İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Hüseyin ALAN
Hüseyin ALAN
02 Haziran 2013

Son Gelişmeler Üzerine

İstanbul olaylarını etkileyebilir sebepleri sıraladıktan sonra, asıl belirleyici olan neden nedir sorusuna cevap arayalım. Dış politika belirleyicidir ama bu aşamada asıl etken değildir. Amerika ve Avrupa’nın teamülleri aşarak hemen Türkiye’nin dikkatini çekmesi, olayla ilgili açıklama getirmesi, gerekçe olarak da polisin şiddet kullanımında ölçülü davranmamasını göstermesi, iktidara yönelik bir kulak çekme operasyonu olarak okunabilir. Şayet böyleyse ilerisi için dikkate değer bir şey bu. Kim bilir belki de gelecek yıl yapılacak seçimlerde biriktirilen bir kozdur. Yoksa Erdoğan hükümeti miadını dolduruyor mu?

02 Haziran 2013 6 dk okuma 2,6B okunma
100%

Derler ki hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Görüntü aldatıcıdır, arkasında olan gerçekleri örter. Propaganda ile de insanların çoğu görüntüye ikna olurlar. O halde dikkatli olanlar, faris olanlar, meselelere biraz kafa yoranlar görüntüye değil, görüntüyle gizlenmeye çalışılan gerçeklere dikkat ederler.

Şüphesiz her olay, konu bir tek sebeple açıklanamaz. Bu yaklaşım doğru da olmaz zaten. Bu nedenle bir olayı doğru anlamanın ve açıklamanın yolu, o olayı etkileyen nedenleri ayrı ayrı ele almak, her birisinin katkısını görmek ama nedenler arasından asıl belirleyici olanı öne çıkartıp onunla bağlantıyı kurmak gerekir. Bağlantı böyle kurulduğunda gösterilene değil gösterilmeyene ulaşmak mümkün olabilir. 

2013 Mayıs ayının sonlarında başlayıp Haziran ayı başlarında hala devam eden Taksimdeki park ve kaldırım düzenlemesi nedeniyle büyüyen ve bazı büyük kentlere de sıçrayan olaylar, gerçekte göründüğü gibi midir? Bu olayda görünenin arkasında yatan asıl gerçekler nelerdir? Bu vesileyle Türkiye’de var olduğu halde kendini doğrudan göstermeyen ama bu gibi vesilelerle dikkat çeken bir önemli toplumsal meselelerden bahsedilebilir mi?

İlk elde akla gelen nedenlere göz attığımızda, AKP iktidarı eliyle değişen dış politika değişikliği dikkat çekiyor. Cumhuriyet kurulduktan bu yana süregelen bürokrasideki ve toplumdaki vatanın ve ulusun kadim parçalanma kaygısı, dinamik ve atak dış politika nedeniyle yeniden nüksetti. Özellikle Suriye politikasında gereğinden fazla öne çıkıldığı düşüncsi, söylenenlerin aksine sürecin uzaması, giderek Türkiye’ye zarar vereceği algısı kamuoyunda hassas noktalara dokunmaya başladı. Türkiye’ye ait bir savaş uçağının düşürülmesi, sınıra yakın yerlerde sıcak çatışmaların küçük etkileri ve en son Reyhanlı olayı örneklenebilir. Uluslararası toplumdan ve NATO’dan umulan desteğin gelmemesi Hükümeti güttüğü politikadan dolayı yıprattı. Bu izahlar, dış etken olarak görülebilir.

İç politikada PKK ile başlatılan barış sürecinde kamuoyunun yeteri kadar bilgilendirilmemesi, muhalefetin süreçte dışlanarak hükümetin sadece DTP ile bu işi yürütmesi, alttan alta gelişen güçlü bir propagandayla “şehitlerin kanlarının” hesabının sorulması bir yana başka tavizler verildiği imajının güçlenmesi, Erdoğan’ın başkanlık sevdasına kapıldığı için hiç kimseyi dikkate almadığı vs dikkate değer gelişmelerdir.

İstanbul’da başladığı halde orada kalmayıp bir anda diğer büyük şehirlere sıçrayan olaylar, gerçekte alttan alta biriktiği halde kamuoyunun ikna edilemediği için giderek büyüyen olaylar zincirini akla getirmektedir. Bu iletişim çağında, ülkenin tümünü ilgilendiren konularda yeteri kadar şeffaf olunmazsa, gerçekler yerine propagandalar ve fısıltı gazeteleri etkili olur.

Uzun dönemdir iktidarda olan partinin değişmez yüzleri, yazılı basında ve ekranlarda sürekli belli adamların görünmesi, birileri ve belirli bir kesim için iyiye yorulabilir ama diğer insanları sıkmaya başlamış da olabilir. Ulusal gelirlerin ve kültürün yeniden dağıtımında adaletli olunamadığı ve belirli bir sınıfın hep kayırıldığı gibi inançların yaygınlaşması da, aynı kesimde küskünlük ve dışlanmışlık hissinin beslemiş olabilir. Kentsel dönüşüm projelerinde oluşacak devasa rantın yine belirli sınıfa aktarılacağı endişesi de, bu çerçevede önemsenmelidir.

Henüz toplumsal tepkiye dönüşmese de büyük sermayenin güç temerküzü sonucu işini kaybetmeye başlayan orta sınıfta derinden bir birikimi görebilmek önemlidir. Ergenekon davasında, yeteri kadar güven verilememiş, sivil bürokrasi, basın ve iş dünyasındaki uzantılara tatmin edici boyutta dokunulamamış, sadece askeri bürokrasiye tüm suçun yüklenmesi gibi bir sonuç çıkmıştır. Dolayısıyla vicdanlarda soru işaretleri çoğalmış, bu da adaletsizlik hissini beslenmiştir. Bu ulusun askere bakışı ve derinlerden gelen saygısını hesaba kattığımızda, bu davada dışarıda kalanlarca kullanılan en iyi propaganda malzemesi olduğu görülebilir. Parti cemaat ittifakının da geniş kesimlerde rahatsızlık uyandırdığını düşünebiliriz.

İçki yasağı savunulurken kullanılan dil, belli kesimleri incitmiş olmalı. Başbakanın eski politikacıları da andıran, hemen çoğu konuda muktedirlere ait “ben bilirimci” ve “buyurgan” dili de rahatsızlık veriyor olmalıdır… Bu ve benzeri nedenleri alt alta topladığımızda, derinden bir dalga oluştuğu tahmin edilebilir. Bu hükümetin sağladığı, hemen tüm kesimlerin de günlük hayatında yararlandığı için fark ettiği ulaşım, eğitim ve sağlık alanlarındaki başarıları, genelde ekonomik alanda herkesin cebine pratik olarak yansımayan gelir dengesizliği ve kamu kaynaklarından elde ettiği rantlarla çevresindeki herkesin rahatsızlık duyacağı görüntülerden kaçınmayanların tavırlarıyla örtülmekte ve değerlendirme dışında tutulmakta olabilir.

Küçük sorunlar birikmeye başladığı zaman büyük sorunlara yol açarlar. Sorunların birikimi, dengeli bir şekilde çözülmez, çözüleceğine dair bir umut da verilmezse, akla gelmeyecek basit nedenlerden dolayı toplumsal patlamalar yaşanabilir. Unutulmaması gereken şey, bu ülkenin Batılı bir ülke olmadığıdır. Bu ülkede siyasi partili faaliyetlerde uzun geçmişe sahip olan muhafazakarlar, demokrasi denen şeye gerçekten inanıyor olabilirler. Çünkü bu ülkede bu sınıfın buna ihtiyacı da vardır. Onların siyaset yapmasının başka yolu olmadığı için. Bunun için kendi içlerinde gençlik örgütlenmesi gibi bir şeye sahip olmayı düşünmezler, buna gerek de duymazlar. Ama devletlerde, devlet işlerinde iktidar işleri sanıldığı kadar masum yürümez.

Bütün devletler, işler ciddiye bindiğinde, kırmızı çizgiler aşıldığında kendine göre tedbir alırlar ve bu tedbirler demokrasiyle falan da izah edilmez. Büyük krizler, buhranlar ve savaş dönemleri bu işler için gerekçe oluşturur. O halde iktidar savaşlarında kriz üretmek normal sayılabilir kimileri tarafından. Demokrasiler bu nedenle de sadece kamuoyunu ikna etmek, vatandaşların siyasi haklarını kullandığını ve istedikleri yöneticiyi seçtiklerini zannetmeleri için kurgulanmış iyi bir oyundur. En ileri demokrasi ülkeleri olduğu söylenen Amerika ve Batılı ülkelere bakıldığında da, bu işlerin böyle yürüdüğü görülebilir ama bizde olduğu gibi batıcı, acıtıcı şekilde değil de daha profesyonelce yürütülür. TV’lere yansıdığı kadar bile bu konuda bir bilgi sahibi olmak mümkündür…

İstanbul olaylarını etkileyebilir sebepleri sıraladıktan sonra, asıl belirleyici olan neden nedir sorusuna cevap arayalım. Dış politika belirleyicidir ama bu aşamada asıl etken değildir. Amerika ve Avrupa’nın teamülleri aşarak hemen Türkiye’nin dikkatini çekmesi, olayla ilgili açıklama getirmesi, gerekçe olarak da polisin şiddet kullanımında ölçülü davranmamasını göstermesi, iktidara yönelik bir kulak çekme operasyonu olarak okunabilir. Şayet böyleyse ilerisi için dikkate değer bir şey bu. Kim bilir belki de gelecek yıl yapılacak seçimlerde biriktirilen bir kozdur. Yoksa Erdoğan hükümeti miadını dolduruyor mu?

İstanbul’da başlayıp diğer büyük şehirleri de hemen etkileyen olaylar, evet, yukarda da zikredildiği gibi içerde biriken şişkinliğin boşalmasına vesile olmuştur. Bunun sürüp sürmeyeceği, bu günlerde başlayıp başka vesilelerle ve daha büyük çapta devam edip etmeyeceği, “Arap Baharı” gibi bir patlamaya ve değişiklik talebine yol açıp açmayacağını göreceğiz.  Ne olursa olsun olayı hafife almamak gerektiğini söylemeliyiz.

Olayların bir anda büyümesini ve yayılmasını dikkate alarak, olayları destekleyenlerin bileşenlerini de göz önünde tutarak söylenebilir ki, bu olaylar rastgele olmuş değildir. Türkiye’nin sanıldığı gibi dışarıdan yönlendirilebilecek, içerdeki uzantıların beklentilerine cevap mahiyetinde ittifaklarıyla yapılacak operasyonları engelleyecek veya etkisiz hale getirecek kapasitede olmadığı gösteriliyor olabilir. Reyhanlı olayını da birlikte düşündüğümüzde bu güçlü bir argüman olabilir.

Böyle düşünüldüğünde, durumu açıklığa kavuşturmak için şunlar söylenebilir: Bürokrasinin ve sermayenin içinde AKP iktidarı ve güttüğü iç-dış politikalarından beklentileri karşılanmayanların, uygun fırsatlarda iç ve dış odaklarla iş birliği arayışına girmesi doğaldır. Devletlerde oyunlar böyle oynanır biraz da. İttifaklar böyle kurulur. Bu işler “vatan hainliği” gibi tek yanlı da okunmaz. Üzerine operasyon yapılacak devletin gücüyle alakalıdır bu işler. Şu halde AKP’nin zayıf karnı vardır, biliniyordur ve eğer bu olayda gücünden kaybedeceği görülürse, yahut karşı tarafın talepleri karşılanmazsa, olayların dahası ve arkası gelecektir. Zaten bu tür operasyonlar da karşının gücünü denemek için yapılır.

Bu olaylarda en kötü senaryo, öteden beri söylenmekte olan, Milli Görüş çizgisinin ve ulusalcı kanadın dile getirdiği “Büyük İsrail” projesinin devreye girmesidir. Yahut, parçalanma sırasının Türkiye’ye de geleceğidir. Bunu olabilir kabul edersek, daha çaplı, daha zararlı olayların başlayacağı söylenebilir.

Her halükarda bu olaylar iyiye işaret olmadığı gibi sadece ön planda gözüken İP ve bileşenlerinin başarısı gibi de okunmamalı. Geçmişte yapılan “Cumhuriyet Mitingleri”yle de kıyaslanmamalı. Çünkü farklı bir bileşen ve farklı bir olaydan bahsediyoruz.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 7

M mehmed CAN 01 Ocak 2012

Amerika ve Avrupa’nın teamülleri aşarak hemen Türkiye’nin dikkatini çekmesi, olayla ilgili açıklama getirmesi, gerekçe olarak da polisin şiddet kullanımında ölçülü davranmamasını göstermesi, iktidara yönelik bir kulak çekme operasyonu olarak okunabilir. Şayet böyleyse ilerisi için dikkate değer bir şey bu. Kim bilir belki de gelecek yıl yapılacak seçimlerde biriktirilen bir kozdur. Yoksa Erdoğan hükümeti miadını dolduruyor mu?"
-Kulak çekme tespitiniz oldukça isabetli ve yerinde.
Bence iktidar miadını çoktan doldurdu ve uzatmaları oynuyor.Polisin orantısız güç kullanması ise, İktidarın diğer gizli ortağı olan cemaatle aralarındaki ince hesaplaşmasıdır. Bu gövde gösterisi, İktidar içindeki güç erkleri arasındaki hesaplaşmaya işaret etmektedir.F.Gülen cemaatinin,MİT başkanı atanmasıyla su yüzüne çıkan ve devamında Gülenin konuşmalarıyla ara,ara İktidar ortağına balans ayarı yapmış olması dikkatlerden kaçmamalıdır.Biz Müslümanların,Özelde Orta doğu genelde Dünyanın konjoktürel gidişini yön verenlerin hesaplarını doğru anlamamız ve oyunlarına gelmememizin tek yolu,Yaratılıştan bu yana İNSANLIK tarihini iyi okumamız ve anlamamızdır. MÜSLÜMANLAR bu hesaplar ve planların arka planını doğru analiz edebilmek için,Kur’an-ın bize verdiği İnsanlık tarihi üzerine RABBİMİZİN DEĞİŞMEZ SÜNNETULLAH gerçeğiyle BERABER hesap ederek tefekkür etmelidirler. Müslümanlar çözümlemelerini Kur’an -ın geçmiş kavimler üzerindeki örneklemelerinden ve Rabbimizin değişmez sünnetinden bağımsız, salt akli ve realist yaklaşımlarla yaparlarsa; yapılan bu her çözümlemede mutlaka şeytan ve dostlarının müdahalesi vardır.Çünkü Allahın yardımı ancak Sünnetullah gerçeğini dikkate alan Müslümanlar üzerinedir.EN trajik olanı ise böylesi bir yardımdan mahrum kalan müslümanların bunca acı tecrübeye rağmen, sünnetullah gerçeğini görmezden gelmeleri ya da farkedememeleridir.

Ez cümle biz müslümanlar tüm bu gelişmelerden ve gidişattan neler çıkarmalıyız pratik hayatımızda ÜMMET olabilmenin bilinç ve şuuruyla,her ne kadar kendi kimliğimizle biz olamasakda,(düşünce ve pratiğimiz anlamında kendi nefsimizde biz değiliz)BİZ olabilmemiz için neler yapmalıyız?,
Sayın H.Alan abiye sorum bu olsun...Hayra vesile olması umudu ve duasıyla..

H HÜSEYİN ALAN 01 Ocak 2012

Benim arslan kardeşime,

Evvela bu oyunda Müslümanlar, Müslüman olarak bir taraf mıdır? Bu sorunun cevabını bulmak önemli. Bunu bir kenara yaz.

Ortada bir kavga var, var da taraflar kimler? Bu işi çözebilirsek bu ülkeye dair nice sorunları doğru anlamış, kendi yerimizi de doğru bellemiş oluruz...

Bu ülkenin iki yüzyıllık kendine has bir tarihi var. Yıkılan koskoca bir imparatorluk, ardından küçülerek kurulan bir cumhuriyet var. Ülkede iktidar dengeleri değişmiş, siyasal rejim ve toplumsal yapı yeniden kurulmaya başlanmıştır. Bu işler büyük ve önemli işlerdendir, varlık yokluk meselesidir. Bunun için ben yaptım oldu demekle oluveren işlerden değildir. Nesiller alır, on yıllar sürer. Derdi davası çok uzun sürer, hemen bitmez öyle. Eski yapının kalıntılarıyla yeni yapının sahipleri arasında karşılıklı bir kavga sürmektedir, o gün bu gün. Bunu da bir kenara yaz...

Eskiden Halife sultanlar, onlarla birlik hareket eden o dönemin Müslüman ahalisi, gayri müslimler ve reaya bir tarafdı, ittifaktı...

Jöntürk, Yeni osmanlıcı, İttihat ve Terakki, sonradan da Cumhuriyet Halk Fırkası, CHP, yeni bürokrasi, sermaye gurubu, aydınlar da başka bir taraf oldular, ittifak ettiler...

Osmanlı yıkılıp yerine cumhuriyet kurulunca eski ittifak dağıldı. yeni kurulan ittifak da eskiyi reddetti, yönetime, iktidara, sosyo-ekonomik alana kabul etmedi...

Ümmet parçalandı, Müslümanlar darmadağın oldu, yeni oyunda bu birlikten, amaçtan ayrıştılar. Kimileri ayrı devlet kurdu, kimileri bağımsız ulus devlet davasına düştüler. Burada kalanlar süreç içinde muhafazakarlaştılar ve kendi içlerinde gri alanlara gittiler...

Gayri Müslimler de benzer ayrılığı yaşadılar. Kimileri bağımsız devlet kurdular, içerde kalanlarsa azınlık muamelesi görerek tasfiye edildiler veya bastırıldılar...

Reya ise seyirci pozisyonundaydı. Onlar için “şeriat başa kuzgun leşeydi”. Çoğunluğun genel karakteri gereği otoriteye itaat ederler, amma gönüllü amma sessiz ve derinden muhalif durarak. Günün kendisine döneceğini umut ederek, arkasına düşeceği adamları bekleyerek...

o gün bu gündür, muhafazakarlarlarla cumhuriyetçiler arasında sür git devam eden bir kavga başladı ve hala devam ediyor. Gurupların arasındaki asıl kavga iktidar kavgasıdır, bunu da bir kenara yaz ki unutmayalım. Muhafazakarlar neyi kaybettiğini unutmaya başladılar da ondan. bunu da unutma!

1950'e kadar cumhuriyetçiler diktatöryal idare şekliyle ülkeyi yönettiler, hiç bir muhalif sese hayat hakkı tanımadılar. “köpeksiz köyde değneksiz dolaştılar”.

1950'den sonra dengeler değişmeye, muhafazakarlar da iktidar yüzü görmeye başladı. karşılıklı kavgalar sürdü, kavga bir o tarafın, bir bu taraf lehine gelişti geldi. Reaya, kendini adam yerine koymayan cumhuriyetçilere hiç meyletmedi, önüne sandık konan her seçimde tarafını muhafazakarlardan yana koydu. Belki beklediklerim bunlardı diye...

Bu ülkede verilen kavganın ne olduğunu unutan adama İslamcı denmez. Abi var ya, bunu asla unutma! Hele demokrasi diyenleri, özgürlük peşinde koşanları, bireyselleşenleri ki sakın unutma ve asla affetme! Kıyamette iki elim yakanda olur, gayet ciddiyim. hele bunları unutulmaz bi yere yaz!

Kavgada, tarafların öne çıkarttığı “laiklik” ve “islam” vurgusu gerçeği değil, görüneni yansıtmaktadır. İşte ahali bunu bilmiyor. Keşke öğrenebilse, bu da biz gibilerin aptallığı, bunu da unutma ha!

Bir dönemdir cumhuriyetçiler yenik düştüğü iktidar kavgasını hepten kaybettiğini,tarihe havale edilecelerini düşünmeye başladılar. Yeni dünya düzeninde ve demokrasi oyunu içinde artık iktidar olma şansları da kalmamıştı. Bunu hazmedemediler. Onlar için kolay da değildi...


Buna rağmen kemikleşmiş bir yapıya, azınlık da olsa bir tabana sahiptirler. İktidar oyununu iyi bilirler. Her tür kumpası kurar, şiddete gözü kapalı girerler. İktidar kavgasında bunların yapmayacağı şey yoktur. Patişah dahil ciddi buldukları her adamı katletmeyi göze alan adamların torunlarıdır bunlar, aynı yolda yürüyorlar bunlar. Koca imparatorluğu batıran kafa da budur...

Onlar için kullanılabilir her fırsat önemlidir. Bu işin nasıllığını da iyi bilirler. Hele örgütlenme vs uzmanlık alanlarıdır. Müslümanları örgütlemek dahil, sakın bunu da unutma emi!

Diğer taraf demokrattır. Başka yolları da yoktur. Milliyetçi gurubu hariç örgütçülük bilmez, caydırıcı olacak yapısallığa da gitmezler. Uysal adamlardır velhasıl. Bu kavganın ne olduğunu dahi düşünmeden girmişlerdir bu oyuna! Erdoğan’ın kişisel olarak bir farkı var kendinden öncekilerden, yapısal özelliği, kişisel karizması ve anadolu delikanlılığı. Ama unutma, ters bir duruma düşecek olsa en yakınları dahil, cemaat başta olmak üzere onu hemen terk ederler. Canları ve “davaları” tatlıdır bunların! Bunların ataları da böyleydi, kendileri de aynı yoldadırlar. iki yüzyıldır da durum bu...

Şimdi, kalkıp da, bi daha, ümmetden falan bahsetme. O dediğin öncedendi dostum. Şimdiyse adı var kendi yok. Esamesi mi okunuyor yoksa! Temsil edenleri mi var yoksa! Bunun cevabını da sen ver! Bana sorarsan inşa aşamasında, tasavvurlarda ve yeni bir başlangıç yolunda...

Arap ayaklanmasında galip taraf kimdi, İhvan. Niye laikler, ulusçular ve liberaller değil de onlar? çünkü örgütlüler de ondan... Suriye işini neden geciktiriyorlar? Burada anlatmak istediğimi anladın sen yoksa birilerini savunma kastım yoktur. konu da bu değil zaten. Umarım asıl meseleyi anlatabildim...

Bu mesele çok su kaldırır da bana göre özü, özeti bu... Sünnetullah falan diyorsun ya, işte tam da bu o söylediğin. Bu işlerin sünnetullahı bu yani. Varsan, hazırlık yapıyorsan, meselelerin ve işlerin gereğine yöneliyorsan, sünnetullahı anlamışsın, anlamışız demektir... Senin soruların can yakıyor, kışkırtıyor ama çoklarımızın sorununu dile getiriyorsun... Umarım anlatabildim benim can ağbim, ağbilerim!


Bu iktidar kavgası neymiş be abim deme sakın! Bu memlekette iktidar demek her şey demektir. çünkü devletin yapısı buna göre kurulmuş...

M mehmed CAN 01 Ocak 2012

Eyvallah Hüseyin abim.
Bu güzel hitaplarına teşekkür ederim.Ben seni çok iyi anlıyorum ve anlatmış olduğun tarihi sürecinde çok iyi farkındayım.Hatta BİRŞEY DİYEYİM Mİ?Abi bu anlattıklarının Kur’an bütünlüğünde değerlendirdiğim zaman,yani risaletin Peygamberimize geldiği ve Peygamberimizin davetini tebliğ ettiği dönemdeki Rabbani usuline bakıyorum da Rabbimiz ilk ayetlerinde Resulüne önce ehlinden başlayarak anlatmasını ve kendi nefislerinde yaşamalarını isterken.Cahili toplumla ilgili bölümlerde“sen isteyene anlat nerden bileceksin belki o temizlenip arınacak diyordu”yanlışmı anlamışım burayı sevgili abim.Hatta o cahiliyenin ileri gelenlerini,oyun kuranlarını,hesap tutanlarını,Bana bırak diyordu,yanılıyor muyum? Hüseyin abicim.Ve hatta ısrarlada ayetlerde geçmiş kavimlerin örneklerini ayetlerle Resulüne bildirerek,Kendisinin KIYAMETE KADAR ASLA DEĞİŞMEYECEK OLAN SÜNNETULLAHINI ısrarla vurgu yapıyordu öyle değilmi?değerli abim.Peki şimdi bütün bu yaşanmışlıkları ve örneklemeleri tarihi bir vakıa olarak mı bakacağız abi,Yani bu Kur’an dan kıyamet günü hesaba çekilecek ve sorulacaksak ki bunda en küçük bir kuşkumuz yok,O zaman Rabbimiz ben size ayetlerimle bu yolun metodunu da nasıl yaşamsallaştıracağınızın örnekliğini de Önderimiz dediğiniz Peygamberinizin örnekliğinde gösterip,sonuca odaklı kulluk değil,tek başınıza da olsanız,İBRAHİM’i bir tavırla ÜMMET GİBİ YAŞAYIN ve benim huzuruma öyle gelin demiyormu?be abim.Hani sormuşsun ya cevabi mailin de...“Şimdi, kalkıp da, bi daha, ümmetden falan bahsetme. O dediğin öncedendi dostum. Şimdiyse adı var kendi yok. Esamesi mi okunuyor yoksa! Temsil edenleri mi var yoksa! Bunun cevabını da sen ver!”...diye Ben varım Hüseyin abim!..Sen İbrahimi bir duruşda değilmisin?Hüseyin abim..Neden olmasın biz varız Hüseyin abim biz varız..Yeter ki bunun farkına varıp,HASBİNALLAH VELİĞ’VELVEKİL dediğimizin SIRTIMIZIN kime dayalı olduğunun farkında olalım.Sizin de her zaman vurgu yaptığınız modernitenin aklıyla düşünüp,akıllı çözüm ürettği zehabına kapılanlardan olmayalım.Allah bize yeter biiznillah..Her paragrafında UNUTMA!,BUNU DA YAZ!ve KIYAMET GÜNÜ İKİ ELİM YAKANDA OLUR!,gayet ciddiyim"...dediklerinin hepsinin kayıtlarını senin ciddi ve vurgulu ikazın la tek,tek çek ettim,Valla benim kayıtlarımda daha fazlasının da olduğunu gördüm sen müsserih ol güzel abim.vesselam..

H hikmet erturk 01 Ocak 2012

belki de birilerinin Erdogana sınırlarını göstermesi olayıdır. Belli ki bazı görüş ayrılıkları ve ya paylaşımlar ile ilgili sorunlar olmuş. Pkk sorununu çözüldüğünde kozların hala farklı versiyonlarda devam ettiğini gösteriyor olabilirler. Yani toplumun her kesiminde etkiye sahip olduklarını ikna edici bir durum.Son dönem projelerin devasa büyüklüğü ve her daim aynı kişileri zengin ediyor görüntüsü de söz konusudur.Fakat her ne söz konusu olur ise olsun Müslümanların böylesi bir paylaşıma ya da mücadeleye aklı pek ermiyor gibi.Oyun kurucu hiç bir zaman değiller.Olayları anlamaktan da epey uzak görünüyorlar.

M makseki 01 Ocak 2012

Yaşanan son olaylar AKP iktidarının miadını doldurması olarak okunmamalı. Çünkü AKP, iktidarı döneminde kendi kulağını çektirecek bir yanlışı hiç yapmadı ki!
Aksine yaşananlar AKP iktidarının prestijini arttırmakta, konumunu güçlendirmektedir. Dış güçlerin olaylarla ilgili söyledikleri tamamen konjonktürel ifadeler. İktidarın kulağını çekecek olsalar şimdiye kadar çoktan çekerlerdi. Olaylar durulmaya başladıkça, yaşananların kurmaca bir tezgah olduğu halk tarafından daha net görülecektir. Bu durum hükümete olan güveni arttırırken başbakanın prestijide ikiye katlanacak.

H HÜSEYİN ALAN 01 Ocak 2012

DAHA SAKİN DÜŞÜNMELİ

AKP’ye karşı olabiliriz, gerekçemiz dolayısıyla yerden göğe haklı da olabiliriz. Bu başka bir şey. Fakat şu an ülkede başka bir durum var, başka başka hesaplar var ve gelişmelerin AKP ile ilişkisi de yok. O sadece görüntüden ibarettir. Birilerine olan “kinimiz” aklımızı çelmemeli bu nedenle.

Hatırlayalım şimdi: İhsan Eliaçık gibi nice müzmin AKP muhaliflerinin safça düştüğü şu acaip ve garaip işleri düşünmeli. Liboşlar, Kemalistler, ulusalcılar, ahı gitmiş vahı kalmış sosyalistlerle kol kolalar bir süredir... “Kırk yıllık kani, olur mu yani”. Hayrola, düğün değil bayram değil “eniştem beni niye öptü”

Bu adamların tümü radikal biçimde din düşmanıdır. Bunu bilmek için arif olmaya gerek de yoktur, değil mi? O halde durduk yere bunların dindara sempatisi nereden çıktı? Azıcık düşünmeyelim mi? Kurt bulanık havayı sever, bunu da mı unutalım şimdi. Onların bi hesabı var mı, elbette var. Bunu da görmeyelim mi?

Beslenme kaynakları kesildi, kökleri kuruyor bunların. Geleceği okuyor herifler. Ellerinde yönetecekleri bir ülke, sırtına basıp “davar” gibi güdecekleri bir “öküz anadolulu” kalmayacak, çünkü demokrasi oyununda bunlara bir gelecek yok artık. Hırslarından “kudurmuş” vaziyetteler bu nedenle. Bunlar iktidarsız da duramaz ama, bunu unutma sakın!

Demokrasiyi temsil eden AKP maçı iyi götürüyor da bunlar hırsından çatlıyorlar beri tarafta! Bu nedenle sırf AKP’ye muhalefet olsun, iktidara bir büyük yara açalım aşkıyla kıyıda köşede kalmış, iktidardan nemalanamamış “bizimkilerden” tuttuklarını medyada, şölenlerde öne çıkartıp, TV’lerinde pazarlamıyorlar mı?

Sence o adamların dine, din gerçeğine ihtiyaçları var, dini bilmiyorlar da bunlardan öğrenmek için mi yapıyorlar bunları? Bu kadar safmıyız biz? Değilse beri taraftan bu dindarların anlattığı din nasıl bir din o zaman?

Diyelim ki ben yanıldım, olur a! O halde bir kere olsun tevhidden, küfürden, kafirlikten, tağuttan, şeriatten, şirkten gerçeği üzere konuşsunlar bakalım, neler oluyor? Önlerine açılan kapıların tümü nasıl kapanıyor hep birlikte görelim!.. Azıcık akıllı olan bir Müslüman böylesi bir tezgaha nasıl düşer? Bu günler için hazırlandıklarını nasıl görmez?

AKP’ye muhalif olmak başka, bu günlerde olup bitenleri doğru okumak başka bir şeydir. Evvela bu tespiti yapalım. Hırsımız adlimizi aşmamalı. Buradan AKP savunuculuğu yaptığımız falan da çıkartılmasın!

E ercan 01 Ocak 2012

Sayın alan ;“İrade” bazı yerlerde istikbale dönük hesaplar yapmakta bunlar toplumsal olayların nasıl kanalize edileceğini çok iyi bilmektedirler.
Manipülasyon onların elinde doyumsuz bir kapalı gişe oynayan film e dönüşebilmekte..
provakasyon mu ?en alasını yaparlar da kimse onlara hesap sormaz soramaz.!!?
insan için mi dediniz onları geçtik doğu iki ayaklıları hemüz onlar için birer garabet.
Uluslar arası “denge” devletler arası rekabet.dinler yarışı,mezhepler rakabeti onların manipüle ettiği büyük projeksiyonlardır.
neonurculuk tayyiple ters düştü mü dediniz perdenin biraz aralanması gerekir.suriyede gerilememi var yine perde gezide gezenler..yok onlar özgür! vatansever!ler dir..
dün büyük devlet olma projeleri saf tutmakta idi..buharlaştımı? yoksa yeni yeni sahneye konma aşamasındamı ?yunan,bulgar,sırp,bosna,ırak suriye gibi yerler bize verilecekse !!bunu sahne ve seti iyi bir tönetmene ihtiyacı olduğu kadar iyi bir senaristin ekibine de...Tabii..cia,mossad vs.yok bu arada!!?

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Hüseyin ALAN — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.