İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Şahin YETİK
Şahin YETİK
20 Ocak 2014

Sisteme Eklemlenme Sorunu

Bu durum öyle bir seviyeye gelmiştir ki artık neredeyse Firavunlar ve tağutlar tarihin dehlizlerinde kalmış, günümüzde sanki hiç kafir, müşrik ve münafık kalmamış gibi bu kavramların karşılığını bulmakta zorlanır hale gelmişiz. Kur’an’ı okuyup kafirin, müşriğin ve tağutun ne olduğunu öğreniyoruz ve fakat sanki ülkemizde bu kavramların karşılığı olan kişi yada kurumlar yokmuş gibi hareket ediyoruz. Ribanın haramlığından bahsediliyor fakat bankalar ve kredi kartları ile içli dışlı olmaya kimsenin sesi çıkmıyor.

20 Ocak 2014 3 dk okuma 12,9B okunma
100%
Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun! Ve o günden korkun ki; baba, oğluna karşılık veremez (yardım edemez). Ve oğul da babasına bir şeyle karşılık veremez. Muhakkak ki Allah'ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. Garur (aldatıcılar-tagut), sizi Allah ile kandırmasın. (LOKMAN 33)
 
Aslında çok etraflı ve derinlemesine incelenmesi gereken bir konuya şimdilik kabaca bir temas etmek ve inşallah daha sonra teferruatlı bir şekilde kaleme almak istediğim son on yıllık süreçte Akp iktidarı ve müslümanlar arasında vuku bulan sisteme eklemlenme projesine dair bir giriş yapmak istiyorum. Belki de sitem dolu bir serzeniş desek daha doğru olacak.
 
Lokman suresinde de belirtildiği üzere zaten fıtratı gereği kandırlmaya müsait olan insanlar hele bir de işin içine şeytanın sağdan yaklaşması yani Allah'a daha da yakınlaşma iyi niyeti ile kendi pis emellerine hizmet anlamı taşıyan kötü işleri sanki dini bir vecibeymiş gibi gösterip yaptırması insanı daha da kanmaya ve kandırılmaya müsait hale getirmektedir. Ve bunu yaparken de doğru olduğuna Allah'ın adını kullanarak inandırması malesef günümüzün en acı/nası gerçekliğidir. Aklı mühürlenmiş insanlarn sayısı gün be gün artmakta ve biz müslümanlara düşen tevhidi tebliğ görevi sorumluluğuda aynı doğrultuda artmaktadır. 
 
Günümüzde sisteme entegrasyon projesi kapsamında Müslümanlar aldatılmaya ve itikad olarak yozlaştırılmaya çalışılmaktadırlar. Ve bu durum öyle bir seviyeye gelmiştir ki artık neredeyse Firavunlar ve tağutlar tarihin dehlizlerinde kalmış, günümüzde sanki hiç kafir, müşrik ve münafık kalmamış gibi bu kavramların karşılığını bulmakta zorlanır hale gelmişiz. Kur'an'ı okuyup kafirin, müşriğin ve tağutun ne olduğunu öğreniyoruz ve fakat sanki ülkemizde bu kavramların karşılığı olan kişi yada kurumlar yokmuş gibi hareket ediyoruz. Ribanın haramlığından bahsediliyor fakat bankalar ve kredi kartları ile içli dışlı olmaya kimsenin sesi çıkmıyor. Ve bu mihval üzerine gardiyanı olması için kötüleri arasında ehven olanını seçmeye odaklandırılan bir mahpus edasıyla halkımız sahte seçimlerle tağuti sistemin desteklenmesi konusunda kandırılmaya devam etmektedir. İslam'a son derece değer veren bu halk, tevhidin hakikatini kavrayana dek Allah'ın adını en çok dile getiren aktörlere desteğini sürdürecektir. 
 
İş bu noktada zamanla hırs dolu akıllarını kendi elleri ile mühürlemiş , muvahhid fikirlerinden zaferi görmek uğruna vazgeçmiş ve tağuta ve tağuti sisteme destek vermeye başlamış müslümanlara gelmekte. Sözüm ona ekseriyetle eskiden muvahhid olup da yenilerde idealist partici olan kimileri çıkıp "Sistem Firavun olsa dahi Musa da sistemin içinden çıkacaktır. Yeter ki bizler Musa olacak seviyeye gelelim" vari ifadelerle mü'minler üzerinde psikolojik bir baskı ve akıl oyunları ile zihinleri yönlendirmeye çalışırken en  çok kullandıkları argümanalrdan bir diğeri ise, yine çokca duymaya alıştığımız şu "Hem sistemin açtığı kurumlarda çalışacaksınız, sistemden maaş alacaksınız, bir de kalkmış parti-siyaset vb. yollar ile müslümanların refahı ve İslam'ı ihya etme çalışmaları yapanları ve destekçilerini sisteme entegre olmakla suçlayacaksınız. Bu  ne yaman çelişkidir?" şeklindeki eleştiridir.
 
Hüküm koyma yetkisi yalnızca Yüce Allah'a ait iken (Maide suresi 44 ve devamı) tağuti hükümetler nezdinde yapılan bu işi desteklemek evet tağuti sisteme entegre olmak demektir. Yoksa çalışanla, emeğinin karşılığını helal yoldan kazananla ne alakası var bu işin? Bu, konu saptırmasından daha başka birşey değildir. 
 
Peygamberler de içlerinde yaşamış olduğu zamanın Firavunlarının yönettiği devletlerde yaşamışlar ve kazançlarını helal yollardan sağlamışlardır. Bu nerede durduğunuzla değil nasıl durduğunuzla alakalı bir şeydir. Yusuf peygamber de Mısır'da iktidar olmuştu. Ancak Allah'ın hükmüyle hükmediyor ve orada dilediği gibi hareket etme yetkisine sahip bulunuyordu. Şimdi soruyorum: Hangi siyaset/çi Allah'ın hükümleri ile siyaset yapıyor, Kuran'ı anayasa biliyor, fuhşu ve ribayı yasaklıyor, içki ve kumarı şeytan işi pislik olarak anlatıyor? Siz yine "bu işler birden böyle olmaz, zamanla yavaş yavaş olacak" deyip hala AKP'den halife çıkarmaya çalışa durun ve içinde bulunduğunuz ahvale devam edin, biz muvahhid mü'minler Allah'ın ayetleri ortada iken tağuta muhakeme olmaktan Allah'a sığınan insanlarız  Cehenneme giden yol iyi niyet taşları ile örülüdür, vesselam.
Paylaş X Facebook

Yorumlar 12

I i.metin 01 Ocak 2012

Selamun aleykum

Nefs insanı doğruya götürmez Samiriyi’de buzağı yapmaya iten nefsidir.

Ve çoğunluğun sisteme eklenmesi nefsine hoş gelişindendir

Ş Şahin Yetik 01 Ocak 2012

ümmet olma yolunda nefsine hakim olabilen kullardan olmayı niyaz ediyoruz Allah’tan güzel abim. Aleykum es selam ve rahmetullah.

A abdullahbedirkaya 01 Ocak 2012

Peygamberin hicret için yine bir müşrik memleket olan Habeşistana hicrete onay vermesini nasıl yorumlarsınız. Müşrik mekkeden müşrik habeşistana hicret eden müminler Allah’ın hükmü ile hükmedilmesi şartını aramışlar mıdır? Yorumunuzu merak ediyorum.

A ABDULLAH 01 Ocak 2012

"Bu meyanda, AKP’lileşmekten korktuğumuz kadar, sinizme (sinikliğe/siyasetsizliğe) duçar olan “tam bağımsızlıkçı(!)”, “anti-emperyalist(!)”, “Kemalizm’e kurşun asker” solcularla aynı safa düşme risklerini bertaraf edebilecek bir siyasi basiretin geliştirilebilmesi meselesi de önümüzde duruyor. Sırf iktidar olduklarından dolayı yan yana gözükmemek ve bütün günahların sorumluluğunu onlara yükleyip devrimciliğin ispatını da sadece sorunlar çıktığında müdahale edip söz söylemeye indirgemek gerçek anlamıyla bir siyasi basiretlilik hali olmasa gerek. Farklılığımızı, sadece farklılığımızın çıplak gözle görünür olduğu ortamlarda ifadelendirmeyi tercih ettiğimizde net olarak ortaya çıkacak bir avantaj gibi algılıyoruz ama kalben ve zihnen onay verdiğimiz gelişmelerde, sırf birtakım demokratlar ya da hükümet yanlılarıyla izdüşmemek için sustuğumuzda, kaybettiklerimizi düşünmek istememek gibi bir kolaycılığa süratle savrulabiliyoruz çoğu zaman.

Doksan yıldır dokunulamayan konulara dokunma üzerinden yetersiz ama etken bir siyaset üretenler karşısında evrensel olduğunu iddia ettiğimiz bir dinin müntesipleri neden bu derece suskun kalabilir diye kendimize soru sormaktan korkuyoruz!

Kavramlarımızı hayatla buluşturmaktan imtina ediyoruz. Bundan korkuyoruz. Durduğumuz yerden hayata çok da dokunmayan, anlaşılır olup olmadığı hususunda test edilmeyi bekleyen tanımlar inşa etmek daha ehven, daha şirin görünmekte bizlere ama bir o kadar da ciddiye alınırlığımızı etkilemekte olduğunu görmezden geliveriyoruz."
Bahadır Kurbanoğlu, Haksöz Dergisi - Sayı: 238

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Abdullah Bedir Bey, Habeşistan hicreti konusunda şu yazıyı okumanızı tavsiye ederim: http://www.islamvehayat.com/yazar_626_2_rasulullah-nicin-habesistana-hicret-etmedi-.html

ABDULLAH BEY’in paylaştığı satırlara gelince: Şayet o satırları yazan arkadaş ve mensup olduğu çevre tevhidi konumlarında kalarak siyasi-toplumsal gelişmelerle ilgilenmiş olsaydılar, Hükümetin olumlu kimi icraatları konusunda, tevhidi konumda kalarak bir tavır geliştirmiş olsaydılar mesele olmazdı. Ancak konjonktürel kazanımlar adına cahiliye sisteminin anayasa ve kurumlarının teşkiline ortaklık etmek, fiili destekçi durumuna düşmek ve bir parti üzerinden sisteme eklemlenme yoluna girmek asla kabul edilebilir ve meşru görülebilir bir durum değildir. Unutmamak gerekir ki “Mevzilerini kaybedenler muvazenelerini de kaybederler.”

E Ebubekir 01 Ocak 2012

Sayın abdullahbedirkaya şuanki sistemi ve bu sitemle insanları yönetenleri, ehlikitap olan, dolayısıyla da gayrimüslim olan ve sizin tanımlamanızla da müşrik olan Habeşistan sistemi ve idarecileriyle bir mi görüyorsunuz?
Sizin yorumunuzu okuyunca bende bunu merak ettim.

Ş Şahin Yetik 01 Ocak 2012

çok değerli ve bir okadar da güzel kardeşlerim bilmiyorum hiç kendinizi habeşistanda bir cafer olarak düşündünüz mü peygamberin elçisi bir cafer ...
Sistemi Kuran dışında tağuti bir sistemin kanunları ile yönetmeye talip olmak ve ya bu sözüm ona iyi niyet ile desteklemek başka birşey Allah’ın kanunları çerçevesinde sınırları aşmadan ehli kitap ile olan anlşama yapmak ticaret yapmak bambaşka birşeydir. Bu konu aslında nezdimizce çok açıktır. Bahadır ağabeyimizin yazısına gelince suskun kalmak olarak nitelediği ve dahası kolaycılığa kaçmak olarak nitelediği şey bizlerin bugüne kadar sürdürdüğü ve sürdüreceği muvahhid duruşumuzdur. Tağuti sisteme eklemlenmemek mevziyi terketmemektir. Süslü kelimeler ile insanlara Muvahhid müslümanlar göz ardı edilsincilik oynayabilirsiniz ancak Allah’ın kanununu, ayetleri ayan beyan ortadadır. İmma şakiran imma kefura !(إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا)İnsan -3-

A abdullahbedirkaya 01 Ocak 2012

Ebubekir bey. Elbette bir tutmuyoruz fakat bugünkü iktidarda, habeşin kralıda Allah’ın hükümleri ile hükmetmiyor. Asıl mesele budur. Yoksa müşriklik algısı üzerinden sorumu yöneltmedim.

Ayrıca şu soru halen cevapsız durumdadır. Bugün kuran diyen biz müslümanlar, sırf daha rahat yaşayabilmek, mesajımızı çok daha rahat bir şekilde insanlara ulaştırmak için AKP’ye oy versek ne olur? Bunu çok samimi bir şekilde soruyorum. bu sisteme eklemlenmek midir?
Şu durum aşikar. Hiçbirimiz gönül rahatlığı ile oy vermiyoruz. Fakat AKP iktidarında daha rahatız. Bu bağlamda hayat kalitelerini yükseltmek için Habeşistana göç eden müminler ile bugün daha rahat yaşamak için AKP’ye oy veren mümin arasındaki fark nedir?

Ş Şahin Yetik 01 Ocak 2012

Müslümanlar habeşistana ölüm tehlikesi nazarı itibara alındığında gönderilmişlerdir yani hayat kalitesi için değil ayrıca habeşistan kralı ehlikitap idi kendince Allahın hükümlerini uyguluyordu velevki uygulamasın anlaşma yapmak ticaret yapak geçici olarak ziyaret yapmak bunlar kabul edilebilir vefakat Allahın hükümleri ile hükmetmeyen bir sistemi sırf daha iyi bir hayat kalitesi adına desteklemek peygamberin sen de yönet bizde dediklerinde sağ elime güneşi sol elime ayı verseniz davamdan vazgeçmem deyip çok daha kötü bir hayat standardına düşmesini ve boykota tabi olmasını anlayamamak demektir. Müslümanların amacı tağutlara ve tağuti sisteme karşın mevzilerini korumak olmalıdır yoksa daha iyi bir hayat kalitesi daha rahat bir yaşam bunlar Müslümanların amacı olamaz. Araç olarak düşünüyorsunuz diyelim demokrasi ve benzeri sistemlerin Allahın düşmanlarıdır Allah’ın düşmanı olan bir aracı kullanarak Allah’ı razı etmek iyi niyetlerle cehenneme giden yolu inşa etmekten başka birşey değildir nezdimce. Söz gelimi almış olduğu faiz gelirleri ile burs veren bir kişi ne kadar sevaba girebilirse ancak o kadar iyi niyetinin karşılığını alır. Biliyoruz müslümanlar zayıf müslümanlar fakir müslümanlar zulum görüyorlar bu durumdan kurtulmak adına batıl bir sistem meşrulaştırılamaz. Müslümanların kurtuluşu kuranda ve Resulun rehberliğindedir ancak onu örnek alanlar boykotlardan sonra asrı asrı saadeti yaşayabilirler. Hem oturduğumuz yerden oy verelim müslümanlar rahat etsin yok böyle bir mantık sözüm ona sahte rahatlık ortamları masallarına kanan müslümanların son 13 sene içerisinde nasılda rehavete düştüklerini ve ayrıştıklarını dahası mevzilerini terk ederek sisteme entegre olduklarını gördük kimse kimseyi kandırmaya çalışmasın. Şuan milyonlarca müslümanım diyen insanlar arasında güvenebileceğiniz sözüm ona bu rahatlık ortamında dostluk mertebesinde etrafınızda kaç tane müslüman kardeşim diyebileceğiniz insan var hadi herkes saysın bakalım parmaklarını... hani rahatlık ortamı vardı daha rahat tebliğ yapıyorduk tevhidi şirki daha rahat öğretiyorduk nerede semeresi son 10 yılın. Zina mı azaldı faizler mi kaldırıldı hırsızlık mı bitti yoksa tam tersi bir hal mi var!?

S Selami Özcan 01 Ocak 2012

S.a..Dostlar..Az önce face de bir arkadaş paylaşımda bulunmuştu,dikkatimi çekti ve okudum.Sayın abdullahbedirkaya kardeşin sorusuna cevap olurmu bilmiyorum ama en azından benim gibi kafası karışıklara istikametini bozmaması için,fayda sağlayacağına inanıyorum.Herkese selamlar.
..........................
Yoldaki Musibetler
KİTAPTAN ALINTIDIR...
İslam’ın gerçek davetçileri olmaları gereken birçok muvahhid, kemiyet oluşturan kitleleri keyfiyete davet edeceklerine, kendi keyfiyetlerini yitirerek söz konusu kemiyetlere dahil oldular!.

Daha çok insanla beraber olmak,

daha çok insana hitap etmek,

daha çok insanın takdir ve onayını almak kaygısı, bu müstamel (eskimiş) muvahhidleri(!) kalabalıkların dolaştığı bitpazarına düşürmüştür.

On yıl öncesine kadar insanlara tevhitten ve tevhidi istikametten bahseden bu kimseler, artık demokrasiden, demokrasinin nimetlerinden ve politikanın imkanlarından bahsetmeye başlamışlardır. Daha önceleri “Maazallah, küfür küfür esiyor!.” dedikleri politik rüzgarlar için, bugünlerde “Maşaallah, püfür püfür esiyor!.” demektedirler.

İşin garip tarafı,

bunca değişmelerine ve tersyüz olmalarına rağmen İslam’dan ve İslam’ın tevhid çizgisinden ayrıldıklarını da kabul etmiyorlar!.

Bize göre köklü bir değişim, onlara göre ilerici bir gelişim olan bu hadise o kadar yaygınlaşmıştır ki, uluslararası küfri sistemlerle entegre olmalarına ve istikballerini demokrasinin yargısına teslim etmelerine rağmen “İstikbal İslam’ındır ve zafer inananlarındır” diyerek kendilerini aldatan bu insanlar, ne yazık ki görmek istemediğimiz kadar çoktur.

Bu avuntuyla uyuyan ve uyutulan insanlar o kadar çoktur ki,

demokrasinin faziletine birazcık inansam ve karşılaştığım meseleleri hakka değil, halka göre birazcık değerlendirsem, bu çokluktan etkilenmemem ve sebatla yürümeye çalıştığım yoldan kuşku duymamam belki de mümkün olamazdı!.

Söz buraya geldiği zaman bir kıssayı, bir fıkrayı hatırlıyorum. Tek yönlü bir otoban üzerinde gitmekte olan bizim Temel, arabasının radyosunda şöyle bir anonsla karşılaşır.,

Şu an seyretmekte olduğunuz otobandaki bir sürücü arabasını ters istikamette sürmektedir. Otoban üzerinde yol alan tüm sürücülerin, bu şaşkın sürücü ye dikkat etmeleri önemle duyurulur.

Direksiyonuna iki eliyle sarılmış olan ve gözlerini patlatırcasına açarak arabasını sürmeye çalışan Temel ise, radyodaki anonsa şu karşılığı verir.,

Şaşkın sürücü bir tane değil ki!. Hepsi üstüme üstüme geliyor!.

Bu fıkrayı ilk duyduğum zaman oldukça gülümse miştim. Doğru yolun, şaşkın kulları gelmişti aklıma!.

Fakat bu fıkra artık beni hiç güldürmüyor!.

Çünkü şöför mahallinde artık Temel’i değil, kendimi görmeye başladım!. Müslümanlarla aynı yolda bulunmamıza rağmen, son zamanlarda trafiğin yönü değişmişti!.

Hevadan fetvaya,

fetvadan takvaya doğru olan istikamet,

takvadan fetvaya, fetvadan hevaya doğru değişti!.

Bir zamanlar aynı yolu ve aynı istikameti takip ettiğimiz bazı müslümanlar, istikamet değiştirip üstümüze üstümüze gelmeye başladılar!. Onlara göre menfi bir değişim değil, müsbet bir gelişimdi bu!.

Bu gelişimin önündeki musibet ise bizdik!.

İslam’ın temel esaslarına özen göstererek tevhidi istikamette bir arpa boyu yol almaya çalışan ben Temel veya biz Temeller ise, bu çağdaş gelişimden nasiplenemeyen ve günümüz trafiğine aykırı giden birer şaşkın durumuna düşmüştük!.

Bizleri Allah’ın razı olacağı yegane yola hidayet eden Kur’an-ı Kerim’i bilmeyen veya bu yüce Kitab’ın gösterdiği yola iman etmeyen bir şaşkın olsam, kendi kendime “Acaba bu arkadaşlar hidayete erdiler de, dalalette bir biz mi kaldık!.” diyeceğim. Ya da bozulmuş pikap gibi, rahmetli Necip Fazıl’ın şu mısralarını tekrar edeceğim.,

"Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz

Güneşe göç var da kalan biz miyiz?"

Rahman olan Rabbimize hamdolsun ki böylesi kuşkular, böylesi kuruntular içinde değiliz. Çünkü kimlerin doğru yolda olduğunu ve kimlerin saptığını bilen ve bildiren yegane merci Allah (c.c.)'dır.

“Şüphesiz Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir. O dosdoğru yolda olanları da daha iyi bilendir”.(6 En’am 117

E Ebubekir 01 Ocak 2012

Sayın abdullahbedirkaya bey, Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyen Habeş yönetimiyle bu gün yine aynı şekilde Allah’ın hükümleriyle yönetmeyen sistemleri bir görmediğiniz halde bu kıstas üzerinden değerlendirme yapmanın ne kadar tutarlı olup olmadığını bir kez daha düşünmenizi isterim.
Saten makalede vurgu yapılan husus, Allah’ın hükümlerini arkaya atarak Allah’ın uluhiyet yetkisini gasbedenlerin her dönemde tağut diye tanımlandığı halde bu gün aynı şekilde sadece Allah’ın hakkı olan egemenlik yetkisisni gasbedenlerin tağut diye nitelenmemesi noktasıdır.
Sizi tenzih ederek söylüyorum, uluhiyet hakkının sadece Allah’a ait bir hak olduğunu ve bir müslümanın asla ve kata tağuti sistemlerle insanları yönetemeyeceğini ve bunun yapılması durumunda tağutlaşılmış olacağını Kuranda ve Peygamberimizin sahih sünnetinde çok açık bir şekilde görenler, insanlara bu sistemleri ve bu sistemlerle insanların yönetilebileceğini İslami açıdan kanıtlayabilmek için Kuranda ve sünnette hiçbir delil bulamıyorlar ve dönüp dolaşıp Habeşistan hicretini veya eman karinesini karmaşıklaştırarak ortaya sunuyorlar.
Sizden ricam sizlere bizlere ezberletilen Habeşistan hicreti vb hususları gündeme getirmek yerine vahyi ve Peygamberin sahih sünnetini bir kez daha incelemenizdir. Eğer orada bir müslümanın Allah’ın hükümlerinden başka hükümlerle insanları yönetebileceklerine ve Bir müslümanın Allah’ın helallerini Haram, haramlarını helal yaptığı halde hala Müslüman kalabileceğine dair bir delil olup olmadığını araştırmanızdır.
Anladığım kadarıyla makalede anlatılan husus da oy meselesinden daha kapsamlı ve temel bir konudur ki artık tağuti sistemler, tağuti sistemlerle insanları yönetmek ve tağutlaşanları dedeklemek neredeyse dini bir vecibeye dönüşmüş ve dönüştürülmüştür. Halbuki Rabbimiz nahl suresi 36. Ayeti kerimesinde her millete tağutu reddedip Allah’a iman etmeleri için bir peygamber gönderdiğini bildiriyor.Yoksa maksat rahat yaşamak olsaydı Müslümanların daha rahat yaşadığı İsviçre gibi ülke sistemlerini de desteklemek gerekirdi.

Ş şahin yetik 01 Ocak 2012

Aleykum es selam ve rahmetullah Selami bey e paylaştığı yazıdan ötürü teşekkür ediyor ve sisteme eklemlenmemiş bütün güzel müslüman kardeşlerime Allah’tan çalışmalarında muvaffakiyetler diliyorum.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şahin YETİK — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.