Müslümanların Tarihine İkinci Kırılma: Fitne Olayları
Bugün hala inanılan; kaderci, mehdici, şefaatçi, nakilci, saltanatçı, tekfirci, mürcii, inzivacı, çileci, akıl karşıtı inanç ve düşüncelerin kökeninde fitne dönemi olaylarının etkisi vardır.
Resulullah’ın vefatı sonrasında gelişen olaylar, hem hızlı hem de trajik oldu. Sahabe bu dönemi sağlıklı ve soğukkanlılıkla atlatamadı. Bizi ilgilendiren tarafı ise bu olayların, günümüzde hala sürdürülen düşünce kalıplarının oluşmasına neden olmuş olmalarıdır.
Halife Ebu Bekir’in emri ile Suriye’de Bizans ile Irak’ta Sasani İmparatorluğu ile savaş cephesi açıldı. “Bir çok sahabenin şehit olduğu bu savaşlar gerekli miydi?” diye bir soru akla gelebilir. Ama Mekke’nin fethinden sonra, kısa bir sürede Arap yarımadasında hemen hemen tüm Arapları bir araya toplayan Resulullah’ın önderliğindeki Müslümanlar, dönemin iki süper gücü ile komşu olmuşlardı. Bu iki büyük devlet, artık Müslümanları kendi çıkarlarını tehdit eden bir tehlike olarak görüyorlardı. Özellikle Bizans’ın Suriye’deki güçleri ile yaptığı girişimleri, Resulullah’ın zamanında aldığı tedbirler ile önlenmişti. (Mute, Tebük seferleri, Üsame b. Zeyd’in komutasındaki ordunun aynı bölgeye gönderilmek üzere hazırlanması.)
Müslüman ordularının büyük başarılar kazanarak kısa sürede devasa topraklara sahip olunması, Resulullah sonrası Müslüman toplumda kontrol edilemeyen olumsuz gelişmelere de yol açtı. Bu yeni sorunları temelde iki ana bölüme ayırabiliriz:
Birinci sorun; Etkisi çok daha sonraları ortaya çıkacak olan “Yeni Müslümanlar” sorunu idi. Fethedilen topraklardaki halklar, bu yeni dünya görüşüne ve Müslüman gücüne teslim oldu. Biraz da ekonomik sebeplerle kitleler halinde Müslüman oldular. Bu insanlara İslami eğitimi verecek sahabenin önemli bir kısmı savaşlarda şehit olmuştu. Bu insanlar; eski kültür ve inançlarını İslam’a girdikten sonra da örtülü olarak ta olsa sürdürdüler. İslam dışı inanç ve kültürler, otuz - kırk yıl sonra İslam kültürü içerisinde sentezlenerek yeniden gün yüzüne çıktı. Özellikle İran inanç ve kültürü, ilerleyen yıllarda Müslümanları bir çok yönden etkisi altına alacaktı. Çünkü fetih öncesi İran toplumu, Mecusilik gibi eski bir inanç sistemine, güçlü bir yazılı edebiyata, Sasani İmparatorluğu gibi köklü bir devlet geleneğine sahipti. İran inanç sistemindeki, kadercilik, mehdicilik, inzivacılık, çilecilik gibi inanç ve düşünceler Müslümanlar arasında yavaş yavaş yayıldılar.(1) Özellikle Abbasi devleti içinde İran’ın aydınları, sanatçı ve edebiyatçıları önemli yerler edindiler.
İkinci büyük sorun ise, bu savaşlarla gelen “zenginlik” idi. Savaş ganimeti, önemli bir gelir kaynağı olarak toplumu aşırı rahatlatırken ekonomiyi savaşlara bağlı hale getirdi. Artık Müslüman savaşçılar, ganimet için savaşır duruma gelmişti. Müslümanlar hayal edemeyecekleri bir zenginlik ile karşılaşmışlardı. Bu yeni imkanlar bir çok sahabiyi olumsuz etkiledi. Halife Ömer’in savaş gelirlerini ve fethedilen toprakların gelirlerini Müslümanlar arasında belirli bir öncelik sırasına göre paylaştırdığı “ata” ve “haraç” sistemleri özellikle önde gelen sahabiler arasında Süper Zenginler ortaya çıkardı. Halife Ömer, bu yüzden ölümünden kısa bir süre önce ata sistemini tekrar düzenlemeyi, geliri herkese eşit dağıtmayı düşündüğünü ifade etmişti.(2)
Bu süper zenginler arasında yer alan Halife Osman’ın, Talha b. Ubeydullah’ın, Zübeyr b Avvam’ın öldüklerindeki miraslarına bir göz atarsak durumun ciddiyetini anlarız.(3)
İsmi geçen bu sahabilerin özellikle “fitne dönemi” denilen olaylarda etkili olduklarını düşünürsek meselenin sadece “zenginleşme” olmadığını, mal, mülk yarışının iktidar mücadelesine dönüştüğünü söyleyebiliriz. Bu konu da söz konusu şahısların tarih kitaplarına geçmiş sözlerine bakılabilir.(4)
Resulullah vefatından onüç yıl sonra İktidara geçen Halife Osman’ın yanlış uygulamaları(5), önü alınamayan olayların fitilini ateşlemiş, Müslümanların arasında meydana gelen çatışmalarda aralarında iki Halife ve bir çok Sahabinin de olduğu yüz bine yakın Müslüman ölmüştü. Resulullah’ın on yıl süren devlet başkanlığında meydana gelen yirmi civarındaki irili ufaklı savaşta her iki taraftan toplam üçyüz elli kişinin öldüğünü hatırlatırım.(6)
Resul’ün dizinin dibinde yetişmiş olan sahabenin önde gelenlerinin birbirleri ile savaşması olayın vahimliğinin yanında sebep olduğu sonuçlar bakımından çok önemlidir:
Birinci sonuç; ilk dönem Müslümanlarının geliştirmeye çalıştığı (önceki yazımızda eleştirdiğimiz) halifelik sistemi tarihin yapraklarına gömüldü. Bundan sonra iktidarı ele geçiren Emevilerle birlikte saltanat rejimi; Müslüman siyaset tarihinde 1900’lere kadar tartışılamayan, değiştirilemeyen bir Sünni siyaset düşüncesi olarak yerini aldı.
Diğer bir sonuç ise; adaletin savaşçısı, mazlumların hamisi, kimsesizlerin kimsesi Halife Ali’nin zenginleşenlerle, iktidarı kendisi ve çevresi için isteyenlerle olan mücadelesi sonuçsuz kalınca taraftarlarının oluşturduğu kesim, Emevi zulmünün etkisi ile farklı bir inanç sistemi üretti. Acılardan, zulümlerden, baskılardan siyasi, itikadi, sosyal ve kültürel bir ekol doğdu: Şia. Şia zaman içerisinde kendi inanç ve bilgi sistemini oluşturarak İslam dünyasının ikinci yarısını oluşturdu.
Diğer bir sonuç ise; Hariciler oldu. Hariciler, “kendi gibi düşünmeyen herkesin düşman olduğu”ndan hareketle ortaya koydukları “tekfir” ideolojisini sert bir şekilde herkese uyguladılar. Onların bu ifratı, karşısında tefritini üretti:Mürcie. Haricilerin tekfirine karşı Mürcie, İman ettiğini söyleyen kimsenin ameli olsun, olmasın, ne yaparsa yapsın tekfir edilemeyeceğini iddia ettiler.(7)
Bir başka sonuç ise; sonraları Sünni Düşünce sisteminin omurgasını oluşturacak olan Hadis Ekolü’nün “sahabe karizması” anlayışını geliştirmesi oldu. Bu ekol mensuplarının temel davranış biçimi, her türlü siyasal tartışmadan uzak durmaktı. Sahabenin her birinin doğruyu gösteren birer yıldız olduğu, onları sorgulamanın küstahlık olacağı söylemi, hadisçilerin en belirgin yanını oluşturdu.
Amacımız yüzyıllar önce meydana gelmiş üzücü olayları deşmek, gündemde tutarak, bugünden o günü yargılamak değildir. Yapmaya çalıştığımız, o günlerde olan olayların, günümüzde hala inanılan düşünce kalıplarını ürettiğini ortaya koymaktır. Bugün hala inanılan; kaderci, mehdici, şefaatçi, nakilci, saltanatçı, tekfirci, mürcii, inzivacı, çileci akıl karşıtı inanç ve düşüncelerin kökeninde fitne dönemi olaylarının etkisi vardır.
Bu bilgi bize ne sağlar? Bu bilgi, bize miras kalan veya dayatılan tüm inanç ve düşünceler karşısında sorgulamacı bir tutum geliştirmemizi sağlar. İnanç ve düşüncelerimizin hangileri vahyin, hangileri tarihi olayların bir sonucu. Sorgulamaya var mısınız?
Dipnotlar:
(1) Mikail Bayram: “İran kültürünün Müslümanlar üzerindeki etkisi konferansı.” Süleymaniye Vakfı tarih dersleri (www.kurandersi.org)
(2) Taberi, Tarihül Umem vel Mülk c.2 s. 452, Yakubi, Tarih c.2 s.107
(3) Zübeyr b. Avvam’ın ölümünden sonra mirası; 59.800.000 dirhem olarak hesaplandı. Medine, Basra, Kufe, Fustat, ve İskenderiye’de onlarca evleri ve bahçeleri vardı. Bin kölesi vardı. Binlerce atı vardı.(İbni Saad, Tabakatül Kübra c.3/1 s.77) Talha b. Ubeydullah ölümünde mırası 39 milyon dirhemdi. Irak’tan sağladığı gelir her gün bin dinardı. (İbni Saad, Tabakatül Kübra. c.3/1 s.77) Saad b. Ebi Vakkas ‘ın mirası 250 bin dinardı. (Mesudi ,Murucu’z- Zeheb. c.8 s.81) Abdurrahman b. Afv’ın mirası 320.000 dinar olarak hesaplandı. (Zehebi,Tarihul İslam, s.396) Osman b. Affan’ın mirası 30 milyon 500 bin dihemvve 150 bin dinardı. Rebeze’de bin deve, Çeşitli şehirlerdeki topraklarının geliri 100 bin dinardı.(Mesudi, Murucu’z- Zeheb. c.2 s.342)
(4) Halife Osman evi isyancılar tarafından kuşatıldığında evine yiyecek ve su gitmesini engellemelerini söyleyen Talha b. Ubeydullah hakkında şöyle yakınıyordu: “Allahım Talha’ya layığını sen ver. Çünkü bunları bana kışkırttı durdu.” (Taberi a.g.e. c.2 s.668)
Zübeyr ve Talha isyancıların gözdağı vermesi sonucu) beyat ettikten sonra Ali’ye şöyle dediler: ‘Sana neden beyat ettiğimizi biliyor musun? Sana işte (iktidarda) ortak olmak için.’ ( İbni Kuteybe el-İmam ves-Siyase c.1 s.51-52
(5) Halife Osman, önemli bütün atamaları kendi kabilesi olan Ümeyye oğullarından yaptı. Mervan b. Hakem’i danışmanı yaptı. Kufe valiliğine, ana bir kardeşi Velid bin Ukbe’yi atadı. Ama içkili namaz kıldırdığı için onun yerine akrabası Said bin El As’ı atadı. Mısır valiliğine, vahiy kâtibi iken mürtet olmuş süt kardeşi Abdullah bin Sad getirildi. Basra valiliğine, hala oğlu Abdullah bin Amr’ı atadı. Amcaoğlu Muaviye zaten Şam valisi idi. Tüm bunları kabilesine olan sevgisi ve bağlılığı sebebiyle yapmıştı. Haraç dağıtımında Beytülmal’den yakınlarına kendi malındanmış gibi verdi(Taberi, Tarihül Umem vel Mülk c.2 s 651, İbni Kuteybe el-İmam ves-Siyase c.1 s.32) Bu tür tasarruflarını eleştirenlere: “Tercihte niçin dlediğim gibi davranmayayım. O zaman niçin İmam oldum” diyordu. (İbni Kuteybe a.g.e c.2 s.28) İsyancıların görevi bırakmasını istediklerinde verdiği cevap ilginçtir: “Allah’ın bana giydirdiği bu gömleği çıkarmayacağım.” (Taberi, a.g.e.c.2 s.664)
(6) Muhammed Hamidullah, Hz.Peygamberin Savaşları s.12-13
(7) Şehristani, el-Milel ven-Nihal c.1 s.161
Yorumlar 18
Yazınız ispata muhtaç iddialarla dolu görünüyor. Bir tane örnek verelim “Resulullah’ın vefatı sonrasında gelişen olaylar, hem hızlı hem de trajik oldu. Sahabe bu dönemi sağlıklı ve soğukkanlılıkla atlatamadı...” gerçekten böyle midir? Bunun delili nedir?
Bir takım sahabelerin vefatından geriye devasa miraslar kaldığı iddia ediliyor. Bakılmalı değil mi bu sahabeler İslam önce ne durumdaydı ve Rasulullah döneminde ne durumdaydı?? Sanki fakir Ebu Hureyre(r.a.) kilolarca altın bırakmış gibi anlatıyorsunuz. Adı geçen sahabeler zaten zengindi. (İslam öncesi ve sonrası hayatları araştırılırsa görülecektir.)
Yanlışları ve doğruları neye göre belirlediğinizi de merak etmemek elde değil. Osman(r.a)’ın atamalarının yanlı olduğunu söylüyorsunuz. Ve buna sahabenin itiraz edemediğinden bahsediyorsunuz. Oysa aynı sahabe Muaviye(r.a.) ile Ali (r.a.) arasında ki savaşta itiraz gücünü gösteriyor bize. Bu durumda bu iddiaya inanmak hayli zorlaşıyor benim için.
Saltanatın Sünni bir gelenek haline geldiğini söylüyorsunuz. Sanki muaviye(r.a.)’ den yezid’e geçen baban oğla da Ali(r.a.) ve Hüseyin(r.a.) geçmesi istene başka bişi ???
Son olarak bir not “vahiy” dediğimiz şey sorgulayalım dediğiniz tarihten ayrı bişi midir? Yoksa tarih ve tarihsel karakterlerin tıpkı tarihi ilettikleri gibi bize ilettikleri bir şey midir?
Çalışmalarınızın başarıyla devam etmesi duasıyla Allah yar ve yardımcımız ola
Mutezile bu açılımın neresinde duruyor?
Mutezile konusunda Ekin yayılarından çıkan Muhammed Ammara’nın “Mutezile ve Devrim” ve Ankara Okulu yayınlarından çıkan Osman Aydınlı’nın “Mutezile’nin Altın Çağı” kitapları okunabilir. Kısaca şöyle dyebiliriz. Özellikle bu olaylardan sonra oluşan Emevi saltanatının desteklediği “Kaderci” akıma karşı insanın özgür iradesini savunmuşlardır. Ayrıca zalim Emevi saltanatına karşı özellikle Zeydilerle birlikte fiili mücadele etmişlerdir.
“Bi Kul”a ise şöyle diyebilirim:
1-“Sahabe bu dönemi sağlıklı ve soğukkanlılıkla atlatamadı.” iddiamın ispatı 100 bine yakım müslüman kanıdır.
2- Bu süper zengin sahabilerin mirası ile ilgilenmiyoruz. Bizi ilgilendiren halife Ali karşısına bu mal varlıklarını daha da arttırmak ve iktidara ortak olmak amacıyla çıkmış olmalarıdır. Bunların delili yine tarih kitaplarında. Bu konu ile ilgilenenlerin biraz tarih kitabı karıştırmaları ve önyargılarını biraz esnetmeleri gerekiyor.
3- Halife Osman’ın yaptığı atamalara en ciddi tepkiler Abdullah b. Mesud, Ebu Zer, Ammar b. Yasir gibi seçkin sahabilerden geliyor. Halife Osman’ın özellikle ikinci 6 yılını tüm tarihçiler anlattıkları uzun olaylarla eleştiriyorlar.
4- Ehliyet, ümmetin genel biatı, şura prensipleri işletilmeksizin babadan oğula geçen tüm idareler şaibelidir.
5- “Vahy” ile tarih tabiki farklı şeylerdir. Biri ilahi diğeri beşeridir. Birine iman ettikten sonra sorgulamayız. Maksad-ı İlahi’yi ararız. Diğeri ise vahyden yola çıkılarak üretilendir. Tamamen doğru olmadığı gibi tamamen yanlış da değildir.
Tüm bunlardan bize iletilen tarihi mirası tamamen reddettiğiimiz anlamı çıkarılmamalıdır. Vahyin ve aklın ışığında geçmişte meydana gelmiş fakat etkileri hala süren olayları incelemektir. Tabiki bu fikirler benim yorumlarım ve beni bağlar. Benim yapmaya çaıştığım; itikadımızı, inançlarımızı, düşüncelerimizi sağlam bir temele dayandırmamız açısından tarihimizi gözden geçirmeye çalışmaktan ibarettir.
“Bi Kul” kardeşimizin Muaviye için kullandığı (RA) ifadesi ile zihinsel olarak bir arınmaya ve ön yargılardan sıyrılmaya muhtaç olduğunu düşünüyorum...
ben Hz. muaviye(r.a.)'nin iyi bir musluman olduğuna dair şeyler okudum. her insan gibi onunda günahları olabilir fakat yargılamak benim işim değil. allah ondan razı olsun. bazı hatalar yaptığı söyleniyor. bu hatalarından dolayı daallah onu bağışlasın.
Muaviye b. Ebi Sufyan lüksü, şatafatı, saraylar yaptırmayı, Allah resulünün pak sahabilerini kendi salatanatı için öldürmeyi, sürmeyi, dövdürmeyi meşru gören biridir.
Muaviye İslam’daki en büyük siyasi bid’at olan Saltanatı ihdas etmiştir.
Muaviye, yerine ileride Hz. Hüseyi’in katili olacak olan oğlu Mel’un Yezid’i Sultan tayin ederek Ümmete yapacağını yapmıştır.
Muaviye Meşru İslam Halifesine isyan ederek Kur’an’a açıkça karşı gelmiş bir bağidir.
iddia makamı: islam ve hayat
hakim: islam ve hayat
sanık: hz. osman
Allah size hidayet etsin arkadaşlar
Slm , Ömer İslam bey yazınızdaki cesaretinizi tebrik ederim, irdelenmesi gereken , üstü bilinçli olarak kapattırılan, zamanın zalim sultanları ve yanlarındaki saray alimleri ve belamlarının uydurdukları sahte islamı hayatımıza öyle bir enjekte etmişler ki adeta onu sorgulamayı dahi haram gören bir anlayış gelişmiş akabinde Muhammedi İslam yerini sadece fıkıhtan ibaret , özünden kopmuş , esasın yerine sürekli teferruatta boğulan , İslamın mesajını anlamak yerine sadece fıkıh ve kuralcı bir anlayışı tesis edilmiş , siyasi boyutu ile , toplumsal problemler üzerine hiç eğilmeyen , sadece hayatımızdan uzak bir İslam , duvarlara asılı Kuranlar , ölülere okunan hayat kitabı haline gelen Kuran , zalimleri hiç rahatsız etmeyen , inkar edenlerin uykusunu kaçırmayan İslam acaba hangi islam?... Özellikle Emevi tağutlarıyla İslamın ters yüz edilişi ,hakikatın tahrif edilmesi ,tarihsel sürecinde Ehlibeyte olan nefret ,kin esasında Peygambere olan nefretin bir uzantısıydı ,bunlar tarihsel belgelerle mevcut , Ebu Sufyanın hilafet olaylarında gösterdiği fitne ,fesatlar hakeza imam Ali nin hilafeti döneminde Muaviyenin nifak dolu tutumu inkar edilemez bir hakikattir , özellikle saltanatı döneminde ehlibeyte olan kinini ,nefretini hutbelerlde ,minberlerde kusturan ki yanında sahabiden bir müslümanın “ ehlibeyte hakareti ifade eden cümleleri hutbelerden kaldır ,bundan sonra seni rahatsız eden bir olay olmaz ” derken Muaviyenin cevabı ise “günde 5 defa ezanlarda Muhammedin ismi okunurken ben nasıl rahat olurum” evet Muhammedi İslamın taraftarlarına böylesine nefret dolu olanlar tarihte sahabe , vahiy katibi diye nakledildi , masum diye nakledildi , gökteki yıldızlar diye uyduruk hadislerle koruma altına alındı, İslam tarihi Peygamberden sonra çok iyi sorgulanmalı , kriter Kuran ve sahih sünnet olmalı ...Şahıslar olursa hakikat daha da tahrif olmaya yüz tutar ...Bu konuda Ehlibeyt ve Ehli sünnet ekolleri 1-2-3 adlı eseri öneririm ,kaynakçası çok geniş.
Mehdilik inancı hakkında ,şefaat hakkında düşüncelerinizi Kuran zemininde irdelemenizi istirham ederim , hiç kimse şefaati tam olarak şirk telakki etmemiştir , İbn teymiye bile ...bu konuda Allame Tabatabai ve Ayetullah Mutahhari’nin şefaat üzerine (kevser) , Ayetullah Cafer Suphani şefaat ve tevessül adlı eserlerini okuyabilirsiniz , mehdilik anlayışı bütün hadis kitaplarında konu olmuş ,sürekli konu olmuş ,Allah aşkına neyini inkar edersiniz ,hiç mehdeviyet inancıyla ilgili ehli beyt alimlerinin eserlerini okudunuz mu ,geçin onu sünni kaynakların hemen hemen hepsinde geçiyor , inkarı şahsi bir kuruntudan ibaret mealci anlayışın vesvesesidir ancak. İslam kütüphanesi.com , caferilik.com gibi sitelere girebilirsiniz ,
Muhammedi İslam , adaleti ,tevhidi isteyen mazlumu koruyan , zalimi tasvip etmeyen , hakikati her ne pahasına olursa olsun tahrif etmeyen İslam diyoruz vesselam...
çok şükür ki bu konuşulan tarihi olaylar ve kişiler hakkında ki düşünceler İslam akidesi ya da ibadeti ile ilgili değil. bunlar sadece tarih... tarihe dair olunca tartışma sorun yok. aman dikkat olmadık yerden akide tartışması çıkmasın
EDİTÖRÜN NOTU:
Nezir Bey, yazarın bu yazıda dile hususlar, Ehli Sünnetin tarih kaynaklarında (Başta İbnul Esir ve Taberi’nin eserleri olmak üzere) yer alan hususlardır zaten. Keşke, yazıdan dolayı siteyi mahkemeye vereceğinizi söylemek yerine, katılmadığınız hususları dile getirseydiniz. Üstelik mahkemeye vermeye kalktığınızda, İbnul Esir’in El-Kamil Fi’t-Tarih’ini, Taberi’nin Tarih’ini ve bu eserler kaynak alınarak yazılan yüzlerce eseri de mahkemeye vermeniz gerekecek.
Ayrıca “özellikle caferi rumuzlu şahsın yorumunu osmanın fitnesi fesadı ifadelerinden ötürü kınıyoruz” diyorsunuz. Oysa söz konusu yorumda böyle bir ibare yok. Olsa zaten yayınlamazdık böyle bir yorumu. Bazı kısımlarına bizim de katılmadığımız o yorumda “Ebu Sufyanın hilafet olaylarında gösterdiği fitne ,fesatlar” ifadesi geçmektedir ki, bu da tarihî bir vakıadır.
Hz. Ebu Bekir halife ilan edildiğinde Ebu Sufyan’ın Haşimoğulları’nı fitlemek için ne büyük gayret gösterdiği, fitne çıkarma gayretlerinin başta Hz. Ali olmak üzere sahabenin tepkisiyle karşılaştığı tarih kaynaklarının aktardığı bilgilerdir.
Zannedersem birtakım eleştiriler bazı kardeşleri rahatsız etmiş ,fakat tarihin gerçeklerini görmezden gelmek o olayların olmadığı anlamına gelmiyor, sayın editörün dediği gibi bunlar islam tarihi kaynaklarının hepsinde geçiyor ,kulaktan dolma bilgilerle yüceltmeci ,mübalağalı ,hakikatten uzak tarih olgusu bizi doğru anlayışından uzaklaştırıyor , neden mi? İslami konularda konuştuğumuzda muhataplarımızın savunması ne biliyor musunuz? Onlar sahabe ne yapmışlarsa ictihat , doğrudur ,hata yapmazlar ...Allah aşkına Peygamberden sonraki olaylar neyin nesi , savaşlar ,ihtilaflar, dinden dönmeler ... aklı selim bir şekilde sapı samanı ayırmak lazım ,hepsini alma gibi bir derdimiz yok , hakikat nerede ise orada olalım ,yoksa islamın ayrıcalığı ,mükemmellliği , adaleti ,hakkaniyeti ,masumiyeti , şeffaflığı ,netliği nerede ....muaviyeleri ,yezidleri halife diye sunan tarih benim islamımın sözcüsü olamaz , adaletsiz uygulamalar şahısların zaaflarıdır , islamın uygulaması değildir, yanlış politikalar islamın metodu değil , ancak şahısların kişisel yorumlarıdır ...
Ayrıca Ömer Bey devam edin , yazılarınızı ilgiyle takip ediyoruz ,eleştiriler illaki olur , fakat mütabık noktalarımız daha çok , hakikat ancak irdelenerek elde edilir, bildiğinden şaşmamak gerçeğe ulaşmanın önündeki engeldir , tarihi dogmatik hale getirenler nasıl hakkı bulurlar, onlar için Ali Şeriati nin “İnsanın 4 zindanı” adlı eseri öneririm. Allah a emanet olun.
selamun aleykum
Öncelikle emeğe saygı açısından bu yazıyı yazıdığınız için kendi adıma teşekkür ediyorum.Fakat beni dşndren birkaç yer oldu...
''Yeni İslam’a giren insanlara İslami eğitim verecek sahabenin önemli bir kısmının şehit olduğu'' doğru ancak bu diğer öğreticilerin yanlış bir eğitim sistemi seçtiği anlamına gelmez.Yani İslam’a yeni dahil olan unsurların eski kültürlerinden kalıntılar bulundurmalarının öğreticilerle alakalı olduğunu düşünmüyorum.İslam düşüncesinin bahsi geçen dönemlerde diğer kültürlerden etkilendiği çok açık ve net...Mutezile nasıl Yunan felsefesi ve akılcılığından etkilendiyse Şia da bir o kadar Mecusi mistisizminden etkilenerek acaip garaip düşüncelerine İslam düşncesine dahil etmiştir...Bunların önüne geçilmesinin hayli zor olduğu doğru fakat inanıyoum ki bu karmaşıklığın büyük ölçüde önüne geçen yazınızın sonunda belirtiğiniz hadise bakış açısı ve önce Rasululullah’ın sonra Sahabenin fiilleridir...Sahabelerin masum olduğu Şia dışında hiçbir hadis çevresince kabul görmez ancak ashabın düşünce ve fiiliyatının biz müslümanlar üzerinde prototip niteliğinde olduğunu kabul etmeli...
Bunun yanısıra hayli zenginleşen İslam toplumunda gelirlerin Hz.Ömer tarafından efdaliyet sıralamasınca sahiplerine verilmesi kanaatimce oldukça adil...Bu dağıtım esnasında yine hadislerden yola çıkılarak Rasulullah’ın en çok sevdiği isimlere öncelik verilmiş İslam’a giriş sıralamasına göre yani bir nevi Tevhid davası adına sıkıntı ve işkence çeken müslümanların rahatlamasına yardımcı olması amacıyla hakeden mercilere hakları verilmiştir.Ancak elbette bu bir hüccet değil bir ictihaddır kabul edilir ya da edilmez...
Bütün bunlar bir yana yazınızda Mutezile’nin en parlak dönemlerinde Halkul Kur’an meselesinden dolayı sayıları oldukça fazla olan müslümanın canına kıyıldığı ve Ahmed Bin Hanbel gibi oldukça kaliteli bir alime Mihne yılları dediğimiz yılların yaşatılmasından söz etmemeniz dikkate şayan doğrusu...
Allah’a emanet olun...
Bu sorunlu konuları dile getirmedeki amacım gerçekleşiyor. Özellikle tarihte meydana gelmiş olayları farklı kaynaklardan okumak, bu konuları farklı yorumlayanları dinlemek ve usülünce tartışmak. Tarihte meydana gelmiş olayların günümüzde hala süren etkilerini tesbit etmek. Farklı ama üzerinde düşünülmüş eleştiriler ve yorumlar almak güzel bir şey. Allah razı olsun.
Mutezile konusunda; ‘Mihne’ olayları tarih olarak 825'lerde gerçekleşti. Bahsettiğimiz tarih diliminden iki yüz yıl kadar sonra. Şu bir gerçek ki, Mutezile’nin akılcı, sorgulamacı, Tevhid ve Adalet esaslı duruşu iktidarla olan yakınlaşması ile zayıfladı. Bu da Mutezile’yi bitiren sürecin başlangıcı oldu. İnşallah ilerki yazılarımda daha detaylı bir şekilde değinmeyi düşünüyorum. Allah’a Emanet olun.
esselamu aleykum...
Fitne olayları diye isimlendirdiğimiz olaylar mezheplerin neredeyse tamamının oluşmasına neden olmuş olaylardır bu açıdan bu olayları değerlendirmek her devirde çok önemli.Bütün bu olayların ve bunun akabinde gelen oluşumların fikir dünyamıza etkileri oldukça büyük.Bununla beraber çok önemli olan bu konularda farklı fikirlere karşı tahammüllü olmak görevimiz...Yazınızın devamını merak ve ilgiyle bekliyorum...
yazı hemen hemen uydurma ve ehli sünnet itikadi ve inanç esasları gözetilerek yazılmadığı için tutarsızlığı ve bazı konulardaki tarafgierliği ortadadır.sahabileri yanlış yapmakla suçlayan zihniyet diğer taraftan bazı ehli sünnet dışı hizipleri övmesi yazarın amacının ehli sünnet inancını ve ekolünü yıpratmak amacı güttüğünün açık delilidir.özellikle azılarından ve eserlerinden alıntı yapılan kişilerin ehli sünnet dışı akımların temsilcisi veya günümüz destekçisi olmaları makaleyi tamamen çığrından çıkarıp ehli sünnette kabul görmeyecek noktalara taşımıştır.
cafer rumuzuyla yazan vatandaşın yorumu tamamen çarpıtma ile dolu olsa yine belki es geçilebilir ancak hem çarpıtma hemde aşağılama ile sanki bir fırkanın hazır militanı gibi yazılmış.sahabenin davranışalarını sorgulamak itikdi yönden zayıf ilmi sevide ise yetersiz kişilere düşmdiği herkesin malumudur.bu sözümdende asla ilmi seviyesi olan sahabeyi tenkid edebilir manası asla çıkmasın.çünkü onlar gök yüzündeki yıldızlar gibidir onlara uyan doğru yolu bulmuştur.,sahabeme sövmeyin onlara söven bana sövmüştür buyuruken rasulullah siz kimsiniz onları dar beyin ve hizip olduğunuz zihniyetr adına tenkit ediyorsunuz.islam anlayışının geri planda kaldığı izlenimini veren yorum tamane hayal mahsulu olduğu için kendi içinde tutarszlıklarla doludur.kendi cephesinden olayalra bakan ların düştüğü tuzağa düşmülmüş.esasında çok yazılacak söz var ancak olayları kendi cephesinden bakaların sonuçta varacağı nokta hezimettir
ya senin kafa yapında hangi anlayışın eseri var kardeşim. Çalakalem yazarken biraz insaf..
