İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Mehmed MAKSUT
Mehmed MAKSUT
20 Aralık 2012

Suriye’de Kazanan Yok Kaybeden Çok

Suriye’deki süreç devam ederken bize düşen süreci daha dikkatli takip etmektir. İnsani anlamda İslami olarak acılara ortak olmaktır. Bu süreçte kardeşliği zedeleyecek durumlardan ve aşırılıklardan kaçınmanın daha yararlı ve ahlaki olduğunu unutmamamız gerekir. Suriye’deki muhalefeti eleştirmek, onların yaptıkları infazları konuşmak Esad’ı desteklemek, İrancı olmak anlamına gelmemelidir. Aynı şekilde zalim Esad’ı eleştirip istememeyi bölgeye ABD’yi ve NATO’yu istemek, direniş eksenini kırmak anlamında okumak doğru değildir.

20 Aralık 2012 9 dk okuma 5,0B okunma
100%

Yıllardan beri baskı ve asimilasyon politikalarıyla yönetilen Ortadoğu halklarında son yıllarda bir silkiniş ve değişimin yaşandığına tüm dünya şahitlik etmektedir. İki yıl önce Tunus’ta başlayıp diğer ülkelere sıçrayan değişim süreci, kimi ülkelerde kısa süreli olurken kimi ülkelerde çok ciddi yıkımlara neden olmuştur. Kısa süreli ve ölüm olaylarının en az yaşanıldığı Mısır, Tunus gibi ülkelerde süreç biraz daha yumuşak bitmiştir. Son dönemde Mısır’daki karşıt devrim hareketlerini hesaba katmazsak Tunus ve Mısır kendi diktatörlerinden fazla kan akmadan kurtulmuştur. Suriye’de ise bu durum beklenenden fazla uzayıp can ve mal kayıplarına neden olmuştur. Mısır ve Tunus’ta kısa süren değişimin Suriye’de uzun sürmesinin bence en önemli nedeni; muhalif grupların çokluğu ve olaya çok yönlü dış hesapların karışmış olmasıdır. Dışarıdaki güçlerin hesaplarıyla Suriye’nin Ortadoğu için jeopolitik konumsal önemi, süreci iç meseleden çıkarıp dış meseleye dönüştürmüştür. Hesaplaşmaya dönüşen sürecin sonuçları ve yıkımları Mısır ve Tunus’a nazaran fazla olmuştur.

Ortadoğu’daki değişim süreçlerinde değişimin tabanını oluşturanların ekseriyeti kendisini kültürel ve kimliksel anlamda İslam’a nispet eden insanlar olmuştur. Bu halklar, özellikle ikinci dünya savaşı sonunda çoğunlukla verilmiş bağımsızlıklarla, uydu ailelerin yönetimine bırakılmıştır. Bu batı patentli uydu diktatörler, halklarına karşı sürekli şahin kesilirken kendilerini başa getirip sömüren batılı devletlerin bölgedeki çıkarları için çok iyi çalışmışlardır. Kendi sultalarının bekası için halklarını baskı, hukuksuzluk ve yoksulluk cenderesine mahkûm etmişlerdir. Zulüm ve cehalet üzerine saltanat kurmuşlardır. İslami bilinç ve güç noktasında zayıf olan bu halkların, yaşanılan olumsuzluklara daha fazla tahammül gösterebilmesi olanaksızdı. Sürekli hayvan muamelesi görmektense insanca ölmeyi tercih eden bir noktanın gelmesi gerekiyordu ki; bu geldi ve diktatörlerin gidişine vesile oldu. Umarız bu durum daha fazla insanın ölümüne mal olmadan Suriye için de gerçekleşir. En son yıkılacağı sürekli tahmin edilen Suudi Arabistan diktasının ve demokratik, modern diktatörlüklerin de yıkılmasına vesile olacak gücü ve birikimi Rabbim bizlere lütfetsin.

Halk hareketlerinde halkı yönlendiren etkin unsurlar vardır. Bu unsurlar tek olmaktan çok çoğu zaman birkaç unsurun bir araya gelmesinden oluşur. Bu unsurlar; düşünce, din, kimlik, liderler, toplumsal ve ekonomik sıkıntılar, kişisel hesaplar… gibi nedenlerde olabilir. Bu anlamda ilk başta talep olarak başlayan daha sonra bazı haklı taleplerin bastırılmasıyla çatışmaya dönüşen Ortadoğu’daki değişimlerin etrafında birçok tartışma oluştu. Gerçek aktörler ile bedel ödeyenler arasında farklar var mı tartışmaları… Hareketler küresel emperyal batının bir planı mıdır, yoksa halkın kendi iradesiyle çizip yönlendirdiği bir süreç midir? İslami kıyam, intifada, hilafet çerçevesindeki değişimler mi yoksa küresel emperyal düzenin demokratikleştirme hamleleri, ılımanlaştırma çalışmaları mı gibi birçok tartışma yapıldı. Farklı bilgiler ve okuyuşlar çerçevesinde olaylar değerlendirildi. Dışarıda çatışmalar olurken Türkiye’de Müslümanlar arasında değerlendirme farklılıklarından dolayı cepheleşmeler oldu. Zaten sağlıklı işlemeyen kardeşlik ilişkileri tarafgirliklerle ayrılıklarla daha da bir derinleşti. Bu süreçte kimi Müslümanlar mevcut rejimle daha bir yakınlaşırken hatta bazı noktalarda direk işbirliği yaparken, bazı gruplarda İran ile bağlarını sıklaştırdılar.

Suriye’de yaşanan olayları sadece bir diktatörün devrilmesi olarak görmek basite kaçacağı gibi, oradaki mücadelenin tümünü İslami devlet ve hilafet merkezinde yapılan bir direniş olarak sunmak da yanıltıcıdır. Bugün Suriye’de yaşanılanlar bir halk ayaklanması olmaktan çıkıp küresel hesaplaşmaya dönüşüp bir savaş haline gelmiştir. Etki alanı, taraf ülkelerin çokluğu, cepheleşme, kullanılan silahlar, aktörlerin çeşitliliği, uluslar arası aktörlerin yoğun trafikleri bunun savaş olduğunu gösterir. Her şeyden öte oluşturduğu yıkım ve ölümler normal bir savaşı neredeyse geçmiş durumdadır. Kırk üç binleri bulan ve gittikçe artan ölü sayısı, yüz binleri bulan göçmen sayısı, ortaya çıkan yıkım savaşı geçmiş durumdadır. Peki, bu bir savaş ise bu kimin savaşıdır. Kimler arasında yapılmaktadır. Galibi veya mağlubu kim olacaktır. Ne ile sonuçlanacaktır. Sorularını sormamız gerekiyor. Tabi bu sorulara verilecek cevap herkesçe farklı olabilir. Çünkü ortada hem süreç açısından hem de sonuçların muhatapları açısından gerçekten net ve sağlıklı bilgiler yok. Tek net olan bir şey var ise o da; yaşanılan ölümler ve ortaya çıkan insanlık dramlarıdır.

Okuyuşlarımız, bize aktarılan gündelik medyanın bilgileri kadardır. Fakat çoğu zaman her güç kendi medyasını oluşturabilmekte ve toplumları kanalize edebilmektedir. Medyanın gücünün yanında bir de gücün ve güçlülerin medyası vardır. Savaşan kesimler silahtan çok medya üzerinde savaşım vermektedirler. Bunun açık örneğini Suriye’de görmekteyiz. Meseleleri hangi kanaldan takip edeceğiniz, hangisinin gerçek olduğunu tam olarak kestiremiyoruz. Birbiriyle çelişen sayısal rakamlarda, söylemlerde, hedef ve aktörlerde hangisini baz alacağınızı bilemiyorsunuz. Bunun sıkıntısını özellikle Türkiye’de yaşayanlar olarak çok görmekteyiz.

Suriye’de silahlarla savaşılırken Türkiye’de Müslümanlar sanal âlemde savaşmaktadır. Herkes bir birini zalim, lobicilik, hain, yanlı, mezhepçi, zulme ortak olma gibi ithamlarla yargılamaktadır. Bu duruma devlet söylemleri, cemaat beklentileri, dernek vakıf taraftarlıkları da karışınca mesele daha da çıkmaza girmekte; çatışma ve ayrışma zemini artmaktadır. Mezhep ve devletlerin gözüyle bakıp konuşanlar, ileriki süreçlerde hesaplanan ve zemini oluşturulmaya çalışılan şeylerin zeminini yüreklerde oluşturmaktadır. Mesele mazlum- zalim düzleminden Sünni-Şii ihtilafına dönüştürüldü. Mezhepsel nefret ilk defa bu kadar ayyuka çıktı. Türkiye’de özellikle zalim Esad’a verdiği destekten dolayı sürekli eleştirilen İran ve Hizbullah düşman konumuna getirildi. Fakat aynı şekilde büyük zalim ve şeytan ABD’ye destek veren ülkeleri ve liderleri eleştirilmeyerek sessizce Suriye kahramanı gibi ilan edildi. Türkiye’nin tavrına ve söylemine göre söylemler geliştirildi. Türkiye'de neredeyse İran ve Hizbullah’a yapılacak bir saldırıda Müslümanlar ohhhhhhh çekecek duruma getirildi. Süreç içerisinde durduğu yer itibariyle elbette ki İran ve Hizbullah’ın eleştirilmesi gerekirdi. Ki bu eleştiriler gıyabında değil de yüzüne karşı yapılabilseydi çok daha iyi olacaktı. Genelde böylesi bir ortam ve imkândan yoksun ilişkileri olan Müslümanlar, var olanlar üzerinden birbirlerini defterlerinden sildiler. Olayın sıcaklığından dolayı sürekli İran’a yönelen eleştiriler artık eleştiri olmanın ötesinde düşmanlık derecesine taşınmış olması üzücü olan taraftır.

Suriye olayı bir savaştır. Özellikle birinci ve ikinci dünya savaşında seksen milyona yakın insanını kaybeden Batılı güçler, savaşın ortaya çıkardığı sonuçları gördükten sonra savaşa ara verdi. Her ne kadar savaşa ara verse de içte kapatamadığı hesap ve ihtiraslar, başkalarının toprakları üzerinde tekrardan hesaplaşmaya dönüştü. Doğu ve Batı blokları kendi toprakları üzerinde değil de başkalarının toprakları üzerinde hesaplaşmanın kendileri için daha yararlı olacacağını düşünüyor. Daha önce Gürcistan’da ve şimdi de Suriye’de yaşanılan aslında buna örnektir. Taraflara ve tarafları silahlandıranlara bakınca olay biraz daha net görülmektedir. Bir taraftan ABD, İngiltere, Fransa, İsrail ve Türkiye; diğer taraftan Suriye, İran, Rusya ve Çin’den oluşan bir güç var. Savaşanlar her ne kadar halk ve rejim yanlıları olsa da olay şu an bunları aşan bir süreçtedir. Özellikle İran ve Rusya’nın Esad’a sağladığı asker ve teçhizat desteğinin yanında Türkiye üzerinden batının gönderdiği silahlarla bir savaşım verilmektedir. Bir taraf Rusya ve İran’ın silahlarıyla diğer tarafların çoğu batının silahlarıyla savaşıyorsa bu onların benim üzerimden savaşmasından başka bir şey değildir.

Bu çıkar savaşında her devletin kendince hesapları olduğu gibi salt rejimi ve diktatör Esad’ı devirmeye yönelik emelleri olan güçlerde vardır. Suriye muhalefetindekiler amaç ve hedefler noktasında farklı söylemlere sahip olsa da şu aşamada sıcak savaş sürecinde oldukları için pek fazla bu farklılıklar konuşulmamaktadır. Sürecin sonuçlanmasıyla birlikte doğal olarak farklılıkların çatışmaya dönüşme ihtimali olacaktır. Muhalif aktörlerin içindeki çeşitlilik ve destek aldıkları yerlerin farklılığı da göz önünde bulundurulursa bu durum daha da korkutucu.

Suriye’de süreç içerisindeki Müslüman grupların durumu ve gücü şüphesiz ki yadsınamaz. Açıkçası burada savaşan grupların yapıları hakkında, nasıl bir İslami algıları ve birikimleri olduğunu olayın sıcaklığından dolayı tam olarak bilmiyoruz. Fakat Suriye’de bazı İslami gruplara, sloganlara bakarak sürecin İslami bir kıyam ve devrim olduğunu; süreç içerisinde hilafetin geleceği iddiası pek gerçeği yansıtmıyor. Türkiye’deki Müslümanlar olarak İslami devlet ve hilafet söyleminin geleceği ile ilgili çok acı tecrübelerimiz varken, kalkıp her Ortadoğu’da meydana gelen olaylara umut ve özlemlerimizi yüklememiz bizi yanıltıyor. Her gelişme karşısında ilkeli duruş ve okuyuşların yerine duygusal beklenti içerikli okuyuşlara yönelmemiz yanıltıcıdır. Daha önceki Kurtuluş savaşı, Afganistan, Bosna hatta yakın dönemdeki Mısır örneği daha canlı iken, bu tür “İslami devlet geliyor hilafet kuruluyor” iddiaları çok da gerçeği yansıtmıyor ve olayların farklı okunmasına neden oluyor.

Suriye’de bir hareketlenme var. Ve bu hareketlenmede kimi Müslüman gruplar da fedakârca savaşıyor. Lakin bunlara bakarak bütünü okumanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Her Suriye’ye gidip oradaki birkaç kişi ve grupla konuşana bakarak İslami devlet geliyor söylemini yaygınlaştırmamız da doğru değildir. Bu durum özellikle gençleri olumsuz etkiliyor. İslam böyle gelmez. Sürece baktığımızda İslam’ın gelişini yansıtan temel unsurların sadece söylemler olduğunu görüyoruz. Daha önce Türkiye’de de; bekleyin İslami devlet gelecek. Okulu bırakın askere gitmeyin; bu yıl olmadı gelecek yıl gelecek, az kaldı umutlarının oluşturduğu olumsuzlukların günümüzü nasıl etkilediğini düşündüğümüzde bu tür söylemlerle insanı bir yere odaklamanın yanlışlığını görürüz. İslami devlet de hilafet de böyle mi gelir? Veya bunca insanın ölümüne, kan ve gözyaşına neden olmuş, bunca siyasal aktörü devreye girmiş hareketlerle İslami hilafetin kurulacağını iddia etmek İslam’ın geliş sürecini doğru değerlendirememektir. İslami devletin Peygamber (s) döneminde nasıl geldiğini ve kurulduğunu bilenler; sürekli her Ortadoğu’daki hareketlenmeyi, İslami devlet, hilafet özlemiyle okuması halen yaşanılan onca tecrübeden yeterince istifade edilmediğini gösterir. Ayrıca safların ve aktörlerin çokta net olmadığı bir ortamda; şehit, şehadet, cihat, hilafet, İslami kıyam, intifada, İslami devrim, İslami hilafet gibi kavramların çok daha hassas kullanılması gerektiğini düşünüyorum.

Suriye’deki süreç devam ederken bize düşen süreci daha dikkatli takip etmektir. İnsani anlamda İslami olarak acılara ortak olmaktır. Bu süreçte kardeşliği zedeleyecek durumlardan ve aşırılıklardan kaçınmanın daha yararlı ve ahlaki olduğunu unutmamamız gerekir. Suriye’deki muhalefeti eleştirmek, onların yaptıkları infazları konuşmak Esad’ı desteklemek, İrancı olmak anlamına gelmemelidir. Aynı şekilde zalim Esad’ı eleştirip istememeyi bölgeye ABD’yi ve NATO’yu istemek, direniş eksenini kırmak anlamında okumak doğru değildir. Bölgenin NATO ve ABD güçlerine müdahil bir duruma gelmemesi için Müslümanlar batıya fırsat vermemelidir. Yine Emperyalist ABD ve uşakları bölgeye daha fazla yerleşmesin söylemiyle diktatörlere ve mevcut meşru olmayan rejimlere razı olunmamalıdır. Her halükarda mazlumların acıları hafifletilmelidir. Esad yandaşlarının yaptığı zulümler görüldüğü gibi muhalif gruplarında yaptığı zulümler de görülmelidir. Yaşanılan olayların ve savaşan tarafların tek boyutlu hesaplar içinde olmadıklarını aksine herkesin kendisince bir hesabının olduğunu; olayların çok boyutlu olup asıl nedenlerinde devletlerin paylaşmadıkları bilgi ve hesaplarda olduğunu bilmeliyiz. İki yıla yakındır devam eden olayların on binlerce ölüme, yüz binlerce göçe, psikolojik travmalara, tarihe, kültüre, kardeşliğe, topluma verdiği zarar hesap edildiğinde; bu meselenin dünya Müslümanları arasında açtığı saflaşma ve kamplaşma göz önünde bulundurulduğunda Suriye’de kazanan tarafın olmadığını fakat kaybeden tarafların çok olduğunu söyleyerek değerlendirmeyi bitireyim…

Rabbimizden dileğimiz, mazlumların kendi elleriyle zalimlerden hesap sormasıdır ve bizi birbirimizle imtihan etmemesidir… Rabbimiz hak olanı galip getirsin.

Festeqim Qema Umirte

Paylaş X Facebook

Yorumlar 25

M mehmed CAN 01 Ocak 2012

Rabbani ölçülerle kaleme aldığın güzel ve adaletli makalen için Allah senden razı olsun Mehmed kardeşim....Adil (adaletli)şahitliğin hepimize örnek olsun i.n.ş.Yüreğine sağlık..
..................

En son yıkılacağı sürekli tahmin edilen Suudi Arabistan diktasının ve demokratik, modern diktatörlüklerin de yıkılmasına vesile olacak gücü ve birikimi Rabbim bizlere lütfetsin.

Rabbimizden dileğimiz, mazlumların kendi elleriyle zalimlerden hesap sormasıdır ve bizi birbirimizle imtihan etmemesidir… Rabbimiz hak olanı galip getirsin.

:-Güzel duaların ve temennilerine yürekten AMİiiinn!...Diyorum kardeşim benim..

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Maksut kardeşin yazıda dile getirdiği kimi hassasiyet ve çekinceler başından beri bu sitede çeşitli yazılarda vurgulanan, Kur’an’a Davet Platformu’nun basın açıklamalarında ve konferans gibi etkinliklerinde dile getirilen hassasiyetler. Bununla birlikte bu yazıda maalesef hassasiyetleri dile getirmenin ötesine geçilip reel politik bir yaklaşımın öne çıkarıldığını düşünüyorum.

Suriye’de kazanan olmadığını ilan etmek mesela bana göre tam bir reel politik okuyuş. Bizim inanç sistemimizde kazanmak - kaybetmek neye tekabül eder? Siyasi - askeri açıdan reel kazanç olmayabilir (ki bunu da şimdiden bu kadar netlikte, kesin bir karar olarak ifade etmek doğru değildir, Suriye’de İslami kesimler de kıyam etmiştir ve hedeflerini dile getirerek mücadelelerini sürdürmektedirler), fakat şayet neticede bir reel kazanç olmasa bile Allah yolunda, laik bir despotizme karşı kıyam etmek, bu yolda şehitler vermek başlı başına bir kazanç değil midir?

Evet, Suriye’deki ayaklanma sürecinde eleştirilmesi, şerh konulması gereken hususlar var. Neticenin, Batı ve işbirlikçisi Suudi Amerika, Türkiye ve Katar gibi rejimlerin istediği yönde ortaya çıkma ihtimali var, ancak bütün bunlar Suriye’deki mücadele konusunda şimdiden kalem kırmayı haklı çıkarmaz diye düşünüyorum. Çekincelerimizi dile getirelim, hassasiyetlerimizi ortaya koyalım, tabloyu evet gerçekçi okumaya çalışalım, ancak Suriye’deki tüm tarafları kaybedenler listesine ekleyerek, bir anlamda Baas lobisinin Suriyelileri ayaklandıklarına pişman etme stratejisini haklı çıkarır yorumlar yapmayalım derim.

Hükmümüzü verip kalemimizi kırmak yerine, Suriye’deki süreçte rol oynayan İslami kesimlerle dayanışmaya yönelik yaklaşımlar geliştirelim. Yanlışlarını tashih ve mücadelelerinin daha sağlıklı zemine oturtulması noktasında kardeşlerimize nasıl el uzatabileceğimizi düşünelim, bunun için çaba gösterelim düşüncesindeyim.

A Abdullah Furkan 01 Ocak 2012

EDİTÖRÜN NOTU: Sayın okurumuz, yorumunuzu yayınlamak isterdik,ancak İran ve Hizbullah’a yönelik kışkırtıcı, düşmanca üslubunuz sebebiyle yayınlayamıyoruz. İran’ı ve Hizbullah’ı eleştirmek ayrı şey, düşman ilan edip bir de istihza etmek ayrı şey. Mümkünse yorumunuzu alay ve düşmanlık ifadeleri olmadan yeniden yazıp göndeririseniz yayınlanacaktır.

A Ahmet aslan 01 Ocak 2012

Suriye olaylar başlamadan önce halkın yöneticilere karşı birikmiş bir öfkesi vardı. Fakat bu öfkenin sağlıklı ve planlı bir harekete dönüşme programı yoktu. Olaylar başlamadan öncede böyle bir hazırlık süreci görünmüyordu. Lakin ortadoğuda başlayan hareketlenme bir anda domino etkisiyle herkesi hareketlendirdi. Mısır libya yemen ve tunus süreçleri ile suriye sürecinin farklı kategorilerde olunması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü ne ıran ne batı suriye hariç diğer ülkelerdeki hareketlere taraf oldular. Suriye üzerinde ise çok ciddi hesaplar var. Şükrü hocamızın yorumunda ifade ettiği çekinceler makuldur lakin mehmet abinin ifade ettiği kaybı salt muhalefet üzerinde okuması yazının içeriğinde yok. Kaybeden sadece muhalefet edenler demiyor. Herkes kaybediyo esat ve ıran da kaybediyor muhalefette kaybediyor. Bir de yazıda iktidara ve sonuca endekli bir kayıptan çok değer ve ilişki merkezli bir kaybı ben gördüm. Yanılıyor olabilirim. Şükrü hocanın ifade ettiği müslüman direnişçilere yardım edilmeli ve hataları tashih edilmeli durumu çok önemli... Yine de allah razı olsun kardeşimizden bu yaşta böyle mutedil yazılarından dolayı rabbim yardımcısı olsun

S Sinan Kara 01 Ocak 2012

Ş.Hüseyinoğlu kardeşime büyük oranda katılmakla beraber, yazı bütünlüğünün, yazının başlığını, moda mod desteklemediğini de düşünüyorum. Mesela yazının başlığı; Suriye’de kazanan yok, kaybeden çok... Yazının içeriği, dış dinamiklerin etkisi, iç dinamiklerin farklılığı, İslâm dünyasının getirdiği farklı yorumların Müslümanlar arasında meydana getirdiği handikap/tefrika....Güzel bir okumanın başlığına, keskin ve jirit bir başlık getirilmiş... Hüseyinoğlu kardeşin bakış açısıyla Maksut kardeşin bakış açısında bir tezatlık yok bu anlamda... Başlığın ve son sözün, keskinliği konusunda, nüans farkı var; ince ayar.. .Evet, Suriye konusu önümüzde duran, çok önemli bir imtihan vesilesidir. Hem Suriye halkı kendi içinde büyük bir imtihanla karşı karşıyadır ve hem de İslâm dünyası, Suriye konusunda büyük bir imtihanla karşı karşıyadır... Okuma farklılıklarının ana sebebi, ya tümden olumlayan ya da toptan yaralayan yaklaşımlardan kaynaklanmaktadır....Müslüman erkin, konuyu enine boyuna masaya yatırmaması; küresel perspektiften tutun da, yerel çözümlemeden, İslâmî ve insani açıdan, yerel dinamizmden, ülke içi demografik yapıdan vs. bir çok açı ve perspektifle mevzuya ele almaması ve daha önemlisi Müslüman kanı akarken, bu kan üzerinden birbirlerine yüklenmeleridir. İşte tam da bu durum maalesef kahredicidir...En basitinden yurdumuzda, karma İslâmi bir ‘erk yapılanması’nın olmaması ve bu erkin uzaktan kalemleriyle birbirlerine saldırmaları, birbirlerinin gözlerinin içine bakmadan, aynı havayı teneffüs etmeden, karşılıklı mülahazalarla; fayda adına, yardım adına, doğru okuma adına, kardeşlik adına, vazife adına, piyon olmadan nasıl aktör olunur adına, tevhid-vahdet ve uhuvvet adına vs. çözümleme yapmamaları da ayrıca üzüntü veren bir mevzudur... Suriye de kazanana gelince, bütün Suriye halkı da öldürülse dahi, zalim bir diktatöre; dini, dili, inancı, fikri, mezhebi, ne olursa olsun, mazlum bir halk; bütün dış dinamiklerin etki ve aktörlüğü ile bile olsa başkaldırmıştır. Bu başkaldırı hali hazırda marjinal ve dar çerçeve de belli bölgelerde olsa da olumludur. Zalimlere ve tağutlara başkaldırmak, bütün Müslümanların üzerine farzdır. Bu farzı Suriye de yerine getirenleri, sıcak evlerinde eleştirmekte, bunlar üzerinden siyaset yaparak rant elde etmekte, beyhude bir iştir.
Darısı, muhafazakâr/ılımlı köpüğüyle kandırılan, bütün İslâm topraklarına inşaallâh...

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

Degerli agabeylerimi katkı ve eleştirilerinden dolayı selamlarım. Yazının başlığıyla içeriği arasında cok ciddi farklılıkların oldugunu düşünmüyorum. Belki yazının içindeki kendimce mutedilliğin başlığa keskin bir şekilde yansımasından kaynaklanan bazı sıkıntılı algılamalar olabilir. Lakin yazılar başlık üzerinden değilde içerik üzerinden değerlendirilmelidir.
Yazı da dile getirilen hassasiyetlerin bazı yerlerde yazılmış olabilir. Bu hassasiyetlerin mustakil bir yazı olarak sunuldugunu görmediğimden acizane böyle bir yazı yazmayı uygun gördüm. Yazılarda satır aralarında yazılan hassasiyetlerin müslümanların gündeminde yeterli derecede yer bulmadığını düşünüyorum. Olayın sıcaklığından dolayı bir heyecan dalgası içinde türkiyedeki müslümanlar bir yere odaklanmış odaklandıkları noktayı da bir bilgi agından okuyarak görmeye çalışmıştır.
Suriye konusunu gerçekten çetrefilli bir konu. Tarihten beri nice büyük olaylara mekan olan şam yine müslümanlar için bir imtihan yeridir. Burayı dogru okuyabilmek ve olayları dogru yakalayabilmek için salt türkiye, arap medyası üzerinden okumakta saltsuriye, iran ve kürdistan medyasından da okumak yanlıştır. Çünkü herkes ortadaki mazlum halkın üzerinden öfke için sebeb oluşturuyor haklılık gerekçeleri arıyor. Acızane her iki tarafı takip edip zalimde olsa mazlumda olsa vasati bir durumu yakalamanın dogru olacagı kanaatindeyim. Lakin cephe ve taraf okuyuşları yaptığımız için çogu zaman hep kendi tarafımızın bilegilerini kabul etmek diğerlerini red ederiz. Böyle bir okuyuş dogru sonuçlara ve değerlendirmelere götürmez. Kürdistanda yıllarda yaşanılan karanlık ve kanlı çatışmaların tecrübelerinden yola çıkarak diyorum ki iç savaş sürecinde kimin kimi vurdugunu, kimin kimlerden yana oldugunu bilemezsiniz. Bu anlamda salt resme bakarak kıyafetlere ve sloganlara bakarak bu olayları bunlar yaptı şu olayları şunlar yaptıyı kesin olarak diyemezsiniz. Zaten savaş hileden ibarettir zihniyetiyle bir çok hile her iki tarafça oynanmaktadır. Mesela filistindeki yermük kampının bombalanması olayı. Türkiyedeki islami sitelere haber çok farklı düştü. Esadı filistin üzerinden değerlendirenlere bakınız esad filistinlileri de öldürüyor. Mültecileri bombalıyor. Oysa bu haberi karşı yansıması ise muhalif güçler bilerek savaşı filistin kamplarına çekiyor. Çatışmayı buraya taşıyarak kamuoyunu farklı yönlendiriyor. Gelde işin içinden çık. Zalim esadın yaptıklarını onaylamak anlamında demiyorum ama iç savaş döneminde rejimlerde karşıtlarda kontrolu kaybeder. Yıllardan beri filistinli mültecilere ülkesini açan, siyasi liderini barındıran, ülkesini filistin için köprü kılan esad niçin böyle zor bir süreçte başkalarının eline koz versin diye filistin mülteci kamplarını niye vursun. Ne kadar zalim olsa da bu kadar salak değil ya. Bunu şunun için söylüyorum. Bilgiler ve süreç çok farklı aktarılıyor. Sağlıklı okumalar ve değerlendirmelere ulaşmadan taraf olmanın dogru olmadıgını düşünüyorum.
Şükrü ağabeyimin ifade ettiği eleştirileri saygıyla karşılıyorum. Reel okuyuş eleştirisini kabul ediyorum. Zaten her okuyuş bir reeldir. Belkide başlık içerik bütünlüğünde bir değerlendirme yapılsaydı olayın öyle olmadıgını hissedecekti. Bizim inanç sistemimizde kazanmak ve kaybetmek salt güçe endeksli olmadıgı gibi salt ölmeye, şehit olmaya da endeksli değildir. Benim niçin suriyede herkes kaybetti başlığını biraz açmam gerekir. Esadın gitmesi üzerinden medya oluşturanlar süreçin muhalif ve müslümanlar tarafından kazanıldığını sürekli ifade ederken esadın gitmeyecegi üzerinden okuyanlar ise sürecin muhalifler aleyhinde işlediği söyleniyor. Aslında bu okuyuş inançımızdaki kazanç ve kayıpla çelişiyor. Ben suriyede hangi tarafı tutarsanız tutun her iki tarafın kaybettiğini düşünüyorum. İran çok sağlıklı ilişki kuramadığı sünni dünyasındaki itibarını kaybetti. Şii dünyası sünni dünyasını batının oyunlarına planlarına alet olanlar olarak görerek sünni dünyasını kaybetti. Hizbullah itibarını sünni dünyada yitirdi. Hamas iranın yıllardan beri süren desteğini eskiye nazaran kaybetti. Yusuf el kardavi ve bazı sünni ulema suud saraylarında verdiği demeçlerle itibarını yitirdi. Ramazan el buti ve bazı şii liderler şamın saraylarındaki taraflarıyla yitirdiler…. Daha çok sayabilirim. Benim kaybetme dediğim durum budur. Yine diyorum süreçi kim kazanırsa kaybederse ortada tek bir gerçeklik var o da ölen mazlum halklar ve müslümanların içine ekilen tohumlar…
Şükrü agabeyimin ifade ettiği suriyedeki müslümanların kıyamları ve mücadeleleri elbetteki desteklenmelidir. Zaten buna diyecek bir şey yok. Dikkat ederseniz benim eleştilerimde yapılan eyleme değil eylemin süreç içerisindeki işleyişine ve bunun bilinçli müslümanım diyen insanların zihninde oluşturduğu beklentilere. Süreç içerisinde varsa sorunları düzeltilmeli nasihatleşmeli söylemine katılıyorum fakat bunu Türkiye gibi rahat, ulaşımın iletişimin bu kadar yaygın oldugu ortamlarda bile yapamayan, birbirini muhaap kabul etmeyen Müslümanlar kendi içlerinde yapamazken sıcak çatışmaların oldugu bölgelerde nasihatlerle eksikleri düzeltme olayını çok gerçekçi bulmuyorum. Yakın süreçte Afganistanda ve Kürdistanda çatışmalar devam ederken de aynı algı ile yaklaşıldı. Fakat genelde savaş süreçinde savaşan Müslümanlardan kaynaklanan sıkıntılardan dolayı zihinler kapalıdır. Hedef amaç noktasında kimse kimseye kulak asmaz ancak destek ve yardım noktasında denilen şey olabilir.
Yazılan yazı ve yorumlarda halkın hareketlenmesini Müslümanların kıyamını boş anlamında, niye ayaklandılar mantığından Allaha sığınırım. Fakat süreç gittikçe kötüleşeceği belli. Halkın yaşadığı travmalar daha da artacak. Her iki tarafta birbirine acıyı daha da yaşatacak. Ben sadece bir okuyuş ve değerlendirme yapıyorum. Hükmümü vermiş değilim ve kalemi de kırmadım. Lakin kim kazanırsa kazansın herkes kaybetti.
Değerli ağabeylerim şükrü Hüseyinoğluna, Sinan Karaya, Ahmet Aslana ve Mehmet Cana ve diğer tüm kardeşleri saygıyla selamlıyorum… Rabbim yardımcımız olsun ve hakka yardım etsin. Bizi hakka ve halka zarar veren her türlü şeyden muhafaza etsin…

EDİTÖRÜN NOTU: Konuyla ilgili bu sitede yer alan müstakil yazılardan örnekler:

http://www.islamvehayat.com/yazar_1065_81_ORTADOGU-VE-SURIYE-DE-YASANANLAR-VE-SORUMLULUKLARIMIZ.html

http://www.islamvehayat.com/yazar_974_2_SURIYE-DIRENISI-VE-ÂDIL-SAHITLIK-SORUMLULUGU.html

http://www.islamvehayat.com/yazar_1072_79_SURIYE-DE-SON-SOZU-MUSLUMANLAR-SOYLEMELI.html

http://www.islamvehayat.com/yazar_1071_2_SURIYE-DIRENISINE-BAKISIMIZ.html

http://www.islamvehayat.com/yazar_1095_2_TURKIYELI-MUSLUMANLARA-CAGRI.html

N nuri 01 Ocak 2012

Bizlerin başlatmadığı bir savaşın, savaşçıları bizler neden olalım? Ve bu savaşın bir domino zincirlemesi, birinci etabının son taşıda suriye olduğu kanaatindeyim. Diktatöre verilen savaşı, demokrasiye hediye etmek için neden savaşıyoruz? Bu gün israili tehdit edebilme gücünü kazanmaya başlamışken, niye bu savaşta bu gücü kaybetmek için çabalıyoruz? Wan munıt ile yıldızı parlayan türkiye, nasıl olurda israille, suriye savaşında aynı safa denk geliyorlar? kanaatim odurki başkalarının savaşında biz piyon olmayalım.israil karşısında bu gün hatrı sayılır güç oluşturmaya çalışan, tek ülke iranın yalnızlaştırılması hangi müslümana ne kazandırıyor? Allah razı olsun kardeş...

M Mehmet maksut 01 Ocak 2012

Editör ağabey siteyi iyi takip eden birisi olarak ben suriye ile ilgili müstakil yazı yok demedim ki. Bu hassasiyet ve içerik çerçevesinde müstakil bir yazı yok demiştim. Selamlar ve saygılar

EDİTÖRÜN NOTU: Değerli kardeşimiz, linkini verdiğimiz yazıalrın tamamı söz konusu hassasiyetlere vurgu yapan, onun için kaleme alınmış yazılardır.

H Hamza Er 01 Ocak 2012

selamun aleykum

Yazının ciddi çelişkiler içerdiğini düşünüyorum. Kardeşimiz yazıyı yayınlatmadan önce bir iki kişiye gözden geçirilmesi için okutsa iyi olurdu...

Problem gördüklerimi şimdi oturup tek tek yazsam uzar, hangi birisini yazsam bilemiyorum.

Ayrıca yorum üzerinden kardeşlerimle cedelleşmek tarzım da değil. Bu sebeple inşallah yüzyüze geldiğimizde mehmet kardeşin kendisine ileteceğim...

Ama genel olarak şunu ahlak edinebiliriz. Her konuda söz söylemeye çalışma çabasına girmemize gerek yok. Yoksa yıpranabiliriz...

Suriye halkının direnişini töhmet altında bırakacak, cihad, şehadet kavramlarını bu yiğitlere yakıştırmayacak kadar iddialı sözler ciddi vebali olan iddialı ifadelerdir. Daha dikkatli olmalıyız.

A ali 01 Ocak 2012

demir çıktı yiğitlik öldü.internet çıktı kalite öldü.

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

selam aleykum hamza abim. saygı ve dualarımı sunuyorum.

yazıdaki ciddi eleştirilerin, problemlerin olduğunu söylüyorsunuz. bir kaç defa daha okudum ben bu çelişkileri göremedim. bunları ifade ederseniz hem biz hem okuyucu gençler istifade eder ve bizde çelişkilerimizi problemlerimizi görmüş oluruz. yorumlar inşallah cedelleşmeye degil birbirimizi varsa tashih etmeye vesile olur inşallah.

Her konuda söz söylemeye çalışma çabasına girmemize gerek yok eleştirinize ve ahlaki nasihatinize katılıyor bana düşen varsa alıyorum. yazının içerinde suriyedeki mücadeleyi töhmet altında bırakacak bir vurguyu göremedim. ayrıca şehadet ve cihad kavramını yakıştırmıyorum demedim. rabbim yakıştırmışsa biz ne söyleseyebiliriz ki. fakat bu kavramları daha dikkatli kullanalım diyorum. sohbetlkerimizde şehadet ve cihadı öyle hassas anlatan bizler birden silahlar savaşlar başlayınca hassasiyetleri duyguya yenik düşürür gibi kullanmanın dogru olmadıgını düşünüyorum.

müslüman toplumlar tarihte sürekli başkaldırı yapmışlardır. fakat sadece zalime karşı başkaldırmak yetmiyor. altyapısı olmayan programı ve öncü kadroları tam oluşmayan hareketlerin birikmiş öfkelerle ayaga kalmasının müslüman tarihinde sürekli hedefine ulaşmadıgını çok iyi biliyoruz. kürdistanki ve islam dünyasındaki acı olayların içinde büyüyerek edindiğimiz tecrübeden yola çıkarak daha dikkatli olalım tecrübeyle olayları okuyalım diyoruz.

selam ve saygılarımızı sunuyorum

M Murat 01 Ocak 2012

Yazar kardeşimizden, kendisine yönelik eleştirlere cevap verdiği gibi, bu yazısına destek verip bunun üzerinden İran’ın tutumunu savunan, Suriye’deki süreçten bize ne diyen yorumlarla ilgili de bir kelam etmesini beklerdik.

Y yunus 01 Ocak 2012

islam ve hayat sitesinde bu yazının yayınlanmış olması kendi duruşuna helal getirmiştir. suriye konusunda duruşunu begendiğimiz sitenin bu yazıyı ve yazarı barındırmasının dogru olmadıgını düşünüyoruz. suriyedeki islami direnişe zarar veren mücahitleri hafife alan bu kardeşimizin zülme ses çıkaranlara ses çıkarmasını kardeşliğe vurulmuş bir zarardır

sayın yazar çok siyasi bir dil kullanmaya çalışsada yazısı bilgiçlik kokuyor. suriyede mesele zalim mazlum ilişkisi iken olayı çok farklı mecralara çekerek saptırıyor. suriyenin islami devletleşme süreçinde bu tür kişilerin kardeşlik hassasiyet söylemlerine itibar edilmemeli dikkatli olunmalıdır...

zira buradaki yazının diger yazılarla çeliştiğini görmesini istiyorum. aksi noktada site kendi çizgisine aykırı yazı barındırmıştır.

M MEHMET GÜNDÜZ 01 Ocak 2012

yazının geneline bakıldığında, yapılan eleştirilerin haksız olduğuna inanıyorum. sonuçta herkes düşüncelerini belirli kaynaklar üzerinden yapıyor. bu kaynakların sağlamlığının da sağlamasını nasıl yapıyorlar anlamıyorum. bu yazıya nisbeten, mehmet pamak abimizin yazısını yayınlayan editör kardeşimize de teşekkür ederim. iki yazıyı da karşılaştırdığımda, yazılardaki genel düşünce mazlum halkın yanında olunması yönündedir.maksut kardeşin endişelerinin bir kısmını kafkas mücahitleri komutanı emir dukkonunda üstüne basarak belirttiğini söylemek isterim. yazıda hep ünlem işareti arayan kardeşlerime de yazının genelinde hep soru işaretleri ile dikkat çekildiğini belirtmek isterim. islam devleti için mücadele eden kardeşlerimize allah yardım etsin. karşılarında eset olduğu kadar, batının da desteklediği suriye muhalefet komisyonu adı altında grupların oluşturduğu bir güç var. eleştiri yaparken de adil olmak zorundayız,filin kulağını tutan, filin sadece kulaktan ibaret olduğunu düşünen yazar kardeşlerimden de olaylara objektif bakmalarını istiyorum.Eleştiriler inşallah bizleri araştırmaya ve düşünmeye sevkeder. Allah razı olsun. http://www.kavkazcenter.com/tur/content/2012/11/16/8099.shtml

I i.metin 01 Ocak 2012

Selamun aleykum

Herkes esed sonrası Suriyeden kendi beklediğinin olacağına kendini inandırmış durumdadır.
Halbuki inşallah esed düşünce, sonucu yüzlerle ifade edilen guruplar belirleyeceklerdir.
Dualarımız Müslümanların Suriye de İslamı egemen kılmasıdır.

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

Değerli kardeşim yunus... Sizleri selamlarım. Bu yazının siteye helal getirdiğini, yazarın siteye zarar verdiğini söyleyerek bize haksızlık ettiğinizi düşünüyorum. Bu yazı bu siteye helal getirmediği gibi bu şahsiyette Allah için ortaya çıkan her türlü hayra zarar vermekten kaçınma noktasında oldukça hassastır. Bilgiçlikten ve sorunu sadece söz ve yazılarıyla ifade etmekten Allaha sığınırım. Sorun, sorunu diline alıp konuşanlarla değil; yüreğine alıp çözüm arayanlarla giderilir. Bizimde bundan başka bir gayretimiz yok

2010 da önemli bir düşünür, tarihçi olan Jurger Habermans’ın bir makalesi yayınlanmıştı. Orada Habermans makalesinde “ÇOK KAN AKACAK ÇOK” diyerek olası gelişmelerin sinyalini veriyordu. Maalesef Müslümanlar bu tür makalelere hep komploculukla yaklaşıyoruz fakat denilenler çıkıyor.

Suriye’deki direnişi hafife alan söylemde, ağıra alan, büyük hayallere, beklentilere girerek okuyuşlar yapan da zarar veriyor Müslümanlara. Zülme elimizden geldiği kadar ses çıkarıyoruz. Bu yazıda bunun göstergesidir. Yazıda her iki tarafın dikkatli takip edilmesi gerektiği ifade ediyorum. Müslümanlar duygusal okuyuşlarla süreci okuyarak, tarafgirlik içerisine girerek bu meseleden çıkamaz. Suriye süreci çok farklı işliyor. Sizin ifade etiğiniz gibi ilişki salt mazlum zalim çatışması değil. Gerçekten eğer öyle olsaydı bu iş çoktan bitmiştir. Zalim mazlum ilişkisindeki diğer ülkelerde tüm eylemler başkentin meydanlarında olurken Suriye’de taşradan merkeze süreci oldu. Süreci Müslümanlar başlatmadı sonradan İslami devlet söylemleri oluştu. Suriyenin demografik ve siyasi yapısını biraz okumanız gerekir. Suriye’de bir PYD (partiya yekitiya demokrasi) PKK faktörü var, Hizbullah Hamas faktörü, Fars Arap Türk Kürt faktörü var. İran İsrail faktörü var batı faktörü var, Müslüman grupların faktörü var. Tüm bu dengeler şu an sürecin içerisinde çok aktifler. Müslüman gruplarda zan edildiği kadar güçlü ve İslami devlet hilafet getirecek inşa edecek beklenilen İslami asra sunacak nitelikte değiller. Bunu hakaret anlamında küçümseme anlamında değil tespit anlamında söylüyorum. Zira Müslümanlar burada yanılıyor. Ve tarihten beri “yenilgilerimizin çoğu hep yanılgılarımızdan” olmuştur. Müslümanlar devlet kurmayı devlet yönetmeyi çok basit çok kolay görüyorlar. Devlet yönetmek inşa etmek bir mahalle yönetmek gibi cemaat grup yönetir gibi değerlendirilemez. Kardeş normal devlet bile böyleyken mesele İslami olunca daha çok hassas olunmalıdır. İslam devleti savaşla değil davetle gelir kendisine savaş ve saldırı olduğu zaman koruma anlamında savaşır. Zira peygamberin Medine İslam devleti bu süreçte işlemişti.

Müslümanlar olarak kendi kanaatimi paylaşıyorum. Tarihten beri hep ayaklanmalar oldu. Çoğu yeteri altyapı ve programı oluşturmadan tepkisellik üzerinde bir şeylere ulaştılar. Ve çoğu hedefine ulaşamadı. Suriye’de bu durum daha dikkate alınmalıdır. Artık ÜMMET ÖLEN BENİM ÖLDÜREN BEN KAR BENİM DEĞİL ezgilerini dinlemelidir.

Müslümanlar Ortadoğu’da ki gelişmeleri salt dini bilgiler ekseninde okuyarak değerlendirirlerse zarar ederler. Ortadoğu’da gelişen olayların oynanan siyasetin çoğu siyasi iken sürekli meseleyi dini bilgi eksenine hapsederek okumak doğru değildir. Dini bilgi merkezli siyasi bilgi ve akademi ile meseleye yaklaşılmalıdır.

Güneydoğu’da yaşayan ve Suriye sınırına çok yakın olan bizler iç savaşların durumunu, mazlumiyetini, halkta yarattığı tramvayı çok iyi biliyoruz. Suriye’deki gelişmeler direk olarak bölgeyi etkiliyor. Çünkü bölgenin Suriye ile kadim bir akrabalığı, ilişkileri var. Şunu söyleyeyim Türkiye’nin uçağının düşürülmesi, Akçakale’de evin bombalanması, Ceylanpınar’da atışların zeminin oluşturulması hep bir savaşa giriş zemini içindir. Türkiye’de bu yıl artan pkk eylemleride direk Suriye politikası etkindir. Zalim Esat ile PKK üst düzey yöneticilerinde Bahoz kod adlı Fehman Hüseyinin üniversite yıllarından beri bir birlikteliği var. Dolayısıyla herkes birbirini kullanıyor.

Son olarak kardeş İranın zalimlerin yanında saf tutmasını eleştiren yatıp kalkıp öfkesini oraya kanalize eden Müslümanları ( ki niye iran böyle yapıyor sorusu çogu zaman sorulmadan, oynanan oyunlar konuşulmadan) Türkiye’de zalimlerin peşkeşliğini yapan AKP gündemi bir noktaya kanalize ederek süreç içerisinde ülkeyi NATO nun yuvasına dönüştürdü. Hepside bu süreçte hızlandırıldı. Çünkü Müslüman kamuoyu bir noktaya kitlenirken bunlar alttan alta ülkeyi natoya uygun duruma getirdiler. Düne kadar İncirliğe yürüyüp sesini çıkaran onurlu Müslümanlar yeni açılan incirlikler olan kürecik, Maraş, Antep, Adana, Diyarbakır’daki vb yerlerdeki yerlere de olabildiğince karşı çıkmalıdırlar. Birkaç haber yaparak karşı çıktıklarını söylemekle bu olmuyor. Var olanı (incirliği) kapatamayız ama yeni açılanlara incirliklere güçlü birlikteliklerle engel olabiliriz...

Rabbim bize “ÖLEN BENİM ÖLDÜREN BEN KAR BENİM DEĞİL” bir daha dinlettirmesin kardeşim. Selam ve saygıyla tüm okuyucuları selamlıyor. Varsa hakları helallik diliyorum. Yunus kardeş sizden ricam bir daha bu yazıya yorum yazmamanızdır

N necati türkoğlu 01 Ocak 2012

Mehmet maksut beyin yazmış olduğu görüşünü beyan ettiği bu yazıyı en azından insaflı bir değerlendirme olarak görüyorum . eleştirilecek tarafıda olabilir sonuçta insandır. olaya ön yargılı bakmamasını olumlu buluyorum. buna dahi tahammül edemeyenlerede diyecek söz bulamıyorum? suriyede esat yönetimi nasıl cinayetler işliyorsa, muhaliflerinde “fazlasıyla” işledikleri cinayetleri dile getirmiş olması olaya adaletli bir bakışın sonucudur .

suriye muhalefetini masum mazlum gören, kendini islama nispet eden müslüman arkadaşlarıma, acizane düşünmeye sevkedecek bir konuyu hatırlatmak isterim bunu bir soru olarakda alabilirsiniz .1 suriyede öldürülenlerin tamamını esat rejimi yapıyor havası yaratlmış medyanın gücüyle muhaliflerin cinayetlerinide ona yüklüyorlar bu nasıl bir adalettir. 2 esat müslüman değildir müslüman olmayandan müslümanca tavır beklenemez, ama kendince doğru gördüğü tarzda hareket eder. Ya kendini müslüman olarak gören muhaliflerin, islam dışı hareket etme hakkını kim veriyor veya kimden alıyorlar. alllahu ekber diyerek işledikleri cinayetlerini neye bağlıyorsunuz?

3 daha önemlisi buraya dikkatinizi çekmek isterim! müslüman kimdir, allaha teslim olmuş allahın bize örnek insan olarak seçmiş olduğu hz muhammed’i örnek alandır. fert veya kurup cemat veya devlet ne olursa olsun örnek hz muhammed’dir. hz peygamberin 13 yıllık mekke döneminde bunca zulme, ambargoya işkencelere uğramalarına rağmen, hiçbir karşı tarafa şiddetle silahla cinayetle karşılık vermişmidir? sahabelerin önde gelenleri izin isteyerek bizde onları tuzağa düşürerek bazılarını ortadan kaldıralım demelerine rağmen kesinlikle musaade etmemiştir . peki soruyorum suriye muhalif cinayet kurubu olan bu kimselerin örnek aldıkları kimlerdir? birde islami bir hareket olarak değerlendiriyorsunuz.?

mehmet maksut beye katılmadığım nokta kazananın olmadığını söylüyor yanılmıyorsam . bunun kazananı var kaybeden suriye halkı kazanan emperyalist devletleri ve israil.iran’lada savaş halinde veya kavgalı olmakta aynen emperyalistlerin israilin işine yarar ve onalara hizmettir. isterseniz ne kadar karşı olduğunuzu söyleseniz dahi?

J Jîyan Azad 01 Ocak 2012

Suriye’de durum öyle bir hal aldıki tabiri caiz ise kimin eli kimim cebinde belli değil. her taraf kendi emellerinş gerçekleştirmek için bu kargaşa durumunu lehine çekmek istiyor. daha ik gün önce Suriye’de bulunan bir Iraklı gazeteci şöyle diyor:''Kenti yollar ve çatışmaların yürütüldüğü cepheler ayırmıyor. Kent çevresini hilal gibi saran silahlı muhalif gruplar da bölünmüş. Kentin belirli bölgelerini veya mahallelerini kontrol altında tutan farklı farklı gruplar var.'' Bu da açıkça gösteriyorki birileri Baas’ı yıkmayı değil, bu kargaşa ortamından faydalanarak kendi iktidarını kurmaya çalışıyor. Durum öyle iç açıcı bir hale geldiki çatışma olmayan bölgelerde halk sebze meyve, ızgara et satıyor. Bir yanda öyle bir hayat doğdu. Ama birkaç yüz metre ötede ise Beyrut’a, Mogadişu’ya, Bağdat’a benzeyen savaş cepheleri olduğunu görüyorsunuz.
Peki gereği var mı idi gerçekten durumun bu hale getirilmesi. Şüphesiz bizler zalimleri desteklemiyoruz; ama zalimleri yıkacağım diye zulmedenleri de desteklemiyoruz. İşte Suriye’de maalesef durum böyle bir hal aldı. Kimin kime karşı savaştığı belli değil. Absürt bir tiyatr gibi herkes kendi piyesini sahnelemek için kedi oyuncularını hazırlıyor. Bir müslüman aynı delikten iki defa ısırılmaz, diyaor Hz. Peygamber. Peki bizler Irak’tan, yakın dönemdeki Mısır’dan da mı ders almadık. Ordaki zalimler yıkıldı, lâkin zulüm dindimi. Bizler artık ne zaman birilerinin değil de kendimizin yani islamın yolunu takip ederek zulmü bitirmeye çalışacağız. Hani Kur’an eğer inanıyorsanız en üstün sizsiniz(Ali İmran/ 104) diyordu. Evet demek biler Kur''an’a değil başkalarına inanıyoruz. Onun için bu haldeyiz. Allah’ın ipine değil de başkalarının ipine sarılıyoruz.

Mesele bence artık; Beşar Esad’ın gidip gitmeyeceği değil, muhaliflerin kendi aralarında ayrışması asıl mesele. Yalnızca 10 üyesi olan silahlı muhalif gruplar da var, yüzlerce üyesi olan da. Bunlar nasıl bir araya gelip ortak bir yapı, askeri birlik veya Suriye’nin idari işlerini yürütebilecek sivil bir konsey kurabilir ki?

Artık uyanık olalım olayarı başkalarının inisiyatifine değil, olayın içine girerek müdahil olalım. Ancak şu da bir gerçekki iyi bir bahar ancak sert geçen bir kışın ardından gelir. İnşallah yanılırım ama; gördüğüm olayların yatışacağı değil, artacağıdır. Ve islamın kısa vadede böyle müslümanlarla iktidara geleceğini şahsen ön göremiyorum..

----------- SELAM VE DUA İLE -----------

I i.metin 01 Ocak 2012

Suriyedekiler kardeşimizse Maksutta bizim kardeşimiz birinin yanında yer alırken bir diğerini kaybetmenin doğruluğunu görmüyorum
Yazının yukarıdan kaldırılıp gizlenmesini doğru bulmadım.
kim bilir doğrular istanbuldan değilde bölgeden daha net okunabiliyordur belkide

EDİTÖRÜN NOTU: Sayın okurumuz, baştan itibaren katılmadığımız bir yazı olmasına ve bunu daha yayınlamadan yazar kardeşimize ifade etmemize, yazıyı gözden geçirmesini rica etmemize rağmen, bu şekilde yayınlanmasını istedi biz de kardeşimize değer verdiğimiz için altına yorum yazıp kendimizi site olarak bu yazıdan ayrıştıracağımızı ifade edip yayınladık. Ancak bir platform sitesi değil belli bir çizginin savunulduğu bir site olduğumuz için, bu yazının yayında kalmasının sitemizin çizgisine zarar verdiğini gördüğümüz için kardeşimizden yeni bir yazı göndermesini istedik ve bu konuda birkaç kez ricacı da olduk. Ancak ne yazık ki kardeşimiz bu talebimize karşılık gerekli anlayışı göstermedi. Dolayısıyla meselenin bu arka planını bilmeden bu tür yorumlar yazmak çok doğru olmasa gerek.

E Editör 01 Ocak 2012

Yayında olmamasına rağmen ve niçin yayında olmadığı sitemizce açık şekilde izah edilmesine rağmen her nasılsa girip yorum yazan kardeşlerimiz bilmelidir ki, bu yaptıkları doğru bir tutum değildir. İnsan ya önce meseleyi öğrenip anlayıp hakkı söylemeli, ya da susmalıdır. İçyüzünü bilmedikleri bir konuda insanların kendilerini yorum yapmaya yetkin görmeleri adil ve ahlaki bir tutum değildir. Biz kardeşimize Allah için değer verdiğimiz için, genel yaklaşımına asla katılmadığımız yazısını belli bir süre okuyucuyla buluşturduk, böyle bir yaklaşımın da var olduğu bilinsin diye. Ancak bu siteye okuyucunun bir anlam yüklemesi sebebiyle yazının okuyucular tarafından siteyle bütünleştirildiğini ve olumsuz sonuçlar ortaya çıktığını gördük. Bu sebeple yeni yazı talep ettik ve bunun için bekledik. Ancak ne yazık ki bu kardeşçe tutumumuzun karşılığında anlaşılmaz bir inatlaşma tutumuyla karşılaştık. Mesele bundat ibarettir. Bu mesajımızla bu tartışmayı burada noktalıyoruz. Biz hamdolsun Rabbimize karşı sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Rabbimiz her şeyi görüp gözetleyicidir.

M Mehmet Maksut 01 Ocak 2012

Değerli İslam ve Hayat sitesi editörü ağabeyim sizleri selamlar, dualarımı sunarım.
Bize ve yazıya yönelik bazı eleştirileri ve bilgileri tashih etme adına bir şeyleri affınıza sığınarak yazmak istiyorum. Bunu karşı bir cevap veya cedelleşme olarak değil mümince hassasiyetlerden kaynaklı bir paylaşım olarak sunuyorum. Şimdiden herkesten hakkını helal etmesini diliyorum.
Editör ağabeyimin yorumundaki şu ifadelerden yola çıkarak aramızda geçen süreci ifade edeyim: “insan ya önce meseleyi öğrenip anlayıp hakkı söylemeli, ya da susmalıdır. İçyüzünü bilmedikleri bir konuda insanların kendilerini yorum yapmaya yetkin görmeleri adil ve ahlaki bir tutum değildir.” Bu ifadeyle bende süreci anlatayım. Evvela yazıyı size gönderdikten iki gün sonra sizleri başka bir şey için aramıştım. Sizde o sırada yazıyı okuduğunuzu bazı noktalarda problemler olduğunu ifade edip tekrardan gözden geçirmemizi istediniz. Fakat biz yazıda çok ciddi farklılıkların olmadığını, İslama ve Suriye’deki Müslümanlara helal getirecek bir durum olmadığını söyleyerek aynı şekilde yayınlanmasını uygun gördük. Sizlerde aynı şekilde yayınlayacağınızı ve yorum yazacağınızı ifade ettiniz. Yazı yayına girdikten sonrada gerekli eleştirilerinizi yaptınız. Eleştirilerinizde yazının siteye zarar verecek bir durum hatta yazının siteden kaldırılmasını gerektirecek bir eleştiride de bulunmadınız. Daha sonradan önce Hamza Er abini; “ciddi çelişkileri olan” ve hangi problemi yazsam her biri uzar gider” ve herkes ahlaki olarak her şeyi yazmazsa iyi olur” eleştirisini yaptı. Fakat ciddi çelişkileri ve problemleri yazmadığı gibi kapalı eleştirisiyle yazıyı zan altında bıraktı bence. Mekan farklılıklarımızdan dolayı da yüz yüze görüşme imkanı olmadığı için kendisi yazıya çelişkileri aktarabilirdi. Hamdolsun cedele dönüştürmeyecek bilinç ve ahlaktayız. Daha sonradan Yunus kardeşin o feci yorumu geldi. Sitenin duruşuna zarar veren bir yazı olmamasına rağmen; bizi siteye ve Müslümanlara zarar vererek, bilgiçlik taslayarak, islami mücadeleye zarar vererek, zülme ses çıkaranlara ses çıkarmakla itham etti. Hatta sınırı açarak, ciddi eleştiriler de yapmayarak yazının ve yazarın siteden kaldırılmasını istedi. Ki bir okuyucu için hiçte ahlaki değildir.
Bu eleştirilerin yanında olumlu eleştirilerde geldi. Birkaç okuyucunun olumsuz eleştirilerini ve tepkilerini göz önünde bulundurarak tekrardan mail aracılıgıyla “ yazının siteye zarar verdiğini, kendisiyle çeliştiğini” ifade ederek yeni yazı istediniz. Akşam mesaj attınız er geç yarın bir yazı veya şiir göndermemizi istediniz. Bende yazının siteyle çelişmediğini, zarar vermediğini, birkaç okuyucunun yanlış okumaları sonucu bazı eleştirilerin geldiğini söyleyerek yazının sitede kalmasını istedim. Yeni yazı için ne şartlarım ne de durumum müsaitti. Hem öyle bir günde yazı yazacak kabiliyette değildim. Ve size şu anda yeni yazı ve şiirin mevcut olmadığını ifade ettim. Ki şiirler sitenin manşet bölümünde yani üçüncü derecede değerindedir. Siz şiirde olsa olur diyerek bir an önce bu yazıyı kaldıralımı ifade ettiniz.
Sizin bekledik dediğiniz sadece bir gündü. Cedelleşme, diretme, inatlaşma durumu olmadı hiç. Bu kavramları dogru bulmuyorum. Sadece siz yazının kalkmasını istediniz bende kalmasını istedim.Bir günde yazı yazacak ve şiir yazacak imkanlara ve yogunluğa sahip olmadıgımı bilirsiniz. Ayrıca daha iki günlükken yazı; tamam yazı okuyucuyla buluştu ve sende mesajını paylaştın dediniz. Sorarım size sitedeki yazılar gazatelerdeki köşe yazısı değil ki hemen değişsin. Ayrıca sitede uzun süredir duran ve mesajını vermiş olan o kadar yazı var. Yani yazı siteye girdi bir iki gün sonra tamam mesaj paylaşıldı diyerek hangi yazı muamele gördü. Siteyi bilen birisi olarak ben böyle bir yazıya rastlamadım.
Değerli ağabey yazının niçin kalktıgını soran kardeşlerimize yazdığınız notlarda biraz sertliği ve kızgınlığı seziyorum. Keşke aynı tutumun yumuşak halini yunus gibi insanların yorumunun altınada da yapsaydiniz. Editör notu olarak yazdığınız notların okuyucuya zarar verdiğini düşünüyorum.
Bu sitenin bir fiil hizmetinde allah için iki yıla yakındır bulundum. Yazılarımızla, şiirlerimizle, kitap tanıtımlarımızla, haberlerle yardımcı olmaya çalıştım. Şiir yazdım “duygusallıkla, aşık olmakla” itham edildim. Milliyetçiliği anlatan kitapları okuyucu ile paylaştım “milliyetçilikle” itham edildim. Sosyalizmi eleştiren bir sosyalistin kitabını tanıttım “sosyalizmle” itham oldum. Kürdistan ve kürtlerin acılarını paylaştım, konuştum “kürtçülükle” itham olundum. Ben milliyetçi olmadım ama bana milliyetçi diyenlerinde miliyetçi oldugunu gördüm. Yani yorumcular kasıtlı veya kasıtsız bazı zamanlarda yazılara yönelik çeşitli eleştirlerde bulundular. Hayırlısı olsun.
Son birkaç şey söyleyip bitiyorum…
Normalde yazar yazıları bir veya iki günde bir yenilenir. Fakat bizim yazıyı siteye koyduktan hemen sonra bir iki saat sonra Hamza Er abinin Milat gazetesindeki yazısını koymanıza üzüldüm. Daha sonra Mehmet Pamak abinin önceki yazısını tekrardan sanki cevap mahiyetinde sundunuz. Ki ben “bu konuda ve içerikte ve hassasiyetleri” içeren müstakil bir yazı yok dediğimde verdiğiniz linkler vardı. Siz, bu yazıdaki hassasiyet ve içeriğin bu linklerde oldugunu söylediniz. Şimdi soruyorum eger bu hassasiyet ve içerik verilen linklerde varsa o zaman onlarda mı zarar veriyor siteye… Yorumunuzdaki Yazıyı nerde buluyor okuyucular sorunuza yazı siteden kalmış. Fakat google’den yazar veya yazının ismini yazınca ulaşabiliyorsunuz. Yani bu konuda farklı şeyler düşünülmemelidir.
Site ve yazılar islami akideye zarar vermedikten ve ayetlerle çelişmedikten sonra farklı okuyuşlara, düşüncelere, siyasi bakışlara yer vermelidir. Bu onun bir ilkeli duruş sergilemediği anlamına gelmez. Sonuçta her birimizin ayrı islami geçmişi, yaşam koşulları, bölgeleri, haber bilgi ağları, toplumsal durumu farklıdır. Haliyle bu farklılıklar bazı noktalarda, yorumlarda kendisini gösterecektir.
Hiçbir zaman çatışmadığımı, ahlaki sınırları aşmadığımı, kardeşliği zedelemediğimi, islami hizmeti olan bir şeylere zarar vermediğimi düşünerek; başta bizden yaşça büyük olan editör abimizi, sitedeki tüm yazar ve okuyucuları saygıyla, hayırla anıyorum, selamlarımı sunuyorum. Müminler her yönüyle olgun ve güzel olmalılar. Birleşmelerinde, çalışmalarında gösterdikleri güzelliği ayrılmalarında da gösterebiliyorlarsa müminliğimiz bence kemale ermiştir. Bu anlamda herkesten hakkını helal etmesini diliyorum. Sitenin maslahatını, hayırlı çalışmalarını, ilkelerini, yazarlarını ve okuyucularını önemsiyorum, bizlere çok şeyler kattılar hepsi…
Rabbim hayırlı ve bereketli çalışmalarınızı artırsın…
Festeqim qemâ umîrte…

EDİTÖRÜN NOTU: Mehmet Maksut kardeş tabii ki hahkıkımız helale diyoruz ve sizden de helallik istiyoruz. Açıklamanızda şerh konulacak birçok husus olmakla birlikte bu meseleyi burada noktalamak isityoruz. Biz bu meseelyi sıradan bir fikri ayrılık olarak değil, ciddi bir duruş farklılığı olarak gördüğümüzü ifade etmekle yetinelim. Allah’a emanet olun.

B bir büyük 01 Ocak 2012

EDİTÖRÜN NOTU: Sayın okurumuz, bizim elimizden geleni yaptığımıza Rabbimiz şahittir. Rabbimizi şahit tutmanın ağırlığını bilerek bunu ifade ediyoruz. Yazı içeriğinin sitemizin yaklaşımıyla paralel olup olmadığına karar verecek kadar bir anlayış sahibi olmayı bize çok gördüğünüz anlaşılıyor. Biz ne yaptığımızın farkında olduğumuzu düşünüyoruz ve bu siteyi 7 yıldır istikamet üzere devam ettirmeyi nasib ettiği için de Rabbimize hamdediyoruz. Allah’a emanet olun.

O ODTÜ'den 01 Ocak 2012

Allah ın izniyle muhalif gruplar galip geldiğinde sürecin Mısır gibi olacağından çok korkuyorum. Zira demokrasi için de mücadele eden var Hilafet için de. Müslümanlar sınavı en çok hazırlandıkları yerden, en çok bildikleri yerden kaybediyorlar. Tevhid, vahdet, birlik. Sorunlar hep buradan doğuyor. Müslümanlar bu konularda uzman ama nedense çözemiyorlar bir türlü. Gerek belirli coğrafyalarda gerek de dünya çapında ümmet olma konusunda bu sıkıntıyı aşamıyorlar. Suriyede de devrim sonrası Esad gidecektir ama bu defa da müslümanlar birbirini yiyecektir diye korkuyorum. Böyle olmaması için, hem muhalif gruplara, hem arabuluculuk ve öneri için islami devletlere ve cemaatlere, hem de tüm dünya müslümanlarına dua etme görevi düşüyor.
Allah sonlarını ve sonumuzu hayır etsin.
Yine ufuk açıcı ve tespit dolu bir yazı olmuş. Allah razı olsun.
ODTÜ’den selamlar.

S serhat 01 Ocak 2012

bu siteye önemli katkıları olan ve yazılarıyla gençler üzerinde etkisi olan bu kardeşime yönelik sitenin tavrını dogru bulmuyorum. site kardeşimizin yazısını ve yazarı kaldırarak kendisiyle çelişmiştir. insanlar böyle kolay harcanmamalıdır. düşünceye tahammül bu kadar dar olmamalıdır

EDİTÖRÜN NOTU: Sitenin yazara yönelik bir tavrı söz konusu değildir. Sayfalarımız yazar kardeşimize açıktır ve bu kendisine de ifade edilmiştir.

B birkaç üniversiteli genç 01 Ocak 2012

selam aleykum kardeşim yorumlarınızdan anlaşılan o ki artık burada yazmayacaksınız. acaba tekrar sizden istifade etmek için nerede yazacagınızı sorsak. lütfen yazılarınızı, şiirlerinizi bırakmayın. gençlerin dilini duygularını iyi yakalıyorsunuz. genç yaşta bunları söylemek gençler için önemli bir heyecan ve unut kardeş.

editör abimiz, kardeşimizle irtibata geçebilecegimiz mailini verebilirmisiniz. irtibata geçip takip edelim. selam aleykum

EDİTÖRÜN NOTU: Ve aleykum selam. Yazar kardeşimiz uygun görürse buraya mailini yazar. Allah’a emanet olun.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Mehmed MAKSUT — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.