Suriye Olaylarına İran Zaviyesinden Bakış
Suriye’deki katliamların durdurulması için aktif bir girişimde bulunmadığı için İran da eleştirilmelidir. Ama daha öncesinde, kendi hükümetimizin kimlerin arzuları/baskıları/tehditleri/çıkarları/amaçları çerçevesinde bu ikiyüzlü politikaya yöneldiği sorgulanmalıdır.
Büyük Ortadoğu Projesi bitmiştir derken, tam da bu projenin hedefindeki Arap topraklarında meydan gelen, Batı’nın “Arap Baharı”, İran’ın “İslami Uyanış” olarak nitelediği muhalif hareketler Müslümanların ekseriyeti tarafından desteklenirken Suriye konusunda bir ittifak sağlanamadı. Bununla birlikte Tunus, Libya, Mısır ve Suriye’deki olaylar dünya gündeminde bir hayli yer alırken, Bahreyn ve Yemen’deki olaylara sessiz kalınmaktadır. Türkiye’nin tüm bu olaylara değer odaklı ya da dış politikada mevcut olan ilkelerine göre baktığını söylemek gerçekten zor.
Libya’da NATO’nun işinin olmadığı söylendi ve fakat İzmir Libya’ya karşı NATO müdahalesinde merkez üs oldu. Daha sonra muhalifler açıktan açığa desteklenerek Libya’ya uçakla nakit olarak yüz milyon dolar para taşındı. Mısır’da Mübarek’e karşı cephe alındı. Şimdi ise Suriye’de Esad yönetimine karşı cephe alınmış durumda ve muhalifler desteklenmektedir. Ak Parti hükümetinin bu Arap yönetimlerinin karşısında durmasının temel bir savunması var: Diktatörlüklerin yıkılarak demokrasinin tesis edilmesi.
Ve hatta Mısır, Libya ve Tunus demeçlerinde laikliğin de tesis edilmesi tavsiye edildi. Fakat bu noktada hemen şu sorular akla gelmektedir: Beşşar Esad, muhalifleri katletmeye başlayınca mı diktatör oldu, ne oldu da Beşar Esad, Başbakanın gözünde birdenbire “kardeşlikten diktatörlüğe” tenzil oldu? Halkını öldürenlere karşı çıkılıyor da, binlerce kilometre öteden gelip Müslümanları öldürenlere neden karşı çıkılmıyor ve hatta kayıp vermemeleri için dua ediliyor? Humus’un hesabı soruluyor da Bağdat’ın, Ramadi’nin, Felluce’nin ve hatta Mavi Marmara’nın ve Gazze’nin hesabı neden sorulmuyor?
Beşşar Esad diktatör de Suudi Arabistan kralı Abdullah, Bahreyn emiri Hamad Bin İsa El Halife, Yemen cumhurbaşkanı Salih demokrasi havarileri mi? İsrail’e karşı diplomatik ilişkilerimizi ikinci katip seviyesine indirmekten başka ne yaptık? Kürecik’e radar üssü kime karşı ve kimin güvenliği için kuruldu? (Küçük bir not: Radar sistemi denenirken Akdeniz’de F-15 jetinden İsrail yönüne atılan füze Kürecik’teki ve İsrail’deki radar sistemleri tarafından koordineli olarak izlenmiştir). Son sorular diğer sorulardan ayrıymış gibi görülebilir ama bütüne bakıldığında aslında hepsi aynı problemin sorularıdır. İran’ın olaylara bakış açısı, Ak Parti hükümetinin olaylara bakış açısıyla kıyaslandığında bütünün daha net görüldüğü ve daha ziyade değer odaklı hareket edildiği izlenimi vermektedir.
Peki İran Suriye olaylarına nasıl bakmaktadır? Öncelikle vurgulamak gerekiyor ki, zannedildiğinin aksine Suriye’nin Nusayrileriyle İran’ın Caferilerinin mezhepsel bir yakınlığı yoktur. Caferilikle Nusayriliğin yakınlığı, Caferilikle Anadolu Aleviliği’nin yakınlığından daha fazla değildir. Bu sebeple İran’ın mezhepsel bir yakınlığa binaen Suriye yönetimini desteklediğini düşünmek yanlış olacaktır. İran’ın dış politika tasnifinde iki grup vardır: Hizbullah ve Hizbuşşeytan. Bu tasnife göre Amerika ve İsrail Hizbuşşeytan iken, Hizbuşşeytan düşmanları da Hizbullah grubunu oluşturur. Şu an Hizbullah grubunda 4 asli güç bulunmaktadır:
İran, Suriye, Hizbullah ve Hamas. İranlılara göre İran ve Amerika Ortadoğu’da iki kez karşı karşıya geldiler Birincisi 2006 yılındaki Hizbullah ve İsrail savaşıdır. Bu savaşta Amerika İsrail’i, İran ise Hizbullah’ı destekledi ve neticede Arapların gözünde İsrail’in yenilmezliği imajı son buldu. Bir diğer savaş ise 2008 yılındaki Hamas-İsrail savaşıdır. Bu savaşta da Hamas’ın arkasında İran, İsrail’in arkasında ise Amerika bulunuyordu ve her iki savaşta da İsrail sivilleri öldürerek düşmanını caydırmaya çalışmaktan başka bir şey yapamadı. İran’a göre, Hizbullah grubunun bu iki grubuna karşı saldırıda da netice alamayan Hizbuşşeytan grubu, bu kez Suriye’yi devre dışı bırakıp, Hamas’ın ve Hizbullah’ın himayesini zayıflatmak ve İran’ı yalnızlaştırmak istemektedir. İran’ı yalnızlaştırdıktan sonra askeri müdahaleden çekinmeyeceklerdir.
İsrail bilmektedir ki şu an İran’a saldırması halinde İran füzeleri ve savaş uçaklarının yanında, Güney Lübnan’dan 20.000, Gazze’den 5.000 füze Tel Aviv’e doğru tereddütsüz bir şekilde ateşlenecektir. Bu iki grup da bir devlet gücünü yansıtmamalarına rağmen İsrail’i korkutmaya yetmektedir. İran’ın Suriye olaylarına bakışının temelini bu güç dengesi oluşturmaktadır. Suriye’deki olayların dış destekli olarak çıkarıldığını düşünüyor ve haksız sayılamayacak şu soruları soruyorlar: Bahreyn’deki muhalifler taş atarken Suriye’deki muhalifler atacak kurşunu ve silahları nerden buluyorlar? Ve Beşar Esad yönetimi diktatör ise Suud kralı, Bahreyn emiri diktatör değil mi, neden onlara karşı da muhalifler desteklenmiyor?
İran, Suriye’de muhaliflerin öldürüldüğünü kabul etmekle birlikte medyanın ölü sayısını çarpıttığını söylüyor. Fakat ölü sayısı ne olursa olsun üzüldüklerini belirtiyorlar. Beşar Esad halkına zulmetmemesi ve gerekli reformları yapması konusunda uyarılmış. Hatta 2010 yılında İran’da ortaya çıkan olayların ardından tüm raporlar Esad yönetimine iletilmiş ve ülkesinde bu tür bir fitnenin çıkarılması halinde krizi nasıl yöneteceği de anlatılmış. İran’a göre Suriye’de olayların bu kadar büyümesinin sebebi Esad’ın krizi iyi yönetememesidir. İran’ın Suriye’deki muhaliflere destek vermemesine Enfal suresi 72. ayet ışığında bakmak bize farklı bir pencere açabilir: “Muhakkak ki iman edip hicret eden, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler; barındırıp yardım edenler, işte onlar; birbirinin dostudurlar. İman edip de hicret etmeyenlere gelince; hicret edene kadar sizin onlarla bir dostluğunuz yoktur. Şayet onlar da din hususunda sizden yardım isterlerse; sizinle aralarında muahede bulunan bir kavim aleyhinde olmamak üzere onlara yardım etmek boynunuza borçtur. Allah yaptıklarınızı görendir.”
İran ile Suriye arasında antlaşma var ve bu antlaşmaya göre bu iki ülkeden birisine yapılacak olan saldırı diğerine de yapılmış kabul edilecektir. O halde İran’ın muhaliflere destek vermesi Suriye aleyhine olacağı için antlaşmaya da aykırı olacaktır. Ama İran’ın üzerinde önemle durduğu bir nokta var. Kendi ifadeleriyle şöyle diyorlar: bizim işimiz devletlerden ziyade milletlerledir, biz milletlerin gönlünü kazanmaya çalışırız, bizim için önemli olan ne devlettir ne de şahıslardır, Esad gelip geçicidir ama millet kalıcıdır, Esad yönetimi yıkılır yerine başka bir yönetim gelirse ve bu yönetim de İsrail aleyhtarı olursa, onlarla da işbirliği yapmaya hazırız, Rehber’in onayladığı görüş budur.
Suriye’deki olaylarda Amerika ve İsrail, muhalifleri desteklemektedir. Suriye politikasını aksi yönde değiştiren Türkiye de muhaliflerin safındadır. Fakat bu üç ülkenin de Yemen, Bahreyn ve Suudi Arabistan politikalarına bakıldığında ikiyüzlü bir politika izledikleri açıktır. Bu sebeple Suriye üzerinde bu kadar fazla oynanması olayların bir projenin ürünü olduğu izlenimi vermektedir. Dış destekli olmayan, bağımsız hareket eden ve davalarında haklı olduklarına gönülden inandığımız grupların varlığı aşikardır. Fakat Suriye’de, amiyane tabiriyle, at izi it izine karışmış durumdadır ve hem mevcut durum hem de muhalifler arasında dış destekli olanların zaferi Amerika ve İsrail’i sevindirecektir. İslam için kıyam edenlerin zaferi ise bütün Müslümanları olduğu gibi İran’ı da sevindirecektir kanaatindeyiz. Mevcut olaylardan dolayı İran’ın şiddetli bir şekilde kınanmasının haksızlık olacağı kanaatindeyim. Çünkü muhaliflerin öldürülmesi için fiili bir desteği yok ve hatta olayların katliama sebebiyet vermeksizin bastırılması için yönetime tavsiyeleri var.
Ayrıca yönetimle olan antlaşmasını unutmamak gerek. Bir diğer sebep ise, Ortadoğu’daki olayları Hizbullah ve Hizbuşşeytan arasındaki bir mücadele olarak değerlendirmeleri yanlış değil. İslami Uyanış olarak değerlendirdikleri bütün muhalif hareketleri desteklediler. Her ne kadar bizler mezhepsel bir yakınlığın ifadesi olarak görsek de (ama onlar bunu reddetmekteler) Bahreyn ve Yemen’deki olayları dünya gündemine taşımaya çalışan tek ülke İran. Ve hem bu ülkelerdeki olayları göz ardı etmeyerek hem de Suudi Arabistan’daki diktatörlüğün de yıkılması gerektiğini dillendirerek Ortadoğu’daki olaylara bakışında ikiyüzlülük yapmayan yine İran. Bu sözlerimiz İran’ın Suriye politikasını desteklemek için değildir. Ortaya koymak istediğimiz şey, İran’ın bu şekilde bir tutum sergilemek için yeteri kadar sebebi olduğu ve bu tutumlarının kendi maslahatlarının bir gereği olduğudur. Suriye’deki katliamların durdurulması için aktif bir girişimde bulunmadığı için İran da eleştirilmelidir. Ama daha öncesinde, kendi hükümetimizin kimlerin arzuları/baskıları/tehditleri/çıkarları/amaçları çerçevesinde bu ikiyüzlü politikaya yöneldiği sorgulanmalıdır.
İran’a askeri müdahale konusuna gelince, İran halkı buna ihtimal vermemektedir. Hamaney, Cuma hutbesinde (3 Şubat), “Eğer yaptırımlar sonuç vermezse İran’a askeri müdahale düşünüyorlarmış” dediğinde herkes gülmeye başlamıştı. Ve Hamaney’in sözleri sık sık "Amerika ve İsrail’e ölüm" sloganlarıyla bölünüyordu. Belirtmek gerekir ki, özellikle Ahmedinejad’ın ağzından duymaya alıştığımız İsrail karşıtlığı, sadece devlet erkanının dile getirdiği sözler değil. Bu karşıtlık halk arasındaki konuşmalarda da canlı bir şekilde görülmektedir. Duvarlara “Amerika aptalca şeylerce yapmaz”, tepelere “İsrail’e ölüm” sloganları yazılmış. Tüm bu atmosfer onlara da yansımış olacak ki, 6 yaşındaki çocuklar bile Amerika’ya tepkili.
Kendilerine saldırılmayacağı konusunda yukarıda bahsettiğimiz güç dengesinin varlığına ve silahlarına çok güveniyorlar. Kendisiyle konuştuğumuz bir yetkili şöyle bir olay anlattı: “Hürmüz boğazına giren son teknoloji ile donatılmış bir Amerikan savaş gemisi için Amerikalılar ‘bu gemiye hiç kimse yaklaşamaz’ dediler. Oysa deniz kuvvetlerimiz radarını devre dışı bıraktıkları gemiye yaklaştılar ve geminin altına İslam cumhuriyetinin bayrağını çizdiler ve geri döndüklerinde telsizden şöyle dediler: ‘geminizin altına bakın’.” Bu örneğin ardından, geçenlerde Amerika’nın insansız casus uçağını indirmelerini ve Hizbullah’ın 2006 savaşında canlı yayında İsrail’in savaş gemisini füzeyle vurmasını hatırlatıyor ve psikolojik savaşa dikkat çekiyor. Bu tür temaslar onlara psikolojik olarak önemli bir destek veriyor.
Ortadoğu’daki bir olayı, bölgedeki gelişmelerin ve planların bütününe bakmaksızın anlamaya ve açıklamaya çalışmak yanıltıcı olacaktır. Bu şekilde hareket ettiğimizde, kalbimizin taraf olduğu iki olayın kendi aralarında tezat oluşturmasını anlayamayız. Parçalar önemsiz değildir ama bütün, parçaların toplamından daha büyüktür ve daha önemlidir.
Yorumlar 13
Coğrafyamızdaki müslümanların neredeyse birbrine düştüğü bu günlerde cesurca kaleme alınan ve gerçek akıl sahiplerinin altına imza atacağı bu satırların sahibi Abdullah kardeşimden Rabbim razı olsun.Yazının Hizbullah-Hizbuşşeytan savaşımındaki saflaşmada yerlerimizi bir kez daha kontrol edebilmemize katkı sağlaması duasıyla.
yeğenim ABDULLAH METİN Allah senden razı olsun bu güne kadar yazılan yazıların en değerlisini yazdığını ve düşüncelerini bizlerle paylaştığın için seni ilk gördüğüm an sevgiyle kucaklayacağım (allahın izniyle )insan demekki fıtratına uygun hareket ettiğinde doğruları ortaya koyabiliyor
bunca propogandaya rağmen cesurca doğruları ortaya koymandan ötürü sana sevgiyle selamlarımı sunuyorum allaha emanet olun.
İranlı bazı kimselerin, Suriye’deki hadiselerle ilgili olarak İran Hükümeti’nin takındığı tutum konusunda Enfal suresi 72. ayeti, bu tutumu meşrulaştırıcı bir delil olarak öne sürmeleri aslında bir “Kitabına uydurma” çabasından başka bir anlam taşımamaktadır. Zira İran Hükümeti Suriye’deki olaylarda sessiz kalmakla yetinmemekte, aksine Suriye rejimine karşı ayaklananları topyekün itham ve mahkum eden bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Gönlünden, dikta rejimie ayaklanan Suriye halkını desteklemek geçtiği halde, önceden bu rejimle aralarında bir anlaşma yaptıklarından ötürü hadiselere müdahil olmaması bu anlamda anlaşılabilirdi. Ancak durum malesef böyle değildir, dolayısıyla bu savunma biçiminin hiçbir geçerliliği yoktur.
Ortadoğu’daki bir olayı, bölgedeki gelişmelerin ve planların bütününe bakmaksızın anlamaya ve açıklamaya çalışmak yanıltıcı olacaktır. Bu şekilde hareket ettiğimizde, kalbimizin taraf olduğu iki olayın kendi aralarında tezat oluşturmasını anlayamayız. Parçalar önemsiz değildir ama bütün, parçaların toplamından daha büyüktür ve daha önemlidi.A.METİN
İRAN eleştiriken onlara kızarken,medyada gördüklerimizden kaynaklanan bir bakış vardı suriyede müslümanlar ölüyordu tek sebep bu olsa bile bu bakışın oluşumuna gerekçe olarak yeterliydi,ancan,iran bir islam devleti yada islam hükümeti ise dünya müslümanlarının o devlete ,kükümete karşı az da olsa sorumluluğunun olduğu kanaatindeyim,elbette dünya ile barışık olmayan vede dünya da müslümanları desteklediğini bildiğimiz iran a karşı sorumlu olunmalı ve inkılap yapacaksanız onunla konuşup anlaşıp yapmalıydınız.lakin suriye muhalifleri sadece muhalif olarak ortaya çıkmış devrim den sonra ne olacağı malum (DEMOKRASİ)gelecek se ki öyle olmadığına da inanmak zor,müsade edin de büyük orta doğu projesine taş koyan iran kendini sağlama alsın bu da onun hakkı olsa gerek.siz olsanız başka türlümü yapardınız diye sormadan edemiyoruz elbette.bu güzel tesbitlerinden dolayı abdullah metin i kutlarım .yeniden güzel bir perspektif oluşturdunuz.eline diline sağlık ,allah emeğini zayii etmesin.
selamun aleyküm
öncelikle şunu söylemek gerekir ki iran’ın suriye de ki katliamlarını meşrulaştırmak için türkiyenin ortadoğuda yünlendiği misyon ve yaptıklarını anlatarak başlamak biraz kurnazca bir yaklaşım olmuş.
“kardeşim iran’ı eleştiriyorsunuz ama bak yaşadığınız ülkede şunlar şunlar oluyor. bırakın iran’ı da önce bunlarla ilgilenin” gibi bir mesaj veriliyor. ama şu kaçırılıyor bu sitede ki okurların sanıyorum ki büyük bir çoğunluğu akparti iktidarının yaptıklarına muhalif hatta sisteme muhalif insanlardır.
ayrıca, enfal 72'yi bu şekilde açıklıyorsanız o zaman akparti iktidarının amerika ve diğer müstekbir unsurlarla ortadoğuda yaptığı ortaklıklarıda eleştirmemeiz gerekir. çünkü türkiye 60 senedir nato üyesi bir ülke. ayetin yanlış bir yoruma kurban gittiği kanaatindeyim. yaşayan kuran resulullahın hayatında da bu arz bir yaşanmışlık olmadığını görmekteyiz. sadece hudeybiye sonrası mişriklere teslim edilen muhacirleri dışında. ki onlarda bugün sınırları olmayan bir dünyada yaşamakta medine dışında başka coğrafyalara hicret etme hakkı olan insanlardı.
müslüman allah için seven ve allah için nefret edendir. anti amerikancı lmak anti emperyalist bir tavırdır. müslüman ferasetiyle daha fazlasını görmelidir. sadece amerikayı şeytan görmek, diğer şeytanlarla ortaklık yapma hakkı doğurmamalıdır.
mescidi aksa ümetin vitrini görünümünde fetulahçı kadro dışında herkesin ittifak ettiği bir coğrafyadır. bundan dolayı iran’ın hamasa verdiği desteği abartmamak gerektiği kanaatindeyim. ki filistin dışında yaşayan filistiniler (özellikle lübnan) iran destekli gruplar tarafından zulme maruz kalmaktadırlar.
maalesef, gönül birşeyi sevdimi onda ki kusurları görmezden gelir. abdulah kardeştede malesef böyle olmuş. yazı üzerine itiraz edilecek onlarca bölüm var inşallah birgün yüzyüze mütalaa etme imkanımız olur.
bir hatırlatma;
amerika, israil veya başla bir batılı güç esad’tan memnunlardır ve onu koltuğundan indirme gibi bir niyetleri yoktur. eğer böyle bir niyetleri olsaydı libya’da kaddafiye karşı sergiledikleri tavrın aynısını esad’a yaparlardı. aksine direnişin belini kırmak için esad batılı güçler tarafından desteklenmektedir. Dera BM bümyesinde suriye tanklarının girişi yasak bir bölge olmasına rağmen esad’ın tankları tarafından bombalanmaktadır. batı katiline dera’da verdiği destekle tavrını görmek isteyene göstermektedir.
bir soru;
Bölgede cihadi oluşumlar amerikanın belini kırmaktayken, iran amerikayı büyük şeytan olarak görüyor ve nefret ediyorken. amerikan kuklası pakistan ve afganiztan hükümetleriyle bölgede niçin stratejik ortaklıklar yapıp mücahitlere karşı bu kukla hükümetlere destek vermektedir.
dua ile
“..Suriye üzerinde bu kadar fazla oynanması olayların bir projenin ürünü olduğu izlenimi vermektedir.”
İranın ,Enfal 72. ayetini kendini haklı çıkarmak için bir bahanesi kanatindeyim.Neden?
Böyle bir durumda anlaşmayı iptal edip muahaliflarin safında yer alıp insiyatifi kendi tarafına çevirmek için çaba göstemesi gerekirdi,
işte o zaman saflar değişecek amarika ve israil esad’ın safında yer alacaklardı(iniyatif irana geçmemesi için) ve tüm müslümanların gözündede irana olan güven artacaktı diye düşünüyorum.
Bu konuda müslümanları kafası karışık,Hak batıl mücadelesinde müslümanlar tarafını belirlemeliler,
Eğer iranın iddaa ettiği gibi bu Hızbullah hızbuşşeyten mücadelesi ise biz müslümanların tabiki hızbullahın safında saf tutmamız gerekir.Tabiki Ş.hüeyinoğlunun dediği gibi deklemlerimiz de Allahı merkeze alarak.
Selametle
Öncelikle belirtmek isterim ki, bu yazı İran’daki gezimiz sırasında görüşmüş olduğumuz mollalarla, Edyan Üniversitesinde bir fakültenin dekanıyla, İran dış politikasına hakim ve süreci yakinen bilen isimlerle yapmış olduğumuz uzun tartışmalar ve Hamaney’in 3 Şubat tarihli Cuma hutbesinden edindiğimiz bilgiler ışığında kaleme alınmıştır. Yazının amacı, herkesin tek boyutlu baktığı bir olaya ikinci bir boyut katabilmektir. Ve fakat bunu yaparken beni hayli rahatsız etmesi sebebiyle Suriye konusuna İran’dan önce Türkiye’nin politikasıyla giriş yapmak istedim. Hal böyle iken;
1.Böyle bir metodu seçen kişiyi “kurnazlıkla” nitelemek, niyetini bilmediğiniz bir kişiye niyet itham etmektir.
2. Yazıyı yine “İran’ın Suriye’deki katliamlarını meşrulaştırmak”la itham etmişsiniz. Bunu söyleyebilmek için öncelikle İran’ın Suriye’de doğrudan katliam yaptığına dair deliliniz olması gerekir. Ayrıca, yazı içerisinde Allah için kıyam eden muhaliflerin varlığını dile getiren ve yazının amacının İran’ın politikasını desteklemek olmadığını vurgulayan bir kişiyi bu katliamlardan rahatsız olmuyor ve hatta bu katliamları destekliyor gibi yansıtmak en hafif deyimiyle haksızlıktır.
3. “Bu sitede yorum yapanların çoğunluğunun Ak Parti’ye muhalif oldukları noktası kaçırılıyor” demişsiniz. Kaçırılan bir nokta yok, zira yazımız kaleme alınırken bu site için yazılmadı. Bir ihtiyaca binaen yazılan
yazımızın, tamamlanmasının ardından editörün de kabulüyle bu sitede yayınlanmasına karar verildi.
4.Enfal Suresi 72. ayet ile ilgili olarak, Hudeybiye Antlaşması’nı istisnai bir durum olarak zikretmemek gerekir. Peygamberin siyaseti de sünnetinin içerisindedir ve o konuda da bizlere örneklik vardır. Sınırlar
konusuna gelince; emniyetin olmadığı ve ancak iktisadi veya mücbir sebepler dahilinde seyahatlerin ve göçlerin yaşandığı br dünya ile küreselleşme çağının ve modern dünyanın imkanlarını (buna bütün dünyanın
kabul ettiği mülteci statüsünü de ekleyebiliriz) karşılaştırdığımızda hangisinde daha kolay göç/hicret
edilebileceği insani hareketliliğin dünya çapındaki mevcut rakamlarıyla da sabittir.
5. Gayrimüslimler ile antlaşma noktasında, hükümete ve sisteme muhalif birisinin bir İslam Cumhuriyeti olan İran ile laiklik ve demokrasi taraftarı/uygulayıcısı olan Ak Parti hükümetini aynı kefeye koyması çok da
mümkün olmasa gerekir.
6. Hamas’a desteğinin abartılamaması gerektiği söylenen İran’ın, İsrail tarafından dört bir yandan kuşatılmış olan Gazze’ye silah sokabilmek için hangi yolları denediğini araştırmak faydalı olabilir. (Bir
örnek olarak, Akdeniz’den Gazze sahillerine doğru akan deniz altı akıntı sularını keşfedebilmiş olmalarını zikredebiliriz.) Yine verilen destekle alakalı olarak İsmail Haniye’nin geçen hafta Tahran’da verdiği
demeçlere de göz atılabilir.
7. Evet gönül bir şeyi sevdi mi ondaki kusurları görmezden gelir. Bizim gönlümüzde İslam’ın ve Müslümanların sevgisi vardır. Müslümanın zaferine sevinir, zulüm görmesine üzülürüz. Ve lakin Müslümanların hareket
stratejilerinin ne olduğunu, eylemlerinin zamanını, mekanını ayarlayabilmelerini, eylemlerinin sonucunu öngörebilmelerini ve tüm bunlara diğer Müslümanlarla istişare ederek karar vermelerini dileriz.
8. Esad’ın batılı güçler tarafından desteklendiği belirtilmiş. Lübnan’da kendi binası İsrail uçakları tarafından vurulduğunda ve 3 personeli öldüğünden bile kınama kararı çıkartamayan BM’in Suriye konusunda kınama kararı çıkartması, Suriye’ye askeri müdahalenin çeşitli platformlarda tartışılması, ABD, İsrail ve
İran’ın Suriye gibi önemli bir coğrafyada aynı tarafı destekliyor olabilme düşüncesinin çelişkisel bir durum
ortaya çıkaracağı gerçeği, bu coğrafyaya yönelik söz konusu ülkelerin tarihsel politikaları ve gün gibi ortada olan gerçekler Esad’ın Batılı güçler tarafından desteklendiği tezinin yanlış olduğunu ortaya
koymaktadır. BM etkinliği olan bir güç değildir, bunu Hizbullah-İsrail savaşında gördük. Ayrıca geçmişte Srebrenitza katliamının da BM bölgesinde yapıldığı da unutulmamalıdır. Yukarıdada zikrettiğimiz üzere kendi sivil personelini koruyamayan BM’nin sessizliğinin bir destek mahiyetinde anlaşılmaması gerekir. Sessizliğinin
sebebi acizliktir. Amerika ve İsrail de dahil olmak üzere Batılı güçlerin Esad’dan memnun oldukları, aksi takdirde indirecekleri belirtilmiş. Bu teze göre Amerika; Venezuela, İran, Kuzey Kore, Küba gibi ülkelerin hükümetlerinden de memnundur, zira hala iktidarda onlar yer almaktalar. Amerika’nın, İsrail’in ve diğer Batılı güçlerin memnu olmadıkları iktidarları indirmede stratejik olarak hareket ettiği, uygun sosyolojik ve zamansal koşulları bekledikleri ve tedrici bir politika izledikleri unutulmamalıdır.
Son olarak belirtmek isteriz ki, her yazı eleştirilebilir. Eleştirilen kişinin de eleştiren kişinin bilgi ve fikir eksikliklerini ya da farklılıklarını mazur/hoş görmesi gerekir. Ama eleştiri noktasında üsluba dikkat edilmesi gerekir.
Rabbimiz kitabında "Ey müminler, her davranışınızda Allah’ı sıkı sıkıya gözeten ve adalete bağlı şahitlik eden kimseler olunuz. Sakın herhangi bir gruba karşı duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin. Adil olunuz, takvaya en yakın tutum budur. Allah’tan korkunuz. Hiç kuşkusuz Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır." Maide-8 buyurarak bir kavime olan kinin bizleri adaletsizliğe sevketemesi gerektiğini emretmektedir.
Ayeti tersten okursak rabbimiz bir kavme olan sevgi, sempati, bağlılık, saygı, itaat v.s. diğer müspet duygularımızında bizleri adaletsizliğe sevketmemesi gerektiğini konusunda uyardığını okuyabiliriz.
yazdıklarınıza katılmıyorum.
müslüman allah için even allah içi buğuz eden kişi olmak zorundadır.
tekrar tekrar itiraz etmek adına yazmayacağım bir önce ki yazdığı yorumla benzlik teşkil edecektir. ancak bazı noktala değineceğim.
Sreblenica örneğini güzel vermişsiniz. Bu konuda size katılıyorum. BM batının işini görmek için dünyada kullandığı taşaron bir firma gibidir. bugünde suriyede direnişçilere karşı işgal ettiği bölgede zalimlerin önünü açarak katliamları hızlandırmaktadır. sreblenica’da olduğu gibi...
Sizinde dediğiniz gibi Türkiye’nin kayda değer Filistine bir desteği olmamıştır. Ancak Filistinli yöneticiler İran’da olduğu gibi Türkiye’de de türk yöneticileri öven açıklamalar yapmıştı. Rusyada da Rusya’yı öven açıklamalar yapmışlardı. bu siyasal bir açıklama, siyasete bulaşan herkesde bu tarz hastalıklar oluyor maalesef.
Müslüman müslümanın kanı üzerinde hesap yapamaz, eğer yapabileceğine inanıyorsanız iran gibi türkiyeni ortak olduğu kanlarada sessiz kalıp meşru görmeniz gerekmektedir. daha önce ki yorumda açıklamıştım.
resululah müslümanın kanı ğzerinde çıkar amaçlamak adına pazarlık antlaşma yapamıştır. enfal 72 yanlış bir yoruma kurban edilmektedir.
suriyede iran’ın aktif rölü olup olmadığını iranlı molla!ların dilinden dinleyip iran sıriyede katliamlara destek olmamıştır demek adilce olmaz. suriye direbişinde bulunmuş, bölge müslümanlarındanda meseleleri dinlemenizi tavsiye ederim
ABDULLAH metin yeğenim! yazını okuduktan sonra kimler tarafından acımasızca eleştiriye maruz kalacağını biliyordum . ama siz vermiş olduğunuz cevabi yorumunla, bu konuda tavrınızı tekrar ortaya koydunuz.
kim ne derse desin moralini bozma! herkesede cevap vermene gerek yok. anlamak isteyene bu yazdıkların, yorumun yeterlidir.
ben inanıyorum ki her konuda olduğu gibi, bu konudada söyleyeceklerin fazlaca vardır.
Enfal 72 AYET’inin zorlama üsülüyle bu konuya uydurulmaya çalışıldı diyenler! allahdan korkmadan olayı saptırmasınlar. ayeti iyice tahlil etsinler, sonra söyleyeceklerini söylesinler
madem her hafta tefsir dersleri görüyorlar birde mevdudinin tefsirini açsınlar baksınlar.
küçük bir bölüm aktarıyorum.
.Gerçi bir önceki ayette İslam devleti sınırları dışında yaşayan müslümanlar, devletin siyasal korumasından hariç tutulmuşlardı ama bu durum onların iman kardeşliği ilişkisi içinde olmasını engellemez. Bu nedenle, eğer yardım isterlerse ezilmiş ve haksızlığa uğramış kardeşlerine yardım etmek, İslam devletinin ve vatandaşlarının en büyük görevidir. Fakat bu durumda da İslam devleti, uluslararası hukuka ve kabul edilen evrensel hukuk kurallarına riayet etmelidir. Eğer Darü’l-Küfr ile bir anlaşma yapmışsa bu anlaşmaya aykırı olduğu müddetçe Darü’l-İslam müslümanlarının Darü’l-Küfr’de zulüm gören müslümanlara yardım etmeleri yasaktır.
Şunuda ilyas kardeşimize hatırlatmak isterim müslüman veya islam devleti müşrik ve kafirlerle anlaşma yaptığı zaman karşı taraf anlaşmayı bozmadıkça müslüman veya islam devleti anlaşmayı bozamaz diye biliyorum. bu konular pek dile getirilmiyor
anlayan anlar anlamak istemeyenleride allaha havale ediyoruz sonuçta herkes hesabını yüce allaha verecektir yinede hepinize teşekkürlerimi sunuyorum
bektaşiye rahmet okutuyorsun necati türkoğlu. hangi antlaşma bir kadına tecavüz etmeye, bir çocuğu katletmeye ortaklık etme hakkını meşru kılar. bu kitabın ruhuna aykırı. ama güzel yazmışsın.“sonuçta herkes hesabını yüce allaha verecektir”
Abdullah Metin kardeşimin bu yazısına tanış olduğum kardeşlerden gelen yorumları görunce şaşırdım. Acizane site yönetimi içerik olarak benimsemediği bir makaleyi yayınlamamak gibi bir hakkı olduguna inanıyorum. Necati türkoğlu abimi tanırım. Yaşını başını almış artık saçlarına benim gibi ak düşmüş bir abimiz.Atilla aksu kardeşimi şahsen tanımam ama site yazarlar köşesindeki resimdeki gibiyse acizane kardeşime “bektaşiye rahmet okutuyorsun necati türkoğlu” gibi bir ifadeyi kullanmayı yakıştıramam.Bence bu konudaki yaklaşımlarımızı bir elin parmakları sayısınca azalan kardeşlerimizin yüzyüze konuşmasını tavsiye ederim.Sen yada ben ne dersek diyelim suriye politikası hiçbir ülkenin değişmeyeceği gibi değiştirilmeside mumkun değil gibi. O halde yine senle ben başbaşayız. Abdullah kardeşimin yazısını at gözlüğüyle bakarak değil vahyin verdiği feraset ve basiretle bakalım.
Allah adına konuşalım, bu sitede 60 sene önce nato’ya giren ve bugün islam coğrafyalarında akan kanlara ortalık eden akparti iktidarını “adamcağızlar ne yapsın, 60 sene önce antlaşmala yapılmış bunlar geldiğinde zaten türkiye natoya üyeydi. enfal suresinde de bu yönde bir ayet var” diyerek savunacak kimse varmı. afganistanda bir müslüman öldüğünde biraz daha Allah için iktidar sahiplerine buğuz ediyoruz eğil mi?
enfal 72 hicret edenler veya etmeyen/edemeyenlerle ilgili. 10 küsürtane tefsirde aynı anlam yüklenmiş.
Bugün suriyede sistematik bir katliama maruz bırakılan halk irana hicret etmek istese iran devleti (emin bir islam beldesi olarak kabul etsek) hicret etmek isteyenlerin hepsini ülkesine kabul edecek mi? veya zulme uğrayan halka böyle bir çağrısı oldumu? Veya iran dışında islam beldesi diye kabul edeceğimiz bir toprak parçamız var mı? veya islam olmamış adil bir devlet mi var dünya da! Bugün suriyede zulme maruz bırakılmış insanlar nereye hicret etsin.
Ayet hicret etmekten geri duranlarla(bahaneli veya bahanesis) ilgili.
burada ayet’in anlamına hiçte alakası olmayan bir anlam yüklenmiş. çağa yorum yapan tefsir kitaplarında da bu konu hakında bu yönde açıklama yapılmış (bkz: şifa tefsiri)
hergün ortalama 30-40 insanın öldüğü bir coğrafyada hangi antlaşma gereği bu katliamlara ortak olma hakkına sahip olabiliriz.
EDİTÖRÜN NOTU: Fatih bey bu ne öfke böyle! Yazanı da yayınlayanı da lanetlemek yerine fikrinizi güzellikle söylerdiniz, olur biterdi değil mi? Kaldı ki bu siteyi yöneten insanlar bu yazıdaki kimi hususlara katılmadıklarını, özellikle Enfal Suresi 82. ayetle ilgili yaklaşımı yanlış bulduklarını yorumlarda belirttiler. Ayrıca yazar kardeşimiz de İran’ın politikasını yorumlarken, tamamen doğru bulmadığını belirtiyor ve Suriye’deki katliamlara sessiz kalmasını eleştiriyor. Lütfen sakinleşerek düşüncelerinizi paylaşmaya ve iyiliği emr, kötülükten nehy çerçevesinde yorum yapmaya çalışın.
