Başörtüsü: Ruhu Aydınlatan Işık
İslami ilkeler ve değerler, bizden sonraki nesillere bırakacağımız en önemli miras. Örtü ise bu miras içindeki en önemli değerlerden biri. Ve başörtüsü, kıyısında uzanan deniz ve gökyüzü kadar engin bir derinliği barındırıyor kendi içinde. Kişinin iç dünyasına öyle güçlü bir ışık tutuyor ki; bu ışık hal ve hareketlerinden dışarı sızıp çevresini aydınlatıyor.
Son zamanlarda başörtüsü konulu bazı haberler özellikle dikkatimi çekmekte. Sizlerin de gündeminize giriyor mu bilmiyorum. En son Ali Müfit Gürtuna’nın eşi Reyhan Gürtuna’nın başörtüsünden çağdaşlığa nasıl bir evrimleşme süreci yaşadığını, başındaki örtüden “kurtularak” ne kadar da “rahatladığını” hep beraber izledik. Yine benzer şekilde Rabia Yalçın adlı, kartel medyasının ağzıyla “Başörtülü ünlü İslamcı modacı” birisinin marifetleri gündem oldu bir zaman da. Bu bayanı diğerlerinden ayıran, başörtülü olmasının yanında çeşitli vesilelerle düzenlediği defilelerde sergilediği “cesur tasarımlar.” Cesur denilen tasarımların müstehcenliği içerdiğini ise hemen belirteyim.
Peki bu insanların örtülüyken açılmalarının, ya da başlarını örtmelerine rağmen davranış ve tavırlarının üzerindeki örtüyü kaldırmalarının sebebi nedir acaba?
Bu hal en temelde özle ilgili bir sorundur. Öz ise meyvedeki çekirdek gibidir. Siz onu Rabbani nakışla işlemediniz mi, bir süre sonra yanlışlarınız sonucu, genetiğini bozarsınız. Ortaya da nereden tutsan elde kalan böylesi tavır ve davranışlar çıkar. Dolayısıyla “Ben niye örtünüyorum?” ya da “Örtünme emrinden Rabbimin muradı nedir? diye kendimize sormak, üzerine düşünüp kafa yormak, kendi içimizde bir cevap oluşturmak gerekir. Ki doğal bir süreç olarak çoğu kez çevresel etkilenmeyle (aile, arkadaş, v.s.) başlayan bu amel, bir zaman sonra bilinçli bir tercihe dönüşsün, beraberinde sahiplenmeyi getirsin. Aşağıdaki ayetle bu konuyu biraz daha açalım:
“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Ahzab 59)
Ayette, örtünme emri ile ilgili olarak yapılan iki vurgu özellikle dikkat çekmekte. Birincisi, tanınma boyutu. Bunun da iki yönü var:
1) Kişinin İslam’la olan irtibatını ortaya koyması. Yani birisi, örtülü bir bayan gördüğünde bu insanın Müslüman olduğuna peşinen hükmedecektir. Bu hal dışla, görüntü ile ilgili bir durum, tek başına bir tebliğ aynı zamanda.
2) Bir de içerikle, özle ilgili bir tanınırlık hali var. O da örtünün içindeki insanın İslam’ın üzerinde önemle durduğu iffet, namus gibi ahlaki hasletlerle dolup taşması. Yani kişinin Müslüman bir bayan gördüğünde söz ve eylemlerinin özellikle yukarıda vurguladığımız ahlaki kavramlar çerçevesinde - Kuran’ın diğer bütün ilkelerini de içine alan - bir bütünlük arz ettiğinden emin hissetmesi. Bu farktır ki, Müslüman kadına özgün bir kimlik ve şahsiyet kazandırmaktadır
Ayetin ikinci vurgusu da kadının dış dünyada (sokak, cadde, işyeri v.s.) sözlü ya da fiili olarak incitilmesine, rahatsız edilmesine engel olmak. Burada amaç kadın-erkek ilişkilerinin erkeklik-dişilik üzerine değil, şahsiyetler üzerine kurulmasını sağlamaktır. Örtünün bu manada araya manevi bir duvar gibi çekildiğini görüyoruz. Böylelikle İslam, kadına hayat içerisinde ilahi sınırlarla çevrili geniş bir hareket alanı kazandırır. Çevresinden emin bir şekilde kimliğinin, kişiliğinin ortaya çıkmasına, yaşamın her alanında erkekle beraber aktif roller almasına imkan veren sağlıklı bir zemin oluşturur.
Ama bugün İslam’ın birçok emrinde (namaz, oruç, v.s.) olduğu gibi örtünme konusunda da insanlar bilinçli davranmaktan uzak bir hayat sürüyor. Örtünün şuur alanına taşınmadığı, sadece kültürel bir sahiplenme yaygın ne yazık ki. Tabii 80 yıldır, bu toplumun inandığı İslami değerlerle mücadele halindeki hakim ideolojinin mevcut duruma katkısının altını özellikle çizmek gerek. Bilhassa önemli bir sorun olarak hala yüreğimizi dağlayan başörtüsü yasağı, İslami tesettüre savaş açıldığının apaçık göstergesi. Ayrıca görsel medyadan akan çirkefliklerin, bayağılıkların da yaşadığımız toplum üzerinde nasıl da örtüsüzlüğü besleyen bir yozlaşmaya yol açtığı üzerinde düşünmek lazım.
Son olarak şunu söylemek istiyorum: İslami ilkeler ve değerler, bizden sonraki nesillere bırakacağımız en önemli miras. Örtü ise bu miras içindeki en önemli unsurlardan biri. Ve başörtüsü, kıyısında uzanan deniz ve gökyüzü kadar engin bir derinliği barındırıyor kendi içinde. Kişinin iç dünyasına öyle güçlü bir ışık tutuyor ki; bu ışık hal ve hareketlerinden dışarı sızıp çevresini aydınlatıyor.
Selam ve dua ile…
Yorumlar 3
S.A. GÖRDĞÜM KADARIYLA SON 5-6 YIL İÇERİSİNDE TESETTÜRÜN EN ÖNEMLİ CÜZÜ OLAN BAŞÖRTÜSÜNÜNDE MARKA TUTKUNLUĞU ÖN PLANDA ÖZELLİKLEDE BAZI CEMAATLERDE TALİMAT VERİLMİŞ GİBİ ÇOĞUNLUĞUNUN VAKKO MARKA EŞARP KULLANDIĞINI, BİRDE MARKANINDA GÖRÜNECEK ŞEKİLDE BAĞLANMASI YOKMU, UYARI YAPILDIĞINDADA DİKKATE ALINMAMAKTA AYRI BİR FACİA. RABBİM AKLIMIZI KİRAYA VERMEKTEN KORUSUN.
A.S. Duanıza gönülden iştirak ediyorum. Değindiğiniz nokta önemli gerçekten. Bahsettiğiniz marka dışında birçok marka daha var aslında. Ve bunlar ürünlerini “eşarp” ismiyle islamdan uzak bir ad altında pazarlıyorlar. Böylelikle açığı-kapalısı her kesimden insana satmaları mümkün oluyor.Reklamlarında da zaten kimi zaman başa örterek, kimi zaman da boyna dolayarak, bu ikiyüzlü sırıtışı görmek mümkün. Müslümanlar olarak bizlerin bu noktada dikkatli olması gerekiyor.
Marka bağımlılığı ise ayrı bir sorun. Bunu büyüklük alameti görmekse daha büyük bir fecaat. Modern dünyanın müslümanlara da bulaştırdığı bir hastalık maalesef. Bizler tabii giyim kuşamımızla da örnek olmalıyız, ama bu hiçbir zaman kibri besleyen bir gösteriş haline savrulmamalı.
Selam ve dua ile...
Tarih boyunca insanlar giyim-kuşam konusunda, içerisinde bulundukları kültürel ortamlara, mensup oldukları disel inanca ve belki de bağlı bulunduğu yorumsallık açısından herhangi bir mezhebe göre davranmışlardır. Bu davranışlar, modernizmin dinsellik açısından yıkıcılığına rağmen, yer yer devam etmekte, toplumlar açısından da kendini ortaya koymaktadır. Birde günümüzde borusunu öttürme uğraşısı içerisinde olan modern cahiliyye kalıpları çerçevesinde hiçbir manevi duruşu kapsamayan
aksine “örtüsüzlük/ifefetsizlik/açıklık-saçıklık” anlamına gelen tesettür tahammülsüzlüğü, açıkçası düşmanlığı pervasız bir şekilde yürürlükte durmaktadır. Bu pervasızlığın altında yatan asıl sebep,
hayatımızı çepeçevre kuşatım altına almaya çalışan içimizde kök salmış batıcılığın, ‘kendi değerlerini oluşturma’ ve ‘kendi değerlerimizi’ de ‘değersiz’ hale getirmeye yönelik projeler/i/dir. Yazının başlığına atıfta bulunursak eğer, başörtüsü gerçekten de müslüman bir kadın için -yeni yeni örtünmeye başlayan genç bir kız çocuğu- ruhu aydınlatan bir ışığa dönüşür. Feraset sahibi bir müslüman yürek/kalp, toplumsal yapıya bir göz atsa hakikati görebilir.
Her toplum, her konuda olduğu gibi, giyim-kuşam ve tesettür konusunda da kendi yapısına uygun olanı ortaya koymuştur. Bu bazen Allah inancı çerçevesinde KİTAB’a harfiyen uyularak Kur’andaki emirlere uygunluk arzetmiştir. Bazen yorumsallık açısında mezhebi kalıplar içerisinde arz-ı endam etmiştir. Bazende -aslında çoğu zaman- kültürel kalıplar vechesinde kendini göstermiştir. Kültürel etkileşim olgusundan hareket ettiğimizde ise, bir başka topluluğun, tahrif olmuş olsa bile, inancından sadır olan şekilsellik bizde tesettüre meydan okumuş, inancımızı oluşturmuş ve de tesettürümüzün yerini muhkem bir şekilde işgal etmiştir. Bu konuya üç örnek verebiliriz. 1- Çarşaf: Bilindiği gibi çarşaf; Türkiye’nin kuzey-doğusunda mukim katolik Ermeni kadınlarının asıl kiyafeti olduğu; 2- Beyaz gelinlik: Beyaz gelinlikte özellikle İtalya’da kiliselerde görevli rahibelerin dinsel kıyafeti; 3- Eşarp: Bu da Beyaz Rus kadınlarının bizzat inançlarından ötürü kullana geldikleri bir başörtüsü kıyafeti. Eşarp, İslami bilinçlenme dönemi öncesi Anadolu şehir ve kasabalarında bir hayli yaygındı. Sadece, geleneksellik çerçevesinde kalınsa da ülkemizin Güneydoğu illerinde pek revaçta değildi. Çarşaf ise, 14-15 yaşından itibaren kadınların vazgeç/e/medikleri dışarı kıyafetiydi, uzun bir döneme kadar. Tesettür, İslami bir bilinçlenme ile birlikte, özellikle de 28 Şubat sonrası alabildiğince yara almış, mümin yürekleri sızlatmıştır. Yüreklerimizi sızlatanlar ise, maalesef, ‘sureta haktan’ görünme telaşesi içerisinde olan ‘BİZDEN’ kişi ve kuruluşlar. Bu ‘bizden’ kişi ve kuruluşlar, yaklaşık 10 küsur yıldır, tesettür olgusunu salt bir kültürel çerçeveye oturtmaya çalışmaktadırlar. Ki, bu birazda 28 Şubat savrumuna(!)
tekabül etmektedir. Her türlü olumsuzluğa rağmen; Rabbimizin yardımıyla yeni filizler oluşacak ve başörtüsü ruhu/muzu aydınlatan bir ‘ışık’ olmaya devam edecektir. İNŞAALLAH...
