgisi her zaman yoğun ve problemli olagelmiştir. “Molla” sözcüğünü alabildiğine olumsuz anlamda kullanarak peşin hükümlülüğü gönüllü bir şekilde üstlenen bu çevreler, olayları bir seküler devrim beklentisi, umudu içinde yorumlamaktadır. İran halkının dini tercihlerinin tarihsel arka planını bilmeyen bu cehalet ve taassup ehli insanların doğru tahlil yapabilme imkânları eskiden de yoktu, bugün de yok, ilerde de olmayacaktır.

Seküler hayata kanamamak bir insan için ancak ziyan olup giden bir imtihan sürecidir. Bunu yapmak, başkaları için dilemek bize ne kadar da anlamsız ve acınası gelmektedir! Elbette Rabbimiz her şeyi görüp gözetleyendir. Avuçlarını ovalayıp duran emperyalistlerden Siyonistlere kadar her düşman Musavi’ye hayran değildir, İran’da taş atan o gençlere hayran değildir ancak onların açacağı deliği önemsemektedir. Musavi’nin sadece geçici bir sembolden öte bir işlevi olmayacaktır. Bir hareket adamı olsaydı eğer muhakkak şimdiye kadar kendisini tanır, takip ederdik. Çok boyutlu işbirlikçi mekanizmanın zavallı bir ayağı olarak kalacaksa eğer bu utanç kendisinin peşini ölene dek bırakmayacaktır. Rafsancanilerin her tarafa uzanan el ve kolları uluslar arası destekçileriyle beraber şimdilik Musavi üzerinden hesaplar yapıyor görünmekteler.

Çocuklumuzdan bugüne ve de muhtemelen ölümümüze kadar İran konuştuk ve konuşacağız. Çünkü ortadoğunun talihsiz halkları hâlâ Irak’ta, Pakistan’da, Afganistan’da, Filistin’de katil Amerika’dan, İsrail’den bombalar yedikçe kalplerimiz bütün Ortadoğu halklarıyla birlikte atacak.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 4

İ İlyas 01 Ocak 2012

İran’dan dünyaya yansıyan görüntüler, müslümanların yüreğini burkarken, emperyalist ve siyonist güçlerin iştahını kabrtmakta. Emperyalist güçler 30 yılın intikamı bu vesileyle alınabilir mi? Onun hesabı içindeler. Ancak İslam İnkılabı rehberinin Cuma namazı hutbesi sonrası, protesto gösterilerine katılımın çok cılız bir düzeye düşmüş olması onların heveslerinin boş olduğunu ortaya koymakta. Şunu unutmamak gerekir ki; İran bir melekler topluluğu değil, elbette. Bu nedenle bu tür toplumsal görüş ayrılıklarının, sosyal sıkıntıların ve uygulamalardan doğan rahatsızlıkların olması doğal. Doğal olmayan bu tür beklentilerden yola çıkarak bilerek yada bilmeyerek emperyalistlerin oyununa alet olmak.
Not: Selahaddin Eş’in hatırlatmasıyla “Musavi” değil, “Musevi”..

M Murat Kayacan 01 Ocak 2012

Hareket adamı olsaydı onu tanır takip ederdik demektesiniz. Musevi, İslam İnkılabının zaferinden sonra “Cumhuriyi İslami Partisinin siyasi bölüm başkanlığı ve bu partinin resmi yayın organı Cumhuriyi İslami gazetesinin yayın işler müdürlüğünü yaptıktan sonra bir süre Dışişleri Bakanlığı görevinde bulundu.
1981-1989 döneminde İran’ın son Başbakanı olarak görev yaptı. Aktif siyasetten sonra bir süre Terbiyet-i Müderris Üniversitesinde öğretim üyeliği görevinde bulundu (http://www.islamidavet.com/mir-huseyin-musevi-kimdir.html). Bilinirlik, tanınırlık açısından bu bilgiler yeterli sanırım.

Ş Şükrü Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Ahmet Örs’ün söylediği ile Murat Kayacan’ın cevap olarak yazdığı biraz farklı şeyler sanırım. Ahmet Örs, Musavi’nin (Musevi) bir hareket öncüsü olarak meydanda şimdiye kadar görünmediğini, bu alanda bir üretim ve gayreti olsaydı haberdar olacağımızı söylüyor, ki bence haklı. Musevi’nin uzun yıllar İnkılab’ın başbakanı olarak görev yaptığı (son başbakan) bilinen bir husus zaten. Fakat ne geçmişte başbakanlık yapmış olması, ne de öğretim üyeliği bir hareket adamı olmanın yeterli entrümanlarıdır.

H halit 01 Ocak 2012

iki kutbu şöyle izah etmemiz daha doğru olacaktır. sadece siyonist ve kapitalist diye sınırlandırmaktansa Allaha yönelenler ve Allahtan kaçanlar yeryüzü var olduğu sürece bu iki kutup var olacaktır.
“molla ,şeyh, ağa, imam, hacı” kelimelerinden asla aşağılanma olmaz aksine iftihar vesilesidir. Ağa- imam Humeyni, Şeyh Fadallah, Şeyh Ahmet Yasin, Hacı Musa, Molla Sadreddin gibi. Bu kelimeleri şerefli ve izzetlice sahip çıkalım.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Ahmet ÖRS — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.