Tunus ve Mısır’daki İsyanlar ve Biz
80 yıllık tek adamlık, despot rejimin İslam’a olan tahammülsüzlüğünün bittiği rüyasından uyanmalı, Kuzey Afrika’daki diktatörleri lânetlemekle kalmamalı, protesto etme kararlılığımızı bu topraklardaki uygulamalar için de devam ettirmeliyiz.
Zalimlerin yıkılması Yüce Allah’ın vaadidir:
“…Zulmetmekte olanlar nasıl bir inkılapla devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.” Bu Allah’ın bir vaadidir. Allah’tan başka vaadine daha sadık kim olabilir…
Bu ilahi bir yasadır…
Kim yeryüzünde bozgunculuk çıkarırsa,
Kim halkını sömüren, ezen bir idarecilik yaparsa,
Kim halkın dertlerini, değerlerini hiçe sayarsa, yok sayarsa,
Kim Allah’ın dininin düşmanlarını dost edinirse,
Kim tek adam anlayışıyla yeryüzü nimetlerini tekelde toplamaya, mal yığmaya kalkışırsa,
Kim indirilen hakikatleri inkar ederse,
Ve kim Allah’ın indirdikleri ile hükmetmezse,
İşte onlar yıkılmaya mahkûmdur…
Tarih bu yasanın nasıl işlediğine birçok kere şahid olmuştur.
Ne Nemrutlar, Firavunlar, Tiranlar kalmıştır ortada…
Şimdi de bu çağın diktaları ve diktatörleri bir bir devrilmektedir. Çağın Firavunları korku ile kaçacak yer aramaktadır. Onlara bu dünyada korku vardır, Ama onları asıl Ahiret korkusu beklemektedir ve o ebedi olandır…
Halklar İsyan Ettiler:
Tunus’ta, Mısır’da halklar yılların birikimiyle isyan ettiler… Bin Ali ve Hüsnü’de Zalimlerin ortak akıbeti ile karşı karşıyalar…
Onlar da halklarını yok saydılar, Mal yığdılar, sömürdüler, Siyonistlerle, ABD ile iş tuttular. Onlarda zindanlarda insanların ömürlerini heba ettiler ve Onlarda Allah’tan gelene sırt çevirdiler ve Allah’ın indirdikleri ile hükmetmediler…
“Biz onda, onların üzerine yazdık: Can’a can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve (bütün) yaralara (karşılık da) kısas vardır. Ama kim bunu sadaka olarak bağışlarsa o kendisi için bir keffarettir. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zalim olanlardır.” (5/Maide45)
Biz Müslümanlar Bunu Nihai Zafer Olarak Göremeyiz:
Biz Müslümanlar bu yaşananları doğru okumalı doğru mesajlar çıkarmalıyız. Daha düne kadar bu zalimlerle iş tutan emperyalist güçler, Mısır halkının nefes almasından, haklarından söz etmeye başladılar…
Kendilerinin desteğiyle öldürülen binlerce insanı, sömürülen halkları, yok sayılan değerleri unutup şirinlik taslamaktadırlar. Beslemelerini ülkelerine bile kabul etmemektedirler.
Unutmayalım ki bu emperyalistler İslami hayat tarzını düşman bildiler ve onun yeşermesinin önümde bu diktatörlerle iş tuttular.
Bu zalimlerin gitmesi baskı ve zorbalığın toplumdan bir nebze uzaklaşması, halkların nefes alması önemlidir. İnsanların örgütlenebilme, fikrini açıkça paylaşabilme özgürlüğüne ulaşabilmesi önemlidir.
Ama bu bizleri Zafer sarhoşluğuna itecek bir gelişme değildir.
Açların isyanı, “Aç öküz fırın yıkar” özdeyişinde ifade ettikleri gibi sadece fırınların tarumar edilmesine neden olur. Eğer isyanlara iman, akıl, ahlak ve irade yön veremezse, bu hareketler sert diktatörlerden, yumuşak olanlarına geçişten başka bir anlam ifade etmeyecektir. Emperyalist ülkeler bu isyanları renkli devrimlere dönüştürüp ABD yanlısı rejimlere-demokrasilere dönüştürebilme konusunda oldukça maharetlidirler…
Esas Şimdi Bizlere Çok Ama Çok İş Düşmektedir:
Allah’ın toplumsal yasalarından söz ettik, bu yasalardan biri de Allah’ın nurunu tamamlayacak olmasıdır. Ama bu zaferin, İnsanların özündeki dönüştürebilme, değiştirebilme konusundaki çabalarla orantılı olduğu da Allah’ın bir yasasıdır.
Bu sebeple diktatör sistemlerin alternatifinin, liberal sistemler olmadığını, insanların tek umudunun, beklediğinin, aç olduğu hakikatin İslam olduğunu unutmamalı, bu davanın erleri olarak toplumu ıslah edebilme sorumluluğumuza şimdi daha fazla sahip çıkmalıyız.
İslam coğrafyasındaki Müslüman hareketlerle iletişim halinde olmalı, karşılıklı tecrübeleri paylaşmalı, bu rahat ve serbest ortamı lehimize çevirecek projeler geliştirmeliyiz. Yoksa selin önüne katıp savurduğu çer çöp gibi, Demokratik, liberal akıntının birer parçası olup, bir 30 yıl daha kaybedebiliriz.
Yaşadığımız Coğrafyayı İhmal Etmeyelim:
Bu başkaldırı, haksızlığa karşı susmama isyan etme hali bu topraklarda yaşayan Müslümanlar olarak bizlere de mesajlar vermelidir.
80 yıllık tek adamlık, despot rejimin İslam’a olan tahammülsüzlüğünün bittiği rüyasından uyanmalı, Kuzey Afrika'daki diktatörleri lânetlemekle kalmamalı, protesto etme kararlılığımızı bu topraklardaki uygulamalar için de devam ettirmeliyiz.
Daha dün bir gazetenin yazarları ve yazar Mehmed Göktaş gözaltına alınmış, bu insanların evlerine sabah namazı vakti çizmelerle girilmiş, mahremiyetlerine saygı gösterilmemiştir.
Halen 10-12 aydır zindanlarda mahkeme görmemiş tutuklu Müslümanlar bulunmaktadır. Bu kardeşlerimizin hakları için gösterdiğimiz duyarlılık ölçüsü, Mısır, Tunus zalimlerine karşı tepkimizin samimiyetini ortaya koyacaktır.
Unutmayalım İslami hareket bir açlık, kölelik hareketi değildir. İslami mücadele, İnsanların Allah’a kulluk edebildiği bir ortamın inşa edilebilmesinin, hükmün yalnızca Allah’a ait olduğu bir toplumun oluşturulabilmesinin mücadelesidir.
Toplumun ezilmişlik ve mağduriyet halini İslami taleplerle birleştirebilmeli, İslam nizamını kurabilmek için gayret sarf etmeliyiz. Unutmayalım ki gerçek özgürlüğe sadece Allah’a kulluk ile kavuşulacaktır.
Yorumlar 11
Eğer isyanlara iman, akıl, ahlak ve irade yön veremezse, bu hareketler sert diktatörlerden, yumuşak olanlarına geçişten başka bir anlam ifade etmeyecektir.
Unutmayalım İslami hareket bir açlık, kölelik hareketi değildir. İslami mücadele, İnsanların Allah’a kulluk edebildiği bir ortamın inşa edilebilmesinin, hükmün yalnızca Allah’a ait olduğu bir toplumun oluşturulabilmesinin mücadelesidir.
Toplumun ezilmişlik ve mağduriyet halini İslami taleplerle birleştirebilmeli, İslam nizamını kurabilmek için gayret sarf etmeliyiz. Unutmayalım ki gerçek özgürlüğe sadece Allah’a kulluk ile kavuşulacaktır.
aziz kardeşim Allah razı olsun. yüregimde hissettiklerimi hissedip ifadelendirmissin. Rabbim sizden razı olsun ve olayları tevhidin ve nebevi duruşun süzgecinden geçirip okuya bilme yeteneklerimizi artırsın
hamza kardeşim istemin iyi güzel,ama “Hak gelince batıl zail olur”
nefislerimizdekini meşru olanla degiştirince bu olacaktır.
çevremizde olup bitenleri görüyoruzki,batılla hak nail kılınmak (yani demokratik yollarla)isteniyor.
yani meşru düşüncenin eyleme dönüşmesi öteleniyor.
bu ne zamana kadar ötelenir bunun cevabı sünnetullah olan Rad suresi 11. ayettir.
Rabbimiz ecrinizi versin selamlar
Selamun aleykum
İ.Metin kardeşim; yazımızda "Allah’ın toplumsal yasalarından söz ettik, bu yasalardan biri de Allah’ın nurunu tamamlayacak olmasıdır. Ama bu zaferin, İnsanların özündeki dönüştürebilme, değiştirebilme konusundaki çabalarla orantılı olduğu da Allah’ın bir yasasıdır."
şeklinde ifademiz var. Burada Rad 11'e gönderme yapılmaktadır. Bu endişenize katıldığımı söylüyorum...
Allaha emanet olun
Allahın adıyla başlarım.
Yüce Allah kuranı son kitap Muhammedi son peygamber olarak gönderdi diyoruz.
Şunu unutmayalım ki Allahın uyarı ve ikazları Rahmeti ve merhameti gibi bitmez
İslam a sadece kitabullahı tekiple de olmuyor kevni ayetleri takip dünyada olup bitenleri
Yakın takip bir Müslüman için sorumluluktur .
Bugün İslam alemi sahip oldukları değerlerin tahrif ve yok edilmeye çalışıldığını GEÇ
Olsada anlamakta bu anlamanın gerekliği olarak zulme başkaldırı gerektir bakıyoruzki
Mazlum ,mustazaf bırakılmış yıllarca acılara maruz kalmışlık bir yerlerden patlaması
Gerekliydi ve oldu tabiî ki her işin olduğu gibi bununda bedelleri var ve olaçaktır
Güller yumşak yataklar ne yazıkki kendi heva ve hevesine uyup bulundukları kötü
Durumu değiştirmeye yeltenmeyenlerin hayatlarının üzerine kurulur bu her zaman böyle olmuştur ve on,yüz,bin yılardır böyle ne zamanki biz kitabullahı hayatımızın yaşamsal alanından yani kamusal alanımızdan çıkarttık işte felaket ve zulumlere davetiye çıkardık
Bu fırsatı bekleyen şeytanın iki ayaklı dostları bizlere hayatlarımıza yememize içmemize
Hayatın tüm alanına karıştılar müdahale ettiler hani biz LEİLEHE İLALLAH demiştik
Bizim hayatımıza hayatımızın her alanına karışma yetkisini sadece Allaha vermiştik
Kim bizi olduğumuzdan değiştirdi o zalimleri bizler Allahı ve resulun hayat alanımızdan
Çıkarıp onları davet etmedikmi evet yapıp ettiklerimize bakarsak net olarak göreçeğiz.
İşte bu badireleri atlata bilmemiz için Allah bize bir fırsat vermekte KIYAM evet
Kalkma ve silkinme zamanı bakın bu fırsat yani Allahın bize sunduğu fırsatları değerlendirmediğimizde işte o zaman en kötüsü olaçak nemi ALLAH kalpleimizi
Mühürleyeçek gözler gördüğü halde görmez olaçak kalpler hisetmez olaçak yapıp edegeldiğimiz namazlarımız FEVEYLÜLİN MUSALLİN vay o namaz kılanların
Haline olaçak doğru okumak ançak ve ançak kuran penceresinden bakmakla görebiliriz
Demokrasi denilen kavram beşeri bir kavram olup ilahi İslam dininde bu sözün anlamı
Teslimiyet,pısırıklık,dünyavi menfatperesrlik,kendini aşağı görme,İslami hayatın alanının
Tam tersi Bizler burada dirilişten uyanıştan hakkın hakim olması için verilmesi gereken
Ne varsa feda etmeden bahsediyoruz.
Yazınız güzeldi Allah razı olsun.
hamza bey kardeşim,öncelikle selamlarımı sunuyor allah’a emanet olun elinize sağlık. her zaman olduğu gibi bugünde, yarında müslümanlara çok iş düşüyor. malesef müslümanlar birey olarak kaldığı sürece işler dahada uzun sürecek. siz bu konuyu güzel işlemiş idiniz öncü sabikun’lar ?
kendini islam adına sorumlu hisseden kardeşlerimiz bir muhacir, ensar kardeşliği oluşturmak için tüm gayretlerini ortaya koymalılar. bu olmadığı sürece müslümanların işi hiçbir zaman bulunduğumuz konum ve durum’dan kurtulamayız . allah mumin kardeşlerimize yar ve yardımcısı olsun.
Allah razı olsun Hamza kardeş.İnşallah yazılarınıza devam edersiniz,Allaha emanet olun...
Sayın Hamza ER, bahsettiğiniz bu güzel hedefler hangi yönetim şekliyle gerçekleşebilir? Hilafet/Saltanat modeliylemi,totaliter/despotik vesayetçi bir yönetim şekliylemi, halkın seçtiği,denetlediği ve azlettiği bir yönetetim şekliylemi? İslama yakışan nasıl bir yönetim şeklidir? Ben demokratik bir yönetim şeklinin İslama en uygun olduğu kanaatindeyim.
selamun aleykum
sayın Ali Uzun,
Sizin bazı yorumlarınızı gözlemliyor, Demokratik yöntemin önemi üzerinde ısrarca durduğunuzu görüyorum.
“bahsettiğiniz bu güzel hedefler hangi yönetim şekliyle gerçekleşebilir?”
şeklinde bir soru sormaktasınız. Bu bir yönetim şeklinin gerçekleştirebileceği değerler değildir. Bu peygamberlerin yıllarca, ısrarla, hiç uzlaşmadan ve sapmadan devam ettikleri vahyin değerleriyle toplumu dönüştürebilme çabasıdır. Bu çaba için Kur’an’ın terbiye ettiği bireyler ve bu bireylerden oluşan öncü bir nesle ihtiyaç vardır.
Yönetim biçimleri sorunuzu da doğru bulmadığımı belirtmek isterim. Toplumlar tepeden inme ihtilalci, darbeci ve baskıcı idarelerle dönüştürülemez. O tür toplumlarda olsa olsa münafık yetişir.
Demokratik yönetim şekli İslama uygun demişsiniz... Halkın seçtiği, denetlediği ve azlettiği sistem olarak görmektesiniz.
Kusura bakmayın ama böyle bir işleyiş nerede var? ABD demokrasisi mi?Avrupa mı? Türkiye mi? Belirlenen ve hazırlananların insanlara sunulduğu, kirli maniplasyonlarla insanların kolayca yönlendirildiği, azınlığın çoğunluğa egemen olduğu veya çoğunluğun sesinin bir anda kesilebildiği anlayışlar uygun görülebilir mi?
Ya da şöyle soralım, halk ne seçiyor, neyi denetliyor ve azlediyor?
Üst çatısı ve sınırları belirlenmiş, yol haritalarının hazırlandığı bir ortamda bunları işletecek uygulayıcıları seçiyor, denetliyor -mu acaba- azlediyor...
Kimse bu devletlerin temel esaslarını sarsacak taleplerde bulunarak halkın önüne çıkabilir mi?
Şimdi soralım...
Demokrasi sadece bir seçim sistemi mi?, kendi değerleri olan bir ideoloji mi? yoksa ideolojilere eklemlenip onları toplum nezrinde meşrulaştırarak, uygulanmasını sağlayan bir maske mi?
Seçim sistemi ise, Müslümanlar için şu an bunu konuşmaya gerek yok. Ümmet oluştuğunda inşallah idarecilerini seçme şeklini adaletle belirler.
Bir hayat tarzı, yaşam biçimi olarak kendince değerleri olan bir ideoloji ise, onu İslama uygun, yakın gibi değerlendirmek doğru olmaz, olamaz...
Rabbim Hakk yolda yaklarımızı sabit kılsın ve adil şahitlerden eylesin.
Selamunaleykum
Sayın Hamza ER
“Demokrasi” kavramına salt yönetim şekli olarak anlam veriyor ve kullanıyorum. Batıda şekillenmiş ve uygulanmaya başlanmış bu yönetim şekli elbetteki Batılı dünya görüşü (Tahayyülü) nün giydirilmiş elbisesi ile arzı endam etmektedir. Müslüman Halkların da demokrasiyi uygulaması durumunda mahiyeti çok daha farklı olacaktır. Batıda bile ülkeden ülkeye uygulama farklılıkları söz konusudur.
Öyle anlıyorum ki bahsettiğim; “Halkın seçtiği, denetlediği ve azlettiği bir sistem” e fazla bir itirazınızın olmadığı. Demokratik yönetim şeklinin temelinde bu olmasına rağmen pratikte sorunlar olduğu muhakkaktır. Sorun şudur, Halk bir avuç elit bir sınıfın yada zümrenin önünde sopayla güdülmesi gereken bir sürümüdür!? Yoksa ulemada, münevverde, umerada Halka ancak hikmetle Davetmi etmeli, hizmeti görevmi bilmelidir.? İnsanın olduğu her yerde düzensizlik,sapmalar, adaletsizlik hep olagelmiştir. Ademoğlu Allah’ın Vahyini bile tahrif etmiş, biteviye Tevhid İnancından Şirke saptığı malumdur. Elhamdulillah ki elimizde Vahiy (Kur’an) ve Rasulullah’ın Sünneti vardır ve bu ikisi muvahhidler için hidayettir. Rasulullah bizzat Allah tarafından denetleniyor, yönlendiriliyor ve düzeltiliyordu. O nedenlede Rasulullah bir model değil bir örnektir. Rasulullah acele etmiyor, gelecekle ilgili düşüncelere ve projelere gerek duymuyordu. Zaten Vahiy de inzale devam ediyordu. Ama O’ndan sav sonra durum değişmiştir. Vahiy kesilmiş, Allah’ın direk murakebesi, düzeltmesi, uyarısı son bulmuş, Vahiyden anlaşılanla insanlar biribirlerini uyarmaya,ikaz etmeye başlamışlardır. Yani artık Rasulullah gibi bir kemalat ehli olmayacağına göre, elli –yüz milyonluk ülkelerin, yada 1-2 Milyarlık bir İslam aleminin yönetimi insanların vicdanına terkedilemeyeceği aşikardır. Dünya Hayatının bir imtihan yurdu olduğu, ancak Davet ve Tebliğ ile yükümlü olduğumuz dikkate alındığında, dinde zorlamanın olmadığı, hayra da şerre de insanların özgür iradeleri ile yönelmesinin imtihan vasatının gereği olduğu, her toplum layık olduğu ile idare olunur v.b. İlahi kural ve sosyal kanunlar muvacenesinde, Tevhid/Davet/Emri bil ma’ruf, nehyi anil münker temelinde irşad ve inşaa devam ederken, Halkın yönetimi ile ilgili olarak ta İslamın neyi öngördüğü yada İslama nasıl bir yönetim şeklinin yakıştığı noktasında bir proje üzerinde çalışma zarureti olduğu kanaatindeyim.
İslam ve Hayat’ ta bazı yazarların yazılarından anladığım kadarıyla ve Sizin de açıkça belirttiğiniz “Ümmet oluştuğunda inşallah idarecilerini seçme şeklini adaletle belirler.” Temenninizden ; siyaset bilimi açısından değerlendirme yapılabilecek bir yönetim anlayışınızın ve projenizin olmadığını anlamak tayım. Din/Tevhid/Davet’i; Siyasal konulara aşırı ağırlık vererek oluşturduğunuz dini anlayış ve yönteminize karşılık; Ülke ve Halkların yönetim şekline ilişkin bu günden bir önerinizin olmaması büyük bir eksiklik ve çelişki arzetmektedir. Bu sadece İslam ve Hayat Camiasına has bir durum değil, tüm müslümanların ortak sorunudur. Maksadım asla Sizleri incitmek değildir. Müslüman Halkların yönetim sorunlarını en şiddetli bir şekilde yaşadıkları şu günlerde İslam Siyasası açısından bir tartışmaya vesile olmaktan başka düşüncem yoktur.
Selam ve Sevgiler sunarım.
Sayın Ali Uzun Bey;
Yazınızı okuduğumda yazının ana teması içerisine sıkışan bazı konulardan rahatsız olduğumu belirteyim. İslam ve modernizm arasında gidip gelmek... Bugün müslümanların öncelikli konusu nedir? Tevhidin şahidliği ve anlaşılması mı yoksa islami yönetim biçiminin tartışılması mı? Resulullah bizler için sadece örnek mi yoksa zaman içerisinde yaşanmış ve tüketilmiş model mi? Biz şunu biliyoruz ki tevhid kişiden, devlete hayatın her konusunda ve pratik hayatta bizleri ve toplumu şekillendiren ana temel dinamiktir. Tevhid aşamalıdır. Bizler hangi aşamada hangi aşamayı tartışıyoruz. Ben şuna inanıyorum ki (o günü görürmüyüz bilmiyorum) müslümanlar müşrüklerden ayrılır ve devlet olurlarsa bu devletin yönetim biçimi o günkü şartlarda zalim ve otokrat bir yapı olmayacaktır. Batının ortaya koyduğu şirk eksenli sözde halkın seçtiği elit gruplar tarafından kontrol edilen demokrasi sisteminden Allah’a sığınırım.
Farklılıklarımız zanni ve içtihadi olmakla birlikte, müştereklerimiz elhamdulillah ki esastadır. Verdiğiniz cevaplardan anlaşılan o dur ki Kur’an da ve Sünnette etrafı çizilmiş,tanımlanmış bir yönetim şekli yoktur. Olsaydı bunu belirtirdiniz zaten.Konuyu açmamdaki maksadlardan önemlisi, değer verdiğim görüşlerinizle bildiğim bir konunun her ihtimale karşı test niteliğinde olmasıdır. Yönetimle ilgili ilkeler,emir ve yasaklar vazedilmiş olmakla birlikte nasıllığı ve ne şekilde olması konusu insanlara ve tecrübelere bırakılmış olduğu anlaşılmaktadır. Teşekkürler. Selam ve sevgiler sunarım.
