Mükemmel Olan İnsanlar Değil, İslam’dır
Halbuki tam tersi bir durum cereyan ediyor olmalıydı. Dinimizin emirlerine ve yasaklarına bakarak insanların düşüncelerini, sarfettikleri sözlerini ve sergiledikleri davranışlarını değerlendirmeliydik. Bu doğru bir davranış, bu da yanlış bir tutum diyerek ayet ve hadisler eşliğinde eleştirilerimizi sıralamalıydık. Her konuda başkalaşım geçirdiğimiz gibi bu konuda da değişime uğradığımızı itiraf etmek durumundayım.
Dini ve dini değerleri sorgulamak bir moda olmuş adeta. Ağzında sakız gibi çiğniyor. Önüne gelen, aklına esen, klavyenin başına geçen, üç beş cümleyi ardı sıra dizebilen, en önemlisi de Hristiyan kültürünü dile getiren birkaç kitap okuyan kişiler dini ve dini değerleri eleştirmeye, insanların davranışları üzerinden kutsalları yerden yere vurmaya çalıştıklarına her gün şahit olmaktayız.
Bu eleştiri kültürü aklıma şu ayeti getirdi: “Şâyet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, “Biz sadece lâfa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk”, derler. De ki: “Allah’la, O’nun âyetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?” (Tevbe/65) Alay konusu edilemeyecek değerlerimiz de varmış.
İnsanların sahip oldukları düşüncelere, sarfettikleri sözlere ve takındıkları tutumlara bakarak dini ve dini değerleri sorgulamak, alay konusu etmek, yokmuş gibi davranmak olacak şey mi Allah aşkına? Bir Müslümana yakışan bir durum mu bu?
Toplumda cereyan eden hataları ve alenen işlenen kusurları dinimizin birer emriymiş gibi algı oluşturmaya çalışanları veya bu minvalde oyun ve eğlence tertipleyenleri iyi niyetli olduklarına inanmamı beklemeyin. Bu tür yaklaşımların nereden geldiği belli değil ancak kimlere hizmet ettiği ayan beyan kabak gibi duruyor ortada. Bunun hayra alamet olmadığını bu satırlar aracılığıyla siz değerli okuyucularıma bir kez daha aktarmak istiyorum.
Halbuki tam tersi bir durum cereyan ediyor olmalıydı. Dinimizin emirlerine ve yasaklarına bakarak insanların düşüncelerini, sarfettikleri sözlerini ve sergiledikleri davranışlarını değerlendirmeliydik. Bu doğru bir davranış, bu da yanlış bir tutum diyerek ayet ve hadisler eşliğinde eleştirilerimizi sıralamalıydık. Her konuda başkalaşım geçirdiğimiz gibi bu konuda da değişime uğradığımızı itiraf etmek durumundayım.
Yüce dinimiz ilk günkü gibi net ve berrak bir şekilde hem de olduğu gibi duruyor. İsteyen buna inanır, isteyen de bunu inkâr eder. “Şüphesiz o Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.” (Hicr/9) Bu durumun bir inanç meselesi olduğunu söylemeye gerek bile duymuyorum.
Dinimizin eksikliği, hatası ve kusuru olmadığı gibi fazlalığı da söz konusu değildir. Yirmi birinci asırda olmaması gerekir diyebileceğiniz bir yasak veya bir emir bana gösteremezsiniz. Yüce dinimiz, müntesiplerine tam ve mükemmel kurallar ihtiva ettiğine inanıyorum. Yüzümüzü kızartan, eksikliğini içimizde hissedeceğimiz bir konu mevcut değildir.
Dileyen kişi dilediği kadarıyla kurallara bağlanır ve gereklerini yerine getirmeye gayret gösterir. Bağlanma ve emirlerine riayet etme durumu kişinin samimiyetine ve vecibeleri yaşama isteğine göre değişiklik gösterebilir. Bir insan yüz emrin seksenini yerine getirebileceği gibi yetmiş veya altmış emri de yerine getirebilir. Kişi, emirleri yerine getirebildiği oranda sevaba ulaşacaktır. Yine bir insan yüz yasağın yirmisini çiğneyebilir, otuzunu da çiğneyebilir hatta kırkını da çiğneyebilir. Bu kişi de işlediği günahlar kadar (Allah affetmezse) cezasını çekecektir.
Dini anlatan kişiler hatalardan, kusurlardan ve günahlardan beri olmadıkları gibi dinleyen kişiler de hatalar ve kusurlardan uzak değillerdir. Anlatanlar da dinleyenler de yaşamları boyunca kendi imtihanlarını sürdürmektedirler. İmtihan gereği ayağı sürçebilir, istemsizce bazı sözler de sarf edebilir. Kusurlu olan kişilerdir. Tam ve mükemmel olan ise İslam’dır.
Dinimiz; ne anlatan kişilerin hatalarına indirgenebilen ne de dinleyen kişilerin yanlış davranışları ile eli kolu bağlanabilen bir dindir. Herkesin hata ve kusur yapma, günah işleme gücü ve potansiyeli olduğu için yaptıklarından veya yapması gerekirken yapmadıklarından, söylediklerinden ve söylemesi gerekirken söylemediklerinden sorumlu tutulurlar. Birisi dini bir kuralı söylemedi diye din eksik kalmadığı gibi birisi yasakları çiğnedi diye de o yasak yasak olmaktan çıkacak değildir.
İster anlatan ister yaşayan kişiler tarafından işlenen yanlışlar dinimizin bir emri gibi algılanamayacağı aşikardır. Bu durum dinimizi küçük ve değersiz de düşürmez.
Bizim peygamberimiz, liderimiz, önderimiz ve serverimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir. O, dini anlama, yaşama ve anlatma konusunda tam anlamıyla bir zirvedir. Dinimizin en önemli ve yegane temsilcisidir. Yaptıklarını yapmak, yasakladıklarından da uzak durmak kendisine iman eden insanlar için mutlak bir vecibedir.
İster anlama ister anlatma ister yaşama ve ister temsiliyet noktasında hiç kimsenin Hz. Muhammed (s.a.v.)’e yetişmesi beklenemez ve düşünülemez, böyle bir fikir de ileri süremez. Hz. Muhammed (s.a.v.) biraz önce her yönüyle bir zirve olduğunu söyledik. Kişi, bu zirveye yaklaşma oranında mükemmelleşecek ve her iki cihanda kazançlı çıkan insanlardan olacaktır.
O yüzden insanlardan dini anlama, yaşama ve anlatma konusunda tam anlamıyla bir mükemmeliyet beklemek doğru bir çıkarım olmayacaktır. Her insanın bir hatası, bir kusuru veya bir eksiği mutlaka vardır ve olacaktır. Bu minvalde inanmak zorundayız. İster aleni ister gizli işlenen hata ve kusurlara bakarak dinimizi değerlendirmeye tabi tutmak hakkıyla iman eden biz insanların işi değildir.
İnsanların işledikleri hatalar üzerinden dinde eksiklik olduğunu söylemek art niyetten başka bir şey değildir. Ya da insanların davranışlarına bakarak dini değerlendirmeye tabi tutmak da üstü örtülemeyen kocaman bir şeniyettir.
Yapmamız gereken en önemli görev, dinimizi doğru ve olması gereken veçhiyle öğrenmemizdir. Öğrendiğimiz dini değerlere göre toplumda sergilenen davranışları doğru ve yanlış diye bir değerlendirme tabi tutmaktır.
Her bir davranışın doğruluğunu veya yanlışlığını ayet ve hadi ışığında ortaya koymamız son derece önemli bir görevdir diye düşünüyorum. Bunu yaptığımız oranda kazançlı çıkacağımız gibi münafık ve kafirlerden de ayrılmış olacağız.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
