İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
07 Eylül 2010

SON OLARAK…

Ne yazık ki tam anlamıyla sözün yalama olduğu noktadayız. Düne kadar aynı kavramlarla konuşan, aynı ilkeleri dillendiren Müslümanlar arasında bile artık ortak referansların kalmadığı, rölativizmin tüm bağları ve bağlayıcılıkları yerle yeksan ettiği bu dönemde artık bu tür yazıları sürdürmek boşa kürek çekmek gibi gelmeye başladı.

07 Eylül 2010 2 dk okuma 10,5B okunma
100%

Bir süredir, pirincin içindeki beyaz taşa kaşık sallayan mahalle sakinlerine bir şeyler anlatabilmek amacıyla içe dönük eleştiri yazılarına ağırlık verdik.

 

İyiliği emr, kötülükten nehy sorumluluğu gereği, dışlanmak, yalnızlaştırılmak riskini göze alarak sözümüzü söylemeye çalıştık.

 

Fakat gelinen noktada herkesin bildiğini okumaya devam ettiğini, Kur’an’ın tabiriyle herkesin yanındakiyle sevinmekte olduğunu ve bunda ısrarcı olduğunu üzülerek müşahade ettik.

 

Ne yazık ki tam anlamıyla sözün yalama olduğu noktadayız. Düne kadar aynı kavramlarla konuşan, aynı ilkeleri dillendiren Müslümanlar arasında bile artık ortak referansların kalmadığı, rölativizmin tüm bağları ve bağlayıcılıkları yerle yeksan ettiği bu dönemde artık bu tür yazıları sürdürmek boşa kürek çekmek gibi gelmeye başladı.

 

Düne kadar, ilk Kur’an neslinin gerektiğinde Allah Rasulü’nü (a. s.) bile eleştirmesini konu edinen, Hz. Ömer’e Kur’an ayetiyle karşı çıkıp onu yanlışından döndüren kadın örneğini her fırsatta anlatanlar, şimdilerde hiçbir eleştiriye tahammül göstermiyor. İnsanlar üzerinde mahalle baskısı kurarak aşılmaz bir tahakküm kuruyorlar.

 

Düne kadar tarikatlardaki şeyh-mürit ilişkisini haklı olarak eleştirenler, bugün tüm İslami yapılarda bu tür bir tâbilik ilişkisini zorlayıp, bir ağabeyimizin yerinde tesbitiyle Müslümanları bir şekilde tağutun kazığına bağlamanın peşinde koşuyorlar.

 

Herkesin bildiğini okumaya devam ettiği ve sözün maalesef yalama olduğu bu noktada artık gidişatı çok fazla zorlamanın anlamı olmasa gerek.

 

Söz yalama olduğu için artık ne söylense cedelleşmenin ötesine geçmiyor. Zaten muhataplar da, herkesin bildiği yolda yürümesi gerektiğini söyleyerek kendilerinin rahat bırakılmalarını talep ediyorlar.

 

Bundan sonra inşaallah kimsenin tavuğuna “kış” demeden, kendi bahçemizde güzel ürünler yetiştirmeye ve onlardan nasıl verim elde edebileceğimiz üzerinde yoğunlaşmaya çalışacağız.

 

Gönül isterdi ki bu kırılmalar yaşanmasın, pirincin içindeki beyaz taş, yılların birikimine bu kadar zarar vermesin. Ne var ki yaşandı ve görülen o ki, bu zararların telafisi de şimdilik mümkün görünmüyor.

 

Bu durumda toprağa yeni tohumlar saçmak, yeni ekinlerin yeşermesi için çalışıp çabalamak gerekiyor.

 

Vira bismillah!

Paylaş X Facebook

Yorumlar 16

D DIYAR-I URFA 01 Ocak 2012

bu süreçten sonra bencede bu meseleyi fazla kurcalamak yerinde degil. kardeşlere söylenen her nasihat birer kurşun gibi tekrar bize dönmekte... ne diyelim bilmem ki...
bize düşen görev emrolundugumuz gibi dosdogru olarak hayatımızın son demine kadar onurluca direnmektir ve hakkın hakkını hakkıyla haykıran hak erenlerini yetiştirmektir.
çilesini çektiğimiz dava bizim davamızdır...

DUA...DUA...DUA...DUA...DUA...DUA...DUA...DOSTLAR DUA...

O Orhan Albayrak 01 Ocak 2012

Her şey düzelir her şey yeniden yeşerir.Yaşananlar belki yeni bir süreçte olması gerekenlerdi diyerek itidalide elden bırakmamak lazım.Sizin de belirttiğiniz gibi kırgınlık ve kırılmalar yaşandı ancak her şeyin telafisi olur.Neticede müslüman kalpler kinle yeşermezler.Bize düşen Allah’ın sapasaglam ipine tutunarak yola devam etmektir.Değerli ve onurlu kardeşim senin Allah için duruşun yeter.sakın mahzun olma.seni Allah’a emanet ediyorum.'rabbimiz göğsümüzü genişlet'.Allah’ım bizi kendini müstağni görenlerden değil,halim olanlardan kıl.

M Mustafa Remzi 01 Ocak 2012

Sernenişini içeren ve başlığına ‘Son Olarak’ kaydını uygun göedüğünüz yazınızı okudum. Haklı olduğunuz taraflarınız olduğu gibi, eksik bıraktığınız, üzerinde pek düşünmediğine kanaatimi/zi/n hasıl olduğu birçok noktayı da karanlıkta bıraktığınızı bende kendi cephemden üzülerek belirtmiş olayım! Bir defa mevzudan kısa bir süre içerisinde sonuç alınamadığından dolayı; üzüntü, serneniş, karşı çıkış ve züccaciye dükkanında filin ayptığı gibi kırıp dökmekle olmaz! Hele ki içe kapanık bir vaziyette dostlara yeterince ulaşmadığı halde kendini yeyip bitiren bir hal alış ne kadar sağlıklı bir duruma işaret eder? Bunun üzerinde durmanızı hasseten sizden istirham ediyorum.
Öyle tüm Müslümanları yakıp kül edecek bir yangın yok! Esas yangın ise Kemalist oligarşinin artık söz konusu edilmesi gereken toplumsal dinginlik çerçevesinde normalleşmeye doğru adımlar atılmasını dertten muzdarip olan mağdur ve mazlum kitlelerin bir vesileyle artık dillendirmesi ve sitemin ceberrut işleyişine içeriden bile olsa -diğer türlüsü mümkün değil zira- etkiisi ve çapı ne kadar olursa olsun olsun artık bir ‘DUR!’ demeyi içeren çabalara karşı çıkılacağına, o çabaları ortaya koymaya çalışanların halisane niyetlerle kifayetlerini ortraya koyucu ‘bizden’ çabaları ortaya koyucu çabaları sergile/ye/miyoruz?! Böyle bir çaba içeçrisine girersek imanımız mı elden gider de sıkılıyoruz? O zaman Hz. Musa’nın devrinin tağutu olan Firavun’a karşı İsrailoğullarıyla ilgili isteğini nereye koyalım. Ya da Hz. Peygamber’in İslam öncesi dönemde vuku bulan ve kendisinin de bizzat önemseyerek içerisinde bulunduğu; peygamberlik geldiğinde bile o iş olsa yine dahil olurum dediği Hılfılfudul organizasyonu hakkında ne düşünüyoruz? Ki o organizasyonu oluşturan insanların önemli bir kısmı müşrik kişilerden oluşuyordu, değil mi? Ama adalet uğruna işe girişmemişler miydi. O zaman şunu mu diyelim; İyi işler kotarsalar da müşrük olduklarından onların adalet duygusu İslami değildi. Dolayısıyla böyle bir organizasyon zulüm içerir!!! Eğer bu mantık geçerli ise o dönem fıtratını herkese nazaran safiyetle korumaya çalışan bir insana vahiy nedir gelmezdi, değil mi? Ama öyle değil! O temiz fıtratıyla adalet uğruna erdemli 'müşrik’lerle bir arada bulundu! Onların var sayılan sistemmlerine eklemlendi mi? Hayır! Bin kere hayır! O yani Rasul sapla samanı birbirine karıştırmadı. Vicdanının sesini dinledi ve mazlumdan yana oldu... O halde sisteme eklemlenmek ya da eklemlenmemek en başta total bir sorun olmakla birlikte salt olarak şahısları kapsar. Ki, bu referanddum oylamasına katılacak olan İslamcı çevreler tağut olgusunu reddedip Kemalist sisteme mi eklemleniyorlar, ya da Ak Parti üzerinden muhafazakarlaşıp küresel liberal sisteme mi?!!! Bence ikisi de değil! Kesinlikle birincisi hiç değil! O zaman sorun ne ve nerede; buna yoğunlaşmak gerek.
Bence en temel sorun İslam’ı öğrenirken temel kaynakla birlikte tali kaynakları alıp deeğerlendirirken tek yönlü bir okuma yapıp çözümsüzlüğe daplanıp kalmak. Bu zaten bizleri ilgilendiren bir yığın konuda tavır alışımızı, duruşumuzu şekillendrimekte ve bizleri sorunların çözmünden ziyade, sorunların artarak katlanmasını sağlamaktadır. Ör.Totaliter Allah tasavvuru bu olayı izah etmede en önemli kıstas sayılabilir. Reel plana geldiğimzide kısmı, eksik ve yerine göre de yanlış okumalarımız hayatı şekillendirmemizde bizlere farklı ama flu ufuklar açmakta, en nihayetinde ‘ak ve kara’ anaforuna yönlendirmektedir. Birde buna bağlı olarak güdük bir sistem tahlili bizleri içerisinden çıkılmaz dehlizlere yönlendirmektedir...
Kazara bunları az oranda bizden farklı olarak yapmaya çalışan çevreleri de rijit hallerimizden bakarak tanımlamaya çalışıyoruz. Ve sonra da işi gücenme noktasına gelince de karşı tarafı tümden pilav yerken pirinler dururken pilavda bulunan beyaz taşlara kaşık sallayan şaşkın insanlar kategorisine sokuveriyoruz!
Biz kaç kişiyiz Allah aşkına bu diyarda?! Ne istişare ederiz, ne karşılıkllı fikir alışverişinde bulunuruz: Ha bire güceniriz, üzülürüz ve bizim gibi davran/a/mayan Müslümanlara bolcana kahır dolu, “kayıp gidiyorsunuz!” yollu sitem ederiz...
Birde bu süreçte sözde bir saflaşma vbe kanaat önderi apartma gibi gülünç şeyler yaparız! Sanki o kanaat önderi denilen zevat tüm sorunlarını çözmüş de çözülenleri(!) uyarıyor! Yok Allah aşkına böyle birşey! Kendimiz kandırmayalım...
Bizler işin aksine daha yeni yeni oluşuyoruz. Elde etmeye çalıştığımız İslamcılık formuna binaen yeniden, sil baştan Müslümanca okumalar, çağdaş ve klasik kavram çalışmaları, yakın tarih okumaları, entelektüel çizgiyi yakalama, iyi bir sistem analizini de içeren sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel okumalar bu süreçte yeni, yeni başladı değil mi; dernekleçrimizde, vakıflarımızda ve evlerimizde? Toplumun fertleri olarak bizleri de cenderesine alan var olan sorunlarla ilgili eylemlilikler yeni başlamadı mı. Ne çabuk ta unutuveriyoruz?
Bir ceberrrut sistem varsa ve durmadan da sorun üretiyorsa en azından vicdanı olan insanlar, gruplar, öbekler birşeyler yapmak için çaba sdarfediyorlarsa ben ya da biz ne diye karşı çıkalım, kıralı, dökelim ve ‘iman elden gitti!’ diye garabetlere düçar olalım. Merak etmeyiniz kimse imanımızı elimizden alamaz! Zira o bize lazım. ve onun varlığından dolayı da evrensel vicdanı harekete geirip ,mkanlarımız ölçüsünde makul şeyler yapalım! Korkunun ecele faydası olmaz! Selamlar...

H Hakan Biçer 01 Ocak 2012

Allah razı olsun. Aynı fikirdeyim. Söylenen söylendi. Herkes kendi ektiğini biçecek. Kanaatimce bundan sonra söylenecekler aşırı olacak. Herkes eteğindeki taşı döktü. Ama gerçekten tarihsel/ibretlik hatalar yapıldığının da altı çizilmeli/çizildi.
Selamlar

M mehmed akgül 01 Ocak 2012

Saygı değer kardeşim hüseyin abimin oğlu,yazınızdaki nüktelerden ben kendi payıma düşeni alırken, bir gerçeğin altını çizmekte yarar olduğuna inanıyorum . aslında sizler gibi tahsil seviyesi yüksek özelliklede islami konularda araştırma yapmış kimselere, bizlerin tavsiyede bulunması olanaksızdır ama, bizlerde hayat mektebinden edindiğimiz az çokda sizler gibi kadeşlerimizin yazılarından esinlenerek edindiğimiz bilgiler ışıgında deriZki inananlar için en güzel örnek peygamberimiz HZ MUHAMMED (SAV)in hayatı ve yaşam tarzından alacağımız örneklerdir, bilhassa halkla ilişkiler açısından konuyu incelediğimizde, onun ne kadar merhametli ne kadar şefkatli bir yaklaşım içersinde olduğunu görmekteyiz ki. o halkın onu taşlamasına, o halkın onu dışlamasına, o halkın onu kovmasına rağmen , hiç bir zaman son söz dememiş ve irşada devam etmişlerdir, ve metodları halkı eleştirmek değil , halkının bilinçsizliğinin giderilmesi açısından duacı olarak ve hatta bizzat kapılarına kadar giderek tebliğine devam etmesi bizlere örnek teşkiletmel
i değilmi, o bizlere örnek olarak gönderilmedimi, ve onun yaşadığı risalet öncesi, o karanlık dönemi düşüne biliyormusunuz o kabus ve karanlık dönemi ALLAHIN yardımı şefkati ve merhameti ile aşmadımı, dikkat ediyorsanız o eleştiriden ziyade sadece gerçekleri aktarıyordu. ve yaşamı zaten halkına en güzel örnekti, öyle ise lütfen bizlerde eleştiri dozunu birazcıkda olsa düşürerek yaşadığımız bu dönemin halkının yaşam değerlerini ve hayat algılarını göz önünde bulundurarak kendimizi bu duruma ayarlamak durumunda değilmiyiz ,yani ani çıkışlar yerine kırmadan dökmeden yaşadığımız dönem halkının yaşadığı gelenekselliği birden bire dışlamadan güzel bir tebliğ metodu ile uyarmanız daha yerinde olmalı değilmidir saygılarımızla ALLAHIN RAHMETİ BEREKETİ HUZURU MUTLULUĞU CÜMLE ÜMMETİ MUHAMMEDİN DOLAYISI İLE SİZLERİN ÜZERİNE OLSUN SELAMLAR

I ilyas metin 01 Ocak 2012

o güzel bahçeyi inşallah ayrık otları sarmaz,hormonlu ve genetigi degişmiş meyveler ekilmez veya yetişmez inşallah kardeşim.
selam ve dua ile

Ö ömer bitlis 01 Ocak 2012

Bismillah derken bile ayrıştırıcı mı olmalıyız,

Amerikayı tekrar keşfetmeye çıkarken “Vira Bismillah” mı demek lazım?

Vira nedir?...

Lütfen refrandum olayını abartmayın, abartmayın, abartmayın...

M Mustafa Remzi 01 Ocak 2012

Editörün Notu: Sayın okurumuz, dünden beri sitemize birçok yorum yazılmış. Sitemizle iki editör ilgileniyor. Biri sadece haber giriyor, diğeri hem haber hem de yorumlarla ilgileniyor. İnternetle geç irtibat kurulduğundan yorumalrın tamamı geç onaylandı. Allah’a emanet olunuz.

O Orhan Albayrak 01 Ocak 2012

Yani kelimelere bu kadar takıntısı olan birisi daha varmı bilmem ancak güzel kardeşim,Aslında seninde anladıgın gibi insanın umutlarını yeşertip direncini toplamak için söylenen kelimeler.Abartmıyoruz bak inşallah bu meseleyi daha konuşmayacağızda ama sende biraz yavaş gel olmazmı. Tanıdığımız sevdiğimiz bir insansın.
selam ile...

H Hakan Biçer 01 Ocak 2012

Referandumu kimin abarttığını anlamakta zorlanıyorum. Haydin evet’e diyenler Tağuti hükümlere onay vermeye çağırdığı için abartmış olmuyor da, Tağutun hükümlerini kendisine bırakın, Resulullah da böyle yapmıştı, Kur’an da bunu emreder diyenler mi abartmış oluyor. İnsaf ediniz. İnsaf, insaf...
Kimse kendisine çağırmıyor, herkes İslam’a çağırırken, evet cephesine katılanlar, yanlış bir yere çağırıyorlar. Sonuçta yapılan bir hatadır ama itikadi bir hatadır ve devamı geleceği için de çok ciddi bir kayıptır.
Selamlar

M Mustafa Remzi 01 Ocak 2012

Bir yorumcu kardeşimiz daha belki işin başında olduğu halde onlarca yıldır Müslüman camia içerisinde sürüne sürüne, didine, didine bir yerlere gelen, bu hareketin belki de tonlarca sıkıntısını çeken,acısına katlanan Müslümanlara ve hasseten de İslami form içeçrisinde İslamcı söylemleri dile getirip ortaya koymaya çalışan emektarlara karşı ‘kardeşlere söylene her nasihat birer kurşun gibi bize geri dönmekte...’ ifadesiyle kastı aştığının farkınada mıdır acaba?!!!
Tabiri caizse tırnaklarla mevzi kazıp bugünlere gelen, davayı omuzlayan dava gönüldaşlarına bu türden ham, sığ ve mevzi ifadelerle yaklaşma cesaretini lütfen birazcık sergilemesinler olmaz mı?!

Emeğe saygı, liyaketli eleştiriye evet! Ama salvolara hayır!!!

M Murat Eraslan 01 Ocak 2012

Referandum gündemi oluşmaya başladıgından itibaren gardınızı aldınız. Bu ülkenin nadir yetiştirdigi ilim adamlarını kusurlarından ötüru yerlere vurdunuz. (ki mümin mümin kardesini kusurlarını orter...) bu durumu hak la batıl mücadelesi gibi gorup eleştiri oklarınızı surekli fırlattınız. halbuki bunu demokrasi ile cuntanın, islamın silinmesi icin mücadele veren zalimlere karşı bir temizlik, pisliklerden kurtulma projesi gibi gorseydiniz sanırım bu kadar cedelleşmeler, onur kırıcı yayınlar olmayacaktı... zalime karşı mazlumdan yana olmak icin illede müslüman olmaya gerek yok sanırım. kırılan kalplerin yıkılan koprulerin rehabilitasyonu başlaması temennisi ile tüm islam aleminin Ramazan Bayramı Mübarek olsun Dua ile...

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Öncelikle bazı yorumcu kardeşlerimizin konuya daha başından doğru yaklaşmadıklarını görmekteyiz. Ki zaten yaşanan son tartışmaların temelinde de kimi İslami çevlerin gündem ve günceli değerlendirirken daha kavramsal çerçevede çuvallamaları ve bu çuvallamayla düşünce ve pratik üretmeleri yatmaktadır.

Bir defa zulüm ve adalet gibi temel iki kavramın İslam’ın bu kavramlara yüklediği anlamlarla değil de, seküler ideolojilerin üretiği literatür ve argümanlar çerçevesinde ele alınıyor olması, meseleyi başından İslami çerçeveden uzaklaştırıyor. Sözgelimi, zulüm kavramı tamamıyla zayıf bırakılmışlara yönelik baskı ve dayatmalar karşılığına indirgenerek ele alınıyor ve buradan yola çıkılarak demokratikleşme çabaları adeta kutsanıyor.

Asıl zulmün şirk olduğu, âlemlerin Rabbi’nin insanlar için belirlediği ölçüler dışında ölçülerle toplumlarn yönetilmeye kalkışılmasından büyük zulmün ve adaletsizliğin olmadığı temel gerçeği ıskalanıyor.

Böyle olunca da putperest/müşrik niteliği aynı şekilde muhafaza edilen şirke dayalı anayasaların demokratikleştirilmesi yönündeki çabalara işirak edilerek zulme karşı mücadele edildiği zehabına kapılıyor. Oysa İslami literatüre göre bizatihi bu tutum zulmün kendisidir, çünkü âlemlerin Rabbi’ni asla hesaba katmayan ve dikkate almayan bir anayasanın yapımına/restorasyonuna iştirak edilmektedir.

Hılful Fıdul, eman müessesesi gibi hususlara gelince, Müslümanlar bugün de İslami kimlik ve duruşlarını muhafaza ederek çeşitli sosyal ve siyasal ittifaklar kurabilir/kurmalıdır, insani değerler konusunda çeşitli kesimlerle dayanışma içerisinde olabilir. Bunun sınırı, imana zulüm bulaştırmamaktır. Sasani’ye karşı Rum ordusunun galip gelmesini istemekle, ölçüyü kaçırıp Rum ordusunun neferi olmak arasındaki farkı idrak edip, doğru yerde konumlanmak gerekir.

A aydın aydın 01 Ocak 2012

Herkes,kendi bildiğini “islam” sanıyor bilmediğini de “gayr-ı islami” sayıyor.

Herkes kendi yolunu “islami method” sanıyor,bilmediğini gayr-ı islami...

Herkes,kitaplardan okuduğu herhangi bir kelime veya kavramı “İslam’ın şartı” sayıyor..O şartın (belki) kendi zamanına ait bir “yorum” veya tanım veya izah olduğuna akıl yormuyor: yorsa da bir türlü akıl erdiremiyor.

Mesela..(Biat) kavramını esas alalım...Bu kavram,bizzat Efendimize ait olsa da bu kavramı esas alalım.

Bu kavramın,şimdiye ait (Tabiiyyet=Uyruk=Vatandaşlık) ile örtüştüğünü,ne kadar düşünürsek düşünelim: Akıl edebilecek miyiz?..Hadi akıl ettik söyleyebilecek miyiz?..Hadi söyledik...Kendileri TC Uyruğu’nda oldukları halde bize “Biat ehli” diyenlere...“-Yahu kardeş...biat ehli olmakla da kardeşiz!” cümlesini söylemeye kendimizi gerçekten ikna edebilecek miyiz?

Bu yüzden de “içe dönük” konuşmaya hep mecbur kalacağız.Çünkü,“dünya” anlam olarak “alçak=kahpe” anlamına geldiği kadar “Bizim dünyamız” anlamına da gelmektedir...Herkese göre değilse de en azından “biz”e göre...

Herkeslere selamlar.

E ensar 01 Ocak 2012

bizler hayatın sağlaması olarak neyi refesans almalıyız acaba. özgürleşme adına demokratik söylemlerle kendimizi tağutun kazığına bağlakmaktan başka birşey yapmıyoruz sanki.acaba rasul aramızda olsaydı,bizlere vaadedilen özgürlük söylemleri, demokratik söylemleri ilemi hareket ederdi.yoksa mekkeli müşrişklere takındığı tavrımı ortaya koyardı.bana öyle geliyorki şuan inanılan peygamber demokratik söylemlerle başa geçerek ondan sonra islam davasını anlatırdı.!!!!
peygamberin hareket metodu belliydi.ve o davasını asla yumoşlatmadı.acaba resul aramızda olsaydı oy kullanır mıydı.???? işte hayatın sağlaması

E ebuhira 01 Ocak 2012

selam kardeşler refarandum olayını çok basit görüyoruz ama önümüze konulan şeyin KUR’AN’A alternatif kemale ermiş haliyle bir DEMOKRASİ ANAYASASI olduğunu unutuyoruz refarandumu basit bir vakıa olrak göreen kardeşlerime şunu sormak istiyorum kelime-i tevhidde ki la kime söylenecek peygamberlerin gönderiliş sebebi olarak zikredilen tağut kavramını ve reddini bugun ne ile izah edeceğiz ılımlı islam projesinin bir parçası olmaya davet edildiğimizi,amerikanın bu hükümete karşı sessiz kalmasının ve amerika hilafet sistemin kurulmaya doğru gittiğini vs..düşünmemiz gerektini düşünüyorum...selam ve dua ile kardeşler

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.