İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Akif KARATAŞ
Akif KARATAŞ
07 Kasım 2013

Ruhbanlık Üzerine

dini hayatın içinden, hayatı dinin içinden çıkartan, düşünmeyi, kişilik ortaya koymayı değil, kopyalayıp yapıştırmayı öneren, bu mitleri eleştirirsen seni yine bu mitlerle tekfir eden, insanların yeni yeni disiplinlerle başlarını döndürüp sürekli “ne yapmalıyız” sorusuna boğan, her işi zorlaştıran, âlemi bir hak üzere yaratan Rabbimizin yeryüzü kanunları hakkında kafa yormayı vakit kaybı sayan… ruhbanları, onların disiplinlerini ve onların kitaplarını red mi ediyorum. Hayır red bile etmiyorum.

07 Kasım 2013 4 dk okuma 4,4B okunma
100%

         Sürekli bir şeylerden yakınan zavallı ben bazı noktalarda ne kadar da kısmetli olduğumu, bu yüzden de fazlasıyla mutlu olmam gerektiğini fark ettim.

         İlki şu ki; çağımızın ümmeti, Kur'an'da tarif edilen olumsuz davranışların bir kısmını sergilemekteyken şükürler olsun ruhbanlık denen davranış bozukluğu bu ümmetin hastalıkları arasında yok. Değil ruhbanca davranmak, bizim “din adamlarımız” ruhbanlık üzerine konuşmayı bile gereksiz görüyorlar. Çünkü; din adamlarına göre ruhbanlık İsa (a.s.)'a inananları hristiyanlaştıran bir davranış modeliydi ve sadece o dönemdeki din adamlarının kiliselerde münzevi bir hayat yaşamasından ibaretti. Çok şükür bizim din âlimlerimiz dini öğretirken münzevi bir davranış içine asla girmezler. Kur'an'ın söz ettiği tüm olumsuzluklar bu çağda biz müslümanlarda görülebilirken, ruhbanlık evet ruhbanlık bu çağda bizde yok!

         İkinci sevindiğim husus da şudur; ne kadar kısmetliyim ki yine Anadolu'da, hem de İçanadolu'da ufak tefek bidatler olsa da doğruya en yakın ve fukahanın onayladığı kaynaklardan beslenen itikadı düzgün, doğru hadis kaynaklarından ve dört hak mezhebin hüküm sürdüğü bir coğrafyada dünyaya gelmişim.

         Değil Brezilya'da doğmak İran'da dünyaya geldiğimi düşünsenize, yanlış metodlar, yanlış kaynaklar arasından sıyrılıp sünni hak mezhepleri bulmam imkansız gibi bir durum olurdu. Ah zavallı Ali Şeriati nereden bileydi ki o özgür ruhu yanlış ve itikadı bozuk öğretilerin pençesindeydi.

         İranlılar, Şiiler, Aleviler, Mutezile ve daha bir çoğunun zaten itikadı bozuk! Kim diyor bozuk diye tabi ki bizim din alimlerimiz! Onların din alimleri de yanlış kaynaklardan beslenmelerinden ötürü bizim hak olmadığımızı söylüyorlar ama olsun bizimki doğru, çünkü din alimlerimiz bu konuda hem fikir. Çok şükür bu coğrafyadayım, çok şükür bu zamanda yaşıyorum.

         Beyaz siyahtan iyidir. O zaman pamuk kömürden iyidir. Doğru; çünkü beyaz siyahtan iyidir. İşte Şiiler, Mutezile vs. burada hata yapıyorlar, beyazın siyahtan iyi olduğunu kabul etmedikleri için kömür daha iyidir diyorlar. Bizim kaynaklarımız ise beyazın daha güzel olduğunu söyler. Saçmaladım galiba, evet saçmaladım.

         Peki en az benim kadar saçmalayan ve çok halis niyetli göründükleri halde insanları bu ayrılıklara iten din alimleri nasıl oluyor da işi bu noktaya getiriyorlar.

         Allah Rasulü (sav) “Sizi serbest bıraktığım sürece beni bırakın, sizden öncekilerin helak olması ancak ve ancak peygamberlerine ters düşmeleri ve çokça soru sormaları nedeniyledir. Size bir şeyi yasakladığımda ondan kaçınız, bir şeyi emrettiğimde gücünüz yettiğince onu yerine getirininiz” buyurduğu halde cesaretlerine bakın ki bugünkü ruhbanlar olan din adamları üzerlerine vazife olmadığı halde her konuda ahkam kesmekte yeni yeni disiplinler çıkarmaktalar. Kur'an ve resuller ancak bir uyarıcıdır. İnsanların inanmaları hususunda kendisini üzen Hz. Peygamber Kur'an'ı Kerim'de “Allah dileseydi onlar ortak koşmazlardı. Biz seni onların üzerine bekçi kılmadık. Sen onların üzerine vekil de değilsin” şeklinde uyarılmaktadır. Bu uyarı klasik manada bir teselli değildir. Nihayetinde bir emirdir ve anlaşılıyor ki insanların iradelerine hükmederek davranışlarını değiştirmemiz mümkün değildir. Çünkü vahiy insanların davranışlarını didik didik eden bir kontrol mekanizması değil, bu davranışlara referans olacak iman, tevhid, şirk gibi yapıtaşlarını temellendiren bir kaynaktır.

         Yine Kur'an'da ruhbanlığın insanlar tarafından oluşturulduğu ve yine insanların bunu da hakkıyla yerine getiremedikleri belirtilmektedir. Buna karşın din alimleri insanları vahiyle tanıştırmak, Allah'ın (c) kurduğu mükemmel düzeni göstermek ve bu bakış açısıyla kendi yollarını çizmelerine yol göstermek yerine seçilmiş gördükleri resullerin robotik kopyalarının yapılması ütopyasını satmaya çalışmaktadırlar. Müslümanı  sevap-günah bonuslarıyla çıkmaza sokmakta, her hadisten yeni yeni çıkarımlarla müslümanın hayatını zorlaştırmakta, işin temeli olan şirk, tevhid meselelerine gelince de eylemlerine ters düştüğünden bu hususları üstünkörü geçmektedirler.

         İşte böyle dini kurumsallaştıran, elçiliği kurumsallaştıran, imanı kurumsallaştıran, ibadetleri insanlara eziyet haline getiren, köşelerindeki postların üzerine oturup Allah Rasulü bile ancak uyarıcı olduğu halde kendilerince kurallar koyan, din işte budur buradan öğrenin ben öğrendim diyen, Kur'an'la insanların arasına bir sütun daha koymaya çalışan, resulleri seçilmiş birer robot haline getiren, Kur'an'dan beslenmeyip, âhlakı Ku'ran olanın âhlakını izlemeyi değil kopyalamayı dayatıp insanları eli boş bırakan, yeni yeni disiplinler çıkaran, ruhbanları yarıştırmayı entelektüellik sayan, dini hayatın içinden, hayatı dinin içinden çıkartan, düşünmeyi, kişilik ortaya koymayı değil, kopyalayıp yapıştırmayı öneren, bu mitleri eleştirirsen seni yine bu mitlerle tekfir eden, insanların yeni yeni disiplinlerle başlarını döndürüp sürekli “ne yapmalıyız” sorusuna boğan, her işi zorlaştıran, âlemi bir hak üzere yaratan Rabbimizin yeryüzü kanunları hakkında kafa yormayı vakit kaybı sayan, insanlara Kur'an'ı, Kur'an kavramlarını, Kur'an kişiliklerini, imanı, tevhidi özümseyerek, acıyı, zevki, sabrı, mutluluğu damarlarında yaşamak yerine buzdağının denizin üstündeki kısmını gösterip ütopya satarak elleri boş bırakan ruhbanları, onların disiplinlerini ve onların kitaplarını red mi ediyorum. Hayır red bile etmiyorum...

Paylaş X Facebook

Yorumlar 5

M mehmet karayel 01 Ocak 2012

yazının genelinde yazar, öyle genel ifadeler kullanıyor ki; kimden, neden, hangi akımların, hangi çizgilerin genel yada özel ifadelerinden, kitaplarından düşüncelerinden bahsediyor belli değil. anlaşılması gerçekten zor. büyük büyük cümleler kuruyor, olayı ruhbanlığa bağlıyor, kafasında geliştirdiği ayrı bir ruhbanlık kavramı üretmeye çalışıyor, bildiğimiz ve otorite olarak kabul edilecek bir çok alimin tefsirinde de bilinen aksini söyleyen hiç kimsenin olmadığı ruhbanlığı, taassup ile körü körüne sorgulamaksızın, ne varsa duyduğu gibi alan şuursuzca kopyalama ile ve daha ayrı ayrı bir çok kavram ve açıklamalar ile bağlıyor bütünlüyor dahasını da ekliyor bir ruhbanlık kavramı oluşturmaya çıkarıyor. Kelamullah’ta 57/27'de geçen ruhbanlık ile yazarın değinmiş olduğu ruhbanlık arasındaki farkla olay daha da netleşiyor. o ayetti yapılan vurgu aşırı sofuluk, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yozlaşmanın olduğu yerden uzaklaşarak inzivaya çekilmek, toplumu terk etmek.. ancak müellif yazısında toplumla sürekli iç içe olan (yanlış yada doğru meselemiz o değil)gelen bilgiler ve sorulara göre toplumun kafa karışıklığını, ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan, kendince ilmi olan insanlar ise burada bir dur demek gerekiyor. daha söylenecek çok şey var ancak... bir de şu husus çok dikkat çekici, aynı ayette ruhbanlığı oluşturanlar bizatihi ruhbanların kendisi iken, yazarın anlayabildiğimiz kadarıyla eleştirdiği kişiler kendilerine yapılan başvurular yada toplumda cereyan eden vakalar üzerine kanaatlerini arz eden insanlar.

ayrıca “her hadisten yeni yeni çıkarımlarla müslümanın hayatını zorlaştırmakta, işin temeli olan şirk, tevhid meselelerine gelince de eylemlerine ters düştüğünden bu hususları üstünkörü geçmektedirler.” biraz şap ile şeker birbirine karışıyor ki, müellif isim kullanmasa bile genel ifadelerin içerisinde çıkardığımız alimlerin kitaplarına belki hiç dönüp bakmıyor ki ("numan bin sabit, malik, imamı hanbel, şafii, İbn teymiye, İbn Kayyım, Karii vs. gibi) alimlerin kitaplarının başlangıcının tevhidi anlattığını görmüyor ve işlerine gelmiyor diye tevhidi anlatmadıkları iftirasında bulunuyor, üzücüdür ki kavramların içini boşaltan hainler bilerek yaptıkları aşikar ancak bizim müslümanların da kafalarına göre kavramlara anlam yüklemeleri de büyük bir handikap.

M mehmet karayel 01 Ocak 2012

bunlar eğer ki önde gelen isimler numan bin sabit, imamı şafii, imamı maliki, imamı hanbel, ibn teymiye, karii vb isimler ise dönüp bakmıyor mu ki kitaplarına, bu zatların yazdıkları kitapların başlangıcı iman, tevhid, şirk, küfür ve put vs. müellif topluma ne mesaj vermek istiyor anlamış değilim ama vermek istediği mesajın kavramı ruhbanlık değil.

M mehmet karayel 01 Ocak 2012

birde müellif diyor ki, “Çünkü vahiy insanların davranışlarını didik didik eden bir kontrol mekanizması değil, bu davranışlara referans olacak iman, tevhid, şirk gibi yapıtaşlarını temellendiren bir kaynaktır.” nasıl ki insanların davranışlarını Kur’an ve sahih sünnette serbest bırakılan yerlerini didiklemek yanlış ise, Kur’an-ı sadece iman tevhid şirk gibi yapı taşlarını temellendiren bir kitaptır diyerek kısıtlamakta yanlıştır. müellife şimdiki vereceğim ayeti okumasını ve buna benzer bir çok ayetin varlığından haberdar olmasını tavsiye ederim, bunun yanı sıra insanların davranış biçimleri, hataları günahları, yanlışları sevapları, ödülleri, ödünleri, cezaları mükafaatları daha bir çok didiklemeyi! (bu ne demekse) de Kur’an’dan örnekleyebiliriz.

M mehmet karayel 01 Ocak 2012

yazarken, bir kısmı çıkmadı zannı ile tekrar bazı yerleri yazdım, cümleler arası kopukluk oluyor gibi hakkınızı helal edin.. inşallah derdimizi anlatabilmişizdir.

M mehmet karayel 01 Ocak 2012

"177. İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!" imandan, iyiliğin özünü kavramadan, namazdan, zekattan, sabırdan, yakınları korumaktan sevdiği maldan diyor Allah bu sadece bir örnekti, kölelerden, eşine verdiği mehirden, çocukların emzirme süresinden, kısastan, hadlerden, daha sıralanabilir. ne dediği bilmek lazım.. bir yeri imar ederken bir yerleri yıkmamak lazım..

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Akif KARATAŞ — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.