Sorun Sarmalından Sorumluluk Alanına
Müslümanlar yüzyılların biriktirdiği sorunlarla 20 yüzyılın başında acı bir şekilde yüzleşti. Yüzyılların getirdiği, atalet, gerileme, kayıtsızlık, düşünce ve dinamizm eksikliği ruhları karartılmış, bilinçleri mevcut hali "kader" olarak algılamaya kabullendirilmiştir. Bu durum karşısında batıda gerçekleşen büyük devrim ve dönüşümler Müslüman zihinlerdeki yenilgi ve eziklik psikolojisini daha da büyütmüştür.
Teknolojinin ve özellikle iletişim araçlarının artmasıyla birlikte bu yenilmişlik psikolojisi Müslümanları bir özentiye ve taklide sürüklemiştir. Bu sürüklenme karşısında siyasi anlamda bir güç oluşturamamış Müslüman toplumlar, umut ve umutsuzluk ikileminde bir mücadele ortaya koymuştur. Fakat bu mücadele ister Müslümanların kendi benliklerinden ve algılarından kaynaklı; isterse de dışardan gelen saldırılar karşısında istenileni karşılayamamıştır.
Küreselleşmenin ve teknolojik saldırının yoğun baskısı karşısında düşünce ve ruh dünyamız esarete mahkum edilmiş; kendimize ait bir akıl ve ahlakı bir türlü inşa edemez olduk.
Tüm bu sorunları görmek başlangıç için iyidir lakin yeterli değildir. Bugünün dünyasında özgün değer ve düşünceler üretecek formatta eğer İslami eğitimimizi düzenleyebilirsek en azından yukarıda saydığımız kendimizden kaynaklı dahili sorunu biraz olsun bertaraf edebiliriz.
Gelinen süreçte İslami eğitimi zamana, topluma ve insana hitap etmeyen sadece ve sadece kişileri ve yapıları tatmin eden şekilci ve kalıpçı algı ve alışkanlıklardan kurtabilmeliyiz. Soyutta kalan, yaşadığı dünyayı okumasına, yaşanılan sorunları çözmesine yardımcı olmayan teoriden pratiğe, kitaptan hayata geçmeyen bir eğitim süreciyle sonuç alınamaz.
Modern dönemde Müslümanlar yaşadıkları sorunlar karşısında geçmişin mutlu dehlizlerine sığınarak kendilerini teselli etmekten vazgeçip anın ve zamanın çözüm bekleyen sorunlarına karşı sorumluluk yüklenmelidir. Bu minvalde geleneğini gelişmeler karşısında yenilemelidir.
Yenilenme daimi bir düşünsel ve eylemsel hâli gerektirir. Devamlı düşünsel ve eylemsel hâl olmaksızın bir değeri hayata geçirmek mucize beklemekle eşdeğerdir.
Toplumdan ve yaşanılanlardan kopuk, şahısların alışkanlıklarına sığdırılmış bilgilerle evrensel bir İslami bilinç yakalanamaz...
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
