İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
GÜNCEL

Amerika’da “İslam’ı tanıyalım” kampanyası

Kuzey Amerika İslam Dairesi (ICNA) ABD’nin Chicago bir ay önce bir reklam kampanyası başlattı. Eyaletin en işlek caddelerinde birinde 25 otobüse verilen reklam ilanlarında, İslam hakkında merakı olanlara çağrıda bulunulduyor.

29 Ekim 2008 2 dk okuma 4,1B okunma
Amerika’da “İslam’ı tanıyalım” kampanyası
100%

ABD'de giderek artan İslam karşıtlığı ve önyargılar bilinçli Müslüman Kuruluşları tarafından küçük ve önemli bir adımla yıkılmaya çalışılıyor. ABD'de faaliyet gösteren ICNA (Kuzey Amerika İslam Dairesi) Müslümanlara karşı ülkede giderek artan bu önyargıları ilginç ve etkili bir yolla kırmaya başladı.

ICNA, ABD'nin Chicago bir ay önce bir reklam kampanyası başlattı. Kampanyanın uygulanış şekli ise otobüslere ilan vermek oldu. Eyaletin en işlek caddelerinde birinde 25 otobüse verilen reklam ilanlarında, İslam hakkında merakı olanlara çağrıda bulunuldu.

Belediye otobüslerine verilen ilanlarda "İslam ile ilgili bilgi almak için xxx numarayı arayın" ve "Farklı peygamberlerin ortak dini: İslam" şeklinde mesajlar verildi.

ONLARCA KİŞİ BU SAYEDE İSLAMA GEÇTİ

Bir ay boyunca şehrin içinde dolaşan bu otobüsler sayesinde, gelen soruları cevaplandırmak için kurulan www.GainPeace.com sitesinin "raitng"leri ise tavan yaptı. Yüzlerce kişi verilen numaraları arayarak İslam ile ilgili bilgi aldı.

Reklamın en sevindirici yanı ise siteyi dolaşan ve telefonla bilgi alanlardan onlarcasının Müslüman olması.

Bir ay boyunca gerçekleştiirlen proje, ISNA tarafından 23 Kasım'a kadar uzatıldı. Bunun yanında projenin pozitif etkilerini gören diğer şehirlerdeki Müslümanlar da harekete geçti.

ABD'nin birçok eyaletinden Müslümanlar, proje ile ilgili detaylı bilgi almak için ICNA ile iletişime geçti.

New York Müslümanları da geçtiğimiz Ramazan ayında ve 11 Eylül'de New York metrosunda İslam dinini tanıtıcı reklam kampanyası başlatmışlardı. Metro vagonları içinde "Bilmeye hakkınız var" cümlesiyle başlayan tanıtıcı kampanyada, İslamiyet hakkındaki sorulara cevap bulmak isteyenler için", Kuzey Amerika İslam Merkezi'nin irtibat bilgileri veriliyordu.

Kuzey Amerika İslam Merkezi'nin (The Islamic Circle of North America - ICNA) web sayfasında, grup, kendisini İslam dininin daha iyi anlaşılması için güncel stratejiler geliştirmekte öncü olarak tanıtıyor ve amaçlarının İslam dinini tanıtmak ve İslam dini hakkındaki yanlış anlayışları düzeltmek olduğu belirtiliyor.

ICNA, metro reklam kampanyasında diğer bazı büyük İslam örgütü ve toplumları ile işbirliği yaptığını da duyurmuştu.

(Dünya Bülteni)

Paylaş

Yorumlar (8)

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.
derya aydın 30 Ekim 2008

çok sevindirici allah yardımcıları olsun islam dinini karalayanları allah kahretsın

Vedat Demiralay 27 Haziran 2018

17 senelik iktidarınızda Kur’an’ın ahkâm âyetlerinden kaç tanesini hayata taşıdınız? Allah’ın Kur’an’da farz kıldığı kaç hükmü uygulattınız ve kaç tane haramı suç saydınız? 13 senede imkânsızlık ve daha büyük zulüm ortamı içinde Peygamberimiz devlete gitmişti. Sizin İslâmî devlet talebinden bile namaz kılanları uzaklaştırıp uzaklaştırmadığınızı hiç olmazsa bu ortamda muhasebe etmeniz gerekmez mi? İktidarda iken düşünemediğiniz Allah’ın hükmünü, inşallah bundan sonra düşünür, İslâmî değişim ve dönüşüm için peygamberler nereden nasıl başladı ise, Kur’an bizlerden öncelikle neleri yapmamızı istedi ise onlara öncelik vermeyi planlarsınız da o zaman bu yenilgi, zaferin başlangıcı olur.
Böyle bir yorum Ahmet abiye yakışmamış.Bu sistemi hiç tanımamış anlamına gelir.
Siz kimden ,ne bekliyorsunuz!

Ahmed Kalkan 28 Haziran 2018

Vedat kardeşim, mesaj içeren ve muhataplarını muhasebeye çağırıp gittikleri yolun yanlışlığını örneklerle onlara göstermeye çalışan bir yazıdan ne tür hükümler çıkarmışsınız? Yazının tümüne bakarak, bu sistemi tanımadığımı, bu sistemden bir hayır beklediğimi nasıl iddia edebilirsiniz? Alıntıladığınız cümlelerimden böyle anlam mı çıkıyor? Sevgili kardeşim, yazının tamamını okuduysanız, şunları nasıl fark etmezsiniz? 1- Yazı, sistemi muhatap almıyor. Sistemi bilerek veya bilmeyerek destekleyen ve AKP’ye oy verip onları savunanları muhatap alıyor. Hitap onlara. 2- AKP’ye oy verenlerin, İslâmî sisteme ne kadar yabancı olduğunu ve bu konuda giderek nasıl daha fazla İslamî çizgiye düşman hale geldiğini, AKP’nin namaz kılanları bile İslamî devlet talebinden uzaklaştırdığını söylüyorum. AKP’ye destek verenlerin Allah’ın hükmünü (bırakın uygulamayı) hayal ve beklenti olarak bile düşünmediklerini belirtiyorum. Peygamberimiz nereden başladı ise, oradan başlanılması gerektiğini, O nelere öncelik vermiş ise onlara öncelik vermeyi tavsiye ediyorum. Kur’an bizden öncelikle neleri yapmamızı istediyse onları planlamayı oy veren insanlara da tavsiye ediyor ve yollarının, metodlarının yanlışlığını anlatıyorum. Bu şekilde, Kur’an’a ve Rasulüne tâbi olursanız, o zaman zafere ulaşabilirsiniz, yoksa, bu partiye destek olunarak daha çoook mağlubiyetler tadarsınız diyorum. Bunların neresi, sistemden bir şeyler beklemek? İnsaf kardeşim. Hangi cümlemde sistemin hayır getireceğini beklediğimi, bu sistemden umutlu olduğumu çıkardın? Ben yanlış metod uygulayanların yanlışlığından (particilikten) kurtulmadan, Kur’an ve Sünnetin yoluna uymadan mağlubiyetlerden kurtulamazsınız, diyorum. Sen ise benim sistemi tanımadığımı ve sistemden hayır beklediğimi söylüyorsun. Ve çok kesin bir üslupla suçluyor böyle bir yorumun bana yakışmadığını ilan ediyorsun. Bu haksız itham sana yakışıyor mu? Niye, tevhid ehli insanlar, birbirlerini doğru anlayacaklarına, dosta düşmana karşı birbirlerini itham ediyor? Ben, demokratik usullerle faaliyet yaptığını zannedenlere usullerinin yanlışlığını ve bu düzenin mutlaka değişmesi gerektiğini bahsediyorum. Tevhid ehli kimselerin destek olması gerektiği halde, particilerin kendi sitemde olanca gücüyle beni suçladığı gibi, sen de beni suçlamaya çalışıyorsun. Bir de büyük iftira atarak, sanki ben düzenden ve düzencilerden bir şey bekliyormuşum şeklinde, yapmadığım şeyi isnat ediyorsun. Ben düzen içi mücadele dedikleri bu yolu terk edin diyorum. Sen de düzeni sanki savunuyormuşum gibi bana bu yorumun yakışmadığını söylüyorsun. Sen, beni ne kadar tanıyorsun? Konuştuklarımı, yazdıklarımı ne kadar biliyorsun? Ve nasıl düzeni savunduğum gibi bir ifadeyi bana yükleyebiliyorsun? Tevhid ehli, bu iftira ve suçlamalarla nasıl kardeş olur, nasıl birleşir, nasıl anlaşır? Üslup olarak da, karşı çıkma gerekçen olarak da, olmayan şeyi bana isnat etmek olarak da bu yazdıkların sana yakışıyor mu kardeşim. Ben, eleştiri ve suçlamayı, karşı cepheden beklerken, maşallah bizim dost bildiklerimiz onları aratmıyor. Yani, ben düzenciyim, düzeni seviyorum veya düzenden hayır bekliyorum. Düzeni tanımıyorum ve reddetmiyorum; öyle mi? Ya da düzencileri, düzeni savunanları, onları onaylıyorum; öyle mi? Allah’tan kork kardeşim. Bana her türlü iftira attılar, hakaret ettiler, ama “sen düzeni tanımıyorsun (iyi gibi tanıyorsun), düzenden veya düzencilerden hayır bekliyorsun!” diyen çıkmamıştı. Sayenizde buna da muhatap oldum. Ben düzeni tanımıyorum, düzenden hayır bekliyorum; sen de bu konularda beni uyarıyorsun! MâşâAllah. Bu tavrını, düzeni gerçekten savunan hangi yazara, hangi hocalara karşı gösterdiğini merak etmiyor değilim. Benim yazımı düzeni savunan bir yazı olarak değerlendirip bana yakıştıramadığına göre, senin düzeni suçlayan yazılarını görmek istiyorum. Bana tavır aldığın gibi, gerçekten düzencilere de nasıl tavır aldığını örnekleriyle gösterirsen, madem tavizci yazılar yazıyorum ve bunlar bana yakışmıyor, ben de senin gibi tavizsiz yazılar yazmaya çalışırım. Böylesine beni düzeni tanımayan ve tavizci yaklaşan biri gibi göstermene gerçekten çok kırıldım. Ve kendimi frenlemeye ve sert yazmamaya çalıştım. Bilmiyorum, özür dilesen bile seni Allah’a havale etmekten vazgeçer miyim? Başkalarının başka suçlamaları, hatta tekfir etmeleri bana bu kadar dokunmamıştı. Bana düzeni tanımayıp, düzenden veya düzencilerden hayır beklediğim iftirası atıldı ya, bu iftirayı nasıl önemsemeyebilirim, onu düşünüyorum. Sana kızmıyorum, sana acıyorum. Bu sözlerinle güya Allah’ı razı etmeye, hakkı tavsiye etmeye çalıştın, öyle sanıyorsun. Yazık!...

Şahin Özdaş 28 Haziran 2018

Ahmed Kalkan hocayı Allah için seviyoruz. Bu yazıyı üçüncü kez okuyup yıllar önce bilgisayarımda “AHMED KALKAN YAZILARI” Diye açmış olduğum dosyama kaydettim. Allah (cc) Ahmed Kalkan hocamızdan razı olur inşaALLAH. Kendisine her daim dua ediyorum. Ayrıca VAHDET temennisine yürekten katılıyorum ve bu konuyu her daim hutbe ve vaazlarımda açizane işlemeye çalışıyorum.
VEDAT kardeşime de buradan yukarıdaki yazıyı birdaha okumasını istirham ederek. Helallik alması temenisiyle... ES.
Allah için oy vermekten kaçınan muvahhid mü’minlere düşen görev: Oy verip vermeme tartışmalarına mecbur olmadıkları müddetçe girmemeleri, insanları Kur’an’ın anlayarak okumaya, teslim olup uygulamaya davet edip tevhidi bilince ulaşmaları için gayretlerini bu alana yoğunlaştırmaya çalışmalarıdır. Ayrıca, bölük pörçük bir görünüm içindeki tevhidi câmia, en kısa zamanda bir araya gelip bir güç teşkil etmeleri şarttır. Bir de güzel ahlak yönüyle örnek olmaları ve alternatif çalışma sistemi nasıl olur, alternatif usûl, yani Nebevî metod nasıldır, muhataplarına iyi anlatabilmelidirler.
Demokratik yöntemi benimseyen ve oy vererek değişimin gerçekleşeceğini düşünenler, farkında olarak veya olmayarak bu düzeni güçlendirdiler, bu düzeni Müslüman halka kabul ettirdiler, bunlar İslamcı halkı ve hatta İslamcı teşkilat ve cemaatleri “İslam Devleti” söyleminden uzaklaştırdılar. “Dinin Devleti” gibi bir vâkıa olmadığından “Devletin Dini” veya “Devlet Dini” oluşturuldu. Yani devletin emrinde bir din. Bu din anlayışına uymayan nice âlimler, cemaat önderleri, yazarlar hapse atıldı. Demokrasiye büyük katkıda bulundular ve Müslümanlara demokrasiyi benimsettirdiler. Bu particiler ve bu iktidar sayesinde artık kimse tâğut kavramını kullanmıyor, putlara ve putperestlere tavır almıyor. Dünkü tevhid ehli insanlar bugün demokrasi türküsü çağırıyor, elinde bayrakla ulusalcı sloganlar atıyor. Devlet başkanı, râbia diye farklı bir simgeye hiç alâkasız anlamlar yükleyerek Türk tipi bir din anlayışı oluşturdu; İslam dışı kavramları kutsal bir slogana dönüştürdü; İslâm’ın beş şartı gibi, tâğutî içeriğe sahip dört inanç esasını halka dikte ettirdi: “tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet”. Bu yöneticilerin beyin yıkamaları sayesinde; “Tek ilâh, tek örnek şahsiyet, tek kitap, tek hüküm” diyenler ve yöneticilerin böyle demesini bekleyenler de pek kalmadı.

Eh, kabul edelim: “Yol yaptılar, yollara çiçek diktiler.” İyi de, Almanya veya ABD, bunların yaptıklarından çok daha fazla hizmet ediyorlar ülkelerine. Oralarda yaşasak onları mı destekleyecektik? Önemli olan cennete giden yolu ne hale getirdikleri. Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyen yöneticilere Kur’an “tâğut” der. Ve tâğutları reddedip inkâr etmek, iman etmek için şart kabul edilir (2/Bakara, 256).

Şu âyetin âhirette muhâtabı olma endişesi ne kadar bizi çekip çeviriyor?: “Yüzlerinin ateşte bir yandan bir yana döndürüleceği gün, ‘Keşke Allah’a ve Resûl’e itaat etseydik’ diyecekler. Yine şöyle diyecekler: ‘Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar. Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânete uğrat.” (33/Ahzâb, 66-68)
Oy alamayanlarla, oy alanlarla oyalanıp durmayalım. Unutmayalım, bu dünyaya ne seçim, ne geçim için geldik. Seçim için geldik diyorsanız, bu Allah’la Onun dışındakiler arasında bir tercih ve seçimdir. Biz bu dünyaya imtihan için geldik. Öyleyse Kur’an’ın üzerimize yüklediği görevleri yapmak ve başkalarına dosdoğru dini, dosdoğru şekilde tebliğ etmek için haydi göreve!

Mehmet Akdeniz 29 Haziran 2018

Ahmet bey, yazınızı dikkatle okudum. Ancak yazınızın başıyla sonunu sanki ayrı kimseler yazmış. Yazınızın başinda normal bir gazeteci gibi analiz yapmış, ve devaminda. İktidarda iken düşünmediniz Allah’ın hükmünü, inşallah bundan sonra düşünür, ...derken de onlara tavsiyede mi bunuyorsunuz? Yazinizin sonlarin da onların boyle bir bilgilerinin ve iddialarının olmadığını belirttiğiniz halde. MHP’nin, onları iyice değiştireceğini söylüyorsunuz. İyi de tagut’un biraz daha kötüsü mu olur? Tağut’un iyisini veya kötüsünü deyil,yazınız sonunuda da değindiğiniz üzre mu’min tağut' un tamamını red etmekle mükelleftir...

Ahmed Kalkan 29 Haziran 2018

Mehmet Akdeniz’e: Sevgili kardeşim, yazının başıyla sonu arasında ne fikir yönüyle tutarsızlık, ne üslup yönüyle farklık, ne de anlatım yönüyle bir zıtlık var. Siz doğru anlamamışsınız. Sanki, parti yetkililerine yazmışım gibi, sanki tâğutlara yazmışım gibi değerlendirmişsiniz. Yazımı, hiçbir zaman muhatap olarak almadığım meclistekilere, hükümettekilere hitap ederek yazmadım. Oy verenlere, hatta sıradan oy verenlere değil, oy veren ve oy vererek belirli oranda hükümetin başında olan iktidardaki partili namaz kılan insanlara yönelik yazdım. İktidarda iken (Partiniz, oy vererek desteklediğiniz partiniz) iktidarda iken.düşünmediniz Allah’ın hükmünü, inşallah bundan sonra düşünürsünüz” derken, tâğutlara hitap ettiğimi düşünürseniz, bir çelişki olduğunu değerlendirirsiniz. Yazımı tekrar okuyun, direkt olarak karşıma aldığım, muhatap kabul ettiğim şekilde tâğutlara hitap ettiğim hiçbir cümlem yoktur. Hayır, kesinlikle hayır! Kendilerine göre dâva için oy veren, “bunlar şeriatı getirecekler” diye oy veren AKP sempatizanlarına söylediğim söz olarak düşünmelisin; çelişki ve size göre problem hâlâ var mı? Yazının sonundaki ifade, onları muhatap almadığım için, onların (yani tağutların) böyle bir bilgilerinin ve iddialarının olmadığını ve MHP’nin onları iyice değiştireceğini söylüyorum. Evet, oy verenlere tavsiyelerde bulunuyorum, kendilerine oy verilenlere değil. Muhâtap almış olsam, tâğutlara tek tavsiyem şöyle olur: “Bu şirk içinden çıkın, yeniden iman edin, dönüş yaparak tevbe edin.” Evet, eğer onlara tavsiye etsem, ancak bu tavsiyeleri yapardım. Ama, dediğim gibi onları muhatap almadım. “Tağutun iyisini kötüsünü değil” demişsiniz. Be kardeşim, tâğutun iyisi olur mu?” Tâğutu reddeden ve karşısındaki mü’mine “niye tağutu reddettiğin belli olmuyor?” anlamında suç isnad edip nasihat eden kişiye “tağutun iyisini kötüsünü…” demek yakıştı mı şimdi? Hamdolsun, ben kendimi bildim bileli, tâğutun tümünü, düzeniyle, şahıslarıyla; yasama, yürütme ve yargısıyla, yönetimi, yöneticisi, kurum ve kurallarıyla kefertü bi’t-tâğut ve âmentu billâh”. Tâğutu inkâr ve reddettim, Allah’a iman ettim.

mehmet akdeni 30 Haziran 2018

Ahmed bey, öncelikle sizi sistemi (tağutu) benimsemek veya red etmekle suçlamıyorum.Bilakis karşı oldunuzu biliyor,öyle tanıyor, yazılarınızı ve kitaplarınızı öyle okuyor ve tavsiye ediyoruz.

Yazınızı arkadaşlarla beraber de tekrar okuduk ve deyerlendirdik.Çıkan yorumlarda ise,yazının sonları bizim tanıdığımız Ahmed abi ki biz onu bu duruşuyla tanıyoruz. Ama baş kısımları için;

" 17 senelik iktidarınızda Kur’an’ın ahkâm âyetlerinden kaç tanesini hayata taşıdınız?

İktidarda iken düşünemediğiniz Allah’ın hükmünü, inşallah bundan sonra düşünür, İslâmî değişim ve dönüşüm için peygamberler nereden nasıl başladı ise, Kur’an bizlerden öncelikle neleri yapmamızı istedi ise onlara öncelik vermeyi planlarsınız da o zaman bu yenilgi, zaferin başlangıcı olur.

MHP, kendisi olmadan çoğunluğu sağlayamayacağını, istediği gibi ülkeyi yönetemeyeceğini bildiğinden, büyük ortak gibi AKP’ye her istediğini yaptıracaktır. Aynı zamanda, AKP’yi daha ulusalcı, daha vatancı, daha ırkçı bir çizgiye çekecek, kendi sloganlarını ona kabul ettirecek, kendi dünya görüşünü AKP’ye hâkim kılacaktır. "

Bu yapılan analiz,onları benimsemediği halde ama bir türlüde vazgecemiyenler ve bu hallerinden vaz geçip hallerini düzeltmesi beklentisi içerisinde olanların cümlesinden farksız gördük.

Ben sizden şü cevabı beklerdim. Yazımda böyle bir niyetim ve çalışmam yoktur.Ben sistemi işletenlere deyil onların islami olduğunu zan edenlere atfeten yazdım. Ama alıntıladıgın cümlelerden öyle anlasılıyor ise
( ki öyle anlaşılıyor) daha dikkatli olacagım...

Biz sizi Allah için seviyor ve istifade de ediyoruz. Size olumlu eleştirilerimizi yaptığımız gibi olumsuz gördümüz eleştirileride yapma geriği duyuyoruz ki bir birimize hak’ı ve sabrı tafsiye etmiş olalım.
Size karsı bir yanlışımız olduysada özür dileriz. Niyetim kabalık yapıp sizi kırmak deyil.
Ama hatır sa Allah’ın hatrı önde gelir.

Ahmed Kalkan 01 Temmuz 2018

Mehmet Akdeniz’e son olarak: İkinci defa cevap vermek zorunda kalıyorum. Bu gereksiz polemiği daha fazla sürdürmek istemiyorum. O yüzden bundan sonra ne tür yorum yaparsanız yapın, cevap vermeyeceğim. Size yazdığım cevabımda açıkladığım hususları, sanki o cevabımı hiç okumamış gibi tekrar gündeme getirmişsiniz.
Şu cümleler size ait: “İyi de tagut’un biraz daha kötüsü mü olur? Tağut’un iyisini veya kötüsünü deyil,yazınız sonunuda da değindiğiniz üzre mu’min tağut' un tamamını red etmekle mükelleftir...” Bu cümleleri bana karşı yazdığınızda, benim bu konularda böyle düşünmediğim, tağutun, biraz daha kötüsü olduğuna inandığım, mü’minlerin iyisini veya kötüsünü değil, mü’min tağutun tamamını red etmediğimden, red etmem gerektiğini söylemiş oluyorsunuz. Hatta, mü’minlerin böyle yaptığı, benimse böyle yapmadığım için beni gizliden tekfir ettiğin bile anlaşılacak ifade kullanmışsın. Sonra ikinci yorumunda da şöyle diyorsun: “Ahmed bey, öncelikle sizi sistemi (tağutu) benimsemek veya red etmekle suçlamıyorum.Bilakis karşı oldunuzu biliyor(uz)” diyorsunuz.

Ben, aşağı yukarı aynı içerikte cevap verdiğim halde, siz kelime kelime, benim size nasıl cevap vermem gerektiğini belirttiğiniz gibi yapmayacağım. Sizin bana tavsiye ettiğiniz hususları, öncelikle kendinizin uygulaması için size sadece hatırlatacağım: “Ben sizden şü cevabı beklerdim. Yazımda böyle bir niyetim ve çalışmam yoktur” (“tağutun iyisi-kötüsü” derken ve “mü’min, tağutun tümünü ret etmekle mükelleftir” derken sizin tağutu tamamen reddetmediğinizi kasdetmedim. “Ama (yazdığım) cümlelerden öyle anlasılıyor ise ( ki öyle anlaşılıyor) daha dikkatli olacagım...” Bana tavsiye ettiğiniz cümleleri, tâğut konusunda beni uyarma ihtiyacı hissettiğiniz cümleler açık olduğu halde, daha da açıklamak için cevabımda şöyle demiştim: “Yazımı tekrar okuyun, direkt olarak karşıma aldığım, muhatap kabul ettiğim şekilde tâğutlara hitap ettiğim hiçbir cümlem yoktur. Hayır, kesinlikle hayır! Kendilerine göre dâva için oy veren, “bunlar şeriatı getirecekler” diye oy veren AKP sempatizanlarına söylediğim söz olarak düşünmelisin” dediğim halde, bu cevabımı beğenmemişsiniz; aşağı-yukarı aynı anlamda olduğu halde şöyle yazmam gerektiğini belirtme ihtiyacı hissetmişsiniz: “Ben sizden şü cevabı beklerdim. Yazımda böyle bir niyetim ve çalışmam yoktur.Ben sistemi işletenlere deyil onların islami olduğunu zan edenlere atfeten yazdım.” Hayır, ben kendimde öyle bir hak görmem ve size şöyle yazman gerekirdi diye akıl vermeyi kendi açımdan küstahlık görürüm. Ama, yapmadığım şeyleri (tâğutu tümüyle reddetmediğim gibi iftira sayacağım şeyleri) isnat etmenizi de kabullenmemi bekleyemezsiniz.

Diyorsunuz ki: “…olumsuz gördümüz eleştirileride yapma geriği duyuyoruz ki bir birimize hak’ı ve sabrı tafsiye etmiş olalım.” Eyvallah, elbette birbirimizi düzeltmeye çalışmak zorundayız. Ama, kırmadan, ama kibarca, ama iftira atmadan, ama kendi doğrularımızı dikte ettirmeye çalışmadan, ama tağutları reddettiğine inandığımız kimseye, tağutları iyi tağut, kötü tağut diye ayırdığını ve tüm tağutları reddetmesi gerektiğini” söyleyip kendimizle çelişkiye düşmeden yapmalıyız bunu. “ki bir birimize hak’ı ve sabrı tafsiye etmiş olalım.” Demişsiniz. Eyvallah. Hakkı ve sabrı birbirimize olduğu kadar, Müslüman olduğunu söyleyen başkalarına da yapmak zorunda değil miyiz? Cevabınız “evet” ise; ilk yorumunuzdaki şu cümleye ne demeli: “Yazınızın başinda normal bir gazeteci gibi analiz yapmış, ve devaminda. İktidarda iken düşünmediniz Allah’ın hükmünü, inşallah bundan sonra düşünür, ...derken de onlara tavsiyede mi bunuyorsunuz?” Nasılsa AKP’ye oy veren namaz kılan insanlara hakkı tavsiye etmemi suç gibi göstermişsiniz. Evet, onlara tavsiyede bulunuyorum. Neleri tavsiye ettiğim de yazımda var. Onlara tavsiyede bulunmam mı suç, yukarıdaki tavsiye ettiğim hususlar mı suç ve yanlış? Olumlu olarak ifade ettiğiniz cümlenizin başındaki “normal bir gazeteci gibi analiz yapmış(sınız)” sözü, sizin için olumlu olarak ifade edilse bile, benim için hakaret gibi anlaşılır. Ben normal bir gazeteci gibi analiz yapmam. Günümüzde normal bir gazeteci nasıl analiz yapıyor? İslâmî ölçülerden tümüyle uzak şekilde, Kitab ve Sünnete uyma mecburiyeti görmeden, hevâsının yönlendirmesiyle analiz yapıyor. Ben, normal sayılan günümüzdeki gazeteciler gibi analiz yapamam, eğer öyle analiz yaptıysam, Allah affetsin beni. Yok, öyle değil de Müslümanca analiz yaptıysam, bana “normal gazeteci gibi” diyen kardeşimi Allah affetsin.

İçiniz rahat değil, üslubunuzun doğru olmayabileceğinden endişe ediyor olmalısınız ki, “Size karsı bir yanlışımız olduysada özür dileriz. Niyetim kabalık yapıp sizi kırmak deyil.” Deme ihtiyacı hissetmişsiniz. Teşekkür ederim, “Ama hatır sa Allah’ın hatrı önde gelir.” Demeni de güzel görmedim. Allah için “hatır” tabiri kullanmanın doğru olduğunu sanmıyorum. Allah’ın hatırı” ifadesi, Allah’ın kendisini tanıttığı veya rasulünün O’nu tanıttığı ifadelerde geçmez. İnsanın hatırı olur. Allah’ı insana benzetmek büyük yanlıştır. Hatırla ilgili bazı deyimleri “hatır”latayım: Hatırda tutmak, hatırına getirmek, hatır kırmak, hatır almak, hatır belâsı, hatır(ını) sormak, hatırdan çıkarmak, hatırı kalmak, hatırından çıkmak, hatırını kırmak, hatır yapmak… gibi hatırla ilgili deyimlerin hiçbir Allah için kullanılamaz. Çünkü hatır, insanî özellik için kullanılır. Buraya kadar cevap vermek zorunda kaldığım ve içimde kalacağına, sizinle paylaşmış olayım dediğim şekilde oldu. Ama, artık bir daha size cevap vermekle uğraşmayacağım. Gereksiz yere sizi de, başka okuyanları da sıkmak istemiyorum. Okumam ve yazmam gereken yazılar, kitaplar var. Selam ve sevgilerimi sunuyorum.

İlgili Haberler

Tümü →

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.