İçeriğe atla
14 Eylül 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Nihat GÜÇ
Nihat GÜÇ
14 Eylül 2026

İman Kalptedir Yansıması Fiillerdedir

Edindiğimiz bilgi sayesinde ayetleri mecrasından uzaklaştırma konusunda mahirleştik, hadislerin başına da şimdiye kadar hiç kimsenin cesaret edemediği büyüklükte tel örgüler ördük. Dinin karıştırılmadığı laik eğitime ayet ve hadislerle yol vermeye, Kemalist eğitimi dinin önemli bir emri, cennete giden bir yol olarak görmeye çalıştık camilerde okuttuğumuz hutbeler sayesinde.

14 Eylül 2026 5 dk okuma 11 okunma
100%

İman ettiğini söyleyen münafıkları da inkâr eden insanlar kategorisinde değerlendirdiğimiz vakit insanları mü’min ve kâfir diye iki kısma ayırabiliriz. Dileyen iman eder dileyen de inkâr eder.

İman ve inkâr konuları insanın düşünce yapısını, dünya görüşünü şekillendirdiği gibi söz, fiil ve eylemlerini şekillendirmekte önemli bir etkendir. İnsanoğlu tarafından sergilenen her hangi bir davranışı inançtan hali kılamazsınız. Ya da inançtan uzak bir değerlendirmeye tabi tutabileceğiniz herhangi bir alan veya konu yoktur. 

Aynı olaya farklı pencerelerden bakmaya, farklı değerlendirmelere tabi tutmaya sebebiyet veren asıl etmenin iman olduğunda kuşku yoktur. Ayetlerden ve hadislerden anladığım budur. Bir şeyi doğru veya yanlış kabul etmenin, helal ve haramların çerçevesini çizmenin, ibadet ve isyan kavramlarını, cennet ve cehennem olgusunu olması gereken vechiyle açıklamanın temelinde inanç vardır.

İman akılla değil kalp ile gerçekleşen bir olgudur. Bu yüzden her şeyi akılla çözmek isteyen kişilerin gerçek manada iman etmelerini beklemek abesle iştigalden öte bir şey olmayacaktır. Ayetlerden Hz. İbrahim (a.s)’in ölülerin nasıl diriltildiğini görmek istemesinin asıl sebebinin kalbin mütmain (Bakara/260) olmasından başka bir şey olduğunu iddia edemeyiz. Buradaki ifade açık ve nettir. 

O halde kalp, tam anlamıyla itminana erip iman ile çalışmaya başladığı andan itibaren akıl denen meleke kendisinden beklenen görevleri hakkıyla icra etmeye başlayacaktır. Doğruları doğru, yanlışları yanlış, helalı helal, haramı da haram olarak kabul eden insanların inancı sağlamdır. O yüzden iman eden insanlar iman etmeyen insanlardan hep farklı düşünmüşlerdir, gözleriyle şahit oldukları olayları hep farklı görmüş ve farklı yorumlamışlardır. Bu durum dün de böyleydi, bu gün de böyledir yarın da böyle olmaya devam edecektir. 

Dünya görüşü imanı şekillendirmiyor bilakis iman dünya görüşünü şekillendirmektedir.

İnsanların fikirleri, sözleri ve davranışları kalp üzerinde büyük bir etkiye sahiptir: “Hayır, hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır.” (Mutaffifin/14) ayeti de bunu ifade etmektedir. 

İnsanların kalplerinin paslanması inkâr, cilalanması da iman ile mümkündür. İman etmeyenlerin ve ibadetler ile hayatlarını şekillendirmiyenlerin kalbim temiz söylemlerini sabah akşam dillendiriyor olmaları herhangi bir şey ifade etmeyen berheva bir söylemdir. 

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) günah işleyen insanların kalplerinde işledikleri her bir günah sebebiyle siyah bir leke oluşacağını, tevbe eder ve işlediklerinden vazgeçerlerse bu siyah lekelerin silineceğini, aksi takdirde bu siyah lekelerin her geçen gün çoğalacağını bildirmektedir. (Tirmizi, Tefsir, 83; İbn-i Mace, Zühd, 29) 

Bu ifadeler, imanın veya inkârın kalp ile ilgili bir durum olduğuna vurgu yapmaktadır. O yüzden insana ait olan düşünce yapısını da fiilleri de eylemleri de imandan (inançtan) hali kılamayız. Sahip olunan düşünceler imanın bir yansımasıdır, söylenen sözler imanın bir yansımasıdır, ifa edilen davranışlar, giyim ve kuşam imanın bir yansımasıdır; ibadetlere sarılmak, haramlar eşliğinde bir hayat sürdürmek de imanın bir yansımasıdır.

Hz. Muhammed (s.a.v.); insanı direkt veya dolaylı olarak ilgilendiren, aklınıza gelen veya gelmeyen, küçük büyük hemen her konuda son derece önemli bir üsve-i hasene’dir. O olmasaydı birçok şeyin doğru veya yanlış olduğunu bilemeyecektik. Yemek yemeden su içmeye, elbiseyi kuşanmadan yolda yürümeye, mahkemede görülen davadan mecliste yapılacak olan kanunlara, okullarda sürdürülen eğitimden kişinin rızkını kazanmak üzere giriştiği ticarete, düşman ile yapılan savaştan imzalanması gereken barışa, imal edilen silahlardan ülkeler arası yapılacak olan ittifaklara kadar insanları ilgilendiren her konuda mümtaz bir örnektir. Bu da imanın en güzel nişanelerinden biridir.

Kişinin sinesinde iman zayıfladıkça ya da başka bir ifade ile akıl ile inanmayı kalp ile imana tercih ettikçe devlet işlerini ilgilendiren konularda Avrupa’yı, silah üretiminde İsrail’i, ticaret, faiz ve bankacılık sistemlerinde ABD’yi, bireyleri ilgilendiren konularda da Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'i örnek göstermeye çalışacaktır. Bu durum dini kendi elleriyle parçalayan Yahudiler gibi yoldan çıkmaktan başka bir şey ifade etmez. Kırk yıl boyunca yanlarında Hz. Musa (a.s.) olmasına rağmen çölde mahsur kalan Yahudilerin en önemli meselelerinin iman konusunda yaşadıklarını söyleyebiliriz. Çünkü onlar akıl ile yol alamaya çalışıyorlardı.

Yüce Allah’ın ortaya koyduğu evrensel ilahi yasaları ulusal alana indirgemeye; ırksal, renksel, dilsel, tensel ve bölgesel düzlemde anlamaya ve anlatmaya çalışmak ilahi evrensel yasaların anlaşılmasına ket vurmakla eşdeğer bir durumdur. Bu durumu şöyle de ifade edebilirim. Yahudiler gibi ulusal sınırlara mahpus olan kişilerin Yüce Allah’ın bildirdiği, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in açıkladığı evrensel ilahi yasaları kavramaları hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Kişi evrensel ilahi yasaları olması gereken vechiyle algılamak istiyorsa evvela ulusal kabuklarını kırmak zorunda olmakla beraber aklıyla değil kalbiyle de iman etmek ve Elçi’ye tabi olmak zorundadır.

Kalp yerine aklı öncelediğimiz günden bu yana laikliğin getirdiklerini ve demokrasinin bize yutturmaya çalıştığı zokkaları kavrayamaz olduk. Edindiğimiz bilgi sayesinde ayetleri mecrasından uzaklaştırma konusunda mahirleştik, hadislerin başına da şimdiye kadar hiç kimsenin cesaret edemediği büyüklükte tel örgüler ördük. Dinin karıştırılmadığı laik eğitime ayet ve hadislerle yol vermeye, Kemalist eğitimi dinin önemli bir emri, cennete giden bir yol olarak görmeye çalıştık camilerde okuttuğumuz hutbeler sayesinde. Halbuki Resulüllah (s.a.v.): “Allah, hakkında hayır dilediği kimseye din hususunda büyük bir anlayış verir.” (Buhari, İlim 10, Humus 7, İ’tisam 10; Müslim, İmare 175, Zekât 98, 100) buyurmuştur. Akla yönelince ince anlayışı ne yazık ki kaybettik. Darbelerin nereden geldiğini bilemeyince savunma yapmayı da öğrenemez olduk.

İşte bu anlayış, işte bu kavrayış, işte bu algı düzeyi söylenen sözün, sergilenen davranışın neye matuf olduğunu bilme derecesini ortaya koymaktadır. Kalbimiz ile iman etmekten uzaklaştığımız oranda aklımızla sorunlarımızı çözmeye çalıştık. Aklı ilahlaştırmakla sorunlarımızı çözemediğimiz gibi tam anlamıyla da iman etmeye de yönelemedik. Dünyamızı harap ettiğimiz kesin, inşaAllah henüz ahiretimizi harap etmiş değiliz.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Nihat GÜÇ — diğer yazıları

Nihat GÜÇ — Tüm Yazıları (64)

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.