İçeriğe atla
03 Ekim 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Hüseyin Karabacak
Hüseyin Karabacak
03 Ekim 2026

Hz. İsa Yeryüzüne Tekrar İnecek Mi?

03 Ekim 2026 16 dk okuma 12 okunma
100%

Allah azze ve celle, bizlere, doğru olanı yanlış olandan ayırt etmemiz için, sahih olanı sahih olmayandan ayırt etmemiz için akıl vermiş ve tefekkür edelim diye, tezekkür edelim diye, teakkül edelim diye, tedebbür edelim diye içerisinde en ufak şek ve şüphenin olmadığı, çelişkinin olmadığı, her yönü ile ayetleri tahkim edilmiş, her yönü ile tafsil edilmiş, aynı zamanda korunmuş ve “Biz O Kur’an’da hiçbir şeyi eksik bırakmadık” övgüsüne mazhar olmuş bir hidayet rehberi göndermiştir. Ona sıkı sıkıya sarılalım diye, hidayet bulalım diye, delalete ve yanlışa düşmeyelim diye.

Elimizde sarsılmaz bir rehber olduğunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayalım.

Teakkül, tefekkür, tezekkür ve tedebbür kelimeleri Kur’ani kavramlardır ve tefa’ul babından türemiş kelimelerdir. Ve tefa’ul babı, eylem gerektiren, hareket gerektiren bir bab’dır. O yüzden, akletmekten, tefekkür etmekten korkmayalım. Akletmek, Allah azze ve cellenin, insana hakkı batıldan ayırması için verdiği en büyük nimetlerden biridir. Akletmek, aklımızı, mantığımızı, Kur’an’ın veya hadislerin önüne koymak demek değildir. Aksine, akletmek, vahye teslim olmak demektir. Ancak körü körüne teslim olmak değil, tefekkür ederek teslim olmaktır. Allah azze ve celle, Kur’an dahi söz konusu olsa, körü körüne iman etmemizi, ona tabi olmamızı istemez. Yani “Allah indirdiyse, Allah söylediyse doğrudur, benim araştırmama ve öğrenmeme gerek yok” sözünü doğru kabul etmez. Bu iman eden için de geçerlidir, inkâr eden için de geçerlidir. Çünkü Rabbimiz azze ve celle, hakkı ve hakikati tüm yönleriyle indirmiş ve açıklamıştır. İman eden kişinin de bu hakikatleri bilerek ve bilinçli bir şekilde kabul ederek iman etmesini, inkâr eden kişinin de bu hakikatleri, bu esasları, bu ölçüleri bilerek ve bilinçli bir şekilde reddederek inkâr etmesini istemiştir.

Şimdi gelelim, Hz. İsa’nın gelmeyeceğine, inmeyeceğine dair hem nakli, hem akli hem de hadis usulü ve hadis tenkidi açısından delillere…

Bunun için, Kur’an’ın indiriliş amacını, karakterini, usulünü, üslubunu, temel mantığını bilmemiz gerekir. Eğer Kur’an’ın nasıl bir kitap olduğunu bilirsek, o zaman doğru çıkarımlarda bulunuruz. Eğer Kur’an’ın nasıl bir kitap olduğunu bilmezsek, çıkarımlarımız bizi doğruya değil, yanlışa götürür. Çünkü Kur’an Allah sözüdür, çünkü Kur’an mutlaktır, çünkü Kur’an esastır, çünkü Kur’an korunmuştur. Diğer tüm sözler, buna Resulullah’ın sözleri de dâhil, Kur’an’ı referans alarak söylenen, söylenmesi gereken sözlerdir. Yani Kur’an aynadır, geri kalan tüm sözler ve tüm ameller, Kur’an aynasından geçerse, geçer not alırsa değerlidir. Burası önemli, eğer peygambere izafe edilen bir söz varsa ve o söz, Kur’an’ın temel anlayışına, temel mantığına uymuyorsa, tersse, bu, peygamberin sözünde sorun olduğu anlamına gelmez, peygambere isnad edilen o sözde sorun olduğu anlamına gelir. Yani bu sözü reddetmek, peygambere halel getirmez. Aksine peygamberi temize çıkarır. Yani, “Allah’ın peygamberi Kur’an’a uymayan, Kur’an’a ters olan bu sözü söylemez” demek anlamına gelir, doğru olan da budur, ayrıca bu hepimiz için imani bir sorumluluktur. “Hadis kitaplarında geçen ve peygambere isnad edilen biz söz, bir hadis, Kur’an’ın temel anlayışına, indiriliş amacına ters bile olsa, orada peygamberin bildiği ama bizim bilmediğimiz bir durum vardır” anlayışı, çıkarımı, aynı şekilde Kur’an’a uymayan bir anlayış ve çıkarımdır.

Bu girizgahtan sonra şimdi gelelim delileri tek tek incelemeye.

 

Delil 1. Kur’an usulüne göre, Kur’an’ın temel anlayışına göre şu delil çok önemlidir. “Din Allah’ındır. Dolayısıyla, din nasıl Allah’ınsa, dini nasıl Allah azze ve celle indirdiyse, dinin hükümlerini nasıl Allah azze ve celle belirlediyse, İman esaslarını da, gayba dair imani meseleleri de Allah belirler. Peygamber belirlemez, belirleyemez. Peygamberin, Kur’an’da olmayan bir tane bile emrettiği imani mesele örneği yoktur. Peygamber, ibadetlerin rükünlerine ve şekillerine dönük açıklama yapar. Yani neye inanıp neyi inkâr edeceğimizi Allah azze ve celle belirler ve tüm iman esaslarını da Kur’an’da açık ve net bir şekilde, tekrar ediyorum açık ve net bir ifade ile tafsilatlı bir şekilde, gizlemeden, saklamadan, yuvarlak cümleler kullanmadan mübin bir şekilde açıklamıştır. Aksi takdirde, Kur’an hidayet rehberi olmaz.

Allah’a iman, meleklere iman, kitaplara iman, resullere iman, ahiret gününe iman gibi.

Hz. İsa da gayba ait, imani bir meseledir. İtikadi bir meseledir. Yani her müminin iman etmek zorunda olduğu bir meseledir. Ancak bakıyoruz ki, imana ait bir meseleyi Allah azze ve celle, hidayet kaynağı olan Kur’an’da açık ve net bir dille açıklamamış. Zamirlerle atıf yapmış. Böylesine önemli imani bir meseleyi, şek ve şüphe olmayan Allah’ın kitabı yerine zan içeren (burada hadisleri inkâr edelim şeklinde bir anlam çıkmasın) zan içeren ve bize ahad yolla gelen hadis kaynaklarından öğreniyoruz. Bu durum, müminler için hidayet kaynağı olan, muttakiler için rehber olan Kur’an’ın temel anlayışına yakışmaz. Eğer gerçekten Hz. İsa, kıyamet alameti olarak yeryüzüne tekrar inecek olsaydı, böylesine önemli gaybi ve imani bir meseleyi hadislerden değil direkt Kur’an’ın kendisinden açık ve net bir ifade ile aynı “ahiret gününe iman edin” emri gibi bir emir ile öğrenirdik.

Sonuç: Kur’an’da Hz. İsa’nın tekrar yeryüzüne ineceğine dair net bir emir olmadığı için Hz. İsa, yeryüzüne tekrar inmeyecektir.

Delil 2. Allah azze ve celle, Kur'an'ın birçok yerinde detay verir. Dileği zaman küçük bir ayrıntıyı bile zikreder.

Mesela:

√ Karıncaların birbirleri ile konuşması,

√ Hz. Süleyman’ın bu konuşmaya tebessüm etmesi,

√ Ashab- Kehf kıssasında güneşin mağaraya giriş biçimi,

√ Mağaranın önünde köpeğin ayaklarını öne doğru uzatıp yatması,

√ Hz. Meryem’in hurma dalını sallaması,

√ Sebe Melikesinin cam zemini üzerinde yürürken eteklerini toplaması vs.

Bu detayların hiçbiri kıssanın ana omurgasını, Kur’an’ın ana akidesini oluşturmaz; fakat Allah Teâlâ bu detayları zikretmeyi murat etmiştir. Mesela “Ashab-ı Kehf’in köpeği, mağaranın önünde, ön ayaklarını uzatmış yatıyordu” ayetinde “ön ayakları” kelimesini zikretmeseydi, sadece “Ashab-ı Kehf’in köpeği, mağaranın önünde yatıyordu” deseydi ne olurdu? Önemli bir ayrıntıyı öğrenemezdik tabi ki peki koca bir ümmet bölünür müydü? Müminler birbirini tekfir eder miydi? Cemaatler dağılır mıydı? Vahdetin önündeki en önemli engellerden biri meydana gelir miydi?

Tabi ki hayır.

Tam da burada şu soru tüm çıplaklığıyla karşımıza çıkıyor?

Kur’an, kıyamet, diriliş, vahiy, ahiret, peygamberler, kavimler, cennet, cehennem gibi iman açısından son derece önemli konularda bazı ayrıntıları özellikle zikrederken; Hz. İsa'nın kıyamete yakın yeryüzüne tekrar ineceği gibi ümmetin tamamını ilgilendirecek, imana taalluk eden böylesine büyük ve olağanüstü bir meseleyi Kur’an'da açık bir şekilde zikretmemesi normal midir?

El-Cevap: Hayır, normal değildir. Allah azze ve celle, hidayet rehberi olan Kur’an’da, imana taalluk etmeyen meselelerde ayrıntı verirken, gaybi ve imani bir meseleden bahsetmemesi, ne Allah azze ve cellenin sünnetine ne de Kur’an’ın hidayet rehberliğine yakışmaz.

Sonuç: Bu kadar ayrıntının yanında, ümmeti birbirine düşürecek, ikiye bölecek kadar değerli ve önemli bir hadise olan İsa aleyhisselamın nüzulü, Kur’an’da bahsedilmediği için İsa aleyhisselam yeryüzüne bir daha gelmeyecektir.

Delil 3.  Hadis Tenkidi – Domuzu öldürecek

Başta, Sahih Buhari, Sahih Müslim olmak üzere hadis kaynaklarında farklı sahabelerden çeşitli rivayetler bulunmaktadır.

 “Meryem oğlu İsa aranıza inecektir, O adaletle hükmedecek, haçı kıracak, domuzu öldürecektir.

Soru Şu: Allah azze ve celle, İsra suresinin 77. Ayetinde ve birçok ayette, “yerde ve gökte ne varsa hepsi Allah’ı tesbih eder fakat siz onların tesbihini anlamazsınız” buyuruyor. Ayet bu kadar açıkken, bir insan, bir peygamber, neden masum olan, suçsuz olan, Allah’ı tesbih eden bir hayvanı öldürür?

Domuz kötü bir hayvan mı? Şerli bir hayvan mı? Şeytani bir hayvan mı? Lanetlik bir hayvan mı? Yoksa bir imtihan gereği sadece etini yemek haram olan bir hayvan mı?

Hatta Allah azze ve celle Kur’an’da hayvanlardan bahsederken onları aşağılayıcı biçimde ele almaz.

- Karıncalar konuşur. (Neml 18)

- Hüdhüd haber getirir. (Neml 20)

- Hayvanlar da birer ümmettir. (Enam 38)

- Bütün varlıklar Allah’ı tesbih eder. (İsra 77)

- Hayvanların yaratılışı Allah’ın kudret delillerinden biri olarak sunulur.

Dolayısıyla, zaten ahad haber ile gelen bir hadisin manasında, üzerinde soru işareti bırakacak bir lafzın olduğu açıktır.


Delil 4. Hadis Tenkidi - Cizyeyi kaldıracak

Hadisin devamında, domuzu öldürecek sözünden sonra “İsa aleyhisselam, cizyeyi kaldıracak” diye bir ifade var. Bu ifade, “domuzu öldürecek” ifadesinden daha vahim ve Kur’an’ın hükmüne ters bir ifadedir.

Nitekim Rabbimiz azze ve celle, Tevbe suresinin 29.  ayetinde, cizye ile ilgili kıyamete kadar baki kalacak bir hükümden bahsetmektedir. Tekrar ediyorum, kıyamete kadar kalacak bir hüküm.

"Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlü’nün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslam’ı din edinmeyen kimselerle, boyun eğip kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın" buyurmaktadır.

Peki, Allah’ın Resulüne isnat edilen hadiste ne diyor? “İsa, cizyeyi kaldıracak.”

Soru şu: Bir peygamber bile Allah’ın indirdiği bir hükmü kaldıramazken, nasıl oluyor da peygamber olmayan, üstüne üstlük Resulullah’ın şeriatına tabi olan birisi, Resulullah’ın şeriatında kıyamete kadar geçerli olacak Allah’a ait bir hükmü kaldırabiliyor? Bu mümkün değildir.

Denilebilir ki, “Hz. İsa’nın nüzulünden sonra insanlar, tevhid inancına sahip olacak, dolayısıyla insanlar iman edeceği için cizyeye gerek kalmayacak.”

Bu söz, Kur’an usulüne ve tevhid akidesine aykırı bir sözdür. Birincisi, bütün insanlar iman etse de,  hiç kimse kıyamete kadar Allah’ın var olan bir hükmünü kaldıramaz. Hele hele peygamber olmayan bir insan hiç hiç kaldıramaz. Bu anlayış, tevhid akidesine ters, hatta şirk dahi diyebileceğimiz bir anlayıştır. İkincisi, diyelim ehli kitap ve diğer insanlar Hz. İsa’ya iman etti. Bu da Kur’an’ın hükmüne ters bir durumdur. Allah kitabında “insanları çoğu iman etmezler” buyuruyor. Bu hüküm kıyamete kadar devam edecek bir durum iken, ayrıca, Hz. Nuh gibi 950 sene boyunca hem peygamberlik yapan, hem de mucizeleri olan, Hz. Musa gibi uzun yıllar peygamberlik yapan ve onlarca mucizesi olan peygamberlere kavimleri iman etmezken, küfrederken, tekzip ederken, peygamber olmayan ve mucizeleri olmayan bir insana bütün insanların iman etmesi ne kadar mümkündür?

Bu anlayış Peygamberler kıssalarıyla ne kadar uyuşur?

Böylesine bir gerçeklik, Allah Resulünün böyle bir hadis zikretmeyeceğini bize açık bir delille anlatmaktadır.


Delil 5. Hadis Tenkidi – Deccalı öldürecek

Nüzul konusunda en ayrıntılı anlatımlardan biri Deccal hadisleridir.

Hadislerde, Hz. İsa’nın Deccal’i öldüreceği anlatılır.

Deccal meselesi domuzdan da öte, cizyeden de öte, meselenin en vahim boyutudur.

Kur’an’da anlatılan Allah tasavvuruna inanan bir müminin Deccal’a inanması inanılır gibi değildir.

Şimdi hadislerde geçen Deccal’ın olağanüstü özelliklerine bir göz atalım:

İnsanları imtihan edecek,

Yağmur yağdıracak,

Topraktan ürün bitirecek,

Bir insanı öldürüp, ölü bir insanı diriltecek,

İnsanlara cenneti ve cehennemi gösterecek...

Şimdi de gelelim Kur'an'ın Allah tasavvuru ile temel akidesine:

Sizce Allah ile Deccal arasında bir benzerlik var mı?

Dirilten de Allah’tır öldüren de Allah'tır.

Gökten yağmuru yağdıran da, yerden ekini bitiren de Allah’tır.

İnsanları imtihan edecek olan Allah’tır.

Cennetin ve Cehennemin bilgisi Allah’a aittir.

Soru şu: “Deccal gerçekten öldürüyor ve diriltiyorsa, yağmuru yağdırıyor, yerden ekini bitiriyorsa, insanları imtihan ediyorsa,  Allah'ın fiillerine ortak olmuş olmuyor mu?”

Bu nasıl bir akide? Bu nasıl bir inanç? Böyle bir inanç insanı Allah korusun küfre götürür.

Delil 6. Hadis Tenkidi – Şam’daki beyaz minareye inecek

Hadislerde, “İsa Şam'daki beyaz mibareye inecek” deniliyor.

Soru şu: Allah Resulü zamanında minare mi vardı?

Diyelim Allah Resulü, minarenin ne olduğunu vahiy yoluyla biliyordu, peki, “deniz köpüğü” hadisinde, “Ya Resulullah biz o gün sayı olarak az mı olacağız” diye soran veya bedir günü,  “Ya Resulullah burası vahiy mi yoksa senin fikrin mi” diye soran yahut uhud savaşı öncesi, “Allah’ın Resulünün savunma fikrinin aksine meydan savaşını Allah Resulüne kabul ettiren” binlerce sahabeden 1 tanesi bile "Ya Resulullah, minare nedir? diye niye sorması gerekmez miydi?

Bu mesele de, Allah Resulüne isnad edilen bu söz üzerinde ciddi şüpheler oluşturuyor.


Delil 7. Allah azze ve celle, kitabında, “kıyametin saatini neredeyse kendimden bile saklayacağım” buyurarak, kendisinden başka, ister melek olsun ister peygamber,  hiç kimsenin bilmediğini ifade ediyor. Bunun yanında Rabbimiz azze ve celle, kıyamet için “bağteten” yani aniden, hiç kimsenin beklemediği bir anda kâfirlerin üzerine kopacaktır buyuruyor. Bundan dolayı Allah’ın Resulü, uzaktan kara bir bulut geldiğinde “acaba kıyamet mi kopacak” diye korkuyor.

2 tane sorudan birincisi şu: Hz. İsa’nın nüzulünden sonra kıyametin kopacağını bilen bir peygamber kıyametten korkar mı veya sahabesini kıyamet ile korkutur mu? İkincisi, bütün insanlar Hz. İsa’ya iman edecekse, domuzu öldürecek, herkes iman ettiği için cizyeyi kaldıracak ve deccalı öldürecekse, kısacası ortada Allah’a ve Resulüne isyan eden kimse kalmazsa, hangi kıyamet kâfirlerin üzerine aniden kopacak?


Delil 8. Allah azze ve celle yeryüzüne gönderdiği bütün peygamberleri, kavimlerinin içinden seçip göndermiş hatta onlara zımnen “kardeşleri” ifadesi kullanmıştır. Dolayısıyla bütün peygamberler, doğruluğuyla, dürüstlüğüyle, ahlakıyla, adaletiyle kısacası her yönüyle “El-Eminliğiyle” maruf, tanınan bir kimliğe ve kişiliğe sahiptir. Ben tanımıyorum diyen hiçbir insan yoktur. Buna rağmen insanları çoğu peygamberlerini yalanlamış, öldürmüş ve yurtlarından çıkartmıştır. Hem de peygamberlerin mucizeleri olmasına rağmen.

Soru şu: Gökten inen ama peygamber olmayan, dolayısıyla mucizeleri olmayan, en önemlisi indirildiği toplumda tanınır olmayan, maruf olmayan, bir anda insanlara Allah’ın tekliğini anlatan ve insanlara “ben İsa’yım” diyen birine insanlar neden inansın? Onun İsa olduğunu nasıl anlasın?

Bu, Kur’anın bize anlattığı peygamber modeline, maruf kimlik ve şahitlik modeline uymamaktadır.

Dolayısıyla hadis diye rivayet edilen bu metne, kocaman bir soru işareti daha.


Delil 9. Hz. Ömer’in elinde Tevrat sayfalarını gören Allah’ın Resulü, Hz. Ömer’e gazaplanmış, alnının damarı gözükmüş ve “eğer Musa kardeşim gelse, bana tabi olmaktan başka çaresi kalmaz” diyerek, kendisinden sonra ne İsa ne de Musa aleyhisselamın gelmeyeceğini yarısı açık yarısı zımnen beyan etmiştir.

 

 

Delil 10. Hz. İsa’nın nüzulüne inanan, kıyamet öncesi tekrar yeryüzüne ineceğini iddia eden tüm hadis ehli, Hz. İsa’nın ölmediğini ve Allah azze ve celleinin onu fiziken göğe yükselteceğini söylerler.

Halbuki hem Allah azze ve celle hem de Hz. İsa, kendi ağızlarından, Hz. İsa’nın öldüğünü beyan etmiştir. Ayetler yoruma mahal bırakmayacak kadar açık ve nettir.

Âl-i İmrân 3/55'te: "Hani Allah şöyle demişti: 'Ey İsa! Şüphesiz seni ben vefat ettireceğim, seni katıma yükselteceğim, seni inkârcılardan arındıracağım ve sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak. İşte, ayrılığa düşüp durduğunuz hususlarda aranızda hükmü o zaman ben vereceğim.'"

Mâide 5/117'de: “Ben onlara ancak senin bana emrettiklerini söyledim: ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin’ dedim. İçlerinde bulunduğum sürece onların yaptıklarına tanık idim. Fakat sen beni vefat ettirdikten sonra onların halini bilip gören sadece sensin. Sen her şeye şahitsin.” buyurulmuştur.

Dolayısıyla, Ehli Hadisin iddia ettiği gibi, Hz. İsa ölmemiştir, Allah onu göğe yükseltmiştir iddiası bu ayetlerde çürümüştür. Ayrıca birinci ayette, 'Ey İsa! Şüphesiz seni ben vefat ettireceğim, seni katıma yükselteceğim, seni inkârcılardan arındıracağım ve sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerden üstün kılacağım.” diyerek Hz. İsa’ya yaşarken iman edenlerin, yaşarken iman etmeyenlere üstün olacağını bildirerek, Hz. İsa’nın öldükten sonra kıyamete kadar yeryüzü ile bir ilişkisinin kalmadığını ifade etmiştir. Aynı zamanda İsa a.s’ın nüzulünü iddia edenlerin iddiasını kabul ettiğimizde şu 2 ayetin birbiriyle çeliştiğini gözüyoruz. Az önce zikredilen ayette, “sana iman edenleri, inkar edenlere karşı kıyamete kadar üstün kılacağım” buyurmuştu. Demek ki İsa aleyhisselama iman edenler olduğu kadar kıyamete kadar iman etmeyenlerin de olacağını bu ayetten anlıyoruz. İddia edenlerin delil olarak getirdiği Nisa suresinin 159. Ayetinde, “Ehli Kitaptan her bir kişi, ölmeden önce İsa aleyhisselamın Allah’ın oğlu olmadığına ve Allah’ın Resulü olduğuna iman edecek” buyruluyor. Bu ayet de tüm ehli kitabın iman edeceğini söylüyor. Nüzul iddiasını kabul edersek bu ayetler birbiriyle çelişmiş olmaz mı?


Delil 11. Rabbimiz azze ve celle Nisâ suresinin 159. Ayeti kerimesinde “Ehli Kitaptan her bir kişi, ölmeden önce İsa aleyhisselamın Allah’ın oğlu olmadığına ve Allah’ın Resulü olduğuna iman edecek” buyuruyor.

Bu ayet, Ehl-i kitabın (Yahudi ve Hristiyanların) ölüm anında Hz. İsa'ya dair gerçeği görerek iman edeceğini, ancak bu son anda gelen imanın kendilerine bir fayda sağlamayacağını ve Hz. İsa'nın kıyamet günü onların aleyhine şahitlik edeceğini bildirir.

Zamir Hz. İsa'ya değil, Ehl-i kitap mensubuna döner.

Yani kişi ölüm döşeğine geldiğinde gerçeği görecek ve Hz. İsa'nın Allah'ın kulu ve peygamberi olduğuna iman edecektir.

Diyelim ki buradaki zamir Hz. İsa’ya gidiyor. Ve Hz. İsa yeryüzüne indikten sonra özellikle ehli kitaba, yani Hristiyan ve Yahudilere, tevhid inancını,  Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin batıl dinler olduğunu, İslam’ın ise Allah katında tek din olduğunu anlatacak ve onlar da ölmeden önce Hz. İsa’ya iman edecekler öylemi. Ehli Kitab’ın içinde Yahudiler de var mı?  Evet var.

Öyleyse soru şu: Kur’an’ın bize betimlediği, döndüre döndüre anlattığı, azgın, İslam düşmanı ve belki de binlerce peygamberi katleden lanetlik kavmin çocukları olan Yahudi’ler hiç itiraz etmeden, kendi dinlerini reddederek, kendi ırklarının üstünlüğünü reddederek, İslam’ı kabul edecek ve peygamber olmayan, mucizeleri olmayan Hz. İsa’ya iman edecek öyle mi?

Onlar bırakın Hz. İsa’ya iman etmeyi, Hz. İsa’nın derisini yüzerler.

Dolayısıyla, okumalarımızı Kur’an’ın bütünlüğünden ayrı yaptığımızda ve hadis metinlerinin üzerinde hiç düşünmeden, tefekkür etmeden aldığımızda karşımıza nasıl sorunların çıktığını bir kez daha görüyoruz.

Delil 12. “Zuhruf 61: “O, kıyamet için bir bilgidir/alamettir

وَاِنَّهُ لَعِلْمٌ لِلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ

İyi bilin ki, o kıyamete ait bir bilgidir. Sakın ondan şüphe etmeyin ve bana tâbi olun. Bu dosdoğru yoldur.

Ayetlerin siyak ve sibakına baktığımız zaman Rabbimiz azze ve celle, 57,58 ve 59. Ayetlerde Hz. İsa’dan bahsederken, 60, 61 ve 62. Ayetlerde Hz. İsa konusuna bir es vererek, Mekkeli müşriklerden bahsetmeye başlıyor. Devamında ise Hz. İsa meselesini tekrar gündem ediyor.

60. Ayet: “İsteseydik sizin yerinize, yeryüzünde egemen olacak melekler yaratırdık.”

61. Ayet : “Bilin ki, o kıyamete ait bir bilgidir. Sakın ondan şüphe etmeyin ve bana tâbi olun. Bu dosdoğru yoldur.

62. Ayet: “Şeytan sizi sakın doğru yoldan engellemesin, o sizin apaçık düşmanınızdır.”

Rabbimiz azze ve celle 61. ve iddia edilen ayette, özellikle Resulullah’ın ağzından “O kıyamet gününün gelmesinden asla tereddüt etmeyin ve bana tabi olun, çünkü bu doğru yoldur            “ buyurarak, ayetin başındaki “innehü” zamiri ile Kur’an’a, ondan sonra gelen “biha” zamiri ile de kıyamet gününe vurgu yaptığını görüyoruz. Resullullah’ın, bu sözü söylerken, elindeki tek mucize olan, kendisine vahyedilen ve ümmetini sürekli kıyamet ile korkutan Kur’an’a mı işaret etmesi mi daha makul ve hikmetlidir yoksa Hz. İsa’ya işaret etmesi mi?

Burada“İnnehü” zamiri Hz. İsa'ya değil, Kur'an'a,  “Biha” zamiri ise kıyamet gününe rücu eder.

Delil 13. “Biz dininizi tamamladık ve kemale erdirdik” - Maide 3. Ayet

Bu ayet, bir rivayete göre vahyin inzal olan son ayetidir. Allah azze ve celle, dinini kesinkes tamamlamış ve zirve olarak kemale erdirmiştir. Bu noktanın ne ötesi ne de berisi vardır. Allah azze ve celle o Kur’an’da, yani bu dinde, ne eksik bir şey bırakmış ne de ihtiyacımızdan fazlası bir konuyu zikretmiştir.

Soru şu: Rabbimiz azze ve celle, dinini tamamladığına ve kemale erdirdiğine göre, Kur’an’da bir şeyi eksik mi bıraktı ki Hz. İsa yeniden gelsin? Son nebi, Allah’ın Resulü olduğuna göre, Hz. İsa tekrar geldiğinde dindeki hangi eksikliği giderecek?

Delil 14. Hz. İsa’nın nüzulünü iddia edenlerin delil olarak getirdiği ayetlere ve hadislere baktığımızda, ayetlerin ve hadislerin, Hz. İsa’nın gelişini sürekli Ehli Kitap ile ilişkilendirdiğini görüyoruz.

Mesela ayet, “Ehli kitap ölmeden önce iman edecek” diyor. Hadisler ise, “haçı kıracak, domuzu öldürecek” diyor.

Peki Soru Şu: Hz. İsa, yeryüzüne indiğinde İslam’ı ve Resulullahın şeriatını veya tevhid akidesini sadece Hristiyan ve Yahudilere mi anlatacak? Kıyamet sadece Hristiyanlara ve Yahudilere mi kopacak? Dünyada başka kâfir, müşrik ve müstekbir yok mu? Mesela, İsa aleyhisselamın, Kemalistlere, laiklere, ateistlere, Budistlere söyleyecek bir sözü yok mu? İnsanlara Tevhidi anlatmayacak mı?

Delil 16. “Muhammed ﷺ son peygamberdir.”

 “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; fakat Allah’ın Resûlü ve nebilerin sonuncusudur.”  (Ahzâb 33/40)

Resulullah son peygamberse, Kur’an son vahiyse, bu bin tamamlandıysa ve korunuyorsa, ne başka bir peygambere, ne başka bir kitaba, ne de gökten inen başka bir insana ihtiyaç yoktur.

Delil 17. Bizler, İsrailoğulları gibi oturup İsa aleyhisselamın gelişini mi bekleyeceğiz?

İsrailoğulları peygamberlerine ne demişti? “Git Sen ve Rabbin savaşın” demişti, değil mi? Peki biz, oturduğumuz yerde, İsa aleyhisselamı, Mehdi’yi beklersek, İsa aleyhisselamın Deccal’ı öldürmesini, haçı kırmasını ve bir sürü işi yapmasını beklersek, bizim imanımız, bizim cihadımız, bizim şehadetimiz nerede kaldı? Onlar gibi, oturanlardan olursak, onlardan ne farkımız kalır? Biz neden Mehdi ve Mesih bekliyoruz? Biz neden her bir mümin ve muvahhid olarak Mehdi ve Mesih olmayı denemiyoruz? Allah bize bekleyin mi diyor yoksa kalkın hicret edin, canınızla ve malınızla savaşın mı diyor?

Öyleyse, ölmüş, Rabbimizin katına yükselmiş ve hiçbir zaman gelmeyecek olan Hz. İsa’yı beklemek (salat ve selam onun üzerine olsun) beyhude bir bekleyiş olacak ve kıyamete kadar zalimlerin karşısında güç ve zaman kaybetmemize sebebiyet verecektir…

Allah’a emanet olun..

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.