İslamcılık (Islamısm) Tartışmaları Ne İfade Ediyor?
“Müslüman” , “Mümin”, “Muttaki” kavramlarına ne oldu? Tabi ki vahiyde olmayan ve beşeri üretim olan bir kavramı açıklamak ve tartışmak için vahyin kavramlarını kullanmalarını beklemiyorduk. Ama konu İslam ve İslami mücadele olunca, Kur’an’ın kavramları referans alınmalıdır. Değerlendirmeler, Kur’ani tonda olmalıdır.
Nedir bu kavram şimdi? Nereden çıktı, ne zaman çıktı? Ne diye şimdi gündemde?
Nedir ki bu İslamcılık?
Son dönem tartışmalarıyla cılkı çıkarılan bir kavram mı oldu, anlaşılır mı kılındı?
Anlayan ne anladı? Anlamayan ne kaybetti?
En mühimsediğim soru şu ki,
-Anlayanlar anlamayanlara anlatabildi mi?
1-)“Islam_ism”(İslam_cılık) tartışmalarına genel bir bakış
İslam’ı yaşama ve yaşatma uğruna yapılan bütün çalışmaları takdirle karşılamak gerekir. İslam_cılık tartışmalarını da böyle düşünmek istiyoruz. Bu kavramın kullanılmasını tartışılır olduğu kabulümüzle, yine de müslümanların sorunlarının konuşulmasını ve bu konuda birçok yazarın, düşünürün, okurun beyin fırtınası yapmasını, yapabilmesini Yüce Rabbimizden diliyoruz. İnşaallah bu gibi tartışmalar vesilesiyle, müslümanlar İslam’ı yeryüzüne hakim kılacak bir bakışı, dosdoğru bir istikameti ve doğru bir peygamber telakkisini kazanabilir. Bunun için Rahman olan Rabbimize dua ediyoruz. Hoşumuza gidip gitmediğini bile bilmediğimiz(!) bu tartışmalardan; hoşa gitse de gitmese de, biz müslümanlar için bir hayır murad etmiş olmasını Rahman’dan diliyoruz.
Tabi ki sadece duanın değil, duayı geçerli kılacak amellerin önemini de inşaallah biliyoruz. Dolayısıyle, amellerimizi “salih” kılacak bazı şartları yerine getirmek zaruridir. Amelleri iman/inanç doğrultusunda yöneten mekanizma ise zihindir, düşüncedir.
Şimdi düşünelim, “Bu tartışmaların amacı nedir?”
Tartışmadaki amacın/hedefin doğru belirlenmesi ve ortaya koyulan görüşlerin bu amaca hizmet etmesi, amelleri salih kılacak ilk şart olarak akla gelmelidir. Çünkü müslüman amaçsız hareket etmez. Tartışmaların sonunda -eğer ki bu son gelirse/olursa- insanların önce zihinlerinde sonra amellerinde, eskiye nazaran bir ilerleme kaydedilmişse hayırdan bahsedilebilir. Hayır ise, ancak keyfiyette bir derinleşme vuku bulduğunda hâsıl olmuş olur. Ortaya atılan fikirlerin terkibinden İslami çalışmalarda ufkumuzu aydınlatacak yeni bir durum, düşünce ve eylem ortaya çıkması, çıkabilmesi gerekir.
Şu andaki duruma bakıldığında, düşünsel ve eylemsel manada, olumlu ya da olumsuz bir yenilikten de hareketlenmeden de bahsedebilir miyiz, bunu bilmiyoruz. Zira tartışmanın amacını net olarak bilmediğimiz gibi, bu konuda yazanlar da fikirlerini belli bir sistematiğe ve bir amaca oturtamamış durumdalar. Yazılanları; bir ucundan tartışmalara katılmak, kavram hakkında fikir beyan etmek, ya da diğerini eleştirmek formatından öte geçmediğini takip ettik ve ediyoruz. Kaldı ki bunu ilk dile getiren de değiliz. Bundan sonra yazılacak olanlar daha somut başlıklar altında ve bir amaca binaen yazılmalıdırlar. Konu İslami mücadele ise, en nihayetinde, kendilerine değil, İslam’ın kavramlarıyla İslam’a çağıran bir münadiyi işitmeyi arzu ediyoruz.
Kavramın tanımlanmasındaki ihtilafı çözmek mümkün görünmüyor. Dolayısıyle muhteva üzerinden bu tartışmayı sürdürmek faydalı bir katkı sağlayacaktır. “Kim, ne demek istiyor?”, “Topluma veya toplumun hangi kesimine, hangi mesaj verilmek isteniyor?”, “İnsanlar neye çağırılıyor, çağırılıyor mu?”.. vb.. konulardaki görüşler açık ve net formüle edilmeli ki, tartışma sağlam bir zemine otursun. Böylece konu dallanıp budaklanmaz.
2) İslam_cılık tartışmalarının gündeme getirilme zamanı, amacı ve verilmek istenen mesaj nedir?
Bu tartışmanın neden daha önceki senelerde değil de, şimdi bu denli hararetlendiği, sorulması gereken sorulardan biridir. Zira bu konudaki ihtimaller akıllara belli kuşkuları getiriyor. Her ne kadar bu gibi sözler, komplo teorisi ya da art niyet arama olarak algılansa da, müslümanlar biliyor ki, bütün zamanlardaki en güçlü teoriler, batılın güya Hakkı örtmesi, gizlemesi, perdelemesi yöntemiyle, Hakk’a başkaldıran insanların, bu dünyada dilediği gibi yaşaması için geliştirilmiştir.
“Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile.” (61/8)
En güvenilir kaynaktan alıntıladığım, satır arasında değil, son dakika gelişmesi olarak hiç değil, bilakis her çağa hitap eden bu habere göre; ilahi takdirle Allah (c) nurunu tamamlamış ve tamamlayacaktır. Kafirler hoş görse de, görmese de. Yani, İslam’ı yeryüzüne hakim kılmak için elbette ki Allah’ın müslümanlara ihtiyacı yok. Müslümanlar, kendileri için seçip beğenilmiş olan İslam’ı yüceltmek için, aslında kendilerini diri tutabilmeleri için ve yine kendi kurtuluşları için mücadele vermelidirler. Böylece, El-Muktedir olan Rabbimiz dilerse, her işi müslümanların lehine çevirecektir. Müslümanlara Allah(c.c.) yeter! “Onlar, kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" diyenlerdir.” (3/173)
Başlangıca dönecek olursak, siyasi konjonktürün müsait olmasından dolayı böyle bir tartışmanın başlatılmış olma ihtimali akla ilk gelenlerden.
İşte şimdi, dünyamızın son dönemde pek de düşkün olduğu(!) “İslam”ın genel gidişatı bütünlüğünde, bu tartışmaların amacının ne olabileceğini, ihtimaller dahilinde düşünebiliriz.
“İslamcılık, rahat, ılımlı, sorunsuz ortam ve zamanların konusu mu yapılmaya çalışılıyor?” amacı,
ihtimallerin en birincisi, yani en geçerli tezi sayılabilir. Kur’ani verilerle asla ve kat’a bağdaşmayan böyle bir ihtimalin doğruya ve hayra yönelik olmasından söz etmemiz bile mümkün değildir. Bu bağlamda, tartışmayı başlatanların, alanlarında birçoklarına göre daha ehil olmalarına rağmen, bu kavramı neden gündem ettiklerini sormak sanırım hakkımızdır. İlimlerini, vahyi sıralamaya göre konuşturmaları yani Kur’ani konuşmaları gerekir. Eğer bu ihtimal amaçlandı ise, her kim olursa olsun ve her ne ilmi olursa olsun, bırakalım “İslami mücadele” konusunda öncülük etmelerini, kendi kurtuluşlarını dahi riske sokan yanlış bir yaklaşım içerisindedirler. İslami mücadeleyi, rahat, sorunsuz ve ılımlı uzlaşmacı bir algıya oturtma çabası, maalesef baştan bir kaybın, ancak başarısız bir röprodüksiyon resmi olacaktır. Kullanılan boya ise Allah’ın boyası değildir!
İkinci bir ihtimal ise, dünyevileşmenin tavan yaptığı günümüzde,
“bu gidişata karşı müslümanları uyarmak ve bir davamızın olduğunu hatırlatmak maksadıdır,
ki bu amaca söyleyecek hiçbir sözümüz yoktur. Ama eğer, gelmiş geçmiş bütün peygamberleri örnek alırsak, onların toplumlarına ilk önce dile getirdikleri konuyu hatırlamamız ve hatırlatmamız gerekir. İslami mücadeleyi kasteden bu kavramı gündeme getirmeden evvel; bu mücadeleyi bizzat yapacak “Müslümanın açık kimliğinden”, bu kimliği belirleyecek “Tevhid, şirk ve tağut” gibi kavramlardan/algılardan bahsedilmesi öncelenmelidir. İslam’ın yeryüzüne hakim kılınması için gerekli nebevi hareket metodu uygulanmalı, bu anlatılmalıdır. Tabi ki yazıları takip edenler hemen bir itirazla, “Bundan bahsedenler oldu, konu zaten İslam’ın hakim kılınması diyeceklerdir. Doğru, bu oldu. Ama “Tevhid” ve “Şirk” alenen, Allah’ın vahyi doğrultusunda açıklanmadığı gibi, “Müslüman” ın tağutu reddetmesi, uzlaşmacı değil baştan inşacı rolü açıkça anlatılmadı, tarihten örneklemelerin yapıldığı yerlerde ise bu salt bir bilgi olarak geçildi, böyle bir davet yapılmadı. Bunlar bahsedilmediğinde, ne İslamdan ne müslümandan, böyle bir davet yapılmadığında ise İslami mücadeleden bahsedilmiş olunmaz, olunamaz.
Burada yöntemi/metodu içtihat konusu yapanlar, Allah’ın dinini yeryüzünde hakim kılma olgusunu, elbette ki pragmatizmin ışığında yazılarına yansıttılar. Bu kavramı, sistem içi mücadelenin meşruiyetiyle ele alanlar, “hakimiyet” kavramını hiç kullanmadılar. Aslında vahyin kavramlarıNI pek kullanmadılar. Kullanılır gibi yaptılar. “Müslüman” , “Mümin”, “Muttaki” kavramlarına ne oldu? Tabi ki vahiyde olmayan ve beşeri üretim olan bir kavramı açıklamak ve tartışmak için vahyin kavramlarını kullanmalarını beklemiyorduk. Ama konu İslam ve İslami mücadele olunca, Kur’an’ın kavramları referans alınmalıdır. Değerlendirmeler, Kur’ani tonda olmalıdır. Hz. Muhammed(s)in Kur’an’la verdiği ilmi mücadele anlatılmalıdır. Ve en önemlisi örnek kul ve resul olan Hz. Muhammed, gül bahçelerinden(!), savaş meydanlarına taşınmalıdır. Onun stratejik bir dava adamı ve devlet adamı olduğu, devlet yönetim algısıyla birlikte açıkça ortaya konmalıdır. Bir karıncayı incitemeyecek merhameti yıllardır anlatılırken; karıncalarla değil ama, kafir ve müşriklerle bizzat savaş meydanındaki Hakk yoldaki haklı mücadelesi anlatılmalıdır. Hepsi bir bütün bütün olarak anlatılırsa, doğru bir resul algısı verilebilir. Eğer ki konu mücadele ise.
Bir üçüncü ihtimal de, birincisiyle bağlantılı olarak şu ki,
“Şimdi İslam’ı tebliğ ortamı bütün boyutlarıyla müsait hale geldi. Dolayısıyla bu fırsatı değerlendirmeli, yeniden İslam’ı bir siyasi ve toplumsal nizam olarak toplumun gözleri önüne sermeliyiz” amacı…
Az önce söylediklerimizi burada da yineliyoruz. İlave olarak, toplumun bunlardan ne kadar haberdar edildiği, yine ne kadar sade ve anlaşılır bir dille yazıldığı, bu amaçla medyanın ne kadar etkin kullanıldığı da irdelememiz gereken konular arasında.
Yine de, tüm dünyada İslami mücadelenin -her dönemde olduğu gibi- sıkıntılı bir merhaleden geçtiği günümüzde bu amaç; kavramın değil ama muhtevasının yerleştirilmesi ile -inşallah ikinci ihtimale nispeten- daha faydalı sonuçları doğurması yönünde umudumuzu artırabilir.
Başta da ifade ettiğimiz gibi, faydalı ve hayırlı bir sonuç; salt konuşmaların ve yazıların niteliğiyle, yani birbirinden üstünlüğü, derecesi, süsü, edebiliği, akademiliği, ilmi(!)liğiyle değil; “hikmet” esası gereğince, toplumdaki etkisi yani müslümanları bir hamle ileri taşıyıp taşıyamadığı gerçeği ile hâsıl olacaktır. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini şimdiden kestirmek mümkün değil. Ama Türkiye gibi bir ülkede, her şeyde ve her zaman olduğu gibi, bu da genelde iyi olarak değerlendirilmektedir. Temennimiz, iyi olmasından önce, doğru ve ümmete hayırlı olması yönünde. Sadece hoşumuza giden şeyin “iyi” olarak tanımlandığı günümüzde, nefsimize hoş gelmeyecek bedeller bizim kurtuluşumuza vesile olacaktır. Mücadele ise bugünkü tanımıyla hayatımıza iyilik katmayabilir. Rabbena duasını günümüz algısıyla okuyanlar, bedelsiz ve sorunsuz, iyilik dolu bir dünyayı yüce Allah’tan isterken, hiç sıkıntı çekmemeyi ama ateşten de korunmayı, hadi ateşten kurtuldu bir de ahiretteki bütün iyilikleri de isteyebilmektedir. Yani iyi yaşayalım, iyi ölelim, dünyamız da ahretimiz de iyilik dolsun!
Üzgünüz, ötelerde “Nasılsın?” diye sormayacaklar ki, “iyi”yim, iyiydim diyesin…
Neyse, tartışmanın amacını ihtimaller dahilinde inceledikten sonra şunları da sorabilmeliyiz.
Amaç her ne olursa olsun bu gündem, müslümanlara –resullerinki gibi- bir çağrı mesajı içeriyor mu? Kulluk vazifesine işaret ediyor mu? Rabbe ve tüm insanlığa karşı sorumluluklarını hatırlatıyor mu? Yoksa üretilen yeni dinin mensuplarının hareket sahası, mücadele şekli ve yeni rotası mı belirleniyor? Yoksa yüce Allah’ın vahiyle insana yüklediği kulluk sorumluluğu ile zamana ve zemine göre güncellenen yeni(!) sorumluluklar, yer değiştirilmeye mi çalışılıyor?
Tabii bu aklımıza gelen bir iki basit soru! Bu soruların cevabı netleştiğinde gerçek tablo ortaya çıkacaktır. Tabii netleşirse!
Eğer ki, niyet halisane amaç da vahye göre şekillenmiş ise, yani gerçekten İslami mücadele ruhu canlandırılmaya çalışılıyorsa, bizce bu tartışmanın sonunda aksiyona bir davet olmalı. Bu aksiyon da İslam için çalışan bütün fert ve grupları içine almalı, alabilmeli… Toplumu dönüştürecek bir etki bakımından bir beklenti olmasa da, şimdilik toplumu dönüştürecek insanları dönüştürecek bir etki beklenebilmeli. Eğer ki amaç yeryüzüne Allah’ın dinini, yani İslam’ı hakim kılmak ise. Eğer ki varılacak yer, sadece cennetler ise…
Dileğimiz o dur ki, bu tartışmalar vesilesiyle, “Müslüman” , “Tevhid”, “Şirk”, “Tağut”, “Rabbani yol”, “Metod” gibi kavramlar, müslümanların gündemine tekrar girsin. Zaten gündemimizde gibi bir savunmaya gitmeyelim, eğer ki gündemimize hakkıyla otursaydı, bugün yazanlar daha farklı olurdu, okuyanlar da…
Yazılanlara ise,
devam edeceğiz inşaallah…
Yorumlar 7
Selamun aleykum
Yazınızda artı eksi yapacak bir şey göremedim,daha tutarlı olarak gözlemledim
Allah basiretinizi daim kılsın
İsalmcılık seksenli yıllarda Müslüman düşmanları tarafından bize takılan bir lakaptır aslında
İslamcı derken bizi kasdettikleri için içinde de İslam kelimesi olduğundan, ciddi bir okuma ve araştırma yapmadığımızdan ve o dönemler Kur’an kavramlarına da bihaber olduğumuzdan sorgulamadan kendimizi İslamcı diye tanımladık.
Yine seksenli yılların sonlara doğru ilk defa İktibas dergisi bizlerin gündemine Kur’an kavramlarını soktuktan sonra bizim sırtımıza yüklenmiş küfeleri bir bir atma gayretinde olduk.
Allah razı olsun ve rahmeti üzerine olsun ercümend özkan şöyle diyordu
“Kavramlarımızı İslamileştirmeden, davranışlarımızı İslamileştirmek mümkün değildir” diyordu
Sahih bir değerlendirme ile farklı bakışı birleştiren bu yazınıza Allah razı olsun.
İktibasada yazdım bir yorum.İnşallah görür okursun fatma hanım.
Eline sağlık.
Kamuoyunda tartışılan İslamcılık tartışmasını ortaya getirenler keşke son yıllarda özellikle İslam coğrafyasında yaşanan kaosa,zulme,işkenceye; ülkemizde ise İslami duruşun vukufyetine,siyasi basiretine,ahlaksız dönüşümlerin ahlaksızlığına,bitap düşmüş İslam erlerinin önünü açabilmek için kurandan ve resulullahın hayatından kesitler vererek yeni açılımlar sağlasaydılar keşke. Batı karşısında siyasi,ekonomik,sosyal ve hatta fiziki yenilmenin neticesinde kaos yaşayan toplumumuza islamın izzeti ve şerefini tekrar hatırlatıverselerdi,hissettiriverselerdi.Gel gör ki şeref ve izzet yerine pragmatik bir yaklaşım sergileyenler toplumuda arkalarına takıp nereye gittiklerinin farkında değiller.Hani ayette mealen: “yaptıkları işi şeytan onlara süslü gösterdi” evet şeytan ve avanelerine rabbimiz öyle bir tuzak hazırlıyorki ileride kesin bileceklerdir.
Evet Fatma Hanım,sayın Durmuş’la aynı zamanda aynı konuyu yazmanız tevafuk olmuş Allah ecrinizi versin inşallah bu tartışma mü’min’lerin arzu ettiği bir şekilde sonuçlanır ve İslam hiçbir kayba uğramadan gerçek muradına erişir ve fırsatçılara bir tokat olarak iner
Selam ve dua ile
Ve aleyküm selam.
Sn.Metin, kavramlar cidden çok önemli. Sn.Ercümend Özkan çok güzel söylemiş. Kavramların kastettiği anlam değişime uğrar ve zihinlere değişmiş hali empoze edilirse, davranışlar da, yönlendirmesi kolay empoze tavırlar olacaktır.
Bu bağlamda, Sn.Keçeli’nin hatırlattığı kavramlar üzerinden ciddi yanılsamalara giriliyor. Özellikle “zulüm” kavramı, sadece şiddet, savaş, kan dökme..vb.. gibi algılara oturtularak, “Zulümle mücadele”, yardım ve destek temelli, barışçıl tavırlara indirgeniyor.
Halbuki “Şüphesiz ki en büyük zulüm şirktir”..Diğerleri, bu zulmün alt başlıkları/olayları/sonuçları olarak karşımıza çıkmakta. Müslümanların ise zulme karşı takınacakları tavrın ilk ayağı, şirk odaklarına karşı sergilenecek tevhid mücadelesidir.Diğerleri buna göre şekillenir.
Sn.Mehmet, İktibas’taki yorumunuzu okudum. Sizinkiyle beraber, diğer yorumlardan aldığım izlenim şu ki, inşaallah yazı maksadına ulaşmış. Fasih bir dille anlatım konusundaki hassasiyetinizden ve vurgunuza teşekkürler.
Selamlar herkese...
s fatma bacımızın ilk yazısını okuyorum kur’anın kavramları üzerindeki olumlu olumsuz yünündeki eleştırilerini orta bir yol izliyerek hayri ve sabrı tavsiye babında aradaki mesafeyi derinleştırmeden kin nefrete sebebiyet vermeden bu kavram karmaşasını tevhidi bilince sahib olan müslümanların kendi aralarında eğmeden bükmeden kur’anı kavaramlar üzerinde sağlıklı bir çalışma yaparak hemfikir olmaları hayırli bir adım olacak kanaatındayım islamcılık kur’anda geçmediği açık kur’anı kerimde geçen hac 78 ayetinde ve peygamberlere yünelik iman edenlere yünelik ismlendirme konusundaki ayet ve ayetler (sizinde insanlara şahit olmanız için o gerek daha önce(gelmiş kitaplarda)gerekse bunda(kur’anda)size müslümanlar adını verdi. bu ayetten hareketle elbete allahın bize yakıştırdığı müslümanlık kelimesi ismi daha uygun daha gözel daha laik bir kelime olduğu açık bu yünüyle eleştırilerimizi yazarken müslüman kesimi bir çırpıde islamın dışına itercesine yapılan eleştıri uslubunu iyi okumak gerekir diye düşünüyorum birde islamcılık kelimesinin islama aykırı bir yünü olmadığı yününde delilerini ortaya koyan müslüman kesimin delilerinide ortaya konması dayandığı delilerin doğru ve yalnışlarını açık ortaya konulmalıki anlaşılabilsin müslümanlar eleştırilerini yaparken dozu kaçırmadan kur’anın yaklaşma uslubunu peygamberin insanlara yaklaşma uslubunu kulanarak bir neticeye varabilir resul ebucehillere abdullah bin ubeylere şirkin küfrün temsilcilerine bile giderken kulandığı dil ve uslubunu defalarca inkar etikleri halde defalarca islami haykırmaları iyi okumamız müslümanlara ise merhametli doğrulara odaklanmamız için doğrulara ulaşma noktasında bir uzlaşı sağlanması hayırli bir adım olacak kanaatındayım kur’anın ilkeleri konusunda akideye taaluk eden konularda hemfikiriz bu din allahın asla herhangi bir insanın siyasi stratejik ırkı fikirleri mezhepleri cemaatleri düşünceleri yorumları ictihad ve menfaatları doğrultusunda kulanamaz karar veremez bizlere düşen kur’ana ve peygamberin yaşamlaştırılmış hayatını örnek almak hayat ve yaşam kitabı olarak kabul etmek ve teslim olmaktır insanların yorumları tezleri ictihadları düşünce ve fikirleri yalnışta doğruda olabilir bir mutlakiyet asla teşkil etmez doğruları kabul yalnışları ise reddimiz olmalıdır kişilerin hatırına asla doğruları göz ardı edemeyiz ilkeler kur’an merkezli olarak kabul edilmesi halinde müslümanlar arasında sorunlar çüzülme noktasında daha iyi daha başarılı olur kanaatındayım bu yazıyı hayri ve hayri tavsiye olarak bilmenizi isterim tüm tevhidi müslüman camianın islam kardeşliği saygı sevgi içinde bir birliktelik oluşturmalarını cenabı haktan niyaz ederim selam ve dua ile allaha emanet olunuz
Allah razı olsun ellerinize emeğinize sağlık gerçekten çok güzel bir yazı. Rabbim hepimizi İslam için çalışan kullardan eylesin inş Selam ve dua ile.
Güzel bir yazı okuduk.Allah razı olsun
