İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06

Senin Qulhun Sana, Benim Qulhum Bana!

Herkesi bağlayıcı ortak bir kaynağa iman etmeyen Batılılar ve Batıya iman eden seküler kesimler için bu tür felsefi arayışlar tabii ki anlaşılabilir niteliktedir. Fakat, Âlemlerin Rabbi’nin öğüt alınsın diye kolaylaştırdığı apaçık kitabı Kur’an’a iman eden Müslümanlar arasında bu tür anlayışların etki uyandırıp taraftar toplaması olağan bir durum olmasa gerektir.

25 Mart 2011 5 dk okuma 10,4B okunma
100%

Yıllar önce yaşanmış bir köy anısıyla yazıya giriş yapalım… Rabbim selamet versin, akrabadan Çeşminaz hala, muhtemelen büyük bir heyecan ve gayretle İhlâs Sûresi’ni ezberliyor. Sûreyi doğru ezberleyip ezberleyemediğini teyid amacıyla da, o dönem Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü’nde öğrenim gören ve yaz tatili için köyde bulunan akrabadan bir gence, okuyuşunu dinlemesini rica ediyor.

 

Buraya kadar her şey yolunda gidiyor. Çeşminaz hala İhlâs Sûresi’ni bitirince, İslam Enstitüsü öğrencisi genç, kendisine okuyuşunda bazı hatalar olduğunu söylüyor ve doğrusunu okumaya başlıyor. İşte film burada kopuyor. Çeşminaz hala tepkisini şöyle ifade ediyor: “Senin qulhun sana, benim qulhum bana!”

 

Şüphesiz ki, bu güzel Anadolu insanı kendisine hatırlatılan gerçeğe karşı çıkıyor değil. Onunki, takdir beklerken eleştiri alması karşısında yaşadığı hayal kırıklığının anlık bir dışavurumundan ibaret.

 

Oysa bugün, “hakikatin göreceliği” varsayımına dayanan postmodern rüzgârların etkisiyle kimi çevrelerde gittikçe yaygınlaşan “Herkesin Kur’an’dan anladığı kendine!” şeklinde özetleyebileceğimiz bir yaklaşımla karşı karşıyayız ve bu yaklaşım sahipleri “Senin qulhun sana, benim qulhum bana!” söyleminde gayet iddialı ve ısrarlılar.     

 

Evet, insanlığa nizam verme iddiasındaki Batı aklının1, tıkanan ve hakikatin yegâne temsilcisi olma iddiası işlerliğini kaybeden modernizm sonrası için ürettiği postmodernizmin etkisiyle ortaya çıkan bu yaklaşım, son dönemlerde daha fazla dillendirilmeye başlanmış durumda.

 

Bilindiği gibi, içerisinde bulunduğumuz zaman diliminin popüler felsefesi postmodernizm, mutlak doğru kabul etmeyen, hiçbir konuda tek bir hakikatten söz edilemeyeceğini öne süren bir anlayışı ifade etmektedir.

 

Herkesi bağlayıcı ortak bir kaynağa iman etmeyen Batılılar ve Batıya iman eden seküler kesimler için bu tür felsefi arayışlar tabii ki anlaşılabilir niteliktedir. Fakat, Âlemlerin Rabbi’nin öğüt alınsın diye kolaylaştırdığı apaçık kitabı Kur’an’a2 iman eden Müslümanlar arasında bu tür anlayışların etki uyandırıp taraftar toplaması olağan bir durum olmasa gerektir.

 

Bu anlayış Müslümanlar arasında o kadar etkili olmaya başladı ki, artık herhangi bir konuda Kur’an’a atıf yapmak veya Kur’an’ın ölçülerini hatırlatmak, dayatmacılık ve diktecilik olarak yaftalanır oldu. Gündeme gelen bir konu hakkında Kur’an’ın ölçülerini hatırlatmak istediğinizde, bazı muhatapların gündeme getirilen âyetlerin mesajları üzerinde müzakere etmek yerine hemen söz konusu postmodern reflekse yönelip, “O sizin yorumunuz” diyerek işin içinden çıkıverdiğini görüyorsunuz.

 

Rabbimizin “Hablullah” olarak niteleyip topluca sarılmamızı emrettiği3 Kur’an’ın, Müslümanların ortak referansı olma özelliği ve bağlayıcılığı, “Herkesin Kur’an’ı kendine” şeklinde özetlenebilecek bu yaklaşımla zayıflatılıyor, etkisiz ve işlevsiz hale getiriliyor.

 

Bilindiği üzere bugüne dek Kur’an mesajının önündeki engel daha çok geleneksel din anlayışlarından kaynaklanan “Kur’an’ı herkesin anlayamayacağı” şeklindeki yaklaşımdı. Çoğu zaman muhatabınıza Kur’ani bir ölçüyü hatırlattığınızda, herhangi bir konuyla ilgili bir âyet-i kerimeyi referans gösterdiğinizde “Biz anlamayız, hocalar anlar!” mahiyetindeki tepkilerle karşılaşırdınız.

 

Bu anlayış şimdilerde büyük ölçüde aşıldı. Düne kadar Kur’an meâli okumayı sapma sebebi olarak gören birçok geleneksel anlayış sahibi çevre şimdi meâl okumayı teşvik eder duruma geldi. Artık Kur’an mesajının önündeki en güçlü engel geleneğin “Kur’an’ın anlaşılmazlığı” iddiası değil. Onun yerine, ölçüyü, postmodernizmin “hakikatin göreceliği” ölçüsüzlüğünde arayan, vahyin net ve apaçık ölçüleriyle modern ve postmodern kuramlara yaklaşmak yerine, söz konusu kuramlarla vahye yaklaşmayı yeğleyenlerin flulaşmış zihni algı ve duruşları Kur’an mesajının önüne dikiliyor.

 

Mesele öyle bir hal aldı ki, artık Müslümanlar arasında bile Kur’ani ilkeleri gündeme getiremez olduk. Herhangi bir konuda Kur’an’dan bir âyet okuduğunuzda “kendi yorumunu herkese dayatmak” gibi ithamlarla karşılaşıveriyorsunuz. Kısacası, aynı Kitab’a iman ettiğiniz bir insana o Kitab’dan bir ölçüyü hatırlatmanın alabildiğine zorlaştığı bir dönemden geçiyoruz.

 

Hatırlanacağı gibi, birkaç yıl önce Avrupa Birliği’nin isteği doğrultusunda resmî vesayet altındaki camilerde okunan hutbelerde, “Allah katında (yegâne geçerli) din İslam’dır…"4 âyet-i kerimesinin okunması yasaklanmıştı. Çünkü bu âyet-i kerime hakla bâtılın arasını kesin çizgilerle ayırıyor, “hakikatin çokluğu” ölçüsüzlüğü yerine, “hakikatin tekliği” ölçüsünü hatırlatıyordu. İşte, son zamanlarda postmodern rüzgârların etkisiyle yaygınlaşan “Herkesin Kur’an’dan anladığı kendine” yaklaşımı da, Kur’an’ın çizdiği açık ve net çizgilerin hakla bâtılı uzlaştırma çabaları karşısında oluşturduğu engeli ortadan kaldırmanın farklı bir versiyonu olarak işlev görüyor.

 

Eskiden “Abdestsiz dokunulmaz”, “Elimize alırsak saygıda kusur edebiliriz”, “Biz anlayamayız” gibi gerekçelerle ellerden, zihinlerden, kalplerden ve hayat alanlarından uzak tutulan Kur’an, şimdilerde apaçık ve kolaylaştırılmış bir hayat kılavuzu olduğu Rabbani beyanlarına rağmen, her okuyanın farklı sonuçlar çıkarmasına müsait bir felsefe kitabı muamelesine tâbi tutularak benzer bir işlevsizleştirilme operasyonuna maruz bırakılıyor. Kimi Müslümanlar da, insanlığın yegâne hidayet rehberi Kur’an’ı iddiasız ve etkisizleştirmeye yönelik bu yaklaşıma ortaklık edebiliyorlar.

 

Bilindiği gibi Kur’an mesajının ilk muhatabı Mekke toplumuydu ve Mekke oligarşisinin Kur’an mesajının topluma ulaşmasına engel olması için düşündüğü tedbirlerden biri Kur’an okunduğunda onu kaba gürültüyle bastırmaya çalışmak şeklindeydi.5 Günümüzde ise bu “gürültü”nün postmodern biçimleriyle karşı karşıya bulunmaktayız. Üstelik Kitab’a iman eden bir kısım insanın da kendisini bu rüzgârlara kaptırıp gürültücülerin söz konusu postmodern tamtamlarına iştirak ettiğini görmekteyiz.

Kur’an’ın her an hayata müdahil olması özelliğini ve Müslümanlar için nihai referans kaynağı işlevini pratikte devre dışı bırakan bu yanlış yaklaşıma karşı, Kur'an'ın Kur’an’la tanınıp tanıtılması için gayret göstermek gerekmektedir.

 


1. Burada, Bakara Sûresi 11-12. âyetleri hatırlamakta fayda var.

2. Kamer 54/17, 22, 32, 40, Hicr 15/1, Hacc 22/16, Şuara 26/2, Neml 27/1, Kasas 28/2, Yasin 36/69, Duhan 44/2

3. Âl-i İmran 3/103

4. Âl-i İmran 3/19

5. “İnkâr edenler dediler ki: ‘Bu Kur'ân'ı dinlemeyin, o okunduğunda gürültü edin, belki ona gâlib gelirsiniz.”(Fussilet 41/26)

Paylaş X Facebook

Yorumlar 6

A ADEMOĞLU 01 Ocak 2012

Allahın rahmeti üzerinize olsun kardeşim.
Kurana bakarken veya okurken ona resül gibi bakmayanların vay haline ki onlar okuduğunu ve anladığını zannnneddderrrler.
Sizin güzide tespitiniz ne güzel biz kitaba yaklaşımı dahi beçeremezken birde ahkam kesmiyormuyuz sonrada bocalaya geldiğimiz hayatı savunmak ve onu ben kitaplaştırdım demek yokmu!
Kuranı akım hocalarımızın bize nasıl anlamamız gerektiğini söylüyor sonrada habire yaşadığımızı sanmamız onun için bizi islam etmiyor ve hayatımız aydınlanmıyor.
Kitabullaha resulün bakışıyla bakmaya ne dersiniz haydi birde onu deneyelim ve göreçeğizki bizler islamı daha yeni tanıdık ve tanımayla çevremizide tanıyaçağız sonrada silbaştan LAİLEHE İLALLAH.

Ö ömer bitlis 01 Ocak 2012

Bu konularda beni en çok rahatsız eden; Allahın muradı ile kendi söylemini aynı olduğunu dayatanlar...

Bir konuda Allahın muradını yakalamış olsa bile bir insan Allahın muradı budur diyorsa yanlıştır.. İstediği kadar doğruyu söylüyor olsun...

M muhammed 01 Ocak 2012

Evet bence de Ömer Bitlis bey

Bir konuda Allahın muradını yakalamış olsa bile bir insan Allahın muradı bu değildir demelidir

Haklı da olsa kimse kimseye doğruyu dayatmamalı herkes istediği doğruya inanabilmeli ve bunu İslama nisbet edebilmelidir

Bize ne hakla batılın karışmasından!

S Selahattin Baybars 01 Ocak 2012

ŞERİ CEZALARDA SUÇLUYA İLTİMAS GEÇMENİN HARAMLIĞl

Konu ile ilgili ayet-i kerime

“Zina eden kadınla, zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız bunlara, Allah’ın dinini (tat¬bik) hususunda acıyacağınız tutmasın.” (Nur, 2)

Konu İle İlgili hadis

1770. Hz. Âişe’den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: Manzum oğullarından bir kadının durumu Kureyş’î üzmüştü. Kureyş topluluğu;
~“Bu kadın hakkında Rasûlullah (s.a) ile kim konuşabilir? Olsa olsa Rasûlullahın (s.a) sevdiği Usame b. Zeyd buna cesaret eder” dediler. Bu¬nun üzerine Üsame, Rasûlullah’a (f;.a) durumu arz etti. Rasûlullah (s.a);
—“Allah Teâlâ’nın sınırlarından birinin kaldırılması için devreye mi gi¬riyorsun? (Ey Üsâme)” buyurdu. Sonra kalktı, hutbe okudu ve şöyle buyurdu;
— Sizden öncekileri helak eden şuydu: İçlerinde soylu, hatırı sayılır kimse hırsızlık yaptığı zaman onu bırakırlardı. Eğer zayıf bir kimse hırsızlık ya¬parsa, ona cezayı uygularlardı. Allah’a yemin olsun ki, şayet Muhammed'-in (s.a) kızı Fatıma hırsızlık yapmış olsa, elini keserdim." (Buhârî ve Müs¬lim rivayet etmişlerdir).

Bir rivayette şöyle geçer: “Rasûlullah’ın (s.a) yüzü değişti ve; ”Allah’ın sınırlarından bir sınırın kaldırılmasında araya mı giriyorsun?“ buyurdu. Üsâme; ”Yâ Rasûlullah! Benim için istiğfar et“dedi. Râvi der ki: ”Sonra Rasûlullah (s.a) emretti ve kadının eli kesildi.
Hadiste geçen Mahzum kabilesine mensup olan kadının adı; Fatıma binti Esved b. Abdi’I-Esed’dir. Hırsızlık olayı Mekke fethi esnasında vuku bulmuştu.
Hadis, hırsız; erkek olsun kadın olsun elinin kesileceğine delil oluyor. Yemin istenmediği halde, büyük bir iş hakkında yemin etmek müstehabdır. Hadlerin tatbikinde şefaat yoktur. İmama olay ulaştıktan sonra araya gir¬me yasaktır, imama ulaşmadan önce ise ekseri alimlere göre; şayet şefaat olunacak kimse şer sahibi ve insanlara ezâ veren kimse değilse araya girip barıştırmak caizdir.
Had gerektirmeyen masiyetlerden ise önceki şarta uygun olarak şefaat etmek caizdir.
Allah’ın hükümleri ve hadleri önünde şerefli ile şerefli olmayan müsa¬vidir (eşittir). Dine muhalefet hususunda, akraba ve yakınları kayırmamak gerekir.
Şer’ân takdir edilmiş hadler değiştirilemez.
Hadisteki Mahzum’lu kadının eli kesilmiştir. Kadın daha sonra böyle kötü hareketlerden vazgeçmiş ve evlenmiştir.


3) Buhari; Kitab’ul-Enbiya, Kitab’ul-Hudud..; , 1688
İhsan Özkes, İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık: 6/114.


***/***

GEÇMİŞ İLE BU ZAMAN ARASINDA BİR FARK YOK Alimler ve fakihler, sultanın padişahların halifelerin emirlerin emri altında olmuşlardır onların etkisi altında kalmışlardır, şimdikiler ise batı düşünürlerinin söylediğini yani Pavlusun söylediğini söylüyor ve yapıyor ve batı çıkarları peşinde koşuyorken müslümanım diyerek toplumu batıl yönde değiştirmek ve başkasının ilahlığı/etkisi altında olmak göreceli bir yaklaşımın kötü sonuçlarından biri olsa gerek. Kafirlik bu olsa gerek/ gizli hristiyanlık bu olsa gerek.

M Maksut Değirmen 01 Ocak 2012

Kaygılarınıza katılmamak elde değil Allah razı olsun son dönem hastalığını güzel özetlemişsiniz.Erhan kardeşimin makalenize getirdiği yorumda çok anlamlı olmuş bu ayeti hiç böyle düşünmemiştim.
Allaha emanet olun.

N necmi tosun 01 Ocak 2012

“Hak bir söz ile batıl bir mana kast ediyorlar”Hz.ALİ
makalenizi okuyunca Hz.Ali’nin Haricilere karşı sarf ettiği bu söz aklıma geldi paylaşayım istedim.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.