İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
10 Aralık 2010

“Seyyid Kutub’u Aşmak” Söylemi

Bugün Seyyid Kutub’u aşmaktan söz edenler, maalesef bu ölçü ve ilkeleri daha iyi anlamaktan, değişen şartlara bu ölçü ve ilkelerle nasıl cevap verileceğinin mesele edinilmesinden söz etmiyorlar. “Kutub’un, kanı pahasına üst üste koymayı başardığı tuğlaların üzerine daha fazlasını nasıl koyabiliriz, arada eksik bıraktığı, yanlış dizdiği tuğlaların yerini nasıl doldururuz” arayışı değil bu söylem sahiplerinin yaptığı.

10 Aralık 2010 4 dk okuma 12,8B okunma
100%

Son dönemlerde, Seyyid Kutub’un fikirlerinin miadını doldurduğu, yeni süreçlere cevap vermekten uzak olduğu ve bu sebeple artık aşılması gerektiği yönünde sıkça karşımıza çıkan bir söylem var.

 

Kutub’un fikirlerinin Abdunnasır dönemi Mısır’ının tarihsel şartlarında geliştiğini ve bugün farklı coğrafya ve şartlarda yaşayan Müslümanlara hitap etmekten uzak olduğunu öne sürenlerin yanı sıra, daha ileri gidip Kutub’un günün şartlarına uygun bir hareket fıkhı oluşturulmasının önünde engel teşkil ettiğini söyleyenler bile çıkıyor.

 

Bu çerçevede “çeviri kitaplarla oluşturulan hareket fıkhı” şeklinde bir niteleme yapılmakta ve bu “hareket fıkhı”nın değişen dünya şartlarını algılamaktan uzak, bu şartlara cevap üretme ve buna uygun yeni stratejiler oluşturma yeteneği taşımayan zaaflı bir yaklaşım olduğu iddia edilmektedir. Özellikle son anayasa değişikliği sürecine bizzat iştirak eden bazı Müslümanların, bu tür söylemlerle yeni konumlarını savunma çabası içerisine girdikleri gözlenmektedir.

 

Bilindiği gibi Seyyid Kutub’un Kur’an’a yöneliş çizgisinde ulaştığı son noktayı ifade eden ve yazıldığı dönemde çok büyük etki uyandırmasının yanında bugünü de etkilemeyi sürdüren temel eseri “Yoldaki İşaretler” kitabıdır. Zaten Kutub, Abdunnasır diktasınca bu kitabından ötürü, kitabın toplumda büyük bir yankı uyandırması sonucu idam edilmiştir. Dolayısıyla “Seyyid Kutub’u aşmak” söylemi pratikte “Yoldaki İşaretler” kitabında savunulan tezlerin bugün için bir karşılığa sahip olmadığı, miadını doldurduğu iddiasına tekabül etmektedir.

 

Peki Seyyid Kutub “Yoldaki İşaretler”de ne demektedir? Bugün İslam dünyası için yeni dönemin ideolojisi olarak öngörülen “dine saygılı laiklik” modelinin inşasına çeşitli gerekçelerle destek veren Müslümanlarca, aşılması gerektiği dile getirilen Kutub’un, temel tezleri nelerdir?

 

Yoldaki İşaretler’i okuyan bir kimse, bu kitapta şu temel yaklaşımların öne çıktığını görür:

 

1 - İslam adına tarihsel süreçte oluşturulmuş olup babadan evlada devredilerek yaşatılan geleneksel kabullerden ve batı sekülerizminin ulusçuluk, laiklik, liberalizm, kapitalizm, sosyalizm, demokrasi gibi ideolojik formlarından arınma ve Kur’an’a dönüş çağrısı.

 

2 - Toplumsal ve siyasal alanda kurumsallaşmış İslam dışı yapılardan (cahiliye), fikri ve ameli planda ayrışmak ve İslam’la cahiliye arasındaki sınırları belirginleştirmek.

 

3 – Ümmetin çözüldüğü, bugün için bir ümmet yapısından söz edilemeyeceği ve ümmeti yeniden inşa etmenin yolunun da öncü Kur’an neslinin inşasından geçtiği.

 

“Yoldaki İşaretler”in, üç maddede topladığımız bu temel tezlerin açılımlarından ibaret bir kitap olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu kitapta, ne 60’lı yılların Mısır’ının siyasi şartları ele alınıp bu şartlar özelinde bir siyasi strateji ortaya konulmakta, ne de belli bir siyasi oluşumun yol haritası belirlenmeye çalışılmaktadır. Üzerinde durulan ve dile getirilmeye çalışılan, doğrudan doğruya Kur’an’ın toplumsal dönüşüme dair temel ölçü ve ilkeleridir.

 

Bugün Seyyid Kutub’u aşmaktan söz edenler, maalesef bu ölçü ve ilkeleri daha iyi anlamaktan, değişen şartlara bu ölçü ve ilkelerle nasıl cevap verileceğinin mesele edinilmesinden söz etmiyorlar.

 

“Kutub’un, kanı pahasına üst üste koymayı başardığı tuğlaların üzerine daha fazlasını nasıl koyabiliriz, arada eksik bıraktığı, yanlış dizdiği tuğlaların yerini nasıl doldururuz” arayışı değil bu söylem sahiplerinin yaptığı.

 

Kutub’un dile getirdiği “İslam – cahiliye uzlaşmazlığı ve çatışması”, “fikren ve amelen cahiliyeden ayrışmak”, “Kur’an nesli öncülüğünde İslam toplumunun inşası ve vahye dayalı İslam adaletinin hakim kılınması” gibi, İslam dünyası için öngörülen “dine saygılı laiklik” modeliyle örtüşmeyen Kur’ani ilke ve ölçülerin gündeme getirilmemesi, bu tür, Müslümanların küresel ve yerel sistemlere entegrasyonuna engel olan ilkelerde ısrar edilmemesi temin edilmek isteniyor.

 

Ne diyordu Seyyid Kutub Yoldaki İşaretler'de: "Bu yolda atılacak ilk adım, bu cahili toplumun değerlerinin, anlayışlarının üzerine çıkmak, bunları aşmaktır. Yolda, onunla buluşmak için değerlerimizden, anlayışımızdan az ya da çok, kesinlikle taviz vermemek gerekir. Kesinlikle Biz ve o, yolun ayrı ayrı noktalarındayız. Onunla birlikte bir adım atarsak, bütün yöntemi kaybederiz, yolumuzu kaybederiz..." (Seyyid Kutub, Yoldaki İşaretler, Sh. 25, Özgün Yay.) 

 

İşte Kutub'un, İslam'la cahiliye arasındaki tüm uzlaşma arayışlarının beyhude olduğunu, iki anlayış arasında orta bir yol bulmanın imkânsızlığını dile getiren bu tür cümleleri, günümüzdeki entegrasyon süreçlerine dahil olanlarca hazmedilemiyor, yeni tutumun önünde bir engel olarak görüldüğü için "Kutub'un aşılması" bir moda söylem olarak yaygınlaştırılıyor. Oysa Kutub'a ait şu yukarıdaki paragraf, Kur'an'ın ilk mesajlarının özetinden başka bir şey değil. 

 

Şunu belirtmek gerekir ki, Müslümanlar mirasyedi gibi hazırı tüketmekle asırlar geçirmek yerine, her dönem bir öncekinden daha fazlasını üreten insanlar olmayı ve taş üstüne taş koymayı bilmelidirler. Bu anlamda Seyyid Kutub tabii ki aşılmalıdır. Lakin bu, Kutub'un İslam-cahiliye uzlaşmazlığı konusundaki Kur'ani ölçüleri bu çağın idrakine söyleme çabasından geri gitmeyi değil, bu çabayı daha ileri taşımayı gerektirmektedir.

 

Seyyid Kutub’u aşmak adına bugüne değin, cahili sistemlere entegrasyon süreçlerine dahil olmakla, şiddetkörü tekfirciliğe savrulmak şeklinde iki uç yaklaşımdan başka bir netice hasıl olmamışsa, demek ki Seyyid Kutub’un aşılmasından önce anlaşılıp anlaşılmadığını konuşmamız gerekiyor.

 

Bir sonraki yazıda "Seyyid Kutub nasıl aşılır" sorusunun cevabını vermeye çalışalım inşaallah. 

Paylaş X Facebook

Yorumlar 14

F fikret 01 Ocak 2012

yoldaki işretler kitabını elimize aldığımızda,tamam ben bunu biliyorum.trafik le ilgili olsa gerek dersek.yeni yazılanlara Allah bilir ne deriz.müslümanlar olarak,geçmişimizi iyi kavrayıp günümüze uyarlamak kolay.kavrayamayan samimi insanlara ulaştırmak ise çok zor.bunlar üzerinde bir atılım yapıp,kabuklar kırmak,kendini yetiştirmiş öndekilere de farz olsa gerek.Allah razı olsun sa

Y yusuf haksözlü 01 Ocak 2012

O günün şartları,Mısır’ın şartları,bu günün şartları,Türkiye 'nin şartları,fıkhın şartları,geçim şartları,beşe inmiş islâmın şartları vs... vs..
Bazıları İllâ bahane aryacaklarsa;şartların sayısı hiç bitmez.Hadi bir an olsun bu saydıklarımızı bir kenara bırakalım;Kur’an ve O Kur’an’ın yürüyeni Olan “Usvet’ül Hasane” olan Elçisinin şartlarını nasıl görmezden geleceğiz.

N necati türkoğlu 01 Ocak 2012

seyyid kutubun inancını oluşturanın kuran olduğunu kimsenin unutmaması gerekir. bu uğurdada canını feda etmiştir. onu aşmak için, onun inancından daha üstün inanca sahib olmak gerekir. onu aşmak için, canından daha kıymetlisini feda etmektir. eğer varsa böyle bir yiğit, meydana çıksın bizde onu alnından öpelim. seyyid kutubu aşmak değil, olsa olsa onunla yarışılır .yarışmakta olan müslümanların halinide görüyoruz. şükrü kardeşim allaha emanet olun güzel bir yazı ve konu selamlar

I ilyas metin 01 Ocak 2012

Şehid Seyyid kutubtan en çok bahseden kimilerinin seyyid kutubu hiç anlayamadıklarını da farkediyoruz, sisteme eklemlenerek mi kutubu aşacaklarmış,
böyle söyleyenler onu aşmak şöyle dursun kutubun çizgisinde durabilseler yeter.

şükrü kardeşim Allah razı olsun vahy çizgisinde sapma göstermeyen Seyyid kutubun yanında durduğun için.

necati türkoglunun yorumu için de teşekkür ediyorum. Allahın rahmeti ve cenneti şahit ve şehidin üzerine olsun.
selamlar

H hüseyin alan 01 Ocak 2012

BAŞLIĞIN İHSASINA İTİRAZ

Konu başlığında ihsas edilen niyete, itiraz etmek istiyorum. “Seyyid Kutub”u aşmak, anlatmaya çalıştığınız gibi, “masum” bir kullanış değil. İfade, dışa vurulan niyetleri izhar ettiği için, kötülüğe teşebbüsten elelştirlmili! Şükrü kardeşim ironi tarzı değerlendiriyor ve bu tür düşünüşü haklı olarak eleştiriyor ama, bu giriş, yanlış anlamayı da besleyebilir.

Hz. Adem’den bu yana süregelen bir tarih çizgimiz var bizim, “sahih” olan “hat” dediğimiz, o yolda devam edenlerle sürüp geldi, ve de kıyamete kadar devam edecek olan çizgidir, devam ettiricilerle devam edecek olan. Ecirleri verici olan, dinin de sahibi Allah’dır. Bu yolda kim ne kadar katkı yaptıysa, hepsine selam ederiz. iyi ki de vardılar ve bize kadar ulaştırdılar bu çizgiyi.

Bizlerden hiç biri “türedi” değildir, peygamberler bile öyle değil iken bize ne oluyor da böylesi bir iddiayı dillendirebiliyoruz! Kim bu yolda ise, kendinden öncekilerin bir biçimde devamıdır. Bizler, biribirimizi aşmayız, aşmak gibi bir niyet de taşımayız. Böyle bir şey de olmaz zaten. Bu iş “sidik” yarışı değil ki?

Ancak, biribirini takip edenler olarak, geçmişten alınan birikimi güncelleştirir, devamına katkı sağlarız. Kimi dönemlerde, kim ülkelerde şartlar farklılık gösterse bile, ki onların çoğu ayrıntıdır esasa ait değil, her nesil gücü oranında, becerebildiği kadar katkısını sağlar ve gider. Bu bazı nesillerin daha becerikli olduğu, bazılarının da olamadığı bir sürekliliktir. Kaldı ki, başarı denilen “izafi” kavram, neyi ne kadar doğru değerlendirmemize yardımcı olacaktır, o da ayrı.

Tersinden baktığımızda, başlıkta da ihsas edildiği gibi, her devir adamları birbirini aşmaya kalkarsa, bu da gülünç bir durum olur ya, maalesef modern düşünüş ve akıl yapısı da budur zaten, geçmişi sıraya dizer, her salih kulu olduğu gibi her peygamberi de aşar geçeriz. Bu bakışla, en son sıranın kime geleceği bellidir artık, nihayet günümüzdekilerin kimileri o noktaya gelip “Allah’a” bile din öğretmeye başlamadılar mı?

Haddini bilen, kulluğunu ve aczini idrak edenler, bu lafları ederken bin kere düşünmeli. Kim neyi aşıyor, sen kimsin ben kimim, “tombaladan” mı çıktık bizler? Özel insanlardık da, anamızın karnında mı öğrendik bu işleri? Bu işlerin “kitabını” yazar olduk da, bizlerden sorulur hale mi geldi bu işler, nedir? Daha Kemalizmin “K” sına yaklaşamayanlar, onunla hesaplaşma adına bir adım atmamış olanlar, “küllük” de oynayıp parmağını cama kestirenler, bir de kalkıp Kutub’u aşacak, ağlayalım mı, gülelim mi?

Bu tarz bir düşünüş, geçmişte hiç bir alimde, sorumluluk taşıyan bir mücahitte olmadı, oysa onlar arasında birbirlerine zıt görüşler savunan öyleleri vardı ki, buna rağmen hepsi haddini bilir, gerekli tevazuyu göstermekten geri durmazdı. Ne biçim iştir, anlayan varsa bize de izah etsin!

S SİNAN 01 Ocak 2012

SEYYİD KUTUB’u aşmak.bilmem bunu kimlerin söylediğini lakin bunları söyleyen bizim kardeşlerimizse,bu kardeşlerimiz SEYYİD KUTUB’u anlamamışlardır.İSLAMda cahiliyeyle uzlaşma yoktur.SEYYİD KUTUB bunlara örneklerden biridir.Burada olayı kişilere isnad etmemek gerekir.Ör:O kişinin düşüncelerini aşmak,burada ne ifade edilmek isteniyor.Düşünceleri neyi benimsiyor.BİLAL-İ HABEŞ’i,YASİR BİN AMMAR’ı da düşünsünler bunlar bütün zorbalıklara rağmen İSLAM’ın özünden aşmak gibi saplantıya düşmemişler.UNUTMASIN BÖYLE DÜŞÜNEN KARDEŞLERİMİZ:SEYYİD KUTUB DÜŞÜNCELERİNİN ÖZÜNÜ KUR’ANDAN ALMIŞTIR.

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Yazıyı okuyup yorumlarıyla katkılarını ve eleştirilerini ifade eden kardeşlere teşekkür ediyorum.

Hüseyin abinin eleştirisine gelince, öncelikle bu eleştiriden faydalandığımı ve yazıdaki bir paragrafı, bu tür bir anlaşılmaya müsait olduğu için tashih ettiğimi belirtmek isterim. Bununla birlikte yazıda "Bugün Seyyid Kutub’u aşmaktan söz edenler, maalesef bu ölçü ve ilkeleri daha iyi anlamaktan, değişen şartlara bu ölçü ve ilkelerle nasıl cevap verileceğinin mesele edinilmesinden söz etmiyorlar. 'Kutub’un, kanı pahasına üst üste koymayı başardığı tuğlaların üzerine daha fazlasını nasıl koyabiliriz, arada eksik bıraktığı, yanlış dizdiği tuğlaların yerini nasıl doldururuz' arayışı değil bu söylem sahiplerinin yaptığı.“ gibi cümlelerle dile getirmeye çalıştığım gibi, ”aşmak"tan kastın ne olduğunu sorgulayıp, bu konudaki tartışmalara bir katkıda bulunmak gayesiyle yazdığım bir yazı bu.

Yazının sonunda da belirttiğim gibi inşaallah bir sonraki yazıda bu konuda bana göre doğru tutumun ne olduğunu ifade etmeye çalışacağım.

C Coşkun Uzun 01 Ocak 2012

Üretmek veya Tüketmek diye tanımlanan bir olgu vardı.

Üretmek olumluluk ve verimliliği, engelleri aşabilmeyi, tıkanmamayı, vazgeçmemeyi, pes etmemeyi, çözüm için çıkar yol ve pratikler geliştirebilmeyi ifade ederken;

Tüketmek ise basmakalıpçılığı, birilerinden veya geçmişten, bazı konu, kişi ve değerlerden geçinmeyi yani onları istismar edip sömürerek var olmayı ifade ediyordu.

Sanırım burada rahmetli şehidimiz Seyyid Kutub’u aşmayı isteyen, aşılmasını mesafe kat etmek ve bizim için bir kazanım olarak değerlendirerek gerekli gören kardeşlerimiz de (muhtemelen farkında olmadan) bu niyet ve ifadeleri ile bile şehidimizi istismar etmekte, onun insanımıza bıraktığı mirasını kendileri için kullanmaktadırlar.

Fikir, özveri ve pratik olarak öncesinden daha yararlı ve güzelini ortaya koyarak birilerini geride bırakıp aşmak başka şeydir, aşılması gerektiğini söylerken bile aşmayı hayal ettiği kişi ve değerlerden geçinmek ve onun üzerinden bir kamuoyu oluşturmak başka şeydir.

Bu kardeşlerimize düşen şey fazla gürültü etmeden, bak ben aşacağım falan demeden, emsali ve benzeri görülmemiş bir tavır, tasarruf ve mücadele örnekliği ortaya koyarak sessiz sedasız aşmaktır aşılması gerekeni.

Siz işinizi yapın. Birileri baksın yaptıklarınıza ve ölçüp değerlendirsin. Bu kadarını daha önce ne Seyyid Kutub yapabilmişti ne de filan kişi desinler ve sizi takdir etsinler değil mi ama.

Bu halinizle daha çok Tüketenleri andırıyorsunuz, Üretenleri değil.

Yoksa herkes biliyor yerinde sayanların yürüyenlerden daha çok gürültü çıkardıklarını.

K kadrican mendi 01 Ocak 2012

Seyyid Kutup’a yönelik otantiklik eleştirisi aslında Ali Şeriati’ye hatta daha öncesinde Afgani- Reşid Rıza çizgisine getirilenlerin devamı niteliğindedir.
ümmetin bu şerefli imamlarına getirilen eleştirilerden ilki bunların “Bizim” topraklarımıza ait olmadıkları takipçilerinin“köksüz”lükleridir. bu eleştiri genelde bir ayağını “bizim” olduğu iddia edilen osmanlı tarihine koymuştur ve ne tuhaftır ki eleştirilen insanların çoğunun 90-100 yıl önce osmanlının siyasi sınırları içinde bulunan aynı kültürel havzaya ait oldukları gerçeğinden gafildirler.
asıl köksüzlük kemalist cumhuriyetin sınırlarının düşünsel sınırlarımızıda belirlemesi vakasıdır.
Kutup’un tezi Kur’ana yaklaşımı açısından değil ancak siyasal açılımları açısından tabiiki eleştirilebilir ve kanaatimizce eleştirilmelidir de.
“cahiliye,hicret,ümmet,Kur’an Nesli” kavramlarının siyasal imaları gözden geçirilmeli ve tashih edilmelidir.
Şükrü türkiyeli müslümanların entellektüel birikimlerine katkı açısından doğru bir tartışma başlatmış

A ADEMOĞLU 01 Ocak 2012

Aziz şehide ulaşmak mı onun duruşunu ve kurani sadakatinı anlamak cizmiş olduğu kurani hudutlara ulaşmak için verlien bir azimli mücadele dahi henüz tam oturmamışken
onu anlayıp tanımadan kitabi tarzını analız edebilme beçerisi ve azmi gösterme erdemini taşıyanlara eyvallah. Fakat taş deli kuyu misali yaklaşımlar kırıcı olur.
Dahası kutup bazı kendini bilmezler gibi bu bana yazdırıldı da demiyor.
Onun anlatımı izetli duruş ve kanla yazılmıştır. İşte meydan duruşlar segileyen yürekleride görelim. keke yazın için eyvallah Allah razı olsun.

S selim 01 Ocak 2012

bir sonraki yazını bekliyoruz Şükrü abi Allah razı olsun...

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

bırayé delal u dılxaş jı bo nivisa teyi seyyid kutup dılé me xaşkıriye...belé şehide doza berxwedana islamiyyé ma emı çawa bir bıkın... bir kırına wan jı ümmeta mazlumara birine ka qure...

mamosteyé me xweda ji te razi be u doza te u berxwedana te piroz bıke u meji lı ser riya şehida karkér bı ke...

şehidé doza islamé tı carna namırın

Ö ömer bitlis 01 Ocak 2012

"Seyyid Kutub’u aşmak adına bugüne değin, cahili sistemlere entegrasyon süreçlerine dahil olmakla, şiddetkörü tekfirciliğe savrulmak şeklinde iki uç yaklaşımdan başka bir netice hasıl olmamışsa, demek ki Seyyid Kutub’un aşılmasından önce anlaşılıp anlaşılmadığını konuşmamız gerekiyor."

Seyyid Kutub üzerinden bu topraklarda Müslümanlar birbirlerini teraziye koyuyorlarsa gerçekten Seyit Kutuptan ya birşey anlaşılmamıştır ya da anlaşılan ve anlatılan yanlıştır...

Seyyid Kutubuda, İbni Teymiyyeyide vs vs kim varsa hepsini anlamamız ve üstüne koymamız lazım... Buna aşmak demek incitiyorsa başka kelime bulun...

L Lalüebkem 01 Ocak 2012

Şehid Üstada Ümmete Muhammed-i Vizyonu Çizdiği Sizinde Zihinlerimizde ki Vizyonun ÜzerindeKi Toprağı Silkmeniz Hasebiyle Rahmet Diliyorum...

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.