İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06

“Tarihin sonu“ndan devrimler çağına

ABD emperyalizmi ve onun embedded teorisyenleri tarafından ilan edilen “tarihin sonu”nda, tarihin yeniden alt üst oluşuna, tarihin yeniden yazılışına şahit oluyoruz her birlikte. Pax Americana’nın İslam coğrafyasındaki sâdık taşeronları olan diktatör rejimlerinin halk ayaklanmaları sonucu sarsılışına tanıklık ediyoruz.

31 Ocak 2011 3 dk okuma 12,0B okunma
100%

1989 yılında Doğu Avrupa’da başlayan Komünist blokun çözülüş süreci Sovyetlerin 1991’deki yıkılışıyla birlikte çöküşle neticelenmişti. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD – Sovyet dengesi üzerine kurulan dünya düzeni, yerini ABD eksenli tek kutuplu “Yeni Dünya Düzeni”ne bırakmıştı.

 

Bu gelişmeler Batıda, Pax Americana’nın mutlak galibiyeti ve ideolojiler çağının sona ermesi olarak tanımlanmıştı. ABD’li siyaset bilimci Francis Fukuyama bu yaklaşımı “Tarihin sonu” düşüncesi olarak sistematikleştirmiş ve “bilimsel bir tez” olarak ileri sürmüştü.

 

Fukuyama’ya göre, İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan hegemonyası karşısındaki en büyük direnci ifade eden Sovyet ideolojisinin çöküşü, insanoğlunun ideolojik arayışının ve bu arayış sürecindeki sosyal ve siyasal hareketlerin tükenişi anlamına gelmekteydi ve artık tarih ABD’nin ve Amerikan liberalizminin yatağında akmaya mahkûmdu.

 

Fukuyama, bunu bir “tez” olarak ileri sürmüş olduysa da aslında onunki bir bilim adamının insanlığın geleceğine dair öngörülerinden ziyade aslında ABD emperyalizmi adına bir temenniyi ifade etmekteydi.

 

Kısacası Fukuyama; işgaller, soykırımlar, gasp ve sömürü üzerine bina edilen Pax America’nın insanlık için en iyi model olduğunu düşünüyor ve bu düşüncesini bilimsel bir tez ambalajında piyasaya sürmüş oluyordu.

 

Gelin görün ki tarih, Amerikan emperyalizmi ve onun “saray uleması”nın dilediği ve öngördüğü şekilde akmadı. Özellikle İslam dünyasında 90’lı yılların başından itibaren büyük ivme kazanan İslami uyanış sürecinin yanı sıra, Asya ve Uzakdoğu’da Amerikan emperyalizminden bağımsız ve ona rağmen oluşmaya başlayan güç dengeleri ve Amerikan hegemonyasını sağlama almak amacıyla gerçekleştirilen Afganistan ve Irak işgallerinin bozgunla sonuçlanması, Amerikan rüyasını tam anlamıyla kâbusa dönüştürdü.

 

Bu süreçte, halen İngiliz emperyalizminin adlandırmasıyla “Ortadoğu” olarak anılmaya devam edilen merkezî İslam coğrafyasındaki İslami hareketlerin zayıflatılamadığı gibi daha da güçlenmesi ve Amerikan emperyalizminin bölgedeki karakolu siyonist işgal rejiminin İslami güçlere karşı Lübnan ve Gazze’de üst üste yenilgiler tatması Amerikan kâbusunu büyüten gelişmeler oldu.

 

Neoconların Irak işgali sonrası devreye koymak istedikleri “Büyük Ortadoğu Projesi”nin iflası sonrasında, demokratların “Genişletilmiş Kuzey Afrika ve Ortadoğu Girişimi”ni de Pax Americana adına bir sonuç vermediği gibi, bugünlerde insanlık, bir kere daha zalimlere karşı inkılab ateşlerinin alevlendirildiği günlere tanık oluyor.

 

ABD emperyalizmi ve onun embedded teorisyenleri tarafından ilan edilen “tarihin sonu”nda, tarihin yeniden alt üst oluşuna, tarihin yeniden yazılışına şahit oluyoruz her birlikte.

 

Pax Americana’nın İslam coğrafyasındaki sâdık taşeronları olan diktatör rejimlerinin halk ayaklanmaları sonucu sarsılışına tanıklık ediyoruz.

 

Bir şeye daha: Amerikan emperyalizmi ve onun merkezî İslam coğrafyasındaki gecekondu karakolu siyonist işgal rejiminin Müslüman halkların ayağa kalkmaları karşısındaki çaresizliğine...

 

Emperyalizmin “tarihin sonu” idealini parçalayıp çöp sepetine atan ve insanlığın yeniden tarih sahnesine dönüşünü yaktıkları inkılab ateşleriyle tüm dünyaya ilan eden coğrafyamızın onurlu insanlarına selam olsun.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 7

I i.metin 01 Ocak 2012

Rabbimiz,yeryüzündeki mustazaf muslumanlara, mustekbirlere karşı mukavemet gücü ver.
ne mutlu bu ugurda mucadele verenlere ,ölenlere galip gelenlere
selamlar

A ADEMOĞLU 01 Ocak 2012

Aslında amerikada coktan devrim olurdu fakat
orda asıl birleşik başkan olarak gülen var onu mekirine oradaki insanlar uyuşmuş ülkemizde olduğu gibi yanlız tüm müslüman kardeşlerimi tenzih ederim.
Onlarki asla kendisine yazdırılanlara bakmaz
onların baktıkları Allahın kitabi ve resulün rehberliğidir.
bizlerin uyanışa geçmesi mücadele eden tüm muvahitlarden mevlam razı olsun.
mevlam ortada durup canak şakırdatanlarıda
kaedi sillesiyle uyadırsın.

M Mehmet Pamak 01 Ocak 2012

Değerli kardeşim!

Allah razı olsun önemli tepitlerde bulunmuşsunuz.

Halk ayaklanmaları hakkındaki, bu haklı tespitlerinizi ve emperyalizmin bölgedeki yenilgilerinin, bölge halklarını istedikleri gibi güdememelerine ve aczlerine dair tespitleriniz tamam da, AKP modelinin yaygınlaşmasına, Raşid Gannuşi, Fehmi Huveydi gibi şahsiyetlerin bile bu modeli esas alma çabalarını ve açıklamalarını ve onların bu söylemine itiraz etmeyen Türkiye tevhidi kesiminin demokratikleşme eğilimlerini de tahlil etmemiz gerektiğine inanıyorum.

Evet mazlum halklar, emperyalizmin dayattığı despot rejimleri yıkacak erdemli bir çaba içindeler, ama sonuçta yine emperyalizmin bir başka projesi olan ılımlı İslam’la kapitalizmi uzlaştıran laik demokratik batıcı rejimler gelecekse, görece bir özgürleşmeyle halklar rahatlasalar da, son kazanan kim olacak sorusunu da tartışmamız gerekmiyor mu? Bu konularda duygusal olarak hepimiz mazlum halkların despotizme isyanından etkilenip destek versek de, bu duyguların gölgesinde kaybolmadan, sonuçta nereye gidildiğini de akıl ve vahiy perspektifinden analiz edip, üzerimize düşen (emri bil maruf) uyarı sorumluluğumuzu yerine getirmek durumunda değil miyiz?

Despot yönetimlerin on yıllardır devam edegelen uzun süreçte; 1 – Akraba ve yandaş kayırmacılığına dayalı büyük yolsuzluklara bulaşmaları, 2 – Ülkenin kaynaklarını emperyalistler ve kendileri arasında paylaştırıp talan etmeleri, 3 – Fakir geniş halk kitlelerinin ise, açlık, sefalet, yoksulluk ve işsizlik cenderesinde kendilerini yakacak kadar bunalmaları, 4 – Buna rağmen halkların baskı, yasak, devlet terörü ve çok boyutlu zulümlerle sindirilmesi, 5 – Üstelik emperyalizmin uşağı olan bu despotların İsrail’in yanında yer alarak mazlum Filistin halkına uygulanan işgal, kuşatma, ambargo ve katliamların zelil destekçileri konumunu tercih etmeleri ve bunun bölge halklarının onurunu kırması gibi bir çok sebep birleşince, önce Tunus’ta başlayıp, Mısır ile devam eden halk ayaklanmaları kaçınılmaz hale geldi.

Ancak bu ayaklanan kitleler, despotların devrilmesi talebinde birleşirken, yerine ikame edilecek sistemin niteliği konusu henüz netleşmiş değil. Üstelik bu ülkelerin önde gelen İslami şahsiyetleri bile artık açıkça, AKP modeline ve “ılımlı İslam”a razı olduklarını açıklıyorlar. Türkiye’nin tevhidi öbekleri ise, bir araya gelip nötr açıklamalarla, despotizm yıkılsın da ne olursa olasun, kimileri de AKP modelini tavsiye eden ya da buna paralel “demokrasi” yanlısı açıklamaları, tam da bu süreçte yapabiliyorlar.

Biz Müslümanlar, despotizme karşı ayaklanan mustaz’aflar, Müslüman olmasalar da, despotizme karşı onların Allah tarafından lütfedilen temel hak ve özgürlüklerinin savunucusu olmak ve onların adalet ve özgürlük arayışlarını görece olumluluk olarak görüp, despotizmin yıkılmasını teşvik etmekle mükellefiz. Allah’ın sosyal, siyasal dönüşüm yasasının, baskı ve zorbalıkla engellenmeden doğal ortamda, fıtri niteliklerin özgürce kullanılmasıyla işlemesi sonucu, toplumların layık oldukları sisteme ulaşmalarının önünün açık olmasını istemeliyiz. Sonuçta despotizme karşı mazlumların yanında yer almakla mükellef olmakla beraber, zulüm ve sömürüden sahici anlamda kurtularak dünyada gerçek adalete ulaşmanın ve ahrette kurtuluşa ermenin yolunun, bütün insanların Rabbi olan Allah’ın hükümlerinin hakimiyetinde tevhidi adalet sistemini talep edip egemen kılmaya çalışmaktan geçtiğini anlatmalıyız. Karanlıklardan, zulümattan aydınlığa ve adalete ulaştıracak kurtarıcı mesajı her şart altında gündeme getirerek, mazlum halkların zulümatın gri tonlarında oyalanmaması ve bir zulüm sisteminden bir başkasına savrulmamaları için uyarı görevimizi, dikkate alınıp alınmayacağına, sonuç alıp almayacağına aldırmadan yerine getirmeliyiz.

Ama maalesef bu yapılmıyor. Vakıa kabul edilerek, başka çare yok, şimdilik bunu kabul etmeliyiz gibi, ölümün karşısında sıtmaya razı olma mantığı ile İslami sorumluluklar görece özgürleşmeye feda ediliyor.

Ş Ş. Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

Ah be ağabey! Akıntıya karşı daha ne kadar kürek çekeceğiz, akanlarla birlikte akıp gitmek varken!

Üstelik de sadece kendiniz akıntıya kürek çekmekle kalmıyor, başkaları da akıp gitmesin diye canhıraş gayret gösteriyorsunuz. Hadi gençler yapsa anladık da, bu yaşta hâlâ laik demokratik rejim karşıtlığı, İslami yönetim ideali olur mu be ağabey!

Oysa bakın refiklerimiz ne güzel de akıp gidiyor akıntılarla birlikte:

"Bu minvalde Tunus hakkında yakın gelecek açısından tahmin yürütmek güç olmakla birlikte, Nahda hareketi lideri Raşid Gannuşi’nin İngiltere’de iken el-Cezire’ye yaptığı açıklamalar, muhalif yapıların somut beklenti ve taleplerini göstermek açısından öğreticidir. Kendisine sorulan bir soru üzerine “AKP bizim için ideal bir iktidara geliş modelidir.” diyen Gannuşi, kendisine hükümete katılım açısından herhangi bir çağrı yapılmadığından bahisle “Milli mutabakat hükümetine katılıma hazırız.” mesajı göndermiş ve yeni yapılanmada İslami hareketin de yer almaya hakkı olduğunun altını çizmiştir. Anlaşılan o ki Gannuşi’nin amacı sokaktaki çeşitliliği muhafaza eden bir anlayışla, İslami hareketin dışlanmasını önlemektir."

Ah be ağabey! Akıntıya kürek çekenlerin işi hep zor olmuştur. İşiniz / işimiz çok zor be ağabey...

M mehmet maksut 01 Ocak 2012

mehmet agabeyimin bu konudaki yorumundan ve sizin yazınızdan dolayı allah razı olsun. aslında ben mehmet agabeyimden bu konuda müstakil bir yazı bekliyorum ve onun bu konudaki degerlendirmelerinin duygu seline kapılan türkiyedeki müslümanların duygularını dengeleyecegine inanıyorum...ortadogu olan olayları yakından takip etmek ve bu durumlardan tecrübeler çıkarmak gerekir...hatta oradaki,ler adına umutlanmamız ve yıllarca mazlum edildikleri için dua etmemiz gerekir. lakin görünürde olan odur ki çok ciddi arzulanan degişimler olmayacaktır. zaten dünya konjöktüründe gelişen olayların seyrinde gerçekleşen bu hareketlere bir kota konulmuş. yani sınır belirlenmiştir.çok çok akp leşirler. zaten ideallertindeki ve dillerindeki de budur. umudumuz ve duamız daha güzel sonuçların ve umutların oluşmasıdır. ümmete giden yolda yapısal bir organizmanın kurulmasıdır.ama sanki biraz uzak kalıyor bunlar...

şükrü agabey işimiz zor degil ama zorlaştırıyorlar.küreklerimizin ve yüreklerimizin güçlülüğü kadar akıntıya yakin gelinceye kadar karşı duracagız

H hüseyin alan 01 Ocak 2012

DEVRİMSİZ KALAN DEVRİMCİLER!

Fransız devriminden bu yana süregelen bir devrimcilik aşkı vardır, modern dünyada. Özellikle de, yenilmiş, işgale uğramış, baskı altına alınıp ezilen ve sömürülen geleneksel dünya ülkelerinde ve halklarında.

Unutulmasın, devrimin neden yapılması gerektiğini de öğretir Fransız modeli, ekonomik kaynakların adil paylaşılmaması eas alınarak, onca soruna sebep olan sosyal ve siyasi örgütlenme tarzının oligarşik yapısı, monarşi, diktatörlük gib iktidarlar değiştirilmeli ve halkın kendi iradesiyle kendini yöneteceği cumhuriyet veya demokratik yönetimlere geçilmelidir.

Bu arada ön plana çıkartılan sloganlar, hümanizm çerçevesinde bireyin hakları ve özgürlükleri, halklar arasında ve kanun önünde eşitlik,rasyonel akıl yapısından hareketle üretilen yeni hakikat anlayışları ve bu uğurda kurulacak yeni bir toplumsal yaşam, sosyo-ekonomik kalkınma, ileri seviyede demokratik haklar ve yeryüzünde cennet, hedefleri!

Devrim olacaksa bu değerler üzerinde olmalı, kötü geçmiş terk edilip modern yeni oluşturulmalıdır. Kötü geçmiş nedir, din, klise, ruhban sınıfı ve gelenek! Ne kötü değil mi? Öyleyse kahrolsun ruhbanlık ve onun temsil ettiği köhnemiş değerler!

İran devrimi bozdu bu devrimci anlayış tekelini ama Fransız devrimi kadar etkileyemedi dünyayı. Neden mi? Gözlerden gizlenen ve idraklerden uzak tutulan bir şey vardı orada, Fransız devriminin arkasında ordu vardı, donanma vardı, güçlü devlet vardı, istila vardı, işgal vardı, katliamlar vardı, kapitalizm vardı, bilir miydiniz? Buna rağmen etkiledi insanlığı ve dönüştürdü devrimci Müslümanlığı!

Oysa İran devrimi çabuk sınırlandırdı kendisini bölgesi ve mezhebiyle de, ümmete mal edemedi devrimini. Buna rağmen olurdu, çok şey olurdu ama olmadı, ama şimdilik kaydını koyalım. İran rejiminin beceriksizliğine bir de Müslümanların uluslaşma süreci ve tecrübelerinden hareketle modernleşmeleri, sekülerleşmeleri, kendi sistemleri ile uzlaşmaları ve İslamsız devlet anlayışları, yani taleplerindeki değişiklik tuzu biberi oldu işin.

Bu arada devrimsiz devrim hayali güdenler oldu Müslümanlar içinde, modernleşerek, sekülerleşerek, Fransız modeli devrim özleyerek. o olmadı, bari, işgal edilmiş Müslümanların direnişlerini devrim modeline dönüştürelim aşkı girdi devreye bu defa. O da olmayacaktı, olmadı da. Uhde kaldı içlerinde, bir taraftan ürettikleri yeni ulusçuluk arayışı ve sistemle ortaklık arayışları girdi devreye. Bari biraz olsun iktidar dediler, onu da verdiler artık diğerleri. Nasılsa bir devrimcilikte gereken hassas havalar kalmamıştı...

Derken Obama rüzgarı esti dünyada, 20. yüzyılın rejimleri ile küresellik entegre olamadığı için değişmeliydi, demokrasiye geçilmeliydi. Ki, sistem küreselleşebilsin, Müslümanlar eliyle kendini yeniden üretebilsin ve yayılsın. Adı üstünde, küresellik bu. Bu atmosfer çok etkili oldu bölgede, iletişim aygıtları patlattı yeni kuşak hevesleri... Devrim mi geliyoru ne? Ufukta görünen bir değişimdi ama, ne yönde?

türkiyedeki vesayetçi, asker merkezli rejimin değişmesi gibi bir şeydi bu. Benzer karakter taşıyan Orta doğunun tüm rejimleri de eskisi gibi olmayacaktı, 20, 30 yıllık labaratuar çalışmasının sonuçlarıydı bu ve biliniyordu. Komplo teorisi değil bu, uzun araştırmaların ve verilen kararların neticesiydi. Mesele, değişimlerin ne yönde olacağının kontrolünü elde tutmaktı ve sorun burada oluşabilirdi.

Bölgenin, askeri yapılanmanın desteğindeki despotik karllıklar ve özel birlikleri hariç, sayıca kalabalık ve en güçlü örgütü olan İhvanın açıklamalarına dikkat edilirse, gelişmelerin arkasında yoklar, öngörüleri yok, hazırlıkları yok, insiyatif ellerinde değil. Gannuşi için de benzer şeyler söylenebilir... Uzatmaya gerek yok, Fransız devriminin ilkeleri ve hedefleri görünüyor ortalıkta. Müslümanlar ise, çoğu zaman olduğu gibi iddiasızlar ve doğal oluşan sayıca üstünlüklerini, seküler ilkelerin ve bunları temsil eden diğerlerinin emrine ve ortaklığına amade tutuyorlar!

Keşke bühtan etseydim, keşke komplo teorisi üretseydim ama değil! Biraz gerçekçi olalım. Oralarda olup bitenler, Müslümanların bekledikleri hayali ve hedefi değil, 1950'li yılların Türkiyesini gecikmeli olarak üreten şartları hatırlatıyor. Daha alacakları çok yol var önlerinde, biz o tecrübeleri yaşadık demenin zamanı şimdi... Heveslenmenin gerçekçiliği yok, sevincimizi kursaklarda bırakma yerine değerlerimizi ve devrimciliğimiz yeniden gözden geçirmenin zamanıdır, tecrübelerin ışığında.

Görünen o ki, zalimin biri gitmiş başka bir zalim gelmiş olacak, zulüm yine payidar kalacak, üstelik Müslümanların desteğinde ortaklığında. Hayrı unutup şerlerden şer beğenmek isteyenlere, hapishane hücresi yerine avluyu tercih edenlere, devrim geliyor müjdesi verebiliriz!...

Hak üzerinde olupda sadece hakkı isteyenlere, zulümlerden zulüm değil sadece hakkı tercih edenlere, katlanacakları aşağılanma, açlık, sefaletler ve baskıcı rejimler yahut biraz serbest ama yine aşağılanacakları başka bir zalim rejimler karşısında “sabredin, Allah bir yol gösterecektir” diyoruz...

N ndalyan 01 Ocak 2012

Yazılarınızı okudum hattime değil ama bir şey gördüm.Hiç biriniz temelde sorunumuzu çözecek ayrışma ayrılma dan bahsetmiyorsunuz. Biz kendini müslüman zannedenlerden ayrışmadan acaba hedef ve ilkelrimize ulaşabilirmiyiz. Bence temel sorun bireyin kendini müslüman görmesin de fakat neyin müslümanı olduğunu bilmemesinde. Bu coğrafyada kimlik sorunu yokmu. Cahaleti yok etmenin yolu bizim onlardan onların bizden beri olmalarında değilmi. Evini düzeltemeyen Dünya yı nasıl düzeltebilir ki. Gerçekte müslüman kimdir sorusuna cevap vermek gerekmezmi. Bu anlamda herkez kendine gerekçeler bularak gerçeği değiştirmekle meşgul. Korkular doğruların önüne geçtikçe hiç birşey düzelmeyecek bence. Siz büyüklerimiz haddim olmayarak bence anlaşılır bir dille toplumda ayrışmanın nasıl olması gerektiğini anlatmalısınız kendini müslüman zannedenlere. Saygılar üzdüysem özür dilerim.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.