Tevhid Ertelenir mi?
İlahi hükme taşıyıcı sistem olan tevhid, yıkılmaya mahkum beşeri sisteme güç takviye eden bir yapı malzemesi değildir. Onları onarmaz, düzeltmez, cilalamaz. Tamamen ortadan kaldırır. Devletin ve toplumun her alanında biriken üretilmiş sorunları çözmek için değil, o sorunları üreten zihniyeti yıkıp baştan inşa etmek için gelir.
Ya da şöyle soralım;
–Tevhide ulaşmak için tevhid ertelenir mi? Kulağımızı tırmalayan böyle soruları akıllara getiren başka bir soru ortaya atıldı bu ülkede. Ben ona ‘Batıl soruların anası’ diyorum. ‘Batıl’ diyorum, çünkü sorular çıktığı yer itibariyle anlamlanır. ‘Ana’ diyorum, çünkü bu ve benzer sorular yeni soruları doğurur. Hak sorular hakka yönelttiği gibi, batıl sorular da batıla sürükler. Gelelim soruya, “La ilahe illallah, bir başlangıç mıdır yoksa varılacak bir son mu?”
Müslüman kişinin aklına dahi gelmeyecek bu soru, farklı versiyonlarıyla basın yayın gündemini epey meşgul etti ve edecek gibi. Bunu sormak demek; çoktan dahil olunan sistem içi mücadele, sisteme entegre olma, bahar rüzgârları, neo nurculuk, devletsiz devletli islâm model arayışları, demokrasiyi İslamlaştırma, siyasal islâm, üretilmiş islâmcılık gibi pozisyonları meşrulaştırmak için kafaları karıştırmak demektir. Ve benzer sorular, bu yöntemleri benimseyenler tarafından ortaya atılır. Sadece bugün değil geçmiş ve gelecekte, Müslümanları tevhide yaklaştırır gibi görünen, ama uzaklaştıran bu sorulara ve yöntemlere vahiy şiddetle karşı çıkar.
“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba uğrayanlardandır.” {3/85}
Hani belki sorulsa ‘Müslüman için tek vazgeçilmez ve ertelenmez şey nedir?’ diye, ‘tevhid’ ancak bunun cevabıyken; daha baştan yamuk soruların cevaplarıyla yamulmak zor olmayacaktır. Toplumlar, karşılarında önce tevhid mesajını getiren bir resul görmüşlerdir. Gücünü yalnız Allah’tan alan kararlı ve istikrarlı elçiler; şirk ve batılla uzlaşsın diye değil, bunlardan uzaklaşsın ve uzaklaştırsınlar diye gönderilmişlerdir. Batıldan uzaklaşmayan Hakk’a yaklaşamaz. Tevhid inancındaki ‘La’nın manası tam da budur. ‘Pislikten uzaklaş, elbiseni temizle!’ emrinden anlaşılan da! Gönlü Hakk’a yaklaşanın, bedeni, aklı ve ameli; batılın içinde, arkasında, sağında solunda ve huzurunda durmaz, duramaz!
Şirke ve batıla meydan okuyan Müslüman, meydanı onlara bırakmayacağım derken, ‘Oku’ ile başlayan vahyi havada bırakmaz. Eğer ki Müslümanım diyorsa ve eğer ki sözün en güzeline uyuyorsa… Şüphesiz ben Müslümanlardanım diyen kişi için, tevhidin ihmal edilmesi, ertelenmesi, geçici olarak servis dışı bırakılması mümkün değildir. Çünkü resuller tevhidi ertelememişlerdir. Önce şartları sağlayıp, iyileştirip, ehlileştirip sonra tevhidden bahsetmiş değillerdir. Tevhidin manasını merhaleci, parçacıl bir yaklaşımla anlamamış, yaşamamış ve aktarmamışlardır. Sadece kendisi tekliği ve bütünlüğü ifade eden tevhid, manada ve bu manayı yaşantıya geçiren yöntemde nasıl parçalanır ki! Dokunduğu batılı eritiveren Hakk, geçici süreliğine batılla nasıl kenetlenebilir, birlikte nasıl hareket edebilir ki! Bu gerçeklere iki gözünü yumup yürüyen batıl; kendisiyle yürüyenin tek gözünü kapatan Hakk olduğunu zanneder. Ancak safını Hakk’tan yana tutanlar; şirke, batıla, beşeri hükümlere, bırakın tek gözünü yummayı, gözünü bile kırpmazlar!
“Dinde zorlama yoktur. Şüphesiz, doğruluk {rüşd} sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah’a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.” {2/256}
Bu bağlamda, çaktırmadan, alıştıra alıştıra, gizleyerek tevhid inancı tasdik edilmez, yaşanmaz, yaşatılmaz. Allah{c. c.}’ın tek kanun koyucu, tek ilah, tek Rabb, olduğunu açık ve net ilan etmedikçe o inanç İslâm olmaz, olamaz. İslâm olmak demek, önce bu temel inancı ikrarla tasdik etmek, sonra da amelle yaşamak demektir.
İlahi hükme taşıyıcı sistem olan tevhid, yıkılmaya mahkum beşeri sisteme güç takviye eden bir yapı malzemesi değildir. Onları onarmaz, düzeltmez, cilalamaz. Tamamen ortadan kaldırır. Devletin ve toplumun her alanında biriken üretilmiş sorunları çözmek için değil, o sorunları üreten zihniyeti yıkıp baştan inşa etmek için gelir. Tevhid dışındaki hiçbir esas, kökten değişimi temsil etmediği gibi; ancak Franz Kafka’nın ‘Dönüşüm’ündeki karmaşayı, belirsizliği insanlığa okutur ki anlayamazsın; böcek misin insan mı? Müşrik misin Müslüman mı?
Şirk sularına kapılıp boğuluyorken, tevhidden yardım isteyene sormazlar mı? “Ne işin vardı senin orada?” diye! Tevhid, son anda yetişen can simidi olsaydı, Firavun’a olurdu, öyle değil mi?
Dolayısıyle, ilahi emrin ana mesajından akli yorumlarla uzaklaşanlar, tevhid ile şirk arasında bir yerde sıkışıp kalır. Bu belirsiz gidişatı, belirgin ve net olan tevhide değişenlerin inançları ve hayatları da değişir. Batılın argümanlarıyla – mesela demokrasi – İslam’a anlam vermeye çalışanlar, bir süre sonra dibe vururlar. İşin başında geçici süreliğine dahil oldukları batıl sistemi, zamanla sahiplenmeye, savunmaya başlarlar. Sistem içi mücadele dönüşüverir sistem dibi mücadeleye… Dipten ama hangi yöne gidildiği bilinmeyen bu yolda, aldatıcı iyilikler ve olumlu gelişmeler de olur muhakkak. Fakat bunlar, asıl olan hedefe yani tevhide götürdüğü zannedilen geçici avuntulardır.
Batıl bir beşeri sistemi, yanlış projelendirilmiş ve işleyişi bozuk bir kanalizasyon sistemine benzetiyorum. Hemen her yerden arıza ve patlak veren bu sistem için üretilen parçacıl ve anlık çözümler, ancak geçici çözümlerdir. O an işe yarıyormuş gibi görünür. Doğru! Belki işe yarar da. Fakat bir süre sonra ya aynı yerden ya da başka bir yerinden tekrar arıza verir. Çünkü sistem daha en başında hatalı kurulmuştur. Halbuki sorunların ortadan kalkması, sistemin sil baştan doğru projelendirmesine ve doğru inşasına bağlıdır. Ancak böyle düzgün işleyiş ve verim beklenebilir. Ve inşa sürecindeki her adım ve kullanılan malzeme dosdoğru olmalıdır. Aksi takdirde, ileride arızalar, patlaklar ve en sonunda sistemin göçmesi yine kaçınılmaz sondur. Basit bir kanalizasyon sistemini dahi projelendirip kurallara bağlayan insanoğlu; aklını, hayatını, toplumu, devleti neye göre ve nasıl inşa edecektir? Önce buna karar verilmelidir.
Velhasıl kelam, batıl kökenli bu ve benzeri sorular, müslümanın aklına dahi gelebilecek cinsten değildir. Geliyorsa atılan batıl tohumlar zihinlere tutunmuş ve çimlenmeye hazır demektir. Asla meyve vermeyecek olan bu ağaca uzun süre emek vermek, ancak bir kayıptır. Bırakın o ağaca yaklaşıp meyvesinden tatmayı, bizzat o ağacı yetiştirmeye kimin teşvik ettiğini ise, fark etmek gerekir.
Ve böylesi batıl soru, tohum, ağaçları bırakıp; kutlu bir vadinin sağında tevhidle köklenmiş ağaçtan gelen sese kulak vermelidir.
– “Ey Musa, Âlemlerin Rabbi olan Allah benim;” {28/30}
Sonuç olarak, “İnneddîne ındallâhil İslâm.”{3/19}
“Allah katında din, hiç şüphesiz İslâm’dır!”
Yorumlar 4
Selamun aleykum
Kur’an diyor ki onların çoğu Ahireti inkar ederler.
Çevremize ve topluma bakıyoruz çok az istisna dışında Ahireti inkar edeni göremiyoruz.
Allah-u Alem Allah, Ahiret yokmuş gibi bir yaşam sürmeyi de Ahiretin inkarı olarak söylüyor sanki kitabında.
Allah korkusu olmayan, Ahiret ve hesap verme gibi bir kaygısı bulunmayan, Kur’an’daki Cehennem sahneleri bu yeryüzündeki insanlığı endişelendirmiyor sa kimin umurunda tevhid.
Rahmetli E. Özkanın şöyle bir sözü var
"Laik demokratik rejim, utanmayı da, Allah’tan korkmayı da bilmeyen insan türü çıkardı.
UTANMAK DEMOKRASİYE AYKIRI,ALLAH’TAN KORKMAKTA LAİKLİĞE AYKIRI"
“İslâm olmak demek, önce bu temel inancı ikrarla tasdik etmek, sonra da amelle yaşamak demektir.”
İslâm olmak demek, önce Tağutu inkar etmek, sonra... şeklinde olsa daha isabetli olurdu
Allah ecrini versin
Ve aleyküm selam Sn.Metin,
diğer yazıya da yazmışsınız ancak geç gördüm, kusura bakmayın.Bahsettiğiniz mesele,“iç tevhid”in konusudur.Demokrasi ve laikliğin ürettiği bir kenarda dursun, bugün tevhid(!)de sayıklamak hastalıklı zihniyetler üretti ve üretiyor.Ve tedavi şart!
Tağutu inkar konusunda doğru bir hatırlatma yapmışsınız ancak devamlı inkar halinde olmak, reddedilenin yerine ne koyulacağı konusunda düşünmemeye iten sıkıntılı bir sürece de dönüşebiliyor. Zira tağutları inkar etmek, nerede ve nasıl bir inkarı, sonrasında ise yerine neyin nasıl geleceği bilincine de işaret eder.
Selamlar.
Günümüz insanının en büyük zaafı, düzensizlik içerisinde ortaya çıkan, kurtarıcı rolüne bürünmüş bir liderin ardından gitmeyi olmazsa olmazlardan görmek sanırım. Bu noktada dünyevi korkular, endişeler devreye girdiği için topluca tağutun ipine yapışmak daha mantıklı geliyor. Tabiki tağutun tağut olduğunu biz biliyoruz ama onlar; ‘muvahhiddir’ derler. Sorun sadece demokrasi de değil ki, tevhide ulaşmak için aşılması gereken nice töreler, şeyhler, hevalar, hevesler, arzular dürtüler var. İnsanın ilahı, rabbi olabilecek her ne ya da kim varsa hepsinin tek tek yıkılması söz konusu. Bunun için de önce hastayı dinlersin, sonra teşhisi koyarsın, sonra reçetesini sunarsın. Tatbik ederse iyileşir, etmezse debelenir gider. ‘Gerçek şu ki, Allah katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir.’ (Enfal/22). Kimi ölçü ve tartıda şaşar, kimi yüksek sütunları ben yarattım der, kimi ‘Ben sizin Rabbinizim’ der, nihayetinde hepsi haddini aşar.
‘Nasıl müslüman olunur’ sorusunun cevabını insanlar Kur’an’da aramadıkları için, arayıp da bulduklarını zannedenlerle birlikte cennete koştuklarını sanıyorlar. 'İnsanlar kandili bir kenara attılar, ilacı döktüler, sonra da ağlamaya ve ‘yol nerede’ demeye başladılar diyor Mecdi El Hilali. Rabbimizin hidayet ve rahmet kaynağı rehberi ve alemlere rahmet Peygamberi, itaat edilmesi gereken yegâne mercidir ve şüphesiz yol Allah’ın yoludur. Ram olduğumuz değerler Kur’an’da yer almıyorsa, onlar 'değersiz’dirler.
“Yapısını Allah korkusu ve hoşnutluğu temeli üzerine kuran mı hayırlıdır, yoksa yapısını yıkılmak üzere olan bir yarın kenarı üzerinde kurup da o yarla birlikte cehennem ateşine göçen kimse mi hayırlıdır? Allah zalimler grubunu doğru yola iletmez.” (Tevbe-109).'Amaç, komplocu, kâfirlik ve münafıklık davaları karşısında, hak davasının bağlılarının kendilerinden ve davalarının akıbetinden emin olmalarını sağlamaktır. Komplo ve zarar verme temelleri üzerine yapılarını yükseltenler karşısında, takva temeline dayalı olarak yapılarını kuranlara güvence vermektedir Rabbimiz bu ayet ile.' diyor Seyyid Kutub bu ayetin tefsirinde... Ardından sürüklendiğimiz kişi ya da kişilerin gücü, çokluğu, makamı, dünyaya ait güzel sözleri bizi aldatmasın. En çok yaptıkları şey de sözlerinin özlerine uyduğuna dair Allah’ı şahit tutmalarıdır (Bakara/204). Onları ancak vahiyle aydınlanmış kimseler farkederler, sözlerinin özlerine uymadığını bilir ve onların boynuna ‘La’ kılıcıyla vururlar .
Hakkın gerçek destekleyicileri, La ilahe illallah’ın esaslı temsilcileri ve gerçeğin dosdoğru taraftarları olabilirsek şayet, ‘korkularından sonra güvene erdirilenlerden’ zümresine dahil olmamızın önündeki engeller de kalkar . Evvela yüreklerde kuralım islam devletini , sonrası nasip...
Yazından ötürü Allah razı olsun değerli kardeşim. Allah’ı hakkıyla birlemedeki şahidliğimizde her ne kusur işliyorsak Rabbimiz düzeltmeyi nasip etsin. Hepimizin yarın için ne takdim ettiğimize bakmamız lazım. Hak gelince, batıl yok olur. Batıl yok olmaya mahkumdur çünkü . Malum kendiliğinden gelmiyor, ‘eller cebe’ diyeceğiz mecburen.
Selamlarımla kardeşim
Bu yazıya bir yorum yazsam, herhalde aynısını yazardım kardeşlerin kardeşi, Neslihan kardeşim.
Allah senden daim razı olsun ve çabanı senden seni çabandan ayırmasın.
Selamlar.
