Müslümanların Tarihinde Altıncı Kırılma: Ehli Sünnet
Kaynaklarda, ilk defa 900’lü yıllarda kullanılmaya başlanan (1) “Ehli Sünnet ve’l Cemaat” kavramını ve temsil ettiği düşünce yapısını anlamak için, ortaya çıkışını ve hazırlayıcı etmenlerini iyi tespit etmemiz gerekir.
Kur’an-ı Kerim’in yönlendirdiği ve Resulullah (s.)’ın önderliğini ve örnekliğini yaptığı “Asrı Saadet”in; Allah, insan, toplum, hukuk, devlet, bilgi, amel, inanç algılayışlarından kopma, sapma, farklılaşma anlamında kullandığımız “kırılma”lardan en etkilisi ve en büyüğü olan “Ehli Sünnet”e sıra geldi, tarihen.
Kaynaklarda, ilk defa 900’lü yıllarda kullanılmaya başlanan (1) “Ehli Sünnet ve’l Cemaat” kavramını ve temsil ettiği düşünce yapısını anlamak için, ortaya çıkışını ve hazırlayıcı etmenlerini iyi tespit etmemiz gerekir.
İlk önce Ehli Sünnet’in omurgasını oluşturan ‘Ehli Hadis’ ten sözetmeliyiz. Onlar, Fetihler sonrası büyüyen İslam topraklarındaki siyasi çekişmeler, İslam’a yeni giren toplumlar ve yeni sorunlar karşısında geleneğin muhafazasını savundular. Geleneğin taşıyıcısı olarak ta hadislerin rivayetine büyük önem verdiler. Resulullah (s.) ve dört Halife dönemlerinde yazılmayan(2) hadislerin yazılması ve okutulması ile uğraştılar. İmam Malik (ö.795) ile başlayan bu ekol, öğrencisi İmam Şafi (ö.820) ile en iddialı dönemine ulaştı. İmam Şafi’nin öğrencisi Ahmet b. Hanbel (ö.854 ) ile de daha katı bir hale büründü. Bu üç isim hadis ile meşgul olmanın yanı sıra fıkıh ile de uğraşarak kendilerine özgü fıkhi usüller geliştirdiler. Bu usüller ve görüşler, takipçileri tarafından daha sonraları fıkhi mezhep haline getirildi.
Ehli Hadis’in mensupları, Ehli Rey, Mu’tezile, Hariciler ve Şia’ya şiddetle karşı oldular. Onları Sahabenin yolundan ayrılmakla itham ettiler. Akıl yürütmenin ve eleştirinin yerine teslimiyeti ve taklidi öne çıkararak, dini konular üzerinde konuşmamayı ve ibadete ağırlık vermeyi savundular.
Ehli Hadis, Resulullah (s) sonrası Sahabenin birbirini öldürdüğü ‘Fitne dönemi olayları’ karşısında Ehli Sünnete de miras kalacak bir suskunluk geliştirdi. Sahabenin dini anlamada ve yaşamada yanılmaz örnek olduğunu savunmalarına rağmen birbirlerini öldürmelerini izah edemediler. Hz. Ali’nin ve karşısındaki sahabe grubunun arasında tarafsız olduklarını ilan ettiler. Bunu “Sahabe fazileti” ile açıkladılar.(3) Sahabenin üstün olduğu, onları sorgulamanın saygısızlık olacağı, her birinin doğruyu gösteren birer yıldız olduğu iddiası, Ehli Hadis’in en hassas yanını oluşturdu. (4)
Ehli Hadis’in Emevi ve Abbasi iktidarları karşısındaki temel davranış biçimi, her türlü siyasal tartışmadan uzak durmaktı. Onların iktidarlarının meşruluğunu sorgulamak, Müslümanlara yaptıkları zulümlere karşı çıkmak, hanedan’ın İslam dışı davranışlarını eleştirmek zor bir seçimdi. Bu seçimi tercih eden Şia, Hariciler, Mu’tezile gibi gruplar, Ebu Hanife gibi ferdi şahsiyetler karşı oldukları Saltanat tarafından şiddetle cezalandırıldılar.
Abbasiler, kendilerine muhalif fırkaları sindirdikten sonra ihtiyaç duydukları fikri desteği bulmak amacıyla Ehli hadis’le yakınlaşma içine girdiler. 847 yılında Mütevekkil’in Ehli Hadis üzerindeki ‘mihne baskısı’nı kaldırarak onların fikirlerini benimsemesi ile Abbasilerin resmi mezhebi haline geldiler.(5)
Abbasilerin Ehli Hadis’i seçmesindeki neden, Bu ekolün daha önce hiçbir siyasi isyana destek olmaması ve Hilafet meselesinde iddialı bir görüşlerinin olmaması idi. Ehli Hadis için Halife’nin ne şekilde seçildiği, nasıl biri olduğu artık birinci dereceden önemli bir konu değildi. Çünkü bu meseleler yüzünden iki yüzyıldır Müslümanlar birbirinin kanlarını akıtıyordu. Önemli olan, Müslümanların birlik içinde olmaları ve nasıl olursa olsun bir halifenin başlarında olması idi.
İktidarın şemsiyesi altına giren Ehli Hadis, Abbasilerin resmi fıkıhçıları olan Ehli Rey ile yakınlaşmak zorunda kaldı diyebiliriz. Harici tekfircilik karşısında iman - amel ayrımını öne çıkaran Mürcie ile de uzlaştılar. Bu tarihlerden itibaren Abbasi iktidarı, Ehli, hadis, Ehli Rey ve Mürcii unsurlardan oluşan koalisyon yeni bir isim kullanmaya başladı; Ehli Sünnet ve’l Cemaat.
Bu aşamadan sonra Ehli Sünnet; belirli bir mezhebi ifade etmekten öte, pek çok mezhep, görüş, zümre ve grubu çatısı altında toplayan şemsiye bir kavram haline geldi. Karşısında ise “Bidat Ehli” olarak isimlendirdikleri Şia ve Mu’tezile vardı. Şia, Abbasilere olan siyasal muhalefeti yüzünden, Mu’tezile ise akılcı olmaları ve felsefeye olan ilgileri nedeniyle gelenekçilerden veto yediler.
900’lü yıllarda Eşari (ö.942 ) Irak’ta, Maturidi (ö.944) Maveraünnehir’de, Tahavi (ö.933) Sünniliğin kelami alt yapısını oluşturdular. Abbasi Halifesi ve bölge sultanlarının desteği ile Ehli Sünnetin yaygınlaşmasını sağladılar.(6) 1020 yılında Abbasi Halifesi el-Kadir billah’ın emri ile Resmi bir Ehli Sünnet itikadı hazırlanarak (7) hazır bulunan ulemaya imza ettirildi ve halka ilan edildi. Bu itikadnameye muhalefet edenlerin fasık ve kafir oldukları bildirildi. Bundan sonra başta Gazneli Mahmut olmak üzere yerel yöneticiler bu tavrı benimsediler. Ehli Sünnet dışı tüm fırkalar (özellikle Mutezile ve Şia) takibe alındı. Bunlardan, hapsedilenler, öldürülenler oldu. Değişik yerlerden toplanan Mutezile mensuplarını hapsetmek için Azdar bölgesinde bir hapishane yapıldı. Gazneli Mahmud’un emriyle, Mutezile’ye ait kitaplarla beraber felsefe ve astronomi kitapları da yakılırken, Mutezile mensupları Horasan’a sürüldü. Rey kütüphanesinde yakılan kitapların, sadece fihristinin 10 bin cildi bulduğu da rivayet edilmektedir.(8)
1100’lerde ise Gazzali (ö.1111) Ehli Sünnet ile Tasavvufu uzlaştırdı. Bu bir bakıma Ehli Sünnet uleması nezdinde Tasavvufun meşrulaştırılması anlamına geliyordu. Bu tarihten sonra Tarikatler özellikle Selçuklu sınırları içinde daha aktif hale geldiler.
Müslümanların tarihi içinde oluşan bütün mezhepler, içinde bulundukları siyasal ortamda oluşan sorunlar karşısındaki farklı duruşları neticesinde şekillendiler. Diğer tüm siyasi, itikadi mezhep ve fikri akımlardan sonra ortaya çıkan Ehli Sünnet, daha çok mozaik bir yapı oluşturdu. Üzerinde uzlaşılan bir Ehli Sünnet tanımı yapılamadı. Hatta yapı içerisinde farklı olan diğerlerini Ehli Sünnet dışı sayan bir çok alim çıktı. Örneğin Eşari; Ebu Hanife ve ashabını Ehli Sünnet’ten saymamaktadır.(9)
Günümüzde tüm Müslümanların %85’i gibi büyük bir çoğunluğunun mensubu olduğu Ehli Sünneti bir kırılma, bir sapma olarak görmemizdeki sebeplere gelince;
1- Ehli Sünnet’in hadislere dayanarak itikad oluşturması; Yüce Rabbimiz, insana inanması gereken esasları Kuran’ı Kerim’de açık ayetlerinde belirtmiştir. Dalaleti kati olan ayetlerin yanısıra, dalaleti zanni olan hadislerin iman esaslarını belirleyici unsur olarak alınması bir çok soruna yol açtı. Siyasi ayrılıkların oluşturduğu fırkalar, kendi durumlarına uygun itikadlar belirlediler ve bu itikadlarına delil olarak hadisleri kullandılar. Hakkında ihtilaf edilmeyen tek kaynak olan Kur’an-ı Kerim, İslam ümmetini yeniden bir araya toplayacak en birinci harçtır. Bu birleşme, ihtilaflı konulardan öte, temel konulardan yani iman esaslarından başlayacaktır.
2- Ehli Sünnet’in her dönemde içinde bulunduğu siyasi otoriteyi meşrulaştırıcı bir rol oynaması: Ortaya çıktığı yıllarda İslam topraklarındaki parçalanmışlığa son vererek, siyasal bütünlüğü sağlamak ve dışarıdan gelen saldırılara karşı koyabilmek için, adalet ve dindarlıktan çok, kudretle donatılmış, güçlü bir sultana duyulan acil ihtiyaç, sünni siyaseti oluşturdu. Bu güç vurgusu, imamda bulunması gereken, adalet, ilm, ahlak gibi nitelikleri geri plana atılmasına yol açtı. Örneğin Tahavi şöyle demektedir: “Zulümde yapsalar, imamlarımıza ve emir sahiplerine isyanı caiz görmeyiz. Onlara beddua etmez, onlara itaatten el çekmeyiz.”(10)
3- Ehli Sünnet’in hadis ile sünneti eşit görmesi: Kur’an’ın pratiği olan sünnetin ne olduğu ve kaynağının neler olacağı tartışılagelmiştir. Sünnetin, Kur’an gibi Allah tarafından Resulullah’a indirilen fakat yazılmayan vahy (vahyi gayri metluv) olduğu, bunun da kaynağının hadisler olduğu fikri İmam Şafi’den beri önemli bir kısım ehli Sünnet uleması tarafından savunulmaktadır. Hatta bir kısım tarafından hadislerin de Allah tarafından Resullah’a indirildiği iddia edilmektedir. (11)
Bugün Müslümanların zihninde; ayet, sünnet, hadis, sahabe görüşü, ulema içtihadı, alim görüşü kavramları birbirine karıştırılarak, bir bilgi karmaşası ortaya çıkarılmıştır. Allah’ın sözlerini diğer tüm sözlerden ayırmalıyız ve en üstte tutmalıyız. Çünkü evrensel olan, sorumlu tutulacağımız, bizi hidayete ulaştıracak olan onlardır. Sünneti iyi tespit etmeliyiz. Çünkü, Kuran’ın pratiğidir. Bize, üzerinde İslam ümmetinin ihtilafı olmadan yaşayarak, yaşatılarak ulaşır. Hadisleri iyi ayıklamalıyız. Hadis usulünde ‘metin tenkidi’ni öne çıkarmalıyız. Sahabe sözlerini, ulema içtihatlarını içinde bulunduğu şartları, söylendiği zamanı göz önünde tutarak değerlendirmeliyiz. Yanılabileceklerini aklımızdan çıkarmadan okumalıyız.
4- Ehli Sünnet’in geleneği aşırı önemseyerek gelişmelere, yeni açılımlara, yorumlara açık olmaması: Ehli Sünnetin Müslüman topraklarda siyasi, kültürel ve toplumsal olarak hakimiyetini ilan ettiği 1200’lü yıllardan günümüze kadar, İslam dünyasında o güne kadar düşünülen, üretilen, yazılan eserlerin üzerine bir tuğla konulmadı. Felsefe, Kimya, Astronomi, Tıp, Botanik, Matematik gibi alanlarda durgunluğa ve gerilemeye başlanıldı. Son iki yüzyıl ise tamamen sefalet. Sebebi ise Ehli Sünnet’in akla ve akılla üretilen ürünlere olan önyargılı yaklaşımıdır. İslami ilimler olan tefsir, hadis, fıkıh gibi ilimlerde bile yüzyıllardır şerh kültürü hakimdir.
Açıkça söylemek gerekir ki; Ehli Sünnetin itikadı, Kur’an algısı, tefsir metodu, hadis usulü, fıkıh anlayışı, mezhep taassubu ile hayatı inşa edemeyiz, çağa söz söyleyemeyiz. Ezilenlerin sesi olamayız.
Samimi olarak yeniden okumalıyız; Kur’an’ı, tarihi ve hayatı.
KAYNAKLAR:
1- Bünyamin Esen, Ehli Sünnet: Kavramın Oluşum ve Gelişim Süreci, Ankara Okulu Yay. s.79
2- Hz. Ebubekir Peygamberimiz’in vefatından sonra halkı toplamış ve onlara şöyle demiştir: “Sizler Allah’ın elçisinden farklı hadisler naklediyorsunuz. Bu durumda sizden sonrakiler daha büyük anlaşmazlıklara düşecektir. Allah’ın elçisinden hiçbir hadis nakletmeyin. Sizden hadis nakletmenizi isteyenlere deyiniz ki: İşte Allah’ın Kitabı aramızda, onun helalini helal kılın, haramını haram görün.” (Zehebi, Tezkiratul Huffaz 1/3),
Hz. Ömer diğer şehirlerdeki sahabilere de mektuplar yazarak ellerinde yazılı bulunan hadis mecmualarını yok etmelerini istedi. (İbni Abdil Berr, Camiul Beyanil İlm ve Fazluhu 1/64-65)
Hadisler Hz. Ömer döneminde çoğalmıştı. Hz. Ömer halktan beraberlerinde bulunan hadis sayfalarını getirmelerini istedi. Sonra bunların yakılmasını emrederek şunu söyledi: Kitap Ehli’nin Mişna’sı gibi Müslümanların Mişna’sıdır bunlar.( İbni Sad/Tabakat 5/140)
Hz. Osman çok hadis nakletmelerinden dolayı Ebu Hureyre’yi Devş dağlarına göndermekle, Kab’ı Kırede dağlarına sürgün etmekle tehdit etmiştir. ( Tahzırul Havas 10b.)
Şeddad, İbni Abbas’a “Hz. Peygamber bir şey bıraktı mı?” diye sordu. O da “Sadece Kuran’ın iki kapağı arasında olanları bıraktı.” cevabını verdi. (Buhari K. Fezailul Kuran 16; Müslim K. Fezailus Sahabe 30,31)
3- Buhari, Sahihi Buhari c.2, s.3 Nisaburi, el Müstedrek ala’Sahihayn, c.3, s.3
4- Mehmet Evkuran, Süni Paradigmayı Anlamak, s.82
5- Mesudi, Murucuz- Zeheb c.4, s.76-86
6- Bünyamin Esen, Ehli Sünnet: Kavramın Oluşum ve Gelişim Süreci, Ankara Okulu Yay. s.85
7- Bu akaid metni için bkz. Muhit Mert, Kelam Tarihinin Problemleri, Ankara Okulu Yay. s.102
8- İbnul Cevzi, el- Muntazam c.4 s.303
9- Eşari, Makalatü’l İslamiyyin s.138
10- Tahavi, Usulu’l-Akidetil-İslami, s.153
11- Ebul Beka (ö.1683) şöyle yazıyor: “Kur’an ile hadis, ‘Şüphesiz ki o, Allah tarafından vahyedilmiş bir vahiydir’ ayetinin dalalet ettiği üzere, Allah tarafından vahyedilmiş bir vahiy olması bakımından birdirler. Yalnızca Kuran, mucize oluşu, bir benzerinin getirilemeyeceği hususunda tehaddi (meydan okumak) için indirilmiş bulunması bakımında hadisten ayrılırEbu’l-Beka Eyyub b. Musa, el-Kulliyat Mucem fil Mustalahat vel- Furuqil-Lugaviye, s.722-723
Yorumlar 33
“Dalaleti kati olan ayetlerin yanısıra, dalaleti zanni olan hadislerin iman esaslarını belirleyici unsur olarak alınması bir çok soruna yol açtı.”
dalalet değil delalet olması gerekir diye düşünüyorum. birbirine benzeyen bu iki kelime hep karıştırılır delalet anlaşılacağı üzere delil den gelir dalalet dal’den gelir sapmak manasınadır.
Selamunaleykum
yazılarınızı takip edebildiğim kadarıyla bu yazı dizisinin size kaynak belirtmeyi öğrettiğini söyleyebilirm. İnşAllah kaynak taramayı ve doğru bilgiye ulaşmayı da öğrenirsiniz. Bana kızmayın bunlar benim açımdan böyledir. Yoksa sözlerimin sizi üzmesini istemem. Gatretinizi takdir etmek gerekir allah daha güzel çalışmaları nasip etsin sizee.
“Resulullah (s.) ve dört Halife dönemlerinde yazılmayan(2) hadislerin yazılması ve okutulması ile uğraştılar.”
bu bilgi sıkıntılıdır. Çünki gerekli kaynaklar tarandığında görüyoruz ki hadis ilmi de diğer ilimlerimiz gibi Rasulullah s.a.v. Tarafından başlatılmıştır. Onun döneminde yazılmaya başlayan hadisler, sizin ifade ettiğiniz dönemde malum hadis imamlarınca tasnif edilipmiştir. İki kapak arasında kitaplaştırma ise h.95 te doğmuş olan İmam malik r.a. Dan çok daha önce başlamıştır.
“Ehli Hadis’in mensupları, Ehli Rey, Mu’tezile, Hariciler ve Şia’ya şiddetle karşı oldular.”
başkasını bilmem fakat “ehli rey” denilen kesim eğer hanefiler ise hadisle oldukça haşir neşir insanlardır ki İmam-ı Azam r.a. Tabiindendir.
“Sahabenin dini anlamada ve yaşamada yanılmaz örnek olduğunu savunmalarına rağmen birbirlerini öldürmelerini izah edemediler.”
eğer muahddisler olmasaydı bizler ne zina yapan sahabeden, ne alkolik sahabeden haberdar olamazdık. Oysa ki biliyoruz ki günahlar işleyen, hatalar yapan insanlardı onlar. Çünki onlar insandı.
“Karşısında ise “Bidat Ehli” olarak isimlendirdikleri Şia ve Mu’tezile vardı.”
bidat ehlini sadece bu iki isimle sınırlandırmak bildiğim kadarıyla doğru değildir. Neden mürcie yi haricileri ve daha sonraki daha başka sapık fırkalarıda saymayalım.
“1100’lerde ise Gazzali (ö.1111) Ehli Sünnet ile Tasavvufu uzlaştırdı”
ehlisünnet yani Rasullullah’ın s.a.v yolunu takip etme gayretinde ki insanlar Hiçbir zaman tasavvuf denilen bidat ile barışmamışlardır diyebiliriz. Fakat sizin ehli sünnet tanımızın sahsınıza münhasır olduğu için size göre barışmış olabilirler.
1)hadislerin mütavatir olmayanlarının zanni olması onalrla amel edilmeyeceğini göstermez. Çünki bu hadisler bizlere Furkan’ı rivayet edenlerce rivayet olunmuştur. Güvenilirdirler. Eğer bir takım fırkalar kendi heva ve heveslerine göre hadisler uydurmuşlarsa bunlar muhaddisler tarafından tesbit edilmiştir. 15. asrın insanları olarak bizler bugün tüm hedilerin güvenilirlik dereceleri çok iyi biliyoruz. Bizimkisi bu bağlamda biraz miras yedi şımarıklığı sanırım.
2)Kıyamlar tarihimize bir bakıyorumda bu kıyam eden insanlardan bu güzide selefimizden hangisi ehli sünnet saymayacağım bilemiyorum
3)“Sünnetin, Kur’an gibi Allah tarafından Resulullah’a indirilen fakat yazılmayan vahy (vahyi gayri metluv) olduğu, bunun da kaynağının hadisler olduğu fikri...”
sünne t= hadis’tir her ikiside aynı hali ifade eder. Yani Rasulullah’ın yaşayışını hadis sünnetin yazılı aktarımıdır. Biri birine kaynak değildir. İkisinin kaynağıda Rasullah’ın s.a.v yaşayışıdır. Yanlış anımsamıyorsam ibn Hazm gibi bir iki isim dışında hiç kimse hadisin tamamen vahiy olduğunu söylemiyor. Fakat öenmli bir vahiydir. Olmaması düşünülemez. Çünki Allah c.c. kitabında peygambere haramlar koyma hakkı vermiştir. Ehh verdiği bu hak kullanılmayacaksa ne anlamı kalır? Verilen bu hakkın kullanılması hadislerde ifade bulmuştur. Bu bağlamda hadis mutlaka bağlayıcıdır.
“Hadis usulünde ‘metin tenkidi’ni öne çıkarmalıyız”
siz bu metin tenkidi meselesinde geç kalmışsınız sanırım. Öne çıkarmak istediğinize göre.. oysa Hz. Aişe r.a. ile başlar metin tenkidi ve günümüze kadar gelir.
4)“Son iki yüzyıl ise tamamen sefalet. Sebebi ise Ehli Sünnet’in akla ve akılla üretilen ürünlere olan önyargılı yaklaşımıdır.”
ustad yaklaşık 100 yıldır islamsız yöneticeler tarafından yönetilirken nasıl son 200 yılın olumsuzluklarını ehli sünnete bağlarsınız. Ki son 200 yıl genel olarak İslamdan uzaklaşma ile çürümüştür ve İslamdan uzaklaşmış yöneticiler elinden böyledir.
“Samimi olarak yeniden okumalıyız; Kur’an’ı, tarihi ve hayatı”
hadisetarih kadar bile değer vermiyor değilsinizdir umarım. Madem tarihi samimi olark okumalıyız hadiside okuyalım ne olur sanki. Tarih dediğiniz şeyden daha güvenilir kaynakları var en azından.
Cevabi yazım gereğinden uzun olduysa ve arada kırıcı laflar olmuşsa hakknızı helal edin. Wallahi hayr umarak yazdım. İnşAllah hayr olur.
yazarın ne yapmak istediğini hala anlamış değilim .daha yazının başında sanki ehli sünnetin rasulullah ve ashabını yolundan sapmıştır gibi anlaşılacak ifadelerle konuya girmesi ve sonrasındada sahabe aqrsında ki sırf içtihad ile alakalı konuları gündeme getirerek sahabenin birbirlerini öldürmelerine ehli sünnetin açıklık getirememesi gibi çok iddialı bir o kadarda yalan sözünü eklemesi hayrete mucipdir.ehli sünnetin hadislere dayanarak itikad oluşturması sözünü iyice tahlil edersek kuranı kerimin açıklamasını rasululllah yaptığına göre onun hayatı yaşantısı,konuşması,hareketleri veya sahabenin bazı davranışlarına ses çıkarmaması hepsi islamın içinde ve kuranın dışında değildir.çünkü kuranı kerimin mutşabih ayetlerini her fırka kendi cepheinden delil olarak yorumluyorken hadisleri ise bu konuda dayanak gösteremiyordu.dolayısı ile hadisi şerifleri bugün çoğunun uydurma olduğunu söyleyen ehli bidat sünneti geçemediği için kendine yol bulamamıştır.ehli sünnet içinde bulunduğu siyasi otoriteyi meşrulaştırmış tır sözü tamamen asılsız ve bir ol okadarda tarih bilincinde uzaktır.çünkü özellikle ehli sünnet alimleri özellikle yönetimlerden çok çekmiştir.örnekleri tarih kitaplarında doludur.örnek imamı azam,imam ahmetbin hanbel hz. gibi.böyle zorlayıcı yazılar hiç şık olmadığı gibi hoşda olmuyor.ehli sünnetin geleneği aşırı özümseyerek gelişmelere ,yeni açılımlara yorumlara açık olamamsı demek ehli sünneti içeriden dinamitlemek manasına gelir.yeni açılmdan maksat nedir,yorumdan maksat nedir.bunu önce bir açalım ondan sonra konuşalım.örneğin bundan kasıt selefi,vahabi,şia,aklcı akımlarsa bunların zaten muhatap alınacak tarafı yoktur.bugün olduğu gibi o günde akılla ve felsefi etkşilenmeler neticesinde islamın içine ne kuranı kerimde nede rasulullah efendimiz ve sahabesinin zamanın da olamyan itikad ve görüşleri benimsenmesini kimse ehli sünnetten beklemesin.islam kuranı kerim,efendimşizin sünnetler,kıyası fukaha ve icmayı ümmetin dışında bir yol benimsemesi mümkün değildir.açamdığınız ve yeni açılm ve yorumların kimler tarfından ve ne makdsatla yapılmış olduğunu islam uleması biliyor ve her anb bunlara karşı uyanık olunarak reddiyeler yapılmaktadır.benim esasında sizn yazılarınızdaki alıntı yaptığınız yazar ve kitapların büyük çoğunluğunun ehli sünnet tarafından kabul görmeyenler kısmından olasını manidar buluyorum.yoksa yanılıyormuyum.
Ehli sünnet ekolünün görünüşüne baktığımızda buradaki sünnet kavramının Hz.Muhammed(S.a.v)'in mübarek Sünneti’nden ziyade muaviye bin ebi süfyanın ve emevilerin sünneti (geleneği) olduğu görüntüsü var.“ehli sünnet” kavramına açıklık getirilmelidir.Kimin sünneti?muaviye’nin ve emevilerin mi?Ehli Beyt düşmanlığının muaviye’nin,yezid’in ve emevilerin sünneti olduğunu biliyoruz.
Tek kimlik Müslümanlık olmalıdır.Tek ümmet olmak Mü’minlere farzdır.Fırkalaşmak Kur’an’da yasaklanmıştır.
uğur berk kardeşim eksik bilgiden dolayı böyle bir yorumda bulunduğuna inanıyorum.çünkü mezhebler olmasa bu insanlar yolunu nasıl bulacak.her kes kafasına göre ayet leri yorumlasa bu işin içinden nasıl çıkılacak.örneğin ayetlerin manası noktasında sahabenin bile itilaf ettiği konular varki şuan insanlar mezhebler olmasa yolunu tamamen kaybeder ve ehli sünnet mualifi itikadı bozuk mezheblere kanarlar..hz. muaviyeye gelince diğer sahabiler gibi başımızın tacıdır.oğlunun yaptığı hatalar o mübarek sahabiye mal edilemez.vel hasılı kelam hulasayı meram ehli sünnetin ekolü kuranı kerim,sünneti seniye,kıyası fukaha ve icmaı ümmete dayanır.ehli beytte düşman olana ehli sünnette düşmandır.ancak tek kimlik müslümanlık olmalıdır derken altında tehlikeli manalar yatar.bunu belki siz iyi niyetle ifade ediyorsunuz ancak ehli sünnet düşmanları her kıoldan saldırarak yıpratma kuranla ve hadisi şerifle aramızı koparmanın hesabını yapanlar var.fırkalaşmaya gelince bunu yapanlar kendilerini bilirler.müslümanların itikadını bozmak için ellerinden geleni yapanlar medyada ve her türlü yazılı ve görsel medyada yer buluyor.ayrıca ehli beytle ilgili son olarak şunu ifade edyim .hz. muaviyeyle diğerlerini karıştırmayın.çünkü bu kışkırtmayı yapan sadece şiadır.onlarda azınlık ve yanlış yolda olduklarını anlayanlar ehli sünnete dönüş yapıyorlar.
orhan kardeşe:benim izah etmeye çalıştığım “Ehli Sünnet” kavramının siyasi boyutuydu.
Yani Hanefilik,Hanbelililik vb. fıkıh ekollerini kast etmedim.Elbette benim bu fıkıh ekollerine karşıtlığım
yok.Çünkü bunlar ilmi oluşumlardır nihayetinde.Ayrıca 4 mezheb imamının “ehli Sünnet” diye bir siyasi söylemi yoktu.Örneğin İmam Ebu Hanife ,Emevi ve Abbasi saltanatının zulümlerine maruz kaldı.
Çünkü Ebu Hanife Ehli Beyt taraftarıydı.Ebu Hanife’ye zulmedip zindana atan saltanat zihniyetinin
siyasi söylemidir “ehli sünnet”.Yani saltanat rejimlerinin siyasi söylemidir.
Ayrıca muaviye sahabi değildir,müellefe-i kulubdandır ve yaptığı yanlışlar ortadadır.Kendi saltanat sevdasını ,Ümmetin bütünlüğünden daha önemli görmüştür.Siyasi ahlakı olmayan bi adamdır.
Muaviye , sarhoş oğlu yezidi kendi yerine atayarak hanedanlığı icad etmiştir.
uğur berk kardeşim öncelikle şu konuda uzlaşalım ki hz. muaviye muellefeyi kulub den değildir.çünkü bu kelimenin türkçe karşılığı kalplerini islama ısındırmak istenenler için kullanılır.dolayısı ile efendimizin sağlığında hz. muaviye vardı ve efendimiz a.s görmüştür dolayısı ile sabeyi kiramdandır. ikinci konu ise imamı azam efendimiz saltanarın hz. ali k.v efendimizin soyundan gelenlerin hakkıdır düşüncesinde ve ictihadındaydı.ancak takdir edersinizki bu kainatı ve evreni yöneteten hay ve kayyum olan rabbimiz nasıl takdir ederse kader öyle gelişir.dolayısı ile bunu irdelemenin kimseye faydası yok.diğer bir konu ise ehli sünnetin saltanatın zihniyet söylemi değildir ayrı bir ekol ve hasbel kader ortaya çıkmıştır.yoksa kimse tabela asıp böyle bir akım ortaya koyduk dememiştir.ehli sünnet efendimiz ile sahabesinin ortaya koyduğu ictihadların oluşturduğu sistemdir.rabbimiz bizi ehli sünnetten ayırmasın.selam ve dua ile.
Arkadaşımız yorumunda şöyle bir cümle kullanmış
‘rabbimiz bizi ehli sunnetten ayırmasın’
Peki rabbimiz bizi ehli sunnete göre mi haşredecektir?
Ve aminu billahi ve rasulihi vennurellzi enzelna vallahu bima te’ameluna habir. ( Tegabun 8)
Allaha Rasulune ve indirdiğimiz Kurana iman edin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Festemsik billezi uhi ileyke inneke ala sıratın mustagım. We innehu lezıkrun leke welikavmike we sewfe tuselun. (Zuhruf 43-44)
Sana vahyolunana sımsıkı sarıl. Çünkü sen dosdoğru bir yol üzeresin. Kuran senin ve kavmin için sorgulanacağınız bir hatırlatmadır.
Ayetlerde de görüldüğü gibi bizler, Ehli sunnetten değil Kurandan sorgulanacağız, bunu unuttmamalı ve hayatımızı buna göre şekillendirmeliyiz.
ibrahim kardeşim anlatmak istediğimi eminim anlamışsındır.ancak şnuda unutmaki bugün toplumdaki özellikle ilahiyatçıyım geçinen zatlar insanımızı kuranla aldatıyorlar.yani kuranda varsa alın yoksa almayın diyerek.peki peygamber ne olacak.hadisi şerifler ne olacak.işte bunlar ve bu gibi insanlar için efendimiz a.s sakın sizi öyle derken bulmayayım buyuruyor.yani kurandan alın gerisi ne olacak .kuranı kerimden ayetlerden ictihad yapacak kapasitede kaç insan var dünyada.bugün için söyleyecek olsak hiç.işte benim anlatmak istediğim olay bu .yani ehli sünnet kuranı kerimden,hadisi şeriflerden ve efendimizin hayatı ile sahabeyi kiramın hayatı,icmayı ümmet ve kıyası fukahanın oluşturduğu modelin ve hayat nizamının adıdır ehli sünnet.kimse kuranı kerimi yok sayamaz diğer saydıkalarımıda.meramım anlaşılmıştır herhalde.
orhan arkadaşım yazdıklarından, Kur’an ikliminden ne kadar uzak bir insan olduğun anlaşılıyor.
Sen hayatında Kur’an okudun mu?Bana yazdığın yorumlarda geleneksel yanlışları tekrarlayıp durmuşsun.Seninle uzlaşmam mümkün değil bu nedenle.Sana tavsiyem Ehli sünnet risaleleri ile boşa zamanını harcayacağına Kur’an’ı anlamaya çalış.Mutlaka Kur’an meali oku.
1)“Müellefetül kulub” tabiri Kur’an’da yer almaktadır.Peygamberimizin sağlığında vardı bu kişiler ve adlarını bizzat Peygamberimiz söylemiştir.Peygamberimiz ;muaviye’nin de , babası ebu süfyan’ın da müellefetül kulubden olduğunu açıklamıştır.Yani Peygamberimizin sağlığında olması muaviye’yi sahabi
yapmaz.
2)Ayrıca dokunulmaz kıldığınız kişilerin yaptığı yanlışlardan dolayı Kader’e suç bulmanız ve o kişilerin yaptığı yanlışları “Allah’ın takdiri” olarak ifade etmeniz her şeyden önce Allahu Teala’ya karşı saygısızlıktır.Emevi saltanatı da yaptığı yanlışları izole etmek için halka kendilerine karşı gelmenin Kader’e karşı gelmek olacağı yalanını söyleyerek onları kandırmaya ve uyuşturmaya çalışıyordu.
Yani saltanat zihniyeti ile aynı noktada buluşuyorsunuz.Demekki ehli sünnet saltanat rejiminin zihniyetiymiş ne kadar inkar etseniz bile.
3)“Ehli sünnet Fırkacılığı” yaparak Kur’an-ı Kerim’e muhalefet ediyorsunuz.
4)Varlık nedeni sadece kendi fırkasından olmayanlara küfretmek olan demode olmuş bir fırkayı burada savunmanız havanda su dövmekten başka bir şey değildir.Emeviler döneminde yaşamıyoruz.
5)Kur’an bir ictihad kitabı değildir.Lütfen itikadınızı Kur’an’dan öğrenin.Sıradan insanların yazdığı ehli sünnet risalelerinden değil.O risalelerin hepsini toplasan , Kur’an’ın bir harfi değerinde olmaz.
6)Son olarak Ehli Sünnet asla Peygamberimiz (S.A.V) in ve Sahabe’nin (R.A) yolu değildir.
uğur berk kardeşim yazdıklarını okuyunca hayretler içerisinde kalmamak mümkün değil.kuran ikliminden uzak olmak acaba sahabeyi kiram r.anhuma toz kondurmamak ise bunu anlamak mümkün değil.ehli sünnet risaleleri ile boşa harca diyen kişiler herhalde bir elin parmaklarını geçmez .bu katagoride olmak sana hiçbirr şey kazandırmayacağı gibi çok şey kaybettirir. ayrıca ülkede esen selefi ve kuranıyun akımı herhalde seninde kafanı toz duman bulutları arasında efendimizin ve sahabeyi kiramın bayağı uzağına sürüklemiş.öncelikle islam itikadi konularında bayağı zayıf olduğunu söylemem için veya başka birinin bunu tesbit etmesi için ulema olmasına gerek yok.ne diyorsun muaviye veya ebu sufyan.bir kere hiçbir ehli sünnet i benimsemiş yani bu itikadi yolu benimsemiş müslüman sahbayi kirama isimlerinin başında saygı ifadesi olan hazreti yazmadan veya söylemeden asla anmaz.bunu daha çok şia veya onun türkiyedeki uzantıları yapmaktadır.hz. muaviyenin veya hz. ebu süfyanın efendimizi görmeleri onları sahabe yapmaz sözü tamamen boş bir lakırdıdan öteye geçmez.peki sorarım kime sahabe denir.sağlığında efendimiz a.s gören herkes sahabedir.ve onlar gökyüzündeki yıldızlar gibidir.sahabenin en düşük derecesindeki mübarek hz. vahşi dir.efendimizin mübarek amcalarını şehid etmelerine rağmen biz yine onun hakkında saygımızdan ödün vermeyiz.çünkü onlar müslümandır ve SAHBAYİ KİRAMDIR.müellefetül kulub manasına gelince daha önce ifade ettim tekrar ifade ediyorum. kulub:kalp,müellefetüll :ısındırılmak istenen demektir.hala hz. muaviyeyi bu insanların arasına sokmak için gayret etmenislam tarihinden bi haber olaman demektir.fırkacılık yapmak diye ifade etmiş olduğun ne olduğunu anlayamadım.kuranı kerimi baş tacı etmekse evet doğrudur,sahabyi kiramı sevmekse doğrudur,ehli sünnet alimlerini sevmekse evet doğrudur.kadere suç bulmak sözünü kullanmanıda asla tasvip etmiyorum.çünkü haşa kadere suç bulmak haşa ,haşa,haşa onu takdir edene suç bulmak demektir.bunu yapacak olan eli sünnet mensubu buşlamssın.bir kere takıntıda olduğunuz konu yu hala başka mecraara çekmeye yüzyıllardır olduğu gibi ahal vzgeçmeden devam ediyorsunuz.daha öncede ifade ettim hz. muaviye ile hz. ali arasındaki mücadelede ne hz. muaviye nede hz. ali savaş tarftarı değildi. daha etraflıca konuyu anlatmak iserdim ancak sabaha kadar yazmam gerekiyor.istenmeden veya elinde oladan meydana gelen olaya biz hasbel kade diyoruz.çünkü senin kontrolünde değil olay.kuran ictihad kitabı değildir derken kafanıza göre ayetlerin bir kısmını zamanı geçti,hükümleri kalktı,şu ayet hz. aliyi işaret ediyor,bakın kuranda şuda var diyerek müteşeabih ayetleri kafalarınna göre meallendirenlerdenmisin yoksa.müctehidler ictihadlarını neren yaparlar herhalde gökyüzüne yıldızlara bakarak değil.ya kuranı kerimden yada sünneti seniyeden hiç birinde bulamssalar kıyası fukahaya baş vurular oradanda olmassa icmayı ümmet dvreye girer.sende çok iyi biliyorsunki açıkca hangi fırkadan olduğunu söylemessende KURANI KERİMİ VE EFENDİMİZ A.S EN İYİ ANLAYANH VE ONUN YOLUNU TAKİP EDEN EHLİ SÜNNETTİR.hangi fırkadan olduğunu yazarsan daha gerçekci tartışırız.selam ve dua ile
orhan güngördü’ye:Ben hiç bir fırkaya bağlı değilim.Ehli Sünnet fırkanızdan olmadığım gibi diğer fırkalardan da değilim.Çünkü fırkacılık yasaklanmıştır Allah tarafından.Ben bu nedenle herhangi bir fırkaya bağlı değilim,ben İslam Dini’ne bağlıyım yalnızca.
Sakın bana Ehli Sünnet’in bir fırka olmadığını iddia etmeyin.Ehli sünnet uleması kendilerinin fırka-i naciyye olduklarını söylemişlerdir.Aynı durum bütün fırkalar için de geçerlidir.her bir fırka kendisini fırkai
naciyye,diğer fırkalarıysa sapık fırka olarak görmüştür.Halbuki fırkanın naciyyesi olmaz.Fırkalaşmak başlı başına felakettir.Bu nedenle Kur’an’da yasaklanmıştır fırkalaşmak.
Zamanında bana da ehli sünnet itikadı empoze edilmeye çalışıldı.Fazlasıyla bilgim var ehli sünnet itikadı ile ilgili.onun için bana öğretmeye kalkma.senden fazla bilgim var o konuda.
Ayrıca ben sana güzel bir tavsiye mahiyetinde Kur’an meali okumalısın dedim.Şayet okursan ,sana ehli sünnet itikadı adında anlatılan şeylerin yanlışlığına vakıf olursun:
Özellikle ehli sünnet itikadının , İslam itikadı demek olmadığını anlarsın.
Rabbim ,bizi İslam’dan ayırmasın. Sevgilerimle...
Tartışmayı belli bir düzeyde sürdürmeyi başardıkları için kardeşlerimizi tebrik ediyorum. Birbirimizi dinlemek ve aramızdaki ihtilafların bir-iki günde ortadan kalkmayacağını, yüzlerce asırlık geçmişi bulunan farklılaşmanın / fırkalaşmanın Kur’an’ın hakemliğinde ittifaka tebdil edilmesi için sabırlı bir sürecin izlenmesi gerektiğini bilmemiz gerekir. Bu sebeple birbirimizi sabırla dinleyelim, güzellikle tartışalım, ayrıca biririmizi bilgisizlikle vs itham etmeye de gerek yok. Herkes bildiğini ve düşüncesini ifade etmekle iktifa etmeli diye düşünüyorum.
Benim acizane söyleyecek bir kaç sözüm var. Geçen ay “Hangi Ehl-i Sünnet?” başlığıyla bir yazı kaleme almıştım. O yazıda da belirtmeye çalıştığım gibi, Ehl-i Sünnet çizgisinin tarih süreciinde yaşadığı kırılmaları da dikkate almak gerek. Başlangıçta saltanat rejimlerine muhalif bir tutum izleyen Ehl-i sünnet çizgisinin sonraları Abbasilerle başlayan süreçte giderek bu tutmunu yitirdiği ve tersine bu rejimlerin güdümüne girmeye başladığı tarihî bir gerçektir. Gelinen noktada Ehl-i Sünnet’in, Nebevî çizgiye karşı girişilen en büyük kalkışma olan Şam Valisi Muaviye’nin meşru halifeye başkaldırısı ve Sıffin Savaşı konusunda Nasreddin Hoca’ya atfedilen fıkradaki gibi “Herkes haklı!” şeklinde “çizgisiz” bir tutuma mahkûm olması da zaten bu gerçeğin somut göstergelerindendir. Haklıya haklı, haksıza haksız diyememek, tarafsızlık değil (ki Müslüman tarafsız da olamaz), çizgisizliktir.
Bugün bize düşen, herhangi bir tarihsel fırkanın körükörüne takipçiliğini yapmak değil, Kur’an ve Nebevî Sünnet çizgisinde İslam’ın şahitleri olmaya çaba göstermektir.
öncelikle şunu ifade etmek istiyorum.burada yazmış olduğum görüşler benim şahsi olarak bulup ortaya koyduğum düşünceler değildir.bu ifade edilen konular yüzyıllardır sahabeyi kiramdan tabiinden tebei tabiinden ve müctehid imamlardan bu güne gelinceye kadar yüzlerce alimin tesbitleridir.bugün islam coğrafyasında yaşayan 2 milyar müslümanın en az %90 ın üzerinde kabul gören ehli sünnet mezhebinin görüşleridir.isteyen istediği gibi yazdıklarımı oraya buraya çekebilir ancak gerçekler değişmiyecek ve hak herzaman haktır. batılsa yok olmaya mahkumdur.bu gügün mısırdan başlayarak islam coğrafyasına yayılan mezhepsizlik propagandası hiçbir ilmi geçerliliği olmamasına rağmen ülkemizde bir kısım kardeşlerimizi etkilemektedir.örneğin uğur berk kardeşimin ifadesi çok tehlikeli olan mezhepsizlik üzerine kurulan kuranda varsas alın gerisini boş verin mantığını tezahürü olabilir.eğer mezheplar olmasa bugünkü kıt ilimle biz yolumuzu nasıl bulacağız merak edşiyorum.bugün kalemi eline alan ve üç kelime arapça öğrenen meal yazıyor.bunların yazdıkları meallere nasılo itibar edeceğiz.işte böyle önemli itikadi konulaqrda sıkıntımıza müctehit alimler yetişiyor.ALLAH HEPSİNDEN RAZİ OLSUN.DERECELERİNİ ALİ EYLESİN.hala sahabeyi kiram arsındaki itilaflı konu lara dalmak bize hiçbir şey kazandırmaz.neden bunu söylüyorum çünkü takdir edersinizki iki taraftada sahabeyi kiramdan zevatlar vardı.ALLAH HEPSİNDEN RAZI OLSUN.onlar sırf ictihadları neticesinde hz. ali veya hz. muaviye tarafında oldular.bzizm gibi kıt ilimle bu kouda taraf olmak için karar vermediler.onlar RASULULLAH BAHÇESİNİN GÜLLERİDİR.tekrar benim sizden ricam isimlerini anarken mutlaka saygı ifadelerini kullanın.asker arkadaşıyl konuşur gibi isimlerini telaffuz etmeyelim.burada amacım siz değerli kardeşlerimin itikadi yönden sıkıntıya düşmenizi engellemek ve bugün islam alemindeki mezhepsizlik akımlarına kapılarak ahiretinizi mahvetmenizi engellemektir.çünkü mezhepsizlilk imansızlık belasına atılan köprüdür.bu köprüyü geçmeye kalkmayalım.çok parlar harcayıp güzel ülkemin ve bu necip milletin evlatlarını oyunlara getirerek mezheplerden kopararak imansızlık belasına çekmek istiyorlar.benim burada sizi uyarmamdan bir ödül veya maddi karşılık beklemiyorum.çünkü benim ecrimi İNŞAALLAH RABBİMİZ VERECETİR. selam ve dua ile
ömer bey yazdıklarının altına imzamı atıyorum .aklınızı son derece saglıklı kullanmışsınız Allah razı olsun
mezhepleri ve tasavvufu din edinenler de keşke biraz akıllarımı kullanabilseler
onlara veda hutbesini okumalarınıda tavsiye ediyorum. orada Allah resulu bize bir emanet bıraktıgını oda Allahın kitabı Kuran oldugunu ,kurtuluşun bu kitapta oldugunu söylüyor.
Kuran/KURAN HAYATI KULLANMA KILAVUZUDUR, başkaları degil
Meseleyi net olarak özetlediği için Şükrü Bey’e can-ı gönülden teşekkür ediyorum.
Ancak orhan gündoğdu arkadaş taassubiyeti nedeniyle anlamamakta ya da anlayamamakta direnmeye devam ediyor.
orhan arkadaş ben sana 4 fıkıh mezhebine karşı olmadığımı izah etmiştim.Ben Ümmet’in siyasi bütünlüğüne zarar veren,siyasi mezhebciliğe (fırkacılığa) karşı olduğumu ifade etmiştim.Çünkü Ümmet’in Sünni-Şii bölünmesine daha fazla tahammülüm yok.Ümmet’in bütünlüğüne tarafım.
Ayrıca senin fıkıh mezheblerine yaklaşımın da çok yanlış boyutta.Çünkü mezheb imamları vardıkları sonuçların Kur’an ve Sünnet’e uyduğu ölçüde alınmasını , uymadığı ölçüde görüşlerinin duvara çarpılmasını ifade etmişlerdir.Senin mutaassıb düşüncelerini duysalardı belki aklından bile şüphe ederlerdi.Ayrıca neden direkt bana o yanlış düşüncelerinle yorum yazmaya kalktın ?
Sen Kur’an’ı okumaya ve anlamaya karşı mısın?Eğer karşıysan Müslümanlığından şüphe ederim.
Kur’an’ı okuyup anlamak her Müslümanın Dini görevidir.Buna karşı olmak acınılacak bir durumdur.
Kur’an’ı Allahu Teala insanlara hidayet rehberi olarak gönderdi ve daha ilk ayet oku emriyle başlar.
Sen bu Emr-i İlahi’ye karşı mısın?Karşıysan eğer bu zavallı durumunla yaptığın uyarı ciddiye alınmaz.
Ayrıca ben Kur’an’dan farklı bir fıkhi hüküm çıkarmanı söylemiyorum.Ben sana Kur’an’ın reddettiği bazı
yanlışların ehli sünnet itikadı adında insanlara empoze edilmeye çalışıldığını izah ediyorum.
Yani Kur’an değişmediği ve değişmeyeceği için bazı ardniyetli kişiler Kur’an’a ekleyemedikleri yanlışları ehli Sünnet itikadının maddelerine kolaylıkla ekleyebiliyorlar.
Örneğin Kuran’a göre şirk sayılan birçok tasavvuf hurafesini ehli Sünnet itikadı maddelerine eklemişlerdir.Ayrıca bu eklenen hurafeler asla 4 mezheb imamının görüşü değildir.
Çünkü 4 mezheb imamı gerçekten Kur’an’ın yolunda olan muvahhid,salih Mü’minlerdi.Mekanları cennet olsun İnşallah.Keşke sen de onlar gibi olabilsen.
Benim izah etmeye çalıştığım hususlar bunlardı.Kur’an ve O’nun uygulaması olan Nebevi Sünnet yolunda olmaktan başka çaremiz yok.
İnşallah bu kez yanlış anlamazsın. Kal sağlıcakla...
uğur berk yorumunu okurken sanki başka fırkaların taasubundandem vuran fakat bir türlü ne olduğunu açıklamayan birisi olduğu hissi bendeb hiç yok olmadı.bakın ne diyor sen kuranın okunmasına karşı mısın,ilahi emre karşımısın,bune saçma sapan soru.bizim muhatabımız müslüman diye yazıyoruz.karşımızdakinin dini inancından şüphe etmiyoruz.yanlışların ehli sünnet itikadında insanlara empoze edilmeye çalışılıyormuş.bak sen bizim kuranı iyi anlayan resulullah efendimizi iyi anladığını iddia eden uğur bey bana bir örnek versene kıt aklınla. ehli sünnet senin aklınla anlayamayacağın konuları empoze etmesi onların yanlış olduğunu göstermez senin ne kadar uzak olduğunu gösterir.
orhan gündoğdu adındaki kişi taassubiyetin senin aklını örtmüş,ne desem anlamıyorsun, yine anlamamışsın.seviyesizliğin ,terbiye ve ahlaktan uzak lafların da cabası:“ kıt aklınla gibi”.
sen ve senin gibiler kendisi gibi düşünmeyenlere ancak böyle edeb dışı saldırılarda bulunurlar.
seninle daha fazla muhatab olmayacağım,çünkü senin gibi ahlaktan uzak cahil kişilerle işim olmaz.
sen önce medeni bir insan gibi tartışmayı öğren.çok çirkin üslubun var.bundan sonra sana cevab yazmayacağım,çünkü ciddiye almaya değmez seni.
Selamünaleyküm
Değerli kardeşlerimin yazdıklarını ibretle ve saygıyla okudum. Her ne kadar aranızda karşıt görüşler olsa da hepinizden Allah razı olsun.
- Öncelikle Cenab-ı Allah; Kur’an-ı Kerim’i “herkesin ve her kesimin anlayabileceği şekilde apaçık bir mubin olarak gönderdiğini”, “Akıl sahiplerine hitap ettiğini” kitabında ifade etmiştir. “Biz Kur’an ı anlayamayız, onu yalnızca alimler anlar” ifadelerini kesinlikle kabul edemeyiz.
- Bazı yerlerde “Eğer Kur’an herşeyden bahsetseydi ciltler dolusu olması gerekirdi. Konuları özet olarak anlatmıştır. Detayını alimlere bırakmıştır.” şeklindeki yazılanları esefle okumaktayım. Yani Allahü Teala peygamberlerin kıssalarını, helak olmuş kavimleri uzun uzun en ince detayına varana kadar anlatıyor da; namaz, oruç,hac,zekat gibi en önemli kavramlarımı birkaç cümleyle tabiri caizse es geçiyor. Bu Allah’a hakarettir diye düşünüyorum.
- Hz.Muaviye’nin sahabe, hatta katibul kur’an olduğunu hepimiz biliyoruz. Yanlız daha önce yazılanlarda bir yanlışlık olduğu kanaatindeyim. “Resulullah (SAV)'ı her gören sahabidir.” sözü yanlıştır. Onu görüp te iman etmemiş olan Ebu Cehiller olduğu gibi; münafık olanlar da mevcuttu.
- Hadislere gelince: Herkes hadis deyince mutlaka Reulullah (SAV)'ın ağzından çıkan sözler akla geliyor. Hatta “Reulullah (SAV) şöyle buyurmuştur” tarzında sözler sarfediliyor. Hadis, “Reulullah (SAV)' ın söylediğine inanılan sözlerdir.” Yani her hadis diye karşımıza çıkarılan söz hadis değildir. İçlerinde uydurma olanlar, Reulullah (SAV)'a atfedilip O’nun yüce şahsına hakaret ve O’na iftira kabili sözler de nevcuttur. Hz.Ebu Hureyre (RA) ile Hz.Ömer (RA) ve Hz.Aişe (RA) validemizin tartışmaları örneği gibi. Burda sahabileri karalamak niyetinde değilim. Beni yanlış anlamayın lütfen.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Yüce Allah’a emanet olunuz.
elinize sağlık hocam
Selamünaleyküm
Değerli kardeşlerim şu,“kıt aklınla sen anlamazsın” gibi deyişlere katılmıyorum.Cenab-ı Allah Kur’an ı bize bir rehber olarak 23 senede indirmiştir. O yüce kitabımız ki, her zeka ve akıl seviyesinin anlayacağı şekilde sade bir üslupla,apaçık bir beyanla inmiştir. Akla ve düşünenlere,ibret alanlara hitap etmiştir. Kitabımızın içinde herşey zahiridir; “batıni” hiçbir anlam yoktur. Öyle iddia edildiği gibi, batıl dinlerin kitaplarında mevcut olan şifreli bir beyana rastlayamazsınız.
Bir de önceki yazımda Hz.Muaviye ile ilgili olarak,“Katibul Kur’an” ifadesini kullanmıştım. Özür dileyerek düzelteyim.“Vahiy Katibi” demek istemiştim. Terminolojide öyle yazıyor.
Saygı selam ve muhabbetlerimle
Selamüm Aleyküm.
Mahir kardeş; üslubunuzdan iyi niyetli ve kardeşlik hukukuna saygılı birisi olduğunuz anlaşılyor. Muaviye bin Ebu Süfyan hakkında yazdıklarınız maalesef yanlış bilgi içeriyor. Zira Muaviye vahy katibi değildi. O, Rsulullah’ın katipliğini yaptı fakat yazışmalar, mektuplar ile ilgili olarak. Zaten Muaviye’nin yazdığı söylenen ayetler onun Müslümanlığı seçmesinden çok önce nazil olmuştu. Muaviye hakkında çok geniş bir araştırma yapan İrfan Aycan’ın “Saltanata Giden Yolda Muaviye b. Ebu Süfyan - Ankara Okulu Yayınları” kitabını okumanızı tavsiye ediyorum Allah’a emanet olun.
kıt aklınla tabirini eğer biraz düşünebiliyorsanız anlamışsınızdır.karşı çıkılan her şey dikkat edilirse mantığına uymamaktan kaynaklanıyor.defalarca izah ettim islamı kendi mantığımıza değil biz kendimizi ve her şeyimizi islama emir ve nehiylerine amade etmeliyiz.arkadaşın biri defalarca yazmama rağmen hala hz. muaviye r.a. sahabe olmadığını iddia ediyorduşimdi mahir taşgetiren kardeşim yazıncamı doğru oldu.doğru her yerde ve her zeminde doğrudur.bazılarının taasubu olsada mantığı almasada.mahir taşgetiren kardeşimin yazdığı bazı şeylerin kuranda tam olarak açıklandığını bazı şeylerin ise ana hatlarıyla es geçildiğini bunun doğru olmadığını ve HAŞA ALLAHA hakarettir diyor.mahir kardeşim kuranı kerimde bazı ayetler tam manasıyla açıkken bazı ayetler ise muteşabih dir.yani bzı ayetlerin mana itibariyle ne olduğu konusunda alimler arasında itilaf vardır.örnek isterseniz istiva kelimesi kuranda geçiyor.ne deniyor ayette ALLAH (C.C)ARŞA İSTİVA ETTİ. bazı fırkalar haşa bu istiva kelimesini ALLAH ARŞA OTURDU .HAŞA .HAŞA.diye yorumluyorlar.fakat islam uleması bu kelimenin 16 manaya geldiğini ve manasınında kesinlikle ayette bu manada kullanılmadığını ifade ediyorlar.burada işte kıt akıl devreye giriyor.haşa mevla tealaya yer yön,oturma,kalma kısacası insanların özelliklerini yüklemek ehli sünnet itkadı olmayan fırkalarda mevcuttur kuranı kerimi ancak en iyi alimler anlar.ve yine mevlamızın kurandaki ifadesi ile hakkıyla ALLAHDAN alimler korkar..hadise gelince hadis efendimizin yaşantısı,hareketleri,konuşması,yanında yapılırken onaylayıp veya ses çıkarmadığı davranışarın hepsidir.ona hakaret (haşa)sözler zaten kabul edilemez.örenk olarak namaz konusunda ki ayette namazın kaç rekat olduğu neler okunacağını ayette gösteren varsa beri gelsin.kimden öğrendik alimlerden onlar kimden mezheb imamlarından onlar kimden sahabeyi kiramdan onlar kimden RASULULLAH efendimizden o kimden cebrail a.s. o kimden emri getirdi ALLAH (C.C) DAN. tavaf yapıyoruz kimden öğrendik sahabedebn onlar kimden öğrendi RASULULLAH efendimizden. örnekleri arttırabiliriz.çirkin uslubum olduğu kanısında değilim. çünkü bir insana defalarca yazmama rağmen hala vahiy katibi olan hz. muaviye r.anh. değil ,diyen sahabe değil diyenadam ne denir.belkide zır cahil demem lazımdı .nezaket gösterip kıt akıl dedik.ahlaktan uzak tabirini geri iye iade ediyor.çünkü kem söz sahibine aittir.neyse buradan şunu anlamamız gerekir.herkes bende dahil bilmediğimizin cahiliyiz.ilim deryadır ve beşikten mezara kadardır.aklımıza uymayan konularda yorum yapmayalım.islam uleması hele helede ehli sünnwet uleması bir şey ifade etmişse mutlaka kuran ve sünnette karşılığı vardır.uslüb önemlidir.ilmi tartışma yapmak için tekrar ediyorum kıt akıllı olmayacaksın. araştıracasksın öyle yazacaksın.ukalalık yapmayacaksın sonra vahiy katibi meselesinde olduğu gibi tükürdüğünü yalamak zorunda kalırsın.
Yapılan çağdaş ilmi araştırmalarda muaviye’nin Vahiy Katibi olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunamamıştır.(Kaynak:Ulum el Hıkme)
Anlaşılan o ki bu emeviler döneminde uydurulmuş muaviyenin sözde faziletlerinden biriydi.
Muaviye’nin müellefetül kulub’den olduğu bir gerçektir.İlk dönem ehli sünnet ulemasının görüşü de bu minvaldedir.Sonradan gelen bazı ehli sünnet uleması bütün müellefetül kulubü ,sahabe olarak nitelendirmiştir.Bunun nedeni “Sahabe” kavramının tanımlanmasındaki ihtilaflardır.
Ben sözümün arkasındayım:muaviye bin ebi süfyan sahabi değildir,müellefetül kulubdendir.
Mahir Taştekin arkadaşıma katılmıyorum.Zaten bu ihtilaf yüzyıllardır olan bir ihtilaf.
Bu meseleyi ilmi verilerle neticeye bağlamak gereklidir Ulumel Hıkme gibi.Yani muaviye Vahiy Katibi olmadığı gibi sahabi de değildir.Bu konuyu fazla tartışmaya hiç gerek yok,sıhhatli ilmi araştırma yapanlar neticeyi bulmuşlardır.Sevgilerimle...
boşuna kürek çekiyoruz.herkes bildiğiyle amel etsin .ben yinede bu konuda yandaş veya karşı safta bulunan değil ehli sünnet ulemasının bu konuyla alakalı görüş ve düşüncelerini kabul etmeniz sizin itikadınız bakımında mutlu sona ulaşmanıza yardımcı olacaktır.ayrıca sahabe tanımı noktasında hiç itilaf yoktur.efendimizi gören imanlı herkes sahabedir.bu ehli sünnetin görüşüdür.bazılarının konuyu çarpıttığı gibi ebu cehilde gördü safsatası ortalığı bulandırmak için yapılan veballi harekettir.müeellefetül kulubda olsa (ben buna kesinlikle katılmıyorum)nihayetinde sahabe olmanın vasıf ve şartlarını taşıdığı için sonucu değiştirmez.örneğin medineye gelen veysel karani hazretleri bu şansını kaçırmıştır.imamı gazali hz. buyurduğu gibi ben olsam annemi dinlemez efendimiz a.s görmeden geri dönmez onlar hakkındaki ayet ve hadislerin methu senasına girerdim.ancak hasbel kader görmeden geri dönmüştür.buradanda anlaşılacağı gibi efendimizi bir kez dahi gören sahabedir.(r.anhum)ancak bu konuda itilaf hiç bitmeyecek gibi görünüyor ben konuyu burada kesiyorum.biz uyarı görevimizi yerine getirdik. selam ve dua ile
Selamünaleyküm
Öncelikle buraya yorumunu yazan tüm ihvanıma teşekkürü borç bilirim. Bu sizlerin dinimiz konusunda duyarlı olduğunuzun göstergesidir.
Hz.Muaviye’nin Vahiy Katipliği konusunda ısrar etmiyorum. (Okuduğum kaynaklar aklımda olmadığı ve kaynak belirtemediğim için).
Kesinlikle sahabe-i Kiram’a hakaret etmem söz konusu bile olamaz. Onlar baştacımızdır. Ben sadece Resulullah (SAV) döneminde O’nu gören herkes sahabe değildir demek istemiştim.
Orhan Gündoğdu kardeşim; eğer Kur’an ı yüzeysel okursak tabii ki Allah-ü Teala’ya el de, yüz de, ayak ta..vs. isnad edecek kadar yanlış anlarız. Ama Yüce Kitabımızı bir bütün olarak okuyup yorumlarsak herşeyi bihakkın anlarız. Zira rabbimiz kitabında kendisini yanlış anlamalara mahal vermeyecek kadar çok güzel tarif etmiş. O’nu ancak ard niyetliler ve cahiller ayetleri cımbızlayarak yanlış yorumlarlar.
Rabbimiz Kur’an ı hepimiz anlayalım diye indirmiş. Dinimiz ne alimlerin, ne hocaların, ne de başka birilerinin tekelinde değildir. Dinimiz sadece ve sadece Cenab-ı Allah’ımızın tekelindedir. Yeri göğü yaratan, ve herşeyin maliki odur. Yeter ki rehberimizi doğru ve tam manasıyla bir bütün olarak okuyup anlamaya çalışalım.
Mustafa Demir kardeşim senden de Allah razı olsun. Anladığım kadarıyla İslam Tarihi hakkında güzel araştırmalar ve okumalar yapmışsın.
Selam, sevgi ve saygılarımla
ben son olarak şunu ifade edyim .belgesiz olmuyor.bazı arkadaşalrımız hal inadında direniyor.ancak mbu inatları onların doğru yolda olduğunu göstermez.HZ. MUAVİYE (R.ANH) hakkında yazılmış bir makalenin linkini vereyim.hala tatmin olamayan olursa ne hali varsa görsün derim.ben son olarak uyarı görevimi yerine getireyim.YARABBİ HEM BU DÜNYADA HEMDE AHİRETTE İYİLİK VER BİZİ CEHENNEMİN AZABINDAN KORU...........www.zehirli.org/konu/hazret-i muaviye.html
sayın hocam
imam malik, şafii ve ahmed i ehli hadisin ilk imamları diye zikrettiniz ve toplum projeleri olmadığını söylediniz: Acaba ipten donen imam şaffi değil miydi sistemin düzeltmek istediği için, ağır işkencelere maruz kalan imam Ahmed bin Hanbel değil miydi? veya ona zulmedenler mutezili fikri ile çıkmadılar mı
S.Aleyküm. Faruk kardeşim, bahsettiğiniz olay Abbasi tarihinde 25-30 yıl süren “mihne” olaylarıdır. Abbasi sultanı Me’mun, Mu’tezilenin fikirlerini benimseyip, Mu’tezile 'yi devletin resmi mezhebi olarak kabul ederek ve bu görüşte olmayanlara ağır baskılar uyguladı. Bu baskılardan en çok ehli Hadis nasibini aldı. Bir düşüncenin ne kadar doğru olursa olsun zorla kabul ettirilmeye çalışılması Kuran’a ve Resulullah’ın örnekliğine terstir. Öte yandan bir kişi veya düşüncenin baskı görmesi de onun doğruluğunun delili değildir.
Yazar ağamızda Allah razı olsun, cesur yazılarından ötürü ...Bu hz(!) muaviyenin faziletlerini(!) anlatan kardeşimiz biraz da hz(!) ebu cehilden , hz(!) ebu lehepten, hatta hz(!)firavundan bahsetse ne iyi olur? Onları da öğrenmiş oluruz .Kardeş bir insanın hak ve haklı oluşunun ölçüsü yaşamı ,söylemi ,yaptıkları mı yoksa adına uydurma hadisleri olduğu gibi kabul etmek mi?Tek bir islami faaliyeti dahi yok sadece vahy katibi(!) ,sahabeden denilerek övgüden mahrum edilmeyen ama eleştirisi dahi yasaklanmış dokunulmaz biri...
Arkadaşlar benim en başta yazdığım tez doğru çıktı.Demekki Ehli sünnet,muaviye’nin sünneti demekmiş.Keşke yanılmış olsaydım.
muaviye’yi onca uydurma faziletlerle müdafaa
etmenin başka ne manası olabilir.
Geçenlerde cübbeli ahmet yaptığı yanlışların içinden çıkabilmek için olsa gerek ;yaptığı şeylerin muaviye’nin yaşamıyla uyumlu olduğunu söyleyerek yaptığı yanlışlara kılıf bulmuştu. Her halde bu ehli sünnet tutkunu kişilerin muaviye’yi bu kadar tutmalarındaki neden ortaya çıkmış oluyor:Yaptıkları yanlışlara muaviye’nin yanlışlarını kılıf yapmak.Yaptıkları bu saçmalıklara anca cahiller kanar.
uğur berk yine saçmalamış.bu seferde ahmet hocaya kafayı takmış.ancak hala hangi yolu izlediğini söylemed.ben kuranı okurum demek yeterli değil çünkü bizde okuyoruz.ancak biz ehli sünnetiz sen nesin.bilmiyorsu herhlade.
Ben,cahillerle muhattab olmam,her ne kadar edepsizce bana laf atsalar da.
Bütün İslam ve Hayat ekibine sevgiler.
