Doğru mu Yok, Doğrulan mı?
“Allah’ın ipi” … Bu muhteşem ifadeye hayran kalacak, sonra kıt anlayışımın içine sessizce gömüleceğim. Sımsıkı sarılacağım(ız) ip nerede?… Allah’ın ipi nerede? Doğru nerede? diye aramaya başlayacağım.. Benim bu arayışımı duyanlar sanki Mevlamı aramıyor da, belamı aranıyormuşum gibi beni bir pazara sürükleyecekler. İsmine İslam! denilen bu iplikçiler pazarında, her taraf ip, her taraf iplikçi!… Kalabalıklardan yükselen tezahüratlar ve yeminler eşliğinde “En Hakikisi bu” diye elime tutuşturuluveren iplerin, nerelere uzandığını göreyim diye, parmaklarımın taa en ucuna yükselip etrafa bakınacağım. Telaş ve şaşkınlıkla seyre dalmışken, gönlümün mü yoksa parmaklarımın mı daha çok sızladığını, ancak taşıdıkları yükü kıyas ettiğimde anlayacağım.
Düşünce yorgunluğu içinde ağzımı açsam ve bütün insanların duyacağı bir sesle “Doğruyu kaybettim göreniniz, bileniniz var mıııı?" diye haykırsam; doğudan batıdan, kuzeyden güneyden, dereden tepeden, köyden şehirden, ormanın taa derinlerinden aynı uğultunun çıktığını duyacak ve bu uğultunun aynı cümleye ses verdiğini göreceğim.
"Vaaar.. Doğru burada!"
Kimisi bilimsellik, kimisi çağdaşlık, kimisi realistlik, kimisi akılcılık, kimisi felsefe, kimisi mantık, kimisi siyaset adına ortaya koydukları doğrulara beni çağırırken, Muhammed ümmetinin çok geniş bir kesimi de beni, Allah adına ortaya koydukları doğrulara çağıracaklardır. Tabi ki öylece yerimde kalacak ve karşılaştığım bu durumu anlamaya çalışacağım. Bir süre sonra çağdaşların, realistlerin, akılcıların, felsefecilerin, mantıkçıların ve siyasetçilerin beni niye farklı doğrulara ve farklı adreslere davet ettiğini anlayacağım anlamasına da, Muhammed ümmetinin içinden gelen farklı davetleri bir türlü anlamayacak, anlayamayacağım.
Gönlüme hüzün veren ve gözümü yaşartan bir fısıltıyla kendi kendime "Kız Fatma, hani bunların ortak Kitap'ları, ortak doğruları, ortak davetleri yok muydu?" diyerek iç çekeceğim. İşte o esnada susacak, kolay sorunun söylenmesi zor cevabını vermeyecek Fatma ve elinin tersiyle gözyaşlarını silerek Kur'an'ı açıp okunması gereken bir ayeti okuyacak.
"Allah'ın ipine sımsıkı sarılın!”
"Tutun!” değil… “Sarılın!”… “Hem de sıkı” ... “Sımsıkı”… Bu ayeti okuduktan sonra yine hüzünle müslümanlara ve müslümanım diyenlere bakacak, ormandaki günlerimi garip bir hüzünle anımsayacağım. Bakışımdaki minnacık umudla dualarımı mayalayacak, belki hiç yiyemeyeceğim bir nimetin, ömrüm boyunca pişmesini bekleyeceğim. Çünkü bu ayete iman eden ben, Allah’ın ipine talibim…
“Allah’ın ipi” … Bu muhteşem ifadeye hayran kalacak, sonra kıt anlayışımın içine sessizce gömüleceğim. Sımsıkı sarılacağım(ız) ip nerede?... Allah’ın ipi nerede? Doğru nerede? diye aramaya başlayacağım.. Benim bu arayışımı duyanlar sanki Mevlamı aramıyor da, belamı aranıyormuşum gibi beni bir pazara sürükleyecekler. İsmine İslam! denilen bu iplikçiler pazarında, her taraf ip, her taraf iplikçi!... Kalabalıklardan yükselen tezahüratlar ve yeminler eşliğinde “En Hakikisi bu” diye elime tutuşturuluveren iplerin, nerelere uzandığını göreyim diye, parmaklarımın taa en ucuna yükselip etrafa bakınacağım. Telaş ve şaşkınlıkla seyre dalmışken, gönlümün mü yoksa parmaklarımın mı daha çok sızladığını, ancak taşıdıkları yükü kıyas ettiğimde anlayacağım.
Allah adına yapılan bu davetlerdeki, savrulan bu yeminlerdeki kuvvetli sese önce hayranlık duyacağım. Ama tezgâhların ön tarafında yeminlerle eğirdikleri ipleri, aynı yeminlerle tezgâhların arkasında nasıl da çözüverdiklerini, değişen her realiteye göre yeniden nasıl eğirmeye çalıştıklarını görünce, Kur'an'da yün eğiren, bozup bozup tekrar eğiren yaşlı kadını hatırlayacak, "Aman Ya Rabbi ben neredeyim?" endişesiyle gerçek kuvvet ve kudret Sahibine sığınacağım.
Marjinallik pahasına bu pazardan çıkmaya çalışırken, pazarın ve yaşadığım çağın iknacı münadileri, “Geeeel, İslamcıya geeel, ipin en kalitelisi, en hakikisi bizde abla geeel!” diye seslenecekler elbet; ama ben yanlarından geçip gideceğim. Çünkü Allah'ın ipini sure sure, ayet ayet parçalara ayıran bu iplikçilerden ve onların bu ipliklerinden uzaklaşmak isteyeceğim. Müşterisi çok olan bu iplerin, birilerinin aklına uçan balonlar bağladığını, birilerinin ise boynuna yular olduğunu görmek, görebilmek, gönlüme ve fıtratıma ağır gelecek.
“Aklını da boyunlarını da bu iplere uzatmayanların hali ne acep?” diye düşünürken, aniden karşıma çıkan bir manzarayı korku dolu gözlerle seyredecek, olduğum yere çöküp kalacağım. "Ben sadece müslümanım, ben sadece Allah'ın ipini tutarım" diyen bu pazara yabancı gariplere, iplerden yapılan kementlerin nasıl atıldığını, onların nasıl yakalanmak istendiğini görecek, kalabalıkların verdiği bir cesaretle o gariplere "Ya bu ipi alacaksın, ya bu iple asılacaksın" denildiğini duyacağım.
Fatma bütün bu olup-bitenlere korkuyla bakarken gördüklerini, İslam ümmetinin geçmişine bakıp anlamaya çalışacak. Yüzyıllar süren bu serüvende; doğru kisvesiyle kimileri birilerine rehberlik etmiş ve ediyor. Kimileri bu rehberliği mülkiyete dönüştürüp, milletin sırtında taşınmış ve taşınıyor. Kimileri geçmiş atalarını övüp, kendilerini varis göstererek, soyut bir mirası somut olarak yiyor. Kimileri kendilerini adres gösterip, adres mahallini imara açıyor. “Doğru” adına birileri birilerini yanlışlara ve cenderelere sokarken, bazıları bazılarını fetva ile takva! uçurumuna itiveriyor.
Bazıları yolu doğrularla adımlarken, dünyanın eteğindeki güzelliklere dolanıp sendeliyor, dünya ve ahiret hayatının gerçek anlamını unutuyor. Elindeki meyvenin şimdiki zamanda yenecek olan dolgun kısmına iştahla bakıp, ahireti ve geleceği temsil eden çekirdekle hiç ilgilenmiyor! Bu gaflet içinde meyvenin dışını afiyetle yiyip, ortadaki “doğru”yu, doğrunun özü ve geleceği olan çekirdeği, "Şu an için gereksiz" diyerek tükürüp atıveriyor. Bazen atmadan önce, ağzında ince bir çöp gibi dolaştırıyor; bazen sakız sanıp çiğneyip, balon gibi şişirip patlatıyor. Velhasıl kelam, ruhunu ve kalbini doyuracak özü attığından, bu dünyada bir türlü doymuyor, doyamıyor.
Bu düşünceler arasında servis şoförlüğü yapacak olan Fatma, böylece tekerrürü, tefekkürle sulayacak sulamasına da; ağır ağır olgunlaşacak bu acı meyvelerin tadına, şu ömrü hayatında belki hiiiç bakmayacak, bakmak istemeyecek. Çünkü bu küçük kız Bir'e, Bir olan Allah’ın ipine talip.
Korkak ve ürkek adımlarla iplikçiler pazarından ayrılan Fatma, ıssız ve insansız ortamda etrafına bakındıktan sonra ilkinden daha kısık ve daha umutsuz bir sesle “Doğruyu kaybettim göreniniz, bileniniz var mııı?” diye tekrar seslenecekti. Bu defa daha korkunç olan bir uğultu, ne doğudan batıdan, ne kuzeyden güneyden, ne dereden tepeden, ne de köyden şehirden değil; Tur dağının eteklerinden, böğüren bir buzağının içinden gelmişti.
“Vaaar.. Doğru Burada!”
Doğru nerede diye fellik fellik dolanan Fatma en sonunda doğruyu buzağıda, buzağıyı Kur'an'da bulmuş ve bunları fark edince pazarda gördüğü birçok iplikçinin, çağdaş birer Samiri olduğunu da anlamıştı. Bunlar ayetleri gören ve doğruyu bilen, ancak bu doğru ile doğrulmayan kimselerdi. Artık Fatma için iman ve teslimiyet gösterilmeyen ayetleri bilmenin veya görmenin başlı başına bir anlamı olmadığı gibi, yaşanmayan ve yaşatılmayan doğruların da fazlaca bir anlamı yoktu.
Doğrular Kur'an'da, Kur'an gibi muazzam bir Kitab'ta olduğuna göre doğruyu veya bu doğrulara kuru bir ses verecek hatipleri değil, bu doğrulara hayatlarıyla can vererek doğrulanları, doğrularak dirilenleri aramalıydı. Çünkü "Doğru mu yok, doğrulan mı?” sorusunun ilk bölümüne "Size gerekli olan bütün doğrular bende" cevabını veren Kur'an-ı Kerim, sorunun ikinci bölümünü size bırakmakta ve benimle birlikte size, sizinle birlikte bana aynı soruyu sormaktadır.
"Artık doğrulmayacak mısınız?"
Devamı sizde…
Yorumlar 13
s.a ALLAH razı olsun
ELİNİZE SAĞLIK
ÇOK GÜZELDİ**
Hem doğruyu arıyorsunuz?Hem doğru dediğiniz insanları buluyorsunuz,hem beğenmiyorsunuzBeğendiğiniz doğru nedir açıklayıverinde bizde öğrenelim.Sağa sola sitem dolu ve sürekli eleştirilerle yazılan yazılarınızla ne yapmak istiyorsunuz anlamak mümkün değil.
Sayın,ziya galiba yazının son paragraflarını dikkatli okumamış,
yada okuduysanız,anlayamadınız,şayet anlamışsanız sizin Fatma hanım kardeşimize siteminiz niye...“Hem doğru dediğiniz insanları buluyorsunuz,hem beğenmiyorsunuz Beğendiğiniz doğru nedir açıklayıverinde bizde öğrenelim.”Derken asıl sizin ne demek istediğinizi açıklayıverin de bizler yani yazarın çok anlamlı tespitlerde bulunarak içinde bulunduğumuz durumu resmeden güzel yazısını, siz hariç bütün yorumcuların beğeniyle okuyup,takdir ettikleri bu yazıyı “ne yapmak istiyorsunuz anlamak mümkün değil.” diyerek bitirmeniz anlaşılır gibi değil...Anlamadığınızı hüsnü zan ederek yazarın son paragraflarını altta kopyalayarak,kur’an-a davet ettiğini,yazarın okuyucu kitlesinin anladığının da bu olduğunu görmeniz, ve sizin de ön yargısız okuyarak aynı şeyleri anlamanız temennisiyle... yorum bölümünde daha dikkatli okur ve ne yapmak istediğini daha iyi anlarsınız diye son bölümü kopyaladım..hayra vesile olması temenni ve duasıyla...
....................................
Fatma için iman ve teslimiyet gösterilmeyen ayetleri bilmenin veya görmenin başlı başına bir anlamı olmadığı gibi, yaşanmayan ve yaşatılmayan doğruların da fazlaca bir anlamı yoktu.
Doğrular Kur’an’da, Kur’an gibi muazzam bir Kitab’ta olduğuna göre doğruyu veya bu doğrulara kuru bir ses verecek hatipleri değil, bu doğrulara hayatlarıyla can vererek doğrulanları, doğrularak dirilenleri aramalıydı. Çünkü “Doğru mu yok, doğrulan mı?” sorusunun ilk bölümüne ”Size gerekli olan bütün doğrular bende" cevabını veren Kur’an-ı Kerim, sorunun ikinci bölümünü size bırakmakta ve benimle birlikte size, sizinle birlikte bana aynı soruyu sormaktadır.
“Artık doğrulmayacak mısınız?”
Genellemeler yapılarak insanları zan altında bırakmak doğru değil.Kuru ses veren hatipler kim?Neymiş bu kuru sesler.o hatipleri biliyorsanız eğer, bence deşifre edin,edin ki kuru ses verenler verdikleri sesin kuru olduğunu anlasınlar.Yazıyı okuyanlar hayatlarında neyi yanlış yaptıklarını anlasınlar.Üstü kapalı ifadeleri doğru bulmuyorum.Sadece ön yargıdan ibaret ve eleştirel bir yazı olmuş.
Kardeş, sen anlamıyorsun galiba.
Bu nasıl yorum ve sen nasıl böyle bir yoruma imzanı atıyorsun.Okuduğun hangi yazıda tesbit edilen nefsi toplumsal hastalıkları taşıyanları isim, isim liste halinde gördün sen? Senin Deşifre edilecek halin var ki bu kelimeyi ağzına almışsın. Sen bu yazıdan anlarsın belki diye hüsnüzan ettim, sana yazının sonunu kopyalayaverdim. Senin niyetin Haktan uzak.Yazıyı önyargısız okursan vijdanın sana yanlışlarını gösterir.Bu cins yazılar okuyuculara geneli ele alır, onu kendi vicdanına indirecek olan sensin,sana tavsiyemdir.
Fatma hanım tekrar ALLAH sizden razı olsun.
Yusuf Ziya kardeş Fatma Hanımın yazılarını okuyorum gayet te başarılı ve faydalı buluyorum ;Sizin fatma hanımın yazılarına bu kadar şiddetli tepkilerinizin sebebi nedir anlayamadım.Şahsen Allah için okuduğum yazılarda eksiğim varsa düzeltmeye çalışırım yoksada okur geçerim.
'sen anlamıyorsun galiba’daha önceki yorumdada vardı.Bu gibi hitaplara muhatab olmak mümkün değil.Şöyle denir iletişimde anlatamadım galiba.Ben de anlatamadım galiba. Size kolay gelsin.
Sayın yazar hanıma hitaben,
‘açıklayıverinde bizde öğrenelim’ demeniz gibi mi.
size de kolay gelsin.
Yazının genel olarak anlaşılmış ve beğenilmiş olmasını yalnız Rabb’im olan Allah(c.c.)'tan bilir ve O’na hamd ederim.
Elbetteki yazıların daha iyi anlaşılması ve faydalı olmasında katkısı olduğunu düşündüğümüz, değer-samimiyet içeren eleştirileri-yorumları dikkate alıyoruz hamdolsun.
Sadece bir tek “doğru”yu değil bir bütünlük arz eden “doğrular”ı konuşuyoruz.
Mesela tevhid fikrinin sadece yönetimlerdeki hüküm meselesinde değil; “nefs” yönetimini oluşturan emirler toplamı olarak, ahlak-üslup-davranış konularındaki hakimiyetine de değinmeli.
Çünkü tevhid hakikati, hem içeride hem dışarıda doğruların bütünü şeklinde algılanıp, hayatın her alanında hakim olmadıkça ne kişiyi ne toplumu kurtuluşa götürmez,götüremez...
Şimdi, şu an yazının son kısmındaki sesi duyalım ve çağrıya icabet edebilmek için azmedelim derim.
Selamlar.
sayın Fatma hanım yazınızı anlamak isteyenler için güzel olmuş. Bizler müslümanlar olarak olaylar ilgili ayetleri okuyoruz ama maalesef yaşantımıza uygulamakta zorlanır hale gelmişiz.Sanki Kuran-ı Kerim sadece okumak için Rabbim okuyan anlayan anladığınıda yaşayan kullarından eder bizleride.selamlar
Müslüman olduğunu iddia edenler gerçek ip olan hablullah ile yani , Kur’an’la barışık değildir. Ondaki bilgiyle buluşamadığı zaman hikmetten ve onun bir hayat tarzı oluşundan da habersizdir. İşte bu habersizlik kimilerinin iştahını kabartmış, türlü türlü hilelerle/desiselerle insanlara yeni kurtuluş(!) ipleri uzatıvermişlerdir.. Manzara ise gayet net bir şekilde karşımızda durmakta; sefalet, cehalet, fukaralık, aşağılanma, alay edilme ve daha sayabileceğimiz bir çok berbat sıfat adeta başımızdan boza gibi dökülmektedir. Bu zilletten kurtulmak için öncelikle yapılması gereken tek şey, yüce Kur’an’ın tarifini yaptığı Allah’ın ipine, tutunmadan önce, tüm sahte,çürük,neyi idüğü belirsiz,adeta örümceğin ipi gibi dayanaksız olan bu ipleri “la” süpürgesi ile iyice süpürüp dezenfekte ettikten sonra sizinde ifade buyurduğunuz gibi Allahın sağlam ve gerçek kurtuluşa götüren ipine sıkı sıkıya sarılmak olmalıdır. Yani Allah’a olan teslimiyetin bizi gerçekten kurtaracağına bu haysiyetli başlangıçla daha iyiye doğru yürünebileceğine inanmak gerekir. Aksi halde bilgisizlik,bilinçsizlik,gündem oluşturamama,doğru tavır belirleyememe,sorgulyamama,soramama… halimiz ile adeta kurbanlık koyun gibi oraya buraya sürülmeyi sabır ve takva adı altında yine bizi çarpacaklar. Ne acıdır ki bu tablo asırlardan beridir İslam dünyasının görüntüsüdür. Zorbaların yazdığı senaryolar neticesinde maalesef Müslümanların(!) rol kapmak için sahnelenen oyunda her daim onlar iyi, bizler kötü; onlar evliya,bizler eşkıya;onlar cennet yolcuları bizler eteklerine tutunmak için çabalayan ötelenmiş kul, onlar peygamber varisleri,bizler şeytanın varisleri;onlar Allah’ın özel kulları bizler sıradan; onlar ahseni takvim;bizler esfeli safilin;onlar aydın, bizler cahil olduk. Buna inandırıldık da… İçimizde bulunan bilgili yol göstericilerin (!) bizi elimizden tutarak götürdükleri kurtuluş yolunda ise bütün bütün iflas ettirilmemize rağmen bunun da kendi imanımızın tam olmadığından kaynaklandığına inandırıldık
Fatma Hanım rabbim sizi değerli kılsın,İnşallah. Emeğinize yüreğinize,kaleminize sağlık selam ve saygılarımla
Müslümanların doğru yolu ararlarken karşılaştıkları, Allah adına ortaya konulan ve doğru olduğu idda edilen ancak Kur-an’dan uzak olan yanlış yolların durumunu özellikle çağdaş samiriler benzetmenizle adeta resim gibi bir yazı yazmışsınız.Allah razı olsun.
DOĞRU VAR hemde apaçık ortada ve biz bu doğruyu kalbimize, hayatımıza, özellikle de günümüze indirirsek (teslim olursak) doğrulabiliriz.Sizin gibi hakkı tavsiye edip DOĞRULANlar da VAR. Allah razı olsun. s.a
