İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Akif KARATAŞ
Akif KARATAŞ
09 Temmuz 2015

MESAJ

Eşya ile münasebetini yani şeylerle yani araçlarla münasebetini kuramayan bizler araçları amaç edinmek yerine o araçları kullanmaya başlamalıyız. Yaratıcımızdan emin olmalıyız, hayatı, toplumu, evreni okuyarak yaratıcımızı ve onun sistemini tanımalıyız. Ancak böyle yaparak mesajın ondan geldiğini anlar ve o mesaja imkanına kavuşabilriz.

09 Temmuz 2015 4 dk okuma 3,4B okunma
100%

Allah’tan (c.c.) başka ilah olmadığına ve Hz. Muhammed’in onun elçisi olduğuna inandığ ımızı söyleriz. Burada  maksat elçinin elçiliğini onaylamak gibi anlaşılır nedense. Evet Hz. Muhammed  Allah’ın (c.c.) elçisidir, mübarek bir insandır, her türlü takdiri ve samimi teşekkürü fazlasıyla haketmiştir.

İnsanlığın düştüğü kadim hataya düşeriz aslında; eşya ile münasebetimizi kuramamaktan doğan araç-amaç dengesizliği, resimi doğru okuyamamamıza neden olur. Bize verilen araçlar yavaş yavaş  amaç haline gelir ve fanatikçe korunan kaleler halini alıverir.  Hayatı düzenleyecek, beşeri insan yapacak mesajın önemi ortadan kalkar bu durumda. Mesajı getiren araçlar ululanır, ancak mesaj bir türlü kullanılmaz.

                Gerçekte Hz. Muhammed’in Allah’ın (c.c.) elçisi olduğunu söylemenin hiçbir anlamı yoktur. Esas maksat elçinin getirdiği mesajın Allah’tan geldiğini kavramaktır. Evet bu mesaj Allah’tan gelen bir mesajdır diyebilmektir. Diğer bir araç olan Kuranı Kerimi ululamanında hiçbir anlamı yoktur. Kuranda bir elçidir ve içerdiği mesajın yaratıcıdan gelip gelmediğini kavrayacak bir akıl bu araçtan istifade edebilir.  Bizim ihtiyacımız elçiye değildir,  ihtiyaç  hayatımızı düzenleyecek olan mesajadır.

                Peki alıcı olan akıl mesajın doğru kaynaktan geldiğini nasıl anlayacak?  İnsan kaynağı tanımazsa mesajın doğru yerden gelen bir mesaj olduğunu nasıl anlayacak? Samimi bir kaygı ile yaratıcımızı düşünerek ondan emin olmazsak yani klasik söylemle iman etmezsek,  mesajın  Allah’tan geldiğini  doğrulayamayız. Ancak atalarımızın gittikleri yol üzere gider veya heva ve hevesimize göre kabullerde bulunuruz. Bu kabuller bizde hiçbir devinim yapmadığı gibi atalar dinini daha da güçlendirir.

                Yöneticilerimizin bizi yönetebilmek için oluşturdukları algılar sonucu; coğrafi sınırlarla kalıplaşmış atalar dinine sorgulamadan inanıyoruz. Bu nedenle mesaj doğru kaynaktan gelen bir mesaj olsa bile bizde bir devinim yapmıyor, bizi ıslah etmiyor, geliştirmiyor, erdemlileştirmiyor.

                Eşya ile münasebetini yani şeylerle yani araçlarla münasebetini kuramayan bizler araçları amaç edinmek yerine o araçları kullanmaya başlamalıyız. Yaratıcımızdan emin olmalıyız, hayatı, toplumu, evreni okuyarak yaratıcımızı ve onun sistemini tanımalıyız. Ancak böyle yaparak mesajın ondan geldiğini anlar ve o mesaja imkanına kavuşabilriz.

                Hz. Muhammed’in mesajları bu yüzden inkar edildi. Döneminde de sorun Hz Muhammed değil,  getirdiği orijinal mesajdı ve yaratıcısını tanımayan akıllar mesajın yaratıcıdan geldiğini anlayamadılar. Sorgulamadan reddettiler,  çünkü insanlık adına kaygı taşıyan bir akıl yürütmenin derdini taşımıyorlardı. Eğer bu kaygıyı taşısalardı insanlığı cehaletten kurtaracak her sözü dinleyerek içinden hak olanı almanın gayretinde olurlardı.

                Biz günümüz sözde coğrafi Müslümanları ise bunu kendimiz hariç tüm dünya insanlarından bekliyoruz. İnsanların sorgulayıp  aklederek islamı bulmaları gerektiğine inanıyoruz. Hatta islama bizim gibi inanmayanlar da bunu yapsa fena olmaz diye düşünüyoruz.  Kendimizi ise bundan müstesna tutuyoruz. Doğru yolu zaten bulduğumuzu sanıyoruz. Bize gelen mesajların bizimle aynı fikirde olması yetiyor onu doğrulamak için.  Reddetmek içinde  atalarımızdan duyduklarımızdan farklı olması yeterli sebep.

                Biz Mekke’deki cahillere ne kadar da benziyoruz. Biz bu kafayla Allah’ın elçilerini ilk yalanlayanlar oluruz. Bize elçilerden bir elçi bir mesaj getirse sıkı sıkıya atalarımızdan bulduklarımıza sarılırız. Elçiye de etmediğimizi bırakmayız, ne deliliği kalır, ne cinlendiği, ne de sapıttığı…

                Biz araca bakarız mesajı kontrol etmek için, mesajla kafa yormaya ne hacet, zaten kullanmaya da niyetimiz yok.  Bizim Müslümanlığımız aidiyet eksikliği, yalnızlık korkusu. Müslümanların ilki olmak bizim harcımız değil. İnsanlık için dualarımız bile islam coğrafyasıyla sınırlı. Almanya’da doğan katolikten tek farkımız coğrafyamız.

                Hristiyanlık, Yahudilik,  münafıklık veya Müslümanlık coğrafya ile belirlenemez. Bunlar birer hâldir, kişiliktir.  Allah’ın elçileri, rasulleri, nebileri, kitapları;  imanımız, ibadetimiz, akidemiz vs. ise tamamen araçtır. Bunları amaç edinip bu araçlar üzerine kafa yorulduğu, bunlar üzerine disiplinler oluşturulduğu sürece insanlığa bir şey katamayız.  Bunun yerine bu araçları kullanarak Allah’tan gelen mesajlarla güncel hayata dair çözümler üretmeliyiz.

                Gelin doğru mesajı getiren günümüz elçilerini öldürüp de Yahudileşmeyelim, gelin araçları ululayıp da  Hristiyanlaşmayalım. İslam coğrafyası yalanına kendimizi inandırıp yöneticilerin bizi gütmesine izin vermeyelim. Üst bir kimlik arıyorsak Türklükten öte Müslümanlıktan öte insanlık kimliğimize sahip çıkalım. 

                Gelin Allah’ın resullerinden biri, elçilerinden biri bir mesaj getirdiğinde ilk inkar edenler biz olmayalım.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 23

R R. Engin 01 Ocak 2012

Yorum köşeleri son zamanlarda çok sakin duruyorlar.
O halde bir soru ile canlılık kazandıralım Akif Bey!

“Elçinin kim olduğu önemli değil, önemli olan getirdiği mesajdır...” diyorsunuz? Bu bağlamda; sadece konunun anlaşılması açısından örnek niteliğinde soruyorum; Allah’u teala, Kur’an-ı Muhammed’e -as- değilde, O’nun yerine ebu Leheb gibi bir karaktere vahy etmiş olsaydı!,Olur muydu? Ne olurdu?

Soruma cevap geldikten sonra devam edelim, derim. Saygılar.

A A.Karataş 01 Ocak 2012

Soru için teşekkür ederim.
Burada elçinin kim olduğunun önemli olmamasından maksat; elçinin ululanmamasının açığa çıkmasıdır. Zaten sorumluluk taşımayan ve alemi okumayan bir insanın yaratıcının mesajını taşıma imkanı yoktur.
Hristiyanlaşan algı kullanacağı mesajdan çok mesajın araçlarını önemsediğinden mesajı hayattan çıkartıyor.
İşte bizlerde sorumluluk taşır ve hayatı okursak herhangi biri hayata dair bir şey söylediğinde bu Allah’tan dır veya değildir diyebiliriz.
Bunun Ebu Leheb olmasına gerek yok. Bir hanım kızın başını okşayıp “büyüyünce mesleğini eline al kocana karşı ayakların yere sağlam bassın” mesajını veren adamın mesajını dahi Allah’tan mı yoksa nefsinden mi diye sorgulamak zorundayız.

R R.Engin 01 Ocak 2012

Hayatı, her şeyde okumak iyi güzelde; okumaları doğru okuduğumuzdan nasıl emin olacaz? Her gereksiz bir şeyde bir anlam çıkarıp, ‘ha işte bu Allah’tan bana bir mesajdır’ demek mi? Yoksa alacağımız tüm mesajları; ‘Kur’an dan başka mesaj taşıyan kitap yada başka bir nesne yoktur’, düşüncesi ile tüm münacaatlarımızı Kur’an-a yapmak mı?

Babanın kızına tavsiyesini, kızını okula gönderdiği için böyle söylemiştir diye mi düşünüyoruz yoksa cidden öyle mi söylemiştir! bilmek lazım. Öyle dediyse nefsinden demiştir yada kızının geleceğini ve ekonomik özgürlüğünü güvence altında görmek isteyen yufka yürekli bir babada olabilir. Kocana karşı değilde Kocanın yanında olabilmen için de demiş olabilir.. Ama bence bu konuda asıl sorgulanması gereken hareket, erkek ve kız çocukları arasında ayırım yapan Müslüman babanın tavrıdır. -Erkekler gezebilir, kızlar gezemez.
-Erkekler okuyabilir, kızlar okuyamaz.
-Erkekler çalışabilir, kızlar çalışamaz.
-Erkekler yazabilir, kızlar yazamaz.
........... Gibi okumaları Allah’tan mış gibi algılamak, mesajlar Kitabı Kur’an-ı Kerim’e ne kadar uygundur?

Son elçi hz. Muhammed as. vefat ettiğinde, ölümünü kabullenmekte zorluk çeken arkadaşlarını ve farklı tavır ve söylemlerini de doğru okumak lazım. Hz. Ömer için O ölmemişken/ölemezken, hz. Ebubekir için, o anda da O sadece bir insandı Resul olsa da. bu yüzden O da ölebilirdi. Ama bunu arkadaşı Ömer’e açıklayabilmeliydi. Ki zaten o sırada başkası da anlatamazdı. Çünkü o mesajı Ömer’in kalbine ulaştırabilecek, kafasında ki yargıları kırabilecek güçlü mesajı ancak; O’ndan daha güçlü bir elçi yapabilirdi ki O da Ebubekir di... Bu yüzden mesajın kalitelisini, mesajın kalitesine uygun kalitede insanlar taşıyabilir ve verebilirler...
Burada hz. Ömer, Ebubekir’i r.a. ululamamış ve öldürmemiş ancak, doğru olana teslim olmuştur.

Türklükten öte Müslümanlık, Müslümanlıktan öte insanlık! ,,, Allah’ın resullerinden biri, elçilerinden biri!!,,,Araçların amaç haline gelmesi gibi diğer söylemleriniz çok uzun analizleri gerektiriyor. Bu nedenle değinmeden geçiyorum. İnşaallah farklı bir alanda...

Teşekkürler.

A A.Karataş 01 Ocak 2012

İlginize teşekkür ederim.
Kavramlarımız yahudi tavırlı insanlarca altüst edildiğinden bu tür konular üzere konuşmak çok zor gerçekten. Bir kavram veya durumu anlatmaya çalışırken kullandığım kavramıda açıklamak zorunda hissediyor insan. Sonra o kavramı açıklayayım derken yine içi boşaltılmış bir kavram çıkıyor karşıma ve bu çok yorucu bir hal alıyor. Bu nedenle anlatmak ve anlaşılmak çok güç.
Hz. Musa’nın duasını şimdi çok daha iyi anlıyorum.
Şu bir gerçek ki kavramların özünde anlaşılması için çaba sarfetmek gerekli.

A A.Karataş 01 Ocak 2012

Hayatı, her şeyde okumak iyi güzelde; okumaları doğru okuduğumuzdan nasıl emin olacaz? Sorusuna cevap kuranda var elbet. “Allah’a iman eden sımsıkı bir kulpa sarılır.” Yaratıcımız üzerine düşünmek budur işte. Yaratıcısını düşünen, yaratılışını düşünen ve onlardan emin olan kişi mesajın ondan geldiğini anlayabilir. Ki bundan ötürü kuranda Allah sıfatlarını belirtir. Kıssayı, pasajı anlatır ardından sıfatlarını söyler. Onu tanımamız sayesinde hayata dair mesajların doğruluğunu teyit edebiliriz. Buda bize onun yarattığı fıtrata yakın bir kişilik kazanmamızı sağlar.
Allah’ı tanımayan insan sırf içinde Allah, Peygamber veya kendi kültürüne uygun kavramlar geçiyor diye anlatılan herşeye inanır veya inanması gereken şeyleri reddeder. İşte o zaman Atalar Dini insanların sımsıkı sarıldıkları din oluverir.

M Muradi 01 Ocak 2012

Müslümanlık kimliği insanlık kimliğinden farklı değildir. Hatta onun daha ilerisindedir. Allah’ın razı olacağı kimlik Müslüman kimliğidir. Burada insani değerlere sahip çıkmak kast ediliyorsa eğer; bu zaten Müslüman olmanın gereğidir. Müslümanların diğer dinlerden olan insanlarla irtibatı kesmeleri ve onların sorunlarıyla ilgilenmemeleri ise İslam’ı dar bir zihniyetle algılamalarından kaynaklanır. İnsan kimliğine Müslüman kimliğinin ilerisinde bir anlam yüklemeyi oldukça yanlış buluyorum.

A Akif KARATAŞ 01 Ocak 2012

Müslümanlık kimliğinin insanlık kimliğinden farklı olmadığı hususu doğrudur. Fakat insanların aklını yönetmek isteyenler Müslümanlığı, Yahudiliği, Hristiyanlığı kişilikten ayrı coğrafi, kurumsal bir topluluk olarak sınıflandırmayı tercih ediyorlar. Bizim burada Müslümanlıktan kastımız da insanların Allah’a teslim olmuş hali değil elbet.

S Selman Ragıp 01 Ocak 2012

“insanlığın düştüğü kadim hataya düşeriz aslında; eşya ile münasebeti kuramamaktan doğan araç-amaç dengesizliği”
bu ifadeniz ve yazınızın genelinden çıkarımım eşya kastınız Hz. Muhammed midir?

“elçinin getirtiği mesajın Allah’tan gelen bir mesajdır..”
mesajın Allah’tan geldiğini bildiren bize kimdir.? eğerki cevabınız Hz Muhammed ise, o zaman itibar edilmesi gereken ilk önce Muhammed’midir yoksa mesaj mı?

“elçiyi ve kitabı ululamanında hiç bir anlamı yoktur”
ululamaktan kastınız nedir..
kitap ile ilgili kitapta geçen, mübarek, rahmet, hadi, mübeyyin, kendisi ile sevinilen vs hususlar ululuk değil midir?

birde
"Kur’an’da bir ELÇİDİR ve içerdiği mesajın yaratıcıdan gelip gelmediğini kavrayacak bir akıl bu araçtan istifade edebilir. bizim İHTİYACIMIZ ELÇİYE DEĞİLDİR, ihtiyaç hayatımızı düzenleyecek olan MESAJDIR"
Bu ne yaman çelişkidir...

“Samimi bir kaygı ile yaratıcımızı düşünerek ondan emin olmazsak yani klasik söylemle iman etmezsek”
kime iman edeceğiz ilk önce...
Peygamber’e mi, Mesaja mı, Allah’a mı... Eğer ki Allah’a ise mekkenin müşrikleri zaten iman ediyordu, ne gerek vardı demezler mi Akif Bey?

ve daha niceleri...

S Selman Ragıp 01 Ocak 2012

gerçi bunlarda klasik sorular değil mi Akiff Bey... Yeni sorular bulmak lazım...

A A.Karataş 01 Ocak 2012

Sondan başlayarak sorularınızı yanıtlamaya çalışayım.
İman; emin olmaktır. Önce Allah’a iman edeceğiz, önce yaratıcımızı tanıyacağız, ondan emin olacağız. Mekkeli müşriklerin iman ettiklerini söylemeleri, şu an yeryüzünde yaşayan ve iman ettiklerini söyleyen hristiyan, yahudi, müslüman tüm insanların sözde imanlarıyla aynıydı. Gerçekten Allah’a iman eden insan sımsıkı bir kulpa sarılır, ondan sonra gelecek tüm teorileri Yaratıcısına olan imanıyla onun hakkındaki bilgisiyle değerlendirir. Aksi halde mekkeli müşrikler gibi, şu an yeryüzünde yaşayan insanlık gibi savrulur gider. “Zaten iman ediyordu, ne gerek vardı” diyen kişiler İMAN nedir bilmezlerde o yüzden öyle söylerler.

A A.Karataş 01 Ocak 2012

Sırasıyla devam edersek, Kuran’ın mesajları taşıyan bir elçi olmasında ve bizim ihtiyacımızın kurana değil getirdiği mesaja dair olmasında bir çelişki yoktur. Hristiyan kişi Avrupa’da doğmuş kişi değildir. Mesajla değil mesajı getirenlerle ilgilenen kişidir. Yaratıcısına iman eden kişi, yaratıcısından emin olan kişi kendisine gelen mesajla ilgilenir, getirenle değil. Hristiyan kafa ise mesajı yeryüzünde kullanılır olmaktan çıkarmak için mesajı getireni ululaştırır. Yahudi kafası ise öldürür. Bırakalım mesajı getiren araçlarıda azıcık mesajla ilgilenelim. O zaman çelişki olmadığını görürüz.

A A.Karataş 01 Ocak 2012

Ululamak hususuna gelince ise; az öncede söylediğim gibi hristiyan aklıyla mesajı getiren aracı öne çıkartıp mesajı saf dışı bırakma çabasıdır. Rahmet, Mübarek, Hadi, Mübeyyin gibi kavramlar ululamak övmek maksadıyla söylenen kavramlar değildir. Bir elçi bir araç olan kuranın kullanıldığında açığa çıkacak olan bereketin, maksimum faydanın tanımını yapan kavramlardır. Bunları anlamak içinde kavramları okuyup geçmek yerine üzerine akletmek gerekmektedir.

A A.Karataş 01 Ocak 2012

İkinci sorunuzda aslında diğer sorularınız için bahsettiğiniz hususlarla aynı cevaba müstehaktır. İtibar edilmesi gereken diyerek katı bir söylemle sanki Hz. Muhammedi itibar edilmemesi gerekiyor gibi göstermek tuzak bir soru olsada, Allah’a iman eden kişi mesaja bakar, zaten ancak o şekilde rasulun rasul olduğuna şahadet edebiliriz. Hz Muhammede inananlar mesajın doğruluğuna inanarak onun resullüğüne şahitlik etmişlerdir. Yoksa o dönem herkes Hz. Muhammedin Emin insan olduğunu biliyorlardı. Ancak mesajı görünce Kafirler yani bilgiyi bilerek örtenler çarketti. Çünkü kafir insanın özelliği bilerek örtmesidir. Allaha iman eden Allahtan emin olanlar ise evet bu mesaj Allahtandır diyerek onun resullüğünü onayladılar.

A A.Karataş 01 Ocak 2012

Sitenin yapısı itibariyle son cevabım en üstte yer alacak sanırım; sorunuz şu ki Hz Muhammed bir eşyamıdır. Eşya şeyler demektir. Herşeyde bir şeydir o halde benim gibi her insanda şeylerden bir şeydir. Burda Eşyadan kasıt araç olmasıdır. Din, iman, akıl, ibadet, sevgi, öfke, kitap, resul, nebi bunların hepsi birer araçtır. Bu araçları kullanarak Yaratıcımızın bizi yarattığı orjinal fıtratımıza yakın bir kişilik kazanabiliriz. Aksi halde bu araçları amaç haline getirmek şu an olduğumuz üzre yeryüzünde başıboş dolaşmamız demektir.

S Selman Ragıp 01 Ocak 2012

verdiğiniz cevapların detayına bile inmeyeceğim, bir çok çelişki barındırıyor içeriklerinde...
örneğin,
“Allah’a iman eden, Allah’tan emin olanlar ise evet bu mesaj Allah’tandır diyerek onun resullüğünü onayladılar” diyorsunuz. daha peygamberi görür görmez, mesajı görür görmez onaylayanların (ki bunların bir kısmı müşrikti, biraz siyer karıştırır okursanız göreceksiniz, ama yok ben aklederim siyere gerek yok derseniz o başka) Allah’tan emin olduklarını vurgulamış oluyorsunuz ki iman tanımınız böyle.
ilk cevabınızda (site yapısına göre son cevap görünüyor) "Mekkeli müşriklerin iman ettiklerini söylemeleri, şu an yeryüzünde yaşayan ve iman ettiklerini söyleyen hristiyan, yahudi, müslüman tüm insanların (ne kadar da genellemecisiniz, aklınıza hayranım) sözde! imanlarıyla aynıydı" diyorsunuz...

“Kur’anın mesajları taşıyan bir elçi”
neyin halidir, dumanlı bir zihnin bilinmezi, nasıl bir ifadedir, anlamaya çalışıyorum, akletmeye çalışıyorum ama emin olun ne dediğinizi anlamıyorum...
Kur’an mesajın kendisi midir, değil midir,
o da mesajın kendisi için gönderilmiş bir elçi midir,
daha bu cümle ile ilgili bir çok soru sorulur sonu da kelamda safsatalar çıkaran güruhla aynı sofrada bulur

kavram=kavrayabilmek için vardır...
satır aralarından çıkardığım şu söyleminize katılıyorum kavramlar farklılaştırılıyor, eyvallah da siz kavramları tashih etmeye çalışırken hop başka bir dejenere yaşatıyorsunuz... hiç farkında değilsiniz...

kaldı ki diğer vermiş olduğunuz cevapları cevap niteliğinde bile kabul etmiyorum... yine edebiyat, yine aklettiğinin zannı ile zihninize atılan fikir tohumlarının tezahürleri.... bu fikrin savunucuları sizden daha tutarlı....

S Selman Ragıp 01 Ocak 2012

ayrıca sadece Allah’ı tanımak imanın kemali için yeterli değil, peygamberlik gelmeden önce Allah’ı en iyi tanıyan ve o dönemde sıfatları ile birlikte Allah’ı tanımada herkesten daha otoriter olan, hanif olarak bilinen ve namzetlenmiş Ümeyye b. Ebu’s-Salt iman etmemiştir...
bknz. tarihi kaynaklar, siyer kitapları...

S Selman Ragıp 01 Ocak 2012

Hatta Ümeyye’nin şiirinden birinden örnek...

"Allah her şeyin yaratıcısıdır.
bütün yaratıkların hepsi isteyerek onun kulu, kölesidir,
O Allah kullarının rabbidir.
bütün insanlar Allah’ın halkıdır.
arz üzerinde tek hükümran olan yalnız O’dur.
O tanrı ki yaratıklar onun hükümranlığında hak iddia edemezler.
kullar onu birlemese de o birdir..

S Selman Ragıp 01 Ocak 2012

hatta çok ilginçtir ümeyyenin durumu, inancının kaynağını kısmen de olsa incil ve tevrat okumakla elde etmiş olmasına istinaden sadece bu kaynaklardan almış olduğu bilgiler, söylemiş olduğu şiirler ve inancını tam açıklamamakta, sizin kafa yapınızın bir türlü kabul edemedeği rivayetlere göre ümeyyenin mesajı duyduğu, mesajı duymasının akabinde tevhid fikrinin ufkunun genişlediği buna istinaden şiirlerinin tevhid hakikatleri barındırdığı kabul edilmektedir. ama ne yazık ki tevhidi kabul eden, müşriklerle aynı safta bulunmuş ve allah rasulüne karşı çıkmıştır.. peygamberliği kabul etmemiştir... demek ki sadece tevhidi kabul etmek, Allah’ın zatı ve sıfatları ile tevhidini benimsemek yeterli değilmiş...

A A.Karataş 01 Ocak 2012

Ne kadar acıdır ki, hayata dair mesajlara bakış açınız, doğrudur veya yanlıştır benim söylediklerime de aynı acımasızlığı yapıyor. Benim kafam, benim rivayete bakış açım, benim aklıma hayranlığınız! Boşverin beni, söylediklerim nihayetinde birer teori. İnsan tüm sözleri dinler içinden hak olanı alır. İman matematiğin formüllerini bilmek gibidir. Formülü öğretmek ister Allah insana. Ama işin kolayına kaçmak isteyen insan kopya çekmeyi, mazeret uydurmayı tercih eder. Kültürden etkilenen rivayetlerden kopya çekmektense iyi kötü Rabbimin öğrettiği formülleri uygulayarak sorunları çözmeye çalışmayı tercih ederim. Söyleyene değil mesaja bakın.

S Selman Ragıp 01 Ocak 2012

sayın müellif emin olun uzatmak istemiyorum... son kelimelerimi söyleyeceğim...
çok güzel ifade etmişsiniz...
“İman matematiğin formüllerini bilmek gibidir. Formülü öğretmek ister Allah insana.”
ELBETTE VE UNUTMAMAK GEREKİR Kİ O FORMÜLLERİN İÇERİSİNDE YOLDAN BİR TAŞI İNSANLARA EZA VERMESİN DİYE KALDIRMAKTA VARDIR, RASULULLAH’I ÖRNEK ALMAK, ALLAH VE RASULÜNE İTTİBA ETMEKTE VARDIR...

Ayrıca söylediklerinizin teori olduğunu ifade etmişsiniz sayın müellif, ancak teori kavramından da haberiniz yok, yoo var diyorsanız yazdığınız yazı teori değil çağrı...
"Gelin doğru mesajı getiren günümüz elçilerini öldürüp de Yahudileşmeyelim, gelin araçları ululayıp da Hristiyanlaşmayalım. İslam coğrafyası yalanına kendimizi inandırıp yöneticilerin bizi gütmesine izin vermeyelim. Üst bir kimlik arıyorsak Türklükten öte Müslümanlıktan öte insanlık kimliğimize sahip çıkalım.

Gelin Allah’ın resullerinden biri, elçilerinden biri bir mesaj getirdiğinde ilk inkar edenler biz olmayalım."

S Selman Ragıp 01 Ocak 2012

ayrıca
“söyleyene değil mesaja bakın” demişsiniz...
ne bahtsızlık, söyleyene bakmadık zaten mesaja baktık... söyleyeni tanısaydık belki mesajı bu kadar çok irdelemezdik... yazıda başka bir maksat vardır diye düşünür kabullenirdik... (kafanız, rivayete bakış açınız, aklınız=şahsi değil, şahsınızla ilgili hiç değil, kast edilen tamamen fikirler...)

A A.Karataş 01 Ocak 2012

Fâkirin yazısına olan ilginizden dolayı teşekkür ederim Selman Bey.

S Selman Ragıp 01 Ocak 2012

Allah cümlemizi hidayet verilenlerden ve peygamberlerin, sıddıkların, şehitler ve salihlerin yolundan ayrılmayanlardan eylesin.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Akif KARATAŞ — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.