İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Fatma CEREN
Fatma CEREN
18 Ocak 2013

Küçük Hikayeler

Kendisine uzanan küçük ve titrek elin “Kim Allah’a güzel bir borç vermek ister?” buyuran Allah’ın eli olduğunu fark edemeyen; kendisine mal verenin de yoksullar için kendisinden mal isteyenin de Allah olduğunu bilmeyen ve bu gaflet içinde müstağnilikten başı dönen dünyaperest kadın, hiç düşünmeden ve düşünmeye gerek duymadan bu anlamsız soruyu soran kıza döndü ve gizleme nezaketini bile göstermediği bir hiddetle…

18 Ocak 2013 5 dk okuma 4,5B okunma
100%

Küçük kız, unutmamak için yol boyunca tekrar ettiği sözleri, adeta hafızasına kazımıştı. Git gide yavaşlayan adımlarla kapıya yaklaştı ve çekinerek zili çaldı;

Kapıyı, orta yaşlarda, özentiyle seçilmesine rağmen üzerine pek de yakışmamış kıyafetler içinde, sinirli ve yorgun görünümlü bir bayan olan Selma Hanım açtı.

-İhtiyaçtan artakalanınız var mı? Varsa annem ihtiyaç sahipleri için topluyor da!

Kendisine uzanan küçük ve titrek elin “Kim Allah’a güzel bir borç vermek ister?” buyuran Allah’ın eli olduğunu fark edemeyen; kendisine mal verenin de yoksullar için kendisinden mal isteyenin de Allah olduğunu bilmeyen ve bu gaflet içinde müstağnilikten başı dönen dünyaperest kadın, hiç düşünmeden ve düşünmeye gerek duymadan bu anlamsız soruyu soran kıza döndü ve gizleme nezaketini bile göstermediği bir hiddetle;

-“Ne demek istiyorsun sen? Dalga mı geçiyorsunuz benimle? Bu kaçıncı be!” diyerek kapıyı küçük kızın suratına çarptı. Her şeyi bildiğini zanneden ancak ahiretin tarlası olan dünyanın çorak ve verimsiz toprağına ertesi gün öğlen saatlerinde gömüleceğinden habersiz olan Selma Hanım, yine aynı müstağnilikle burnu yukarda bir şekilde salona geçti…

Küçük olmasına rağmen, tıklım tıkış eşya ile doldurulmuş salonun sağ köşesindeki tekli koltukta kitap okuyan kocasına yönelerek;

-“Ne yüzsüz bunlar be! Bir de diyor ki ‘ihtiyaçtan artakalan’ …Annesi tembih etmiş belli! Geçenlerde apartmanın önünde de söyledilerdi. Nasıl da kullanıyorlar insanların dini duygularını! İhtiyaç biter mi? Çoluk var çocuk var…Okulları, dershaneleri, evlilikleri…Ooooo… Hanımefendinin acıdığı yoksullara yardım edecekmişiz! Onlar da çalışsın kazansın canım… Ben mecbur muyum, herkes mecbur mu onlara vermeye?  Hem biz yapmıyor muyuz yardımlarımızı? Allah Allah!

Bütün gününü evi temizlemekle geçirdiğinden, yorgunluğunun üzerine bir de bu olay tuzu biberi olmuştu. Kapı, cam, banyo, tuvalet derken, bel fıtığı yüzünden, bacaklarındaki ağrıyı anca şimdi hissetmeye başlamış; ama beyazlatmak için iki saatini harcadığı fayans aralarına uzaktan şöööyle bir bakınca içi açılmış, ağrısını falan unutuvermişti. Yorulduğuna değmiş, ev akça pakça tertemiz olmuştu olmasına da bir de şu kız kapıya gelip de keyfini kaçırmasaydı! İnsanlar ne tuhaftı! “Herkesten kime ne kardeşim, her birinin derdine biz mi yetişeceğiz? Allah’ın sahip çıkacağına, biz mi sahip çıkacağız? İhtiyaçtan artakalanmış!”…Tövbe Ya Rabbim. Günaha soktular beni akşam akşam” diye bir türlü susmak bilmeyen makineli tüfek gibi konuşmaya devam etti. Her zamanki gibi bu sözleri de diğerleri gibi sabırla dinleyen kocası, “Keşke silahların olduğu gibi, şu kadınların da birer susturucusu olsaydı, olsaydı da her daim kulaklarının işitmediği, kimi zaman kuru sıkı olsa da, çoğunlukla kurbanlarında geri dönülmez tahribatlara neden olan kurşun gibi sözlerden,  başkaları da zarar görmek zorunda kalmasaydı.  Özellikle de genelde ilk kurban seçtikleri kocaları…” diye hafifçe sadece kendisinin duyabileceği tonda mırıldandı.

Selma Hanım, kocasının dediklerini duymak bir yana, yorulmak bilmeyen çenesiyle birkaç söz daha sarf edecekti ki birden göğsünde hafif bir çırpınma hissetti. Hemen oğlundan kolonyayı getirmesini istedi ve kanepeye uzanıverdi… Başındaki eğreti örtüyü hafifçe sıyırdı, gömleğinin düğmelerinden birkaçını çözüp pencereyi açtırdı… “Hah işte! Adamın asabını nasıl da bozuyorlar, bu kaçıncı, bak yine başladı çarpıntım!” diye sessiz ve bir o kadar da düşünceli kocasına söylenmeye devam etti.

-“Hanım ne kadar uzattın ya… Ne vardı az verseydin sen de bir şeyler! Garibanlara, yetimlere veriyorlar. Aşağı mahallede yaşayan bazılarını gördüm. Babaları yok, çok muhtaçlar.” Bunları derken hanımından gizlice yaptığı yardımları düşünerek yine gizlice sevindi. Selim Bey merhametli, yumuşak huylu bir adamdı. Öyle ki şimdiye kadar kimse ondan incitici bir tek söz bile işitmemişti. Onun bu merhametli muamelesine bir türlü layık olamayan Selma Hanım, kocasından gördüğü her iyi muameleyi kendinden bilir, çoğu zaman da bunu hak ettiğini düşünürdü. Uzunca bir zamandır takındığı bu müstağni duygusal tavır, onu hem kendi gerçekliğinden hem de kocasından uzaklaştırıyordu. Bunu birazcık olsun anlayabilmiş olsaydı, sahip olduğu nimetleri fark edebilir, böylece hem kendisine hem de ailesine huzur ve mutluluk kaynağı olabilirdi. Fakat o, kolay olanı seçmiş,  hep bir haklılık psikolojisiyle, merkeze kendisini almış ve nasihat kabul etmez dünyasında bencilce yaşamaya başlamıştı.  Selim Bey ise, artık elinden hiç bir şeyin gelmediğinin farkındaydı ve bu durumun kendisi için takdir edilmiş zorlu bir imtihan olduğunu, yapılması gereken tek şeyin, sadece Allah’tan sabır ve yardım dilemek olduğunu biliyordu. Hanımının az önceki sözleriyle, kapıya gelen çocuğun ne kadar rencide olduğunu derin bir üzüntüyle hatırladı ve bu sızıyı kendi nefsinde hissetti. İçinden geçirdiği birkaç hayır duasının ardından, “Her neyse, yarın ben hallederim inşallah…” diyerek hanımına döndü ve her zamanki anlayışıyla onu sakinleştirmeye çalıştı.

Ama tuhaflaşmaya, etrafına bir garip bakmaya başlamıştı Selma Hanım. Daha önceleri çatılmış kaşlar ve kendinden emin gözlerle karşı tarafa yukarılardan bakan aynı kadın, şimdi sanki derin bir çukurun çaresizlik dibine düşmüş ve karşı konulmaz bu çaresizliği, hayretle açılmış gözlerinde toplayıvermişti. Onda şu ana kadar hiç görmediği bu acınası bakışlarda, yürekleri sızlatacak sessiz bir feryat vardı. Öyle bir feryat ki gözbebeklerine tutunmaya çalışan her kelime bir bir aşağıya düşüyor, onlar düştükçe bu sessizlik fersiz bir hâl alıyordu. İşte o esnada, tam o esnada hırıltılı sesler çıkarmaya başlayan hanımının kesinlikle iyi olmadığını görünce, telaşla bağırmaya başladı ve hemen telefona yapışıp bir ambulans çağırdı.

Ancak bu eve, sağlık memurlarından önce gelen memurlar vardı. Küçük kız gibi kapıyı çalmayan, kapının açılmasını beklemeyen ve karşı tarafa tercih hakkı vermeyen bu memurlar, küçük kız gibi bir şeyler istemeye değil, tek bir şeyi almaya gelmişlerdi!

Paylaş X Facebook

Yorumlar 9

L levo 01 Ocak 2012

Kurgu hikayelerle bir şeyler anlatmak güzel de, bu tarzı dikkatli kullanmak gerek. Bu kurgudaki sonuç, samanyolu tv nin “uyduruk” temalarına dönüşmeye müsait. Nitekim sonuç öyle bağlanmış.

Anlattığınız şey hayatta karşılığı olan, okuyanında kendinden bir parçayı gördüğü şeyler olmalı. Gerçeğe yönlendiren bir şey. Mübalağa ama nereye kadar? Hele siz gibi böylesi yazıyı artıran birileri için, kurguya ve abartıya daha çok dikkat etmeli.

Şu yardım meselesine gelince, bana sorarasanız biraz daha düşünün bu tür konuları yazarken. Neredeyse dinin aslı yerine geçmeye başladı bu anlatışlar. Sizce de öyle değil mi?

A Abdi Keçeli 01 Ocak 2012

Kapitalist bir mantıkla yetişen insan karşılıksız olarak başkalarına bir şeyler vermeyi aptallık sayıyor, “önce ben tok olayımda, başkasından banane,” anlayışı ile gününü gün ediyor. Batılı hayat tarzını şiar edinmiş kimseler, evinde beslediği kediye, köpeğe ve kuşlara verdiği değer kadar açlık çeken insana değer vermiyor,onları görmüyor. Oysa susuzluktan çatlamış toprağın yağmura hasret çektiği gibi, ilgi ve alakaya en çok hasret çekenler yetimler,yoksullar ve çaresizler olmuşlrdır.
İslam’ın infak müessesesi, toplumun en güzel ekonomik kalkınma modeli iken, kaptalizm bu modelin önüne geçmiş,yapılması gereken tek şeyin “kendi nefsi isteklerini sınırsızca yerine getirme” olarak adres değiştirmiştir. Oysa yetimler ve yoksullar bu topluma Allah’ın birer emanetleridirler. Onları koruyup gözetmek ve paylaşmak her müslümana farzdır. Çünkü rabbimiz buyuruyor; Zenginin mallarında fakirlerinde bir hakkı vardır(Zariyat/19)
Kendileri muhtaç oldukları halde yiyeceklerini fakire,yetime ve esirlere ikram ederler ve:Biz bunu sadece Allah rızası için yapıyoruz. Sizden ne bir ücret nede bir teşekkür bekliyoruz. Biz çetin bir günde rabbimizin azabından korkuyoruz(İnsan/8,11) demek ki;
Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe asla iyiliğe eremesiniz (A’li İmran/92)
Selma Hanım’ın hesap edemediklerini bizler her an hesap etmeli, ayrıca bizlerin hesabının dışındaki rabbimizin hesabını da hesaba katmalıyız diyorum.
Güzel,anlamlı ve düşündürücü bir hikaye. Hayatın tam ortasından alınan bir numune olmuş, can köprücük kemiğe dayanmadan yapılacak olan ertelenmemeli. rabbim ecrinizi versin Fatma Hanım selametle

E ENGİN 01 Ocak 2012

Kuranı kerimde infak ile ilgili 45 ayet mevcut.
İnfak etmek müminlerin özelliklerindendir aynı zamanda.
“Onlar ki, namazı gereği gibi kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yoluna harcarlar.”

Ve ölüm heran gelip çatmadan, Allah için infağı yapmalıyız. Çünkü ölüm ansızın gelir. M.A.Birant mesela. Kim bekliyordu onun ölümünü?

Hayatın bu gerçeklerini, Allah’ın bu emrini bize güzel bir hikaye şeklinde anlattığınız için Allah sizden razı olsun sn. Ceren.

F fatma 01 Ocak 2012

Sn.Levo,
uyarınız cidden dikkate değer.

Öyle algılanabileceğini düşün(e)medim.
Fakat, hayatta karşılığı olmadığı hususuna katılamam. Bilakis hayatın tam da içinden. Mübalağa kısa bir hikayeye, ancak bu kadar sığdı, en azından benim şimdilik yapabildiğim bu.

Yardım meselesi ve benzeri meselelerin dinin yerine geçirildiği konusunda haklısınız cidden. Konu anlatımlı makale ile hikaye formatı biraz farklı. Hikayeleştirerek mesajı vermek zor dediğiniz gibi ve dikkatli olunmalı. Mesela kermes konusunu işlediğim bir yazıda, mesajı vermek daha kolaydı.

Bu kısa hikayede verilmeye çalışılan mesaj, iman dairesindeki infak mevzusundan ziyade, var olan geleneksel tavırlarda dahi artık seküler hesapların ağır bastığını vurgulamaktı. Nitekim, cahiliyede yapılan iyilikler de, eğer ki Allah dilerse, sahih bir imana vesile olabilmektedir.

Mesela, siz olsanız bu hikayeyi nasıl kurgulardınız/bağlardınız? Ve uyarınıza binaen örnek verebileceğiniz hikayeler varsa incelemek isterim.

Teşekkürler.

S sevilay 01 Ocak 2012

fatma kardeşim ben hikayayi çok beğendim.allah razı olsun.siz olgun karşılamışınız ben levo yorumcunun yorumuna katılmadım.zamanın kıymeytini önemini yapacaklarımızı erteleyince vaktin geleceğini anladım.bunun için hikayeyi çok beğendim kardeşim.eline sağlık.hikaye denemende makalen gibi sürükleyici buldum.arkadaşlarım gibi senden tek şikayetimiz daha çok yazmamandır değerli kardeşim.daha çok vakit ayırmanı dilerim.allaha emanet ol.

Y yavuz bayraktar 01 Ocak 2012

Samanyolu gerçekdışılığı ortak paydasında birleşirken insan olduğumuzu unutuyor muyuz sanki? Gerek fatma hanımefendi, gerek biz yorumcular, sayfanın editörleri; herbirerlerimiz iyiliği emredip kötülükten men ederken ‘insanları’ yönetmek, yönlendirmek ve sevketmek konumunda bulunurken, bu insanlarla aynı saflarda sorguya çekileceğimizi unutturuyor muyuz? İslam’ın temel esasları konuşulmalı, evet! Ancak sadaka, yardım, ahlaklı davranış, güzel söz, dürüst bir yaşam bizim hasletlerimiz değil midir? Bu konulardaki zaaflarımız, düştüğümüz hatalar, kuran-ı kerim’in yaptığı tasnifle küfür fiiliyle aynı başlık altında değerlendirilen münafıklığın alametleri değil midir? İşte sayın okuyucular bizler insanların hamileri olurken onları kaldırım taşları gibi dizme meyliyle yönetme ve yönlendirmede ileri gitmemeliyiz. Tevhid esasları islam’ın temelini oluşturan esaslardır ancak biz insanlara hayatımızın her alanında karşımıza çıkan olaylarda gösterdiğimiz müslümanca duruşun örnekliğini göstermeliyiz. Aksi hale islamı anlamış olmakla insanları yönlendirmekle mükellef müslümanlar olarak islamdan değil, insanların nabzından ve başka başka gerekliliklerden dolayı konuşmuş olur ve haddimizi aşmış oluruz! Maesselam.

D DOST 01 Ocak 2012

Essalamünaleyküm veberekatühü Fatma hn. Hikaye çok güzeldi.Kısaydı ve etkileyiciydi.Devamını dilerim.Levo beye bir önerim var eleştiriyorsa destek çıksın devamını getirsin.Eleştirisi havada kalmaması için sizi yönlendirmesi lazım.Eleştiri önemli fakat samimiyetli olmalıdır.
Sizede önerim butür samimi olmayan eleştirilere prim vermeyin.Samimiyet olsa sorunuza cevapda gelirdi.Sorunuza levobeyin yerine ben cevap vereyim.Siz hikayeye gayet güzel son vermişsiniz Fatma hn.Elinize sağlık.Yanlız bir eleştiriye katılıyorum daha fazla makale yazmalısın.Yazmak sorumluluktur okuyucuyu bekletmeye gelmez.Allah siz kalem sahiplerinin yardımcısı olsun.

A asr 01 Ocak 2012

fatma hn.
bizi çok bekletmediniz mi?
yeni yazı istiyoruz.

allah razı olsun.

A amine 01 Ocak 2012

Fatma kardeş, eline yüreğine sağlık.
Nerde kaldı yazılar?

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Fatma CEREN — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.