İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
21 Haziran 2010

Zayıflatılan İslam Devleti Perspektifi

Bu gidişat hiç iyi bir gidişat değildir. Tarih boyu müstekbirlerin dinde reform saptırmalarının temel hedefi olan, Allah’ın dinini iktidar talebinden vazgeçirme ve mevcut sistem içinde renklerden bir renk konumuna razı etme tehlikesi bugün ihtimal olmaktan çıkmış, bizzat müşahede edilir duruma gelmiştir.

21 Haziran 2010 4 dk okuma 10,6B okunma
100%

28 Şubat sürecinin bütün ağırlığıyla devam ettiği 2000 yılında Selam gazetesi haber merkezi olarak dinde reform çabalarıyla ilgili bir dosya hazırlamıştık. Gazze şehidlerimizden Cevdet Kılıçlar öncülüğünde haber merkezi çalışanlarının ortak emeğiyle hazırlanan ve gazetede dört-beş sayı boyunca dizi halinde yayınlanan bu dosya için Kürşad Atalar, Yılmaz Çakır ve Fethi Kılınç gibi isimlerden de görüş almıştık.

 

Bu isimlerin yorumlarında öne çıkan vurgu, 28 Şubat süreciyle yeniden alevlendirilen dinde reform çabalarıyla güdülen temel gayenin dinin iktidar talebinden vazgeçirilmesi hedefi olduğu yönündeydi.

 

Tarih boyunca Allah’ın dinine karşı çıkan ve iman edenlerle kavgaya tutuşan müstekbirlerin tutumları ele alındığında, bu karşı çıkışın temelinde geleneklerin muhafaza edilmesi güdüsünden ziyade egemenlik iddiasında ısrarın bulunduğu görülür.

 

Müstekbir güçler ve onların etrafında yer alan mele ve mütrefin Allah’ın dinine itirazlarının temelinde, dinin mesajlarının doğrudan kendi iktidarlarını hedef alması ve köklü bir inkılab çağrısıyla ortaya çıkması yatmaktadır. İşte müstekbirleri rahatsız eden ve uğrunda iman edenlerle amansız savaşlara tutuşmaya sevk eden husus, Allah’ın dininin bu devrimci niteliği olmuştur.

 

Nuh (a. s.)’ın kavminin ona itirazının temelinde de, Şuayb (a.s.)’ın kavminin itirazının temelinde de, İbrahim (a .s.)’ın kavminin itirazının temelinde de, Musa (a.s.), İsa (a. s.)’ın davetçi olarak gittikleri toplumların itirazlarının temelinde de, Muhammed (a. s.)’ın ilk muhatapları olan Mekkelilerin itirazlarının temelinde de hep bu husus yer almıştır.

 

Ne diyordu Şuayb (a. s.)’ın kavmi, kendilerini ölçü ve tartıda haksızlık yapmaktan vazgeçmeye davet eden davetçilerine:

 

“Dediler ki: “Ey Şuayb! Atalarımızın taptığı şeyleri terk etmemizi ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Oysa sen, gerçekte yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın.” (Hud 11/ 87)

 

Firavun da, kendisini âlemlerin Rabbi’ne tabi ve teslim olmaya davet eden Musa (a. s.)’ın bu daveti karşısında toplumuna "Ey kavmim! Mısır mülkü ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? Hala görmüyor musunuz? Yoksa ben, kendisi zayıf ve neredeyse söz anlatamayacak durumda bulunan şu adamdan daha hayırlı değil miyim?" şeklinde hitap ederken (Zuhruf 43/51-52), Hz. Musa'ya da şöyle demişti:

 

“(Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan seni mutlaka hapse atacağım." (Şuara 26/29)

 

Mekke oligarşisinin Hz. Peygamber’e itirazları da egemenlik iddiası temelinde belirmişti. Onlar “Lailahe” ve “İllallah” ifadeleriyle ortaya konan davetin doğrudan iktidar ilişkilerini hedef aldığını ve bu ifadelerle âlemlerin Rabbi’nden bağımsız bir egemenlik iddiasının reddolunduğunu anladıkları için, bu ifadelere karşı savaşlara tutuşmuştu. Yoksa Mekkeli müşriklerin Allah inancı sahibi oldukları ve onların ibadetlerinin de neticede Allah’ı razı etmeye yönelik olduğu Kur’an’da birçok ayetle haber verilmektedir.

 

“Böyle iken, âyetlerimiz, kesin birer belge olarak kendilerine okunduğu zaman, o bizimle karşılaşmayı ummayanlar, "Bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu değiştir." dediler. De ki, "Onu kendiliğimden değiştiremem, benim açımdan bu olacak bir şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım."(Yunus 10/15) ayet-i kerimesinde haber verildiği üzere Mekkeli müşrikler, Hz. Peygamber’den dinde reform talebinde bulunmuşlardı. İşte bu talebin temelinde de egemenliklerini muhafaza etme güdüsü yatmaktaydı.

 

Onlar Hz. Peygamber’den, Kur’an’ı ya egemenlik ilişkilerini sorgulamayan ve iktidar talebinde bulunmayan bir forma kavuşturacak şekilde değiştirmesini ya da egemenlik ilişkilerine dokunmayacak yeni bir Kur’an getirmesini talep etmekteydiler.

 

28 Şubat döneminde cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel’in o dönemde dile getirdiği “Ahk3am ayetleri yerine pozitif hukuk ilkelerinin getirilmesi” talebi, cahiliye mantığının asırlarca nasıl da hiç değişmediğini ve müstekbirlerin dinde reform talebinin özünde Allah’ın dinini iktidar talebinden vazgeçirme gayesinin yattığını göstermektedir.

 

İslam’ın iktidar talebinden vazgeçirilmesi yönünde çok kapsamlı çalışmaların yapıldığı, çeşitli projelerin gündeme getirildiği 28 Şubat süreci dışarıdan bir müdahale olduğu için, bu açıdan  Müslümanlar arasında fazla etkili olamamıştır. Tevhid akidesi gereği Müslümanların sahip olması gereken İslam devleti perspektifi, Müslümanların temel siyasî perspektifi olmayı sürdürmüştür.

 

Ne var ki 28 Şubat süreci sonrasında 2002 yılında Ak Parti’nin iktidara gelmesinde sonra Müslümanlar arasında bu konuda ciddi zaaflar ve kırılmalar yaşanmaya başlamıştır. Ak Parti’nin AB ve demokratikleşme hedefleri çerçevesinde sürdürdüğü politikalar, giderek tevhidî perspektif sahibi Müslümanlar üzerinde dahi etkili olmaya başlamış, bu süreçte sistem içi kazanımlara aşırı anlamlar yüklenir olmuştur. Müslümanlar her geçen yıl artan oranda sistemin makro işleyişiyle ilgili gelişmelerin doğrudan tarafı durumuna düşerek büyük oranda sistem içi bir dil kullanır olmuş ve neticede İslam devleti perspektifi ciddi oranda zayıflamıştır.

 

Mesele öyle bir noktaya gelmiş durumdadır ki, bugün İslam devleti ifadesini kullandığınızda kimi Müslümanlarca adeta alaya alınmakta ve ertelemecilikle, hayatın dışında olmakla vs itham edilmektesiniz.

 

Bu gidişat hiç iyi bir gidişat değildir. Tarih boyu müstekbirlerin dinde reform saptırmalarının temel hedefi olan, Allah’ın dinini iktidar talebinden vazgeçirme ve mevcut sistem içinde renklerden bir renk konumuna razı etme tehlikesi bugün ihtimal olmaktan çıkmış, bizzat müşahede edilir duruma gelmiştir.

 

Son söz: İzzeti Allah’ın yanında aramakla mükellef olan Müslümanların kendilerini gözden geçirmesi ve izzeti Allah’ın yanında aramanın siyasî karşılığı olan İslam devleti perspektifini yeniden canlandırması bugünün temel meselesidir.   

Paylaş X Facebook

Yorumlar 9

N nco1 01 Ocak 2012

insan duyduğuna ve gördüğüne bakınca batıla akıp gidiyor.kendimizi Kur-an okumayı prensip edinmez isek,baş köşemizde duran televizyon bile insanı batıllaştırmaya yeterde artar bile

N nco1 01 Ocak 2012

ne iktidar olma ne lider olma nede olacağın herşey belli noktadadır.Daha ötesi bakın herşey

H hikmet erturk 01 Ocak 2012

Allah razı olsun.Bu tarz uyarılara sürekli ihtiyaç var.Sürekli karşılaştığımız itirazları güzel bir şekilde yorumlamışsınız.İnşallah her daim bu yol üzerinde oluruz.

U Uğur Berk 01 Ocak 2012

Çok doğru tesbitler.
İman, cesaret işidir aslında.
Kur’an da geçen Şer’i haddleri uygulamada, Kur’an’ın bütün emir ve yasaklarına uygun bir toplumun oluşmasında İslam Devleti’nin
Kur’ani bir şart olduğu gözükmektedir.
Bu hakikati izah eden bir alim,hoca vb.
Türkiye’de yok malesef.Sistemden,resmi ideolojiden korkarak ya susuyorlar ya da resmi ideolojiye yaranmaya çalışıyorlar.

S serra 01 Ocak 2012

Gidişat deyince aklıma bir kızılderilinin kitabından bir bölüm aklıma geldi...yurtlarından sürülen kızılderililerden arkada kalan direnişçilerin tavrı...hükümetin askerlerinin getirdiği at ve arabalara binmeyen onurunu ve direnişini ontolojik varlığının yegane amacı haline getiren ölmek pahasına, eşini evladını kaybetmek pahasına (ebu zer gibi sürülen ) mazlum kızılderililerin kolayı seçmek yerine yürüyerek yolalmaya çalışan, beyaz adamlar tarafından yoketmek istenilen ama direnenlerden geriye kalan onurlu bir tarih.
biz maalesef tek tek kaybediyoruz.dünkü okumalar yerine bize dayatılanı hayatı kendi anlam biçimlerimizle yoğurarak başkalaşımın tarihini yazıyoruz.28 şubatlar bize az bile...örtü yasağı çıktığında ailesi dindar olanlar direndiler direnemeyenler ise laik kemalist aileden gelenler oldu.peki şimdi gelinen noktaya bakalım bizim içimizde kaç kişi kalacak direnen? açıkçası ben artık gidişattan ümidimi yitirdim.gittikçe yalnızlaşıyoruz.

Z Ziyahan ALBENİZ 01 Ocak 2012

Şükrü Bey, meseleyi dikkatlice inceleyerek, vazifemizi hatırlatarak ciddi bir ikazda bulunmuştur. Allah razı olsun..

M MEHMET MAKSUT 01 Ocak 2012

Allah razı olsun .Rabbim duruşunuza zeval vermesin kardeşim.ZAFER ALLAHA SÖZÜNDE SEBAT EDENLERİNDİR

O Orhan Albayrak 01 Ocak 2012

600 lerin mekkesi ve peygamberin mücadelesi Kur’an ayetleriyle analiz edildiğinde bir müslümanın devlet fikrini geri plana atması söz konusu dahi olamaz,olmamalı.Yazdıgınız yazı yerindelik noktasında önemli bir yazı.Ancak daha iyi analiz edilerek açılımlar getirilmeli,mücadelenin yogunluk noktaları belli edilmeli. siz bu yazıyı inşallah dahada açarsınız diye düşünüyorum...selam ve sevgi ile...

M mustafa 01 Ocak 2012

Sevgili şükrü hocam ellerine sağlık.
Rabbim cümlemizi bağışlasın,Cennetinde cem etsin.
Bir de İslamın devlet (iktidar)talebinin olmadığını söyleyen zihniyetin arkaplanındaki sebeplere bakmak lazımdır. Kanaatimce bu sebepler iyice anlaşılırsa gerçeği (bu hastalıklı zihni düşünceyi,onun müntesiplerini) daha iyi tanımış oluruz. Fi’emanillah

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Şükrü HÜSEYİNOĞLU — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.