Bana Ne Kardeşim!
Demeye çalıştığımız şudur ki; palyatif önermeler, pragmatik yaklaşımlarla ancak birilerinin iktidarını muhkemleştiririz biz; en kötüsü de meşrulaştırmış oluruz ki bu da artık sloganlaştırılmış kabul edilen “Tevhid”den mülhem kavramlar dünyamıza, kendi adımıza söylersek, saygısızlık etmekten başka bir şey değildir..
Genç bir arkadaşla sürece ilişkin konuşmalar yapıyoruz…
Tabii başkaları da var..
Referandum meselesi esas konumuz..
Bu bağlamda Anayasada yapılan değişiklikleri ele almaya çalışıyoruz aklımız erdiğince.
Asker ve hukuk vesayetinin kalkması; yani YAŞ kararlarına yargı yolu açılması, Anayasa Mahkemesinin ve HSYK’nın yapısının kısmen değişmesi, parti kapatmanın zorlaşması, eski ve tabii ki bundan sonra olası darbe kahramanlarına- ki başarı olurlarsa hepimiz Allah’a emanetiz- yargı yolu açılması gibi başlıklar İslami camiada en gözde olanlardan.
E, haliyle biz de merkez gündemin dışına çıkamıyoruz, eksik kalacak değiliz ya!
Memurlara grev hakkının verilmesi,kadınları ilgilendiren pozitif ayrımcılık meselesi ve diğerleri ise hiç konumuz değil...
Birimiz asgari ücretli, diğerimiz emekli, birkaçımız öğrenci, aramızda zaten kadın madın da yok, ne derdimiz olur ki işimize yaramayacak malum maddelerle?
Bir ara gündemdeki tartışmalardan, özelde Müslüman kamuoyundan kendilerini etkin ve yetkin görenlerin açıklamalarından iktibas edilen, "Referandumda evet oyu verilmelidir. Çünkü malum değişikliklerle yıllardır Müslümanları tahakküm altında tutan güçlerin tasfiye edilmesi, dahası yargılanması söz konusudur.” gibi ifadelerle beraber,”Bu, aynı zamanda AKP’yi gelecek dönemde de iktidarda tutmanın Müslümanların boynuna farz kılınması demektir. Aksi halde sürecin tersine dönme riski söz konusudur.” şeklinde varsayımlar dile getirildi ki; genç arkadaşımın son varsayıma ilişkin tepki içeren şu sözleri dikkatimi çekti:
“Valla beni AKP’nin iktidarda kalması filan hiç ilgilendirmiyor. O iktidarda değilken de ben asgari ücrete talim ediyordum, şimdi de!
AKP iktidar oldu da benim hayatımda sanki bir şey mi değişti?
Boş geçin efendim, boş geçin! AKP’nin iktidarda kalma gerekliliğini para, mal mülk, makam, mansıp türü şeylerden nasiplenenler düşünsün... Bana ne kardeşim?”
E, ne diyelim, Anayasa değişikliği tartışmalarına bir de bu gözle bakanlar var..
İsterseniz sıradan, isterseniz siyasi basiretten yoksun bulun..
Ama hayata dair sorunları doğrudan, hemen şimdi yaşayanların, bu sebeplerle gidişattan bir gelecek tasavvuru bile çıkaramayanların tepkisidir bu..
Tevhid, şirk, ulûhiyet gibi kavramlar; tağuti sistemlerin, demokrasi ve laikliğin İslam karşısındaki yeri vb. başlıklar maalesef bahs-i diğer..
Kabahat bizim değil; darılmasınlar, gücenmesinler ama ikide bir sürece ilişkin destek açıklamaları yapan dostlarımızın!..
Kavram karşılıklarından hayata özgü çıkarılacak tepkileri pragmatik gerekçeler uğruna pause düğmesine basarak durduranların!
Türlü haksızlıklara, iktidarların ayak oyunlarına karşı geliştirilecek refleksleri şimdilik kaydıyla da olsa hepi topu bir oya indirgeyenlerin!..
Anayasa değişikliğinin oylanmasından sonraki süreçle ilgili gelecek kurgusuyla insanları yönlendirmek işte bir yere kadar; o dünden, verilen sözlerin yerine getirilmemesinden ders almışçasına şimdiye bakıyor, şimdi kendisine verilen değere dikkat çekiyor..
Yaşı kaçsa artık, o kadar yıl onu aldatanlar silsilesine katılanların bundan sonraki dönemlere ilişkin vereceği sözlere niye inansın ki genç kardeşimiz?
İnsanların olaylara durdukları yerden, kendi zaviyelerinden bakmaları önlenebilir bir şey olmadığına göre, ne denilebilir ki gösterilen tepkiye?
Ha bu ara, koca koca meseleler dururken fakir fukara edebiyatı da nereden çıktı diyecekler varsa şayet, tuzu kuru olanlar zümresinden sayılıp sayılmadıklarına baksınlar şöyle bir..
Onlar bilmezler mi, Anayasa değişikliği tartışmaları özünde İslam, Kur’an karşıtlığı ekseninde gelişen güç kavgasından başka nedir ki?
Kayıkçı kavgaları sırasında illüzyon niyetine kullandıkları “sosyal devlet, sosyal adalet" palavralarına mı kanacağız, "ezilenler ve sömürenler gibi sınıflı toplum olması iktidarların tabiatı gereğidir” kabulü ortada iken..
Ta geçmişe doğru gittiğimizde ve o günlerin Anayasa tartışmalarını okuduğumuzda da iktidar ve muhaliflerinin, özelde Müslümanları ve inançlarını saf dışı tutarak, kendi inanç ve ideolojileriyle bezedikleri konumlarını daha bir güçlendirme adına dalaşa girdiklerini görmek çok zor değildir..
Halk, millet denilen unsur aslında hiç gözde yoktur ve dediğimiz gibi onların kanaatleri ancak bir atımlık oy kadar önemlidir, olmadı darbe ve muhtıralar her daim yedektedir..
Yaklaşık seksen yedi yıldır yaşananlar ortada, inkara mahal yok..
Bu çerçeveden hareketle elan, şimdi yaşananların, asgari ücretlinin, asgari ücret bile alamayanların ve benim gibi emeklilerin hayat koşullarını ekonomik anlamda iyileştirmeyeceği gerçeği ortada iken hiçbir şekilde müdahil olamadığımız ve zaten yok sayılmamız hasebiyle de bize sorulmayan siyasi gelişmelere ilişkin beylik laf ve yorumlarla niye ömür tüketelim ki genç dostumuzla beraber?
AKP’nin iktidarda kalıp kalmayacağını niye dert edinsin ki, yok paraya mahkûm çalışan, çocukları, ailesi için yarına dair sürekli endişe taşıyan genç kardeşimiz?
Allah var problem yok diyecek kadar teslimiyetçiliğe indirgenip geçiştirilecek bir durum mudur bütün bu yaşananlar?
TBMM, TSK, Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay, HSYK, YARSAV, üst kurullar, işçi ve işveren sendikaları, TÜSİAD, MÜSİAD vs. hepsi tuzu kuru mu kuru olanlardan müteşekkil yapılar değil mi, ne derdi olur onların garibim insanların beklentilerine dair?
Sanıyor muyuz ki adı geçenler ve geçmeyenler gerçekten işsizleri, asgari ücretlileri, düşük maaşla çalışan işçi ve memurları, çaresiz hastalığa yakalanmışları, borçluları, evsiz barksız zor şartlarda kiralarda yaşayanları, anlık hazlar için bedeni sömürülen kadınları ve daha nice mağdurları düşünür, onlar için çare üretirler?
İktidarı ile muhalefeti ile düşünselerdi şayet, insana özgü kanunlarda uzlaşır, mağdurları dardan kurtaracak trilyonları sık aralıklarla genel seçimlerde, referandumlarda israf etmez, insanlarla sosyal adalet, sosyal devlet ilkesince bihakkın paylaşırlardı..
Vicdanları olsaydı şayet, kendi mutlulukları için insanımızı hem maddi hem de manevi gerilimlere mahkum etmezlerdi..
Havuzlu villa polemikleri, 280 liracık maaş farklılığı tantanası,- iktidardakiler bilmezler mi ki o kadarcık paraya günün on dört saati talim eden yüz binler var, milletimiz denilen insanlar arasında- bir şeyler anlatmıyor mu bizlere?
Koca koca adamlar meydanlarda bunları konuşacak, akıllı siyasetçi olacaklar; fakir fukara takımı, asgari ücretliler, işsizler "Hani benim sosyal haklarım?" diye sorduklarında, "yahu mesele görece özgürlükler kazanmak, askeri, hukuki vesayetten şundan bundan kurtulmak; senin işsizliğin, aldığın ücretin yetersizliği değil ki!" şeklinde kurgulanan tahfif edici ifadelerle siyasi basiretten yoksun ilan edilecekler, öyle mi?
Demeye çalıştığımız şudur ki; palyatif önermeler, pragmatik yaklaşımlarla ancak birilerinin iktidarını muhkemleştiririz biz; en kötüsü de meşrulaştırmış oluruz ki bu da artık sloganlaştırılmış kabul edilen “Tevhid”den mülhem kavramlar dünyamıza, kendi adımıza söylersek, saygısızlık etmekten başka bir şey değildir..
Bu tür yaklaşımları da yersiz eleştiriden, sloganik, ayağı yere basmayan söylemlerden, geleceğe dair çözüm ortaya koymayan basiretsiz yorumlardan; dahası, hiçbir şekilde bedel ödemediği, bu yolda zahmet çekmediği iddia edilen insanların mazoşistçe düşüncelerinden ibaret görenler, uzun yıllardan bu yana şirk anayasalarına, tağuti sistemlere ve en önemlisi tevhide dair söylemlerini hatırlasınlar bir bir ve bizlere kim, nerede nasıl bedel ödüyor; kimler, nerede dünyasından, malından-mülkünden vazgeçmiş, kimler ellerinde kılıç kalkan mücahede içinde, kimler tevhid eri ekseninde örneklik ortaya koyuyor göstersinler ki peşlerinden gitmezsek ne olalım!
Ve genç arkadaşın gelecek seçimlere ilişkin “Bana ne kardeşim AKP’nin iktidarda kalmasından… ilaahir” tarzı sığ ve basit ve hatta gündemle alakasız görülen söylemi üzerinde onlar da kafa yorsunlar..
Öyle ya..
Sıradan bir bireyden, sıradan bir tepki!
Mesele onun asgari ücreti, ekonomik sıkıntıları, geleceğe dair endişeleri değil ki?
Daha öncelikli sorunları var ümmetin!..
Hele bir Anayasa değişsin!
Surda birkaç delik açılsın!
Ha, bu ara ne demişti iktidarın başındakiler?
Kimse devlet kapısına iş aramak için gelmesin!
Herkes kendi işini kursun!..
Yok öyle artık torpil bilmem ne ile kamu kuruluşlarına kapı atmak!
Sanki kendileri devletin tüm olanaklarını hem de azgınca kullanmıyorlarmış; sanki soylarını, sülalelerini iktidar olmanın imtiyazlarından muaf tutuyorlarmış gibi..
Ah vasıfsız ve bir o kadar da sahipsiz kardeşim..
Senin işin zor be dostum!
Sosyal adaletmiş, sosyal devletmiş, geçelim onları!
Önemli olan iktidardakilerin hem siyasi hem de ekonomik güçleri..
Efsunlu sözlerle pazarlanan değişiklikler ağzımıza bir parmak bal çalmak kabilinden; ama esas niyet her zaman olduğu gibi var olan güçlerini tahkim etmek..
Ama sen şu bir atımlık oyunu “Evet” niyetine bir kullanıver hele(!)..
Gerisi Allah kerim!
Yorumlar 6
Mustafa bey hakkı anlamayan halkı anlarmı?Biz devam edelim hayatımıza, başkaları nın yaptıklarını degerlendirelim,iyi olacak ,kötü olacak diye tahminler yapalım.Sokaklara çıkalım onu öyle yapmayın böyle yapın daha iyi olur diyelim.Bunun adına da eylem diyelim direniş diyelim.Ne güzel gündemin getirdikleriyle gelişen bir hareketimiz olsun.
Öncelikle Hayrettin Karaman’ın 30-07-2010 tarihinde Yeni Şafak Gazetesi’nde kaleme almış olduğu “Müslümanlar referanduma katılabilirler mi?” başlıklı yazısı beni ne kadar mütessir kıldığını ifade etmek isterim.
Yazımızın içeriğine girmeden önce, ilim sahibi kimselerin konumları itibariyle nekadar sorumluluk taşıdıklarını, yaşadıları toplumlarda ne kadar etkin söz sahibi olabileceklerini ve diğer insanlara nazaran ne kadar farklı bir pozisyona sahip olduklarını bir kaç Şerî nassla hatırlatmak isterim. Allah Subhânehu ve Teâlâ, İslâm âlimleri hakkında şöyle buyurmuştur:
إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ العُلَمَاءُ
“Kulları içinde ancak âlimler Allah’tan korkar.” (Fâtır 28)
Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem ise âlimlerin farklı oluşunu, konumlarının ehemmiyetini şu sözleriyle beyan etmiştir:
العُلَمَاءَ وَرَثَةُ الأَنْبِيَاءِ “Âlimler Enbiyâ’nın vârisleridir.” (Ebû Dâvud ve Tirmizî, Ebû’d Derdâ Radıyallahu Anh kanalıyla tahriç ettiler)
Görüldüğü üzere İslâm, âlimlerine çok farklı bir kıymet vermiş ve sahip oldukları ilimlerinden ötürü onları Nebîlerin vârisleri olmakla ödüllendirmiştir. Allahu Teâlâ’nın buyruğundan hareketle, Allah’tan hakkıyla korkmaya layık zümreler şüphesiz İslâm âlimleridir. Âlimlerin pozisyonunu, pozisyonunu olduğu kadar kendilerine yüklenen sorumluluğun azametini idrak etmek açısından serdettiklerimiz pek mânidardır.
Bu hakikatleri sizlerle paylaştıktan sonra Hayrettin Karaman’ın Yeni Şafak Gazetesi’nde yayımlanan “Müslümanlar referanduma katılabilirler mi?” yazısını değerlendirmeye başlayabiliriz.
Hayrettin Karaman’ın yazısında şu ifadeler yer alıyor; “ Referanduma katılma konusunda din kuralları bakımından tereddüt geçirenlerin bulunduğu anlaşılıyor. Bazı Müslümanlar ‘Bu anayasanın İslam’a uygun olmadığını, ona veya bazı maddelerine ”Evet“ demenin, İslam’a aykırı olan bir düzenlemeye ”Evet" demek hükmünde olduğunu' ifade ediyorlar. Samimi düşüncelere, yorumlara, kanaatlere saygılı olmakla beraber eğer varsa farklı düşünce ve yorumları da dillendirmek gerekiyor.
Konusunu örneklendirmeyle sürdüren Karaman şöyle devam ediyor:
Şöyle düşünelim: Bir parti başörtüsü ile tesettürü serbest bırakacak, İmam Hatip Okullarından mezun olanların da imtihanını kazandığı üniversitelerde okumasına imkan verecek... bir düzenleme yapacağını vaad ediyor, bir başka parti de bunlara karşı çıkıyor. Seçim sandığı ortaya konduğunda Müslümanlar ya seçimi -yukarıda naklettiğim teze dayanarak- boykot ederler veya Müslümanların işine yarayacak düzenlemeleri yapacağını vaad eden partiye oy verirler. Birincisini yaptıkları takdirde Müslümanların dini hayatlarını yaşamaları daha da zorlaşacak, zaman içinde caiz olmayan davranışlara alışkanlık hasıl olacak ve uzun vadede dini korumak da mümkün olmayacaktır. İkincisini yaptıklarında ise -onların iradesi dışında laik kanunlar zaten var olduğu için- oylarını, İslam’a uygun olan veya Müslümanların, korumaları gereken maddi ve manevi değerlerini korumaları bakımından daha iyi bulunan kanunlara, kararlara ve düzenlemelere “Evet” demiş olacaklardır. (Yeni Şafak Gazetesi, 30-07-10)
Hayarettin Karaman’ın söylemlerini bir kaç zâviyeden ele almak ve değerlendirmek mümkün. Muhtasar bir şekilde, Şöyle ki;
1- Meselelerin, vakıaların değerlendirilmesinde, fiillerin tayininde pragmatik düşünce biçimi/yaklaşımı câiz değildir.
Pragmatik yaklaşım ya da pragmatizm anlayış şu şekilde izah edilmektedir: “ Ameli, neticesinde görülen fayda ve zarara göre değerlendirme yaklaşımı. Amellerde fayda ve zararı ölçü kabul etme yaklaşımı.” Başka bir ifadeyle “ faydalı olan iyidir, yapılmalıdır, zararlı olan şey kötüdür ve yapılmamalıdır” anlayışı... Yani aklı amellerin tâyininde hakem kılmaktır bu yaklaşımın özü...
Kellâ!!!! Bu böyle değildir. Müslümanların amellerinde asıl belirleyici değişken olan menfaat değil, Ahkâmu Şer’iyyedir. Allahu Teâlâ’nın kullarına o konudaki hitabıdır belirleyici olan... Allahu Teâlâ’nın Rasûlu vasıtasıyla gönderdiği Risâlet’e başvurarak hayatımızı O Risâlet’e göre tanzim etmek esas olandır. Şâri’nin ‘hayır' olarak gördüğü hayır, ‘şer' olarak gördüğü ise şerdir bizim için. Müslümanlar için iyiyi-kötüyü, hayrı-şerri ve güzeli-çirkini belirleyecek merci ancak ve ancak Şeriat’tır. Konumuza ışık tutması bakımından şu âyet-i kerimeye tevcih etmek isabetli olacaktır:
كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَن تُحِبُّواْ شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَّكُمْ وَاللّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
"Cihad, hoşunuza gitmediği halde üzerinize farz kılındı. Bazan bir şeyi kerih görürsünüz halbuki o şey sizin için bir hayırdır. Ve bazan da bir şeyi seversiniz, halbuki o şey sizin için bir şerdir. Ve Allah Teâlâ bilir, sizler bilmezsiniz." (el-Bakara , 216)
Bazen menfaatlerle Şâri’nin hitabı çatışabilir. Ve Müslümanın burda segileyeceği tavır malumdur. Müslüman amellerinde Şerî Hükümlerle mukayyettir. Neticesi neye varırsa varsın vahye kulak vermeli ve O’na icâbet etmelidir. Allah Suhânehû ve Teâlâ’yı râzı etmenin yolu budur.
2- Fiillerde asıl olan Şerî Ahkamla kayıtlı olmaktır.
Müslümanların hayatlarını tanzim etme, karşılaşılan problemlere çözümler üretme selâhiyetine sahip tek kaynak İslam Risâleti’dir. Başka bir anlamda Şari’dir. Allah’ın rızasını arzulayan kimse Allahu Teâlâ’ya, Rasülüne ve getirdikleri hükümlere tâbii olmakta azami gayret göstermelidir.
Zaten Müslümanların hayatlarında, karşılaştıkları, çözüme muhtaç problemlerde Şari’nin hakem kılınması dini bir zarurettir. Müslümanlar amellerinin tayininde Şâri’nin hükmüne kulak vermeyip, beşeri akıldan neşet etmiş aklî çözümleri, kokuşmuş küfür sisiteminin bir parçası olan demokrasi îmâlatı olan Referandumu hakem kabul etmeleri kesinlikle caiz değildir. Konuya ışık tutması bakımından zikredeceğimiz âyet-i kerîmeler dikkate şâyandır. Allahu Teâlâ âyetinde şöyle buyurmaktadır:
إِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ إِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ أَن يَقُولُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ وَمَن يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَخْشَ اللَّهَ وَيَتَّقْهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ
"Aralarında hükmetmesi için, Allah’a ve Resulüne çağrıldıkları zaman mü’min olanların sözü: «İşittik ve itaat ettik» demeleridir. İşte felaha kavuşanlar bunlardır. Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse ve Allah’tan korkup O’ndan sakınırsa, işte ‘kurtuluşa ve mutluluğa’ erenler bunlardır. " (en-Nûr , 51-52)
Başka bir beyânında Allah Celle Celâluhû şöyle buyurmuştur:
وَمَنۡ أَعۡرَضَ عَن ذِڪۡرِى فَإِنَّ لَهُ ۥ مَعِيشَةً۬ ضَنكً۬ا وَنَحۡشُرُهُ ۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَـٰمَةِ أَعۡمَىٰ (١٢٤ قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرۡتَنِىٓ أَعۡمَىٰ وَقَدۡ كُنتُ بَصِيرً۬ا ( ١٢٥قَالَ كَذَٲلِكَ أَتَتۡكَ ءَايَـٰتُنَا فَنَسِيتَہَا‌ۖ وَكَذَٲلِكَ ٱلۡيَوۡمَ تُنسَىٰ
"Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz. O da (şöyle) demiş olur: -Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim? (Allah da) Der ki: İşte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın." (et-Tâ-hâ (20) , 123-126)
Allahu Teâlâ Ahzab süresi 36, ayetinde Şöyle buyuruyor:
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ ا
“Allah ve Resulü, bir işe hükmettiği zaman, mü’min olan bir erkek ve mü’min olan bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.”
Referandum meseleside Şâri’ye müracat edilmesi gereken bir meseledir. Şâri’nin emri doğrultusunda hareket edilmelidir.
3- Kokuşmuş demokrasinin bir ürünü olan Referandum’a katılmak haramdır.
Mâlum referandum, Anayasa Değişiklik paketinin insanların oylamasına sunulmasıdır. İnsanların oylamasına sunulan Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti anayasasıdır. Yani gayri İslâmi bir anayasadır. Müslümanlardan istenilen ise gayri İslâmî kanunları onaylamak ve kendilerine kanun olarak belirlemektir. Bunun İslâmî açıdan kabulu asla sözkonusu değildir. Çünkü Cumhuriyet, laiklik ilkesi ve kokuşmuş demokrasi İslâmdan değildir. İslâm Akîdesiyle taban tabana zıttır. Bu yüzden İslâm’ın tasvib etmediği her türlü amel ve fikir merduttur. İslâm’dan değildir. İslâm’dan mış gibide gösterilemez. Bakınız Allah’ın Rasûlü Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem nasıl buyuruyor:
من أحدث في أمرنا هذا ما ليس منه فهو رد
“Kim bizim işimize (dinimize) uygun olmayan bir şeyle gelirse o red olunmuştur.”(Müttefikun aleyh)
Yukarıda söylediklerimizin aksine, hayata egemen olan, söz sahibi olan, kanun koyan ve hükmeden ancak ve ancak Allah Subhânehû ve Teâlâ olmalıdır.
Allah Celle Celâluhû İslâm Risâletiyle insanlığa hüküm vermeyi emretmiştir. Bizler nasıl olurda Risâleti hayat sahasından, yönetimden ve devletten uzaklaştırabiliriz? Allahu Teâlâ kat’î surette kendi hükümleriye hükmedilmesini emretmekte ve o hükümlerden uzaklaşılmasınada asla rıza göstermemektedir. Allah Subhânehû ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
وَأَنِ احْكُم بَيْنَهُم بِمَآ أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَن يَفْتِنُوكَ عَن بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللّهُ إِلَيْكَ
"Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet/yönet ve onların arzularına uyma, Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmalarından sakın (Maide, 49)
Görüldüğü üzere Allahu Teâlâ hükümlerinin hayat sahasından uzaklaştırılmasına kesinlikle müsade etmemektedir. İşte kokuşmuş tâğuti düzeninin bizlerden istediği de budur. Allah’ın hükümlerini hiçe sayarak beşerin oluşturduğu kanunları onaylamak. Bizden istenen egemenliğin Allah Azze ve Cella yerine beşerî, Nizamlarına verilmesini onaylamak değilmidir? Allah aşkına bunun İslâm’daki yeri nerede?
Ey Kerîm Kardeşlerim!
Çözüm Müslümanların değerlerine hiç bir sûrette değer vermemiş bir tâğuti sistemin bekâsı için çalışmakta değildir. Çözüm İslâm’ı kâmil mânada hayat sahasına indirgeyip Müslümanların hayrına çalışacak olan II. Raşidî Hilâfet Devleti’nin ikâmesindedir.
Müslümanlara düşen görev Allah’ın lanetlediği bu sistemler içerisinde çözüm aramak yerine bu sistemleri alaşağı edip insanlığı zulümatlardan Nura çıkaracak, Rahmet kaynağını hayata hâkim kılacak II. Râşidî Hilâfet’in ikamesi için çalışmaktır.
لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلْ الْعَامِلُونَ “Çalışanlar bunun için çalışsınlar.” (Saffât 61)
Abdullah İmamoğlu
AYM nin başörtüsü aleyhindeki karar ve tutumu, HSYK nın derin devletle ilgili gayreti, YAŞ kararlarıyla atılan mürteci kardeşlerimize açılan mahkeme yolu, ezilmiş kadın çocuk ve huzur evi bulamayan yaşlılarımız, hak arama yolarının tıkanması vs. sorunlar senin yaşadığın gezegende yoksa ver adreside gelelim yanına a be güzel abim... vallahi sana yük olmayız...
Ha birde hılful fudul nedir be dost anlatsana...yada zulme seyirci kalmanın hükmü? anlaşılan sizin gezegende işler epeydir yolunda...kafa konforunuz gayet iyi... Allaha emane tolun.
Zulme seyirci kalmamanın yolu bir oydan geçiyorsa verdik gittik be dostum..
Cennetin altın kaplamalı anahtarı gibi mübarek!
Aptal mı olalım o anahtarı kullanmayalım da şimdi?
Nelere kadirmiş de haberimiz yokmuş mübarek!
Borçsuz dertsiz,gamsız kedersiz,çocuklarımıza ve dahi torunlarımıza yemekle bitmeyecek servet de bırakmışız, havuzlu villalarda çay partisi düzenliyoruz,mangal işin promosyonu..
Ama bizim gezegende..
Buyrun gelin..
Paylaşmayı severiz biz,inanmazsanız inanmayın!..
Sonrasında 4X4 ciplerimizle boğaz turu da yaptık mı değme keyfine!
Ha, yatımız da var, almazsa hepimizi kiralarız birkaç adet canım, lafı mı olur!
Yazıdaki karakter sanal değil ,elan hayatın içinde sayın dostum:ama sizin muhteşem laflarla çevirdiğiniz dairenin içinde değil,o yüzden görememişsiniz o belli..
Hiç ona bakmamışsınız, yok mu öyle birileri etrafınız da?
Görmüşseniz şayet eyvallah, özür diler, ellerinizden öperim.
Dudaklarımız aşınmaz ya!
Hılful fudulu örnek verenler verdikleri örneği düşünsünler olmaz mı?
Sahi ne iş görürdü o cemiyet, düşünün şöyle bir, bize kinaye delil göstereceğinize?
Keza“Vahiy niye geldi, o yetiyorduysa şayet? “ diye basit bir soru daha sorsam garip kaçmaz değil mi?
İşi hala “evet, hayır veya havet” üçlemesine indirgeyerek tartışmak; tartışırken muhatabı atalete, keyf düşkünlüğüne mahkûm etmek ne kadar isabetli?
Sizi “hayır” demeye mi zorladık,onu mu çıkarıyorsunuz bütün bu söylemlerden?
Pardon! Değişeceği söylenen maddeleri siz mi önerdiniz, sordular mı size?
İçinde benim de olduğum eylemlerden korktular da mı ele aldılar değişiklikleri?
Sordular veya sormadan önerdiniz de kıramadılar mı sizi?
O yüzden mi davet ettiler sizi istişare meclislerine?
Eğer öyleyse, bu kadarcık mıydı önerileriniz, başka yok muydu?
Eylemler!
Ben de oralardaydım, hatırlar mısınız beni?
Hiç baktınız mı sağa sola, kim var kim yok diye?
Sonrasında giderken işinize gücünüze!
Polemikse şayet maksat sizde de bende de laf çok..
İyisi mi girmeyelim oralara..Şık olmuyor bu belli..
Ne demiştim,yazıdaki kahraman sanal değil..
Eşiniz,dostunuz,kardeşiniz..
Niye kulak vermiyoruz ona dair sorunlara da zaten olacak işler için geriyoruz birbirimizi?
Korkulmasın,”evet” fazla çıkacak..
İnkar etmeyin,bizim de payımız olacak,sizi daha bir bileyledik çünkü..
Hadi bir oy da benden size..
O zaman sizin gezegene dâhil olacak mıyım?
Şuuraltınızı dökmüşsünüz be dost.... anladım modern sosyetik müslüman ve şu parti meselesi sizi derinden efkarlandırmışın ötesinde kin ve husumete dönüşmüş.ama emin ol benim parti vs. taraklarında bezim olmadı.hatta ve hatta bu iktidarın bir vekili beni etnik kökenimden dolayı sürgüne yeltendi. 4 çekerim hiç olmadığı gibi 4 tekerim bile yok. Onun için NE ALAKA iye sormalıyım size.neden bu zanlar... her kesi şuur altınızdakiylemi karşılıyorsunuz.Yapmayın bunu bu müslümanın kaçınması gereken bir husustur. Asla kimseye kuyruk olmadık elhamdulillah.kendini üzme bizim için...Sağlamız durduğumuz yerde evvel Allah... Sizin hassasiyetinizide gayet iyi anlıyorum.maksadım istihza değildi asla... öyle anlaşıldıysa özürle birlikte helallik dilerim siz kardeşimden.Biraz ironi bizi neşelendirir ve tefekküre yöneltirmi diye düşündüm... Çünkü ömrmüz sistem gergefinde gergin geçti.Güldürümü bu üslup diye geçti içimden. Ama pratik çözüm olsun diye sorularımı tekrar soruyorum.bu kumpastan kurtulmak gerekir diye düşünüyorum.Hılful fudul, sizde iyi bilirsinizki zulüm ve baskı kimden gelirse gelsin, kime olursa olsun ve karşı koyanlar kim olursa olsun onlarla beraber yapılan bir eylemdir, peygamber referansıdır diye değindim.Şimdi önümüze konan metin zulme ve zalime karşı cendereyi gevşetmeye yönelik bir tekliftir.Bunu sunan her kimse ne fark eder zalimi bertaraf ettikten sonra, üzerimizdeki kurum ve kurulların baskısı kalktıktan sonra niçin evet demeyelimki.Bize yeni bir anayasa metni sunulmuş değil var olanın baskıcı unsurlarını ayıklamak niçin müslümanları İLGİLENDİRMESİNKİ. mesele AKP YE YADA SİSTEME ENTEGRE OLMAKSA ONUNLA İLGİLİ ŞERHİMİZ VAR ZATEN. HER ZAMAN KOYARIZ O ŞERHİ.Payanda olmak müslümanca bir duruş değildir Ancak zulmü ve zalimi öteleme stratejilerine bigane kalmak da müslüman ferasetiyle bağdaşmaz.AKİDE BUNA ENGEL DEĞİL BİZZAT ZALİME VE ZULME KARŞIDIR AKİDEMİZ.SESSİZ KALANI DİLSİZ ŞEYTANLIKLA NİTELER. Vesselam.
S.a..
Dikkat ediyoruzdur herhalde..
Şu evet-hayır ikilemi bile yetti Müslümanların birbirlerine girmesi için..
Birbirimize karşı kullandığımız olumsuz ifadeler İslam kardeşliğinin gereği gibi sanki..
Sürece destek verme açıklamalarına dair müteyakkız olmak gerekir diyenlerin nelerle suçlandığı ortada. Kendince var olan bütünlüğün dağılmaması, var olduğu sanılan İslami harekete zarar verilmemesi, mademki bu işler böyle oluyor kanaatinin oluşumunun akabinde verili siyasetle kol kola girilmesi konusunda dikkatli olmanın lüzumunu söyleyenlere karşı tabansızlık, aymazlık, dahası Ergenekoncu, darbesever,12 Eylül taraftarı gibi söylemlerin geliştirilmesi; örneğin sizin yorumunuzda dile getirdiğiniz gibi konformizme mahkûm edilmeleri ne kadar isabetli bir durumdur?
AKP’nin iktidar olmasından bu yana, geçmişte sisteme ve partilerine mesafeli duran arkadaşlarımızın aradaki mesafeyi kaldıran söylemlerde bulunmalarına ve bunun olası tehlikelerine dikkat çekmek adeta suç olarak kabul edildi;ki yine kendi adıma ifade edeyim, muhatabı ajite edici,ötekileştirici kavramlar kullanılmadığı halde....
4x4 lerden ve havuzdan bahsetmem,meydanlardaki polemiklere kinayedir..
Utanmadan,sıkılmadan maaş farklılıklarının hepi topu 280 liracık olduğunu söyleyenlerden hareketledir..O paraya çalışan yüzbinlerce insan olduğu halde,yazıklar olsun!..
Hılful fudul tarihin derinliklerinden bir örnektir,doğrudur ama o kadar..Bugünün yapılanmalarını onunla özdeşleştirmenin muhataplar nezdinde çok da isabetli olmadığını düşünüyorum.
İslam’dan sonra bile çağrıldığında aynı cemiyete gideceğini anlatan rivayet esas alındığında, Hz.Peygamberin malum cemiyete kurum olarak niye hayat vermediği de tartışılmalıdır.Ki pekala buna gücü ve imkanı vardı..
İslamsız adalet söylemini eleştiren ve yerden yere vuran dostlarımız, vahiy öncesi İslamsız erdemliler cemiyetinin ne’liğini de düşünmelidirler..İslamsız bir AKP’nin erdemlerini meşrulaştırmalarını da!..(AKP’nin kurum olarak İslamla alakası olmadığını zaten yöneticiler söylediler)
AKP eğer İslami ise tartışma bitmiştir zaten, neyin kavgasını yapıyor olacağız ki?
E,o zaman buyurun İ.Eliaçık dostumuzun söylemlerini de bayraklaştıralım..Onun söylemlerine din tahrip oluyor diye mesafe koyanların demokrasi ve laikliği daha bir iyileştirme,hatta eni konu kökleştirme söylemlerinde bulunanların palyatif çözümlemelerine muhabbet duymaları düşünülmesi gereken refleksler değil midir?
Bu tür yaklaşımlar geçmişte sol idelojik mevzilerde duruşumuzun ne kadar isabetli olduğunun karşılığı gibidir sanki..Madem öyle niye buradayız? Keşke duruverseydik oralarda da aramızda yaşanan kavgaları insanlığımıza, beşer oluşumuza,bizim gibi birinin geliştirdiği altı üstü bir ideoloji olan kuruntularına veriverirdik;peki şimdi yaşananlara ne demeliyiz?
O zaman gidivereyim bari sürekli haktan, adaletten, eşitlikten, özgürlükten, eşit paylaşımdan, zulme ve sömürüye karşı mücadele etmekten bahseden eski dostlarımızın yanına! Birbirimizi anlamaktan öte kahredecek söylemlerle itekleyeceksek ne işimiz var buralarda?
Telif/isim hakkı nedir ne değildir bilemem ama en iyisi hala sosyal adalet tezi sahibi olan arkadaşlarla birlikte kuralım bir hılful fudul cemiyeti de olsun gitsin?
Son olarak şunu ifade etmek isterim: Var olan zulmü ve zalimi geriletme stratejilerini eğer dostlarımız kendileri geliştirmişlerse eyvallah,onlarla beraberiz..Kaçana,ayrı düşene yuh olsun!
Bu yaklaşımlarının zımmında, müteyakkız olmaya davet edenlere zulme,zalime meyletme yakıştırması yok mu sayın dostum?..Bu kadar yazı gevezelikten öte inan ki muhabbet..Müslümanlarla,birbirlerini anlaması kolay olması gereken dostlarla gevezelik yapmayacağız da biz kimlerle takılacağız?
Hepi topu kaç kişiyiz biz de birbirimizi kaybetmeye yönelik didişme içerisine gireceğiz?
Rabbimiz sorar hesabını bizden,kardeş olma zorunluluğu ortada iken..
Kal selametle..
