Müslümanların Tarihinde İlk Kırılma: Siyasi Seçkincilik
Günümüzden bin 377 yıl önce yaşanan bir olayı ne diye irdeliyorsun? Resulullah’ın seçkin sahabilerini neden eleştiriyorsun? Her tarihi olay kendi şartları içinde değerlendirilmelidir, bugünün zihin yapısı ile o günü değerlendirmek doğru mu?, şeklinde itirazlar gelebilir.
Resulullah sonrası müslümanların tarihini okurken, belli başlı dönüm veya kırılma noktalarını tespit edebilirsek, bugünün müslümanının din, siyaset, itikad, mezheb….. anlayışlarını da bir yere oturtabiliriz.
Müslümanların tarihi süreçte yaşadığı büyük kırılma noktalarından ilki, Resulullah’ın vefatında hemen sonra meydana geldi. Bu olaya kırılma dememizin sebebi, Müslümanların Resul sonrası ortaya koyacakları, siyasi pratiğin sınırlarını daraltan, siyaseti yapma hakkını sadece bir kabileye veren bir sonucun çıkmış olmasındandır.
*******
Bu olayın gelişimine kısaca bir göz atalım:632 yılında Resulullah vefat etti. Haber duyulur duyulmaz Ensar, Müslümanların başına kendilerinden birini seçmek için Beni Saide gölgeliğinde toplandı. En güçlü aday ise Hazreç kabilesinin reisi Sa’d b. Ubade idi. Ensar’ın halife seçmek için toplandığını haber alan Ebu Bekir, Ömer b. Hattap ve Ebu Ubeyde hemen Beni Saide’ye geldiler. Onların gelişi ile devlet başkanlığı seçiminin gidişatı değişti.
Ensâr’ın sözcüsü Sâbit b. Kays, İslâm’ı yayma konusunda üstünlüklerinin bulunduğunu, peygamberin on yıldan fazla Mekke’de kalmasına rağmen kavminden çok az sayıda insanın ona inandığını, ona inanların ise onu koruyamadıklarını, peygamberi kendilerinin koruduğunu, Arap kabilelerinin kendileri sayesinde itaat etmek zorunda kaldıklarını hatırlatarak başkanlığın kendilerine ait olduğunu savundu.
Toplantıya katılan Ebu Bekir ve Ömer b. Hattab, yaptıkları konuşmalarda özetle şunları ileri sürdüler: “Biz, sizden önce müslüman olduk. Biz muhacirler, peygamberin aşiretindeniz. O’nun mirası, onun aşireti olan Kureyş’e kalmalıdır. Araplar, Kureyş’ten başkasının halifeliğini tanımazlar”
Uzun tartışmalardan sonra Ensardan Evs kabilesinin de olumlu tavır takınması ile Ebu Bekir, orada halife seçildi.
Hâşimoğulları, Peygamber’in cenazesiyle uğraştıklarından, Ümeyye oğullarının ileri gelenleri ise değişik yerlerde görevli bulunduklarından hilafet müzakerelerinde yoktular. Hâşimoğulları, Sakîfe toplantısının ardından ertesi gün yapılan genel bîate de katılmadı. Onların yanı sıra Zübeyr b. Avvâm, Fadl b. Abbâs, Hâlid b. Sa’îd, Mikdâd b. Amr, Selmân el-Fârisî, Ebû Zer Gifarî, Ammâr b. Yâsir, Ubey b. Ka’b gibi bir çok tanınmış isim de bîate iştirak etmedi.
Hâşimoğulları, bir süre Halife Ebû Bekir’e muhalefeti sürdürdüler. Ali b. Ebi Talip bîat edinceye kadar onlardan kimse bîat etmedi. Resulullah’ın kızı Fatıma ile Halife Ebu Bekir arasında ‘fedek Arazisi’ meselesi kırgınlığı da etkili olmuştur. Ali b. Ebu Talib ancak Fatıma’nın vefatından sonra halifeye bîat etti. Biatı esnasında Ali b. Ebu Talib ona şu serzenişte bulunmuştur: “Ey Ebû Bekir! Bizim sana bîat etmeyişimiz senin faziletlerini ve Allah’ın sana ihsan ettiği hayrı kıskandığımızdan değildir. Biz, peygamberin halifesi olma hakkını kendimizde görüyor ve sizin bunu zorla almış olduğunuzu düşünüyoruz.” Ardından kendisinin Resulullah’a olan yakınlığını hatırlatarak bu konudaki haklılığını dile getirmeye çalıştı. Bu sözler Ali b. Ebu Talib ve onun şahsında Hâşimğullarının hilafetle ilgili düşüncelerini ve aynı zamanda bîate yanaşmamalarının nedenini açıklar gibidir.
Hâşimoğullarının yanı sıra Ümeyye oğulları da, Halife Ebû Bekir’e karşı muhalefet ettiler. Resulullah’ın vefat etmesi üzerine Ebû Süfyan’ın Necran’daki valilik görevini bırakıp, eski mevkiini kazanmak için Mekke’ye geldiğini ancak bu arzusunu gerçekleştiremeyeceğini anlayınca Medine’ye gidip Halife Ebû Bekir’e karşı Hâşimoğullarını kışkırtmaya çalıştığı belirtilmektedir. Ebû Süfyan, Ali b. Ebu Talib’e “Halifelik niçin Kureyş’in küçük bir kolu olan bunların elinde kalsın? Sen arzu edersen ben bunların etrafını askerlerle kuşatırım. Ey Abdimenâf oğulları, nasıl oluyor da Ebû Bekir sizin elinizden hilafeti alıyor? Ey zayıf sayılan ve aşağılanan Ali ve Abbâs neredesiniz? Ey Hasan’ın babası, uzat elini sana bîat edeyim.” diye öneride bulundu. Ancak Ali b. Ebu Talib’den istediği ilgiyi göremedi. Ümeyye oğullarından Hâlid b. Sa’îd ve Ebân b. Sa’îd gibi isimlerinde Halife Ebû Bekir’e muhalefet etmelerinde Ebû Süfyan’a benzer bir tavır görülür.
Aynı şekilde Sa’d b. Ubâde Medine’den ayrılıncaya kadar Halife Ebû Bekir’e bîat etmediği gibi topluma da karışmadı. Hatta Hac ibadeti dahil Cuma ve vakit namazlarına bile gitmedi. Ömer b. Hattab’nın hilafeti zamanında Şam’a göç ederek burada vefat etti.
********
Beni Saide ile kurulan bu hilafet modeli, ani gelişen olayların etkisi ile kuruldu ve sonraki nesillerce İslamlaştırıldı. Beni Saide toplantısında devlet başkanlığını ele geçiren Kureyş, sonraki seçimlerde de bu kanaatı pekiştiren uygulamalar ortaya koydu. Halife Ebu Bekir’in yerine tayin ettiği Ömer b. Hattab da Kureyş’tendi. Yine Halife Ömer’in yerine geçecek kişinin seçileceği altı kişilik Şura’da da Kureyş dışında kimse yoktu. Sonraki dönemlerde Emevi ve Abbasi hanedanları, yönetimin Kureyş kavmine ait bir hak olduğunu Resulullah’a dayandırılan haberlerle teyit ettirdiler.Müslümanların başına getirilen Ebu Bekir’e “Resul’ün Halifesi” unvanı verildi. Devletin başına gelen kişiyi, peygamberin vekili olarak görmek önemli bir sorun idi. Belki de bu yüzden Ömer b. Hattab, bu ünvanı kullanmadı. Kendisine “Emirül Müminin” denilmesini istedi. Vekilini peygamberin tayin etmesi gerektiği iddia edilerek, devletin başına Resulullah’ın kimi tayin etmiş olabileceği yolunda teoriler, rivayetler ortaya çıktı.
Daha sonra Müslümanların içinden bir grup, İslam dininde yönetici belirlemesinden daha önemli bir iş olmadığı ileri sürülerek, yöneticiyi de tıpkı peygamber gibi Allah’ın seçtiği görüşünü ileri sürdü. Bunu bir inanç esası olarak itikadına koydu.
Halbuki, Kur’an’a göre; peygamberin aşireti, akrabası, oğlu, kızı olmanın kişiye bir ayrıcalık, bir imtiyaz sağlamadığı; üstünlüğün takva’da olduğu apaçık ortadadır.
Günümüzden bin 377 yıl önce yaşanan bir olayı ne diye irdeliyorsun? Resulullah’ın seçkin sahabilerini neden eleştiriyorsun? Her tarihi olay kendi şartları içinde değerlendirilmelidir, bugünün zihin yapısı ile o günü değerlendirmek doğru mu?, şeklinde itirazlar gelebilir. Maksadımız kimseyi aşağılayıp, haksızca eleştirmek değildir.
Bu ve bunun gibi tarihi olayları gündeme getirmekteki maksadımız, günümüz Müslümanlarının inanç ve düşünce yapısını oluşturan sabitelerinin çoğunun tarihi şartların etkisi ile meydana geldiğini ortaya koymaktır. “Hilafet ve İmamet” meselesi Ehli Sünnet’in ve Şia’nın itikat esaslarında yer alan ana konulardan biridir. Ve bu konudaki ortaya konan esaslar, tamamen tarihseldir, Kur’ani bir temeli yoktur.
Bugün bu siyaset meselesini doğru bir şekilde tartışabilmeli ve tarihi kanaat ve ön kabulleri bir kenara bırakarak Kuran’ın ortaya koyduğu dünya görüşü ve ile akletmeliyiz. Kuran’ın siyasete ilişkin ayetlerini temele alarak siyasi bir teori üretmeliyiz. Ayrıca Resulullah’ın Medine tecrübesi de dikkate almalıyız. İşte o zaman, Müslümanların bir devlet talebi olmalı mı? Müslümanların tarihte ve günümüzde kurduğu yönetimler ne kadar İslamidir? İslam, teokratik bir devlet emreder mi? gibi sorulara da doğru cevaplar bulabiliriz.
Yorumlar 9
Ömer İslam abimizin yazılarını özlemiştik.Kendisinden Allah razı olsun.Darısı Serdar Efe abimize inşallah.Yazı genel itibariyle doyurucu ve boşlukları doldurucu olmuş.Bu tür değerli yazıların devamı gelir.
İslam tarihini doğru ve tarafsız bir şekil de okuduğumuz zaman geçmişi kutsayıcı tarih anlayışının doğru olmadığını anlıyoruz. Sahabenin de ve onlardan sonraki tabiunun da Hz. Peygamber’den sonra almış oldukları yanlış siyasi kararlar yüzünden günümüze kadar gelen :Eleştirilemez, karşı gelinemez boyun eğmeci bir yönetim biçimi karşımıza çıkıyor.Ve bu siyasi yanlışlıklar karşımıza SALTANATÇI bir yönetim biçimini doğuruyor.Bu gün İslam devleti dediğimiz zaman dine saldıran kişiler sanki İSLAM’ın yönetim biçimi buymuş gibi insanlara lanse ettiriyorlar . Yazınızdan dolayı Allah razı olsun.
Kardeş Allah razı olsun. konuya değiniş nedenin yerinde olmuş. Sonuçta Kuran’a göre olması gerekir diyorsun ancak somut bir bakış açısı ve öneride bulunmuyorsun. Mesela şu konu şöyle olmalı diyebileceğin bir tespit koymamışsın. Şuan için bir islam devleti olabilirmi? olmalı mı? Yoksa müslüman kendi iç benliğinde ve yaşantısında bu devleti, yani bireysel devletini oluşturmalı değilmi? Birey olarak ne kadar yaşıyor ve yapıyoruz istenilenleri. Peygamber tecrübesi ve içtihatları şu anda ne kadar hayatımızda kullanılır vaziyette. Eğer onlarıda yaşıyor isek ne kadarı doğrular içeriyor. Ayırt etmede ölçümüz ne? Ne olmalı? Kısacası birey olarak ne kadar hazırız ve tüm çabamız bu bireysel olgunluğun, olmuşluğun çoğalması ve cemaatin bu yönde oluşması için çalışmalı değilmiyiz? Selam ve dua ile.
Konuşmaktan sakınılan gerçekler olduğu müddetçe ne adalet doğru dürüst sağlanabilir ne de işaret fişekleri doğru adresleri bulur.
Ömer İslam kardeşimi tebrik ediyor ve kendisine teşekkür ediyorum.
Dua ile...
Devlet hadleri uygulamamız için bize gerekli iktidardır.
İktidarın olduğu yerde, nefis vardır, para vardır, şan vardır.
Adaletin azlığı yada çokluğu devletin halkın gözündeki, tarih sayfasındaki yerini belirler.
Ama ya azarsak, ya adaletsiz davranırsak diye devlet talebimizden vazgeçemeyiz.
Devleti kurarız olmadı yıkarız bir daha kurarız. Yeterki hadler uygulansın...
Tabuların yıkılması gerektiği noktasında birikimini ortaya koyan Ömer Bey’e teşekkür ediyoruz , tarihte vuku bulan olayları Kur’an ve sünnet zaviyesinden irdelemesi , şahısa göre İslam değil de İslam’â göre şahısların tayin edilip örnek sunulması , yapılan birçok hatanın sadece sahabe olduğu için görmezden gelinmesi , akabinde yanlışlara göre oluşturulan İslam ,eleştirilemeyen ,sorgulanamayan dokunulamayan şahıslar ,olaylar ...vs müslümanlar bu tür düşüncelere sahip olmaları ile yeni ufuklar açılır. Allah’a emanet olun .
Öncelikle tarihle ilgili bir yazıda kaynak görmemek beni çok üzdü. Hatta baştan sayfanın altına bakmadığım için okudum yazıyı. Eğer kaynak belirtilmemiş olduğunu bilsem okumazdım
“Araplar, Kureyş’ten başkasının halifeliğini tanımazlar” “
Hah yani sanki kureyşinkini kabul ettiler? Mürted savaşları ne için oldu acaba? Bir bakış açısıyla oldukça dar bir görüş olan bu görüş gerçekten Ebu Bekir (r.a)’e ait midir? Sıkı bir araştırma ister.
Biatı esnasında Ali b. Ebu Talib ona şu serzenişte bulunmuştur: “Ey Ebû Bekir! Bizim sana bîat etmeyişimiz senin faziletlerini ve Allah’ın sana ihsan ettiği hayrı kıskandığımızdan değildir. Biz, peygamberin halifesi olma hakkını kendimizde görüyor ve sizin bunu zorla almış olduğunuzu düşünüyoruz.”
Bu sözünde kaynağı oldukça önemli ayrıca Ebu Bekir (r.a.)’ın kavmiyetçilik yaptığı söyleniyorsa bu ve benzerleri delil olmaz bunlar hep aynı kabileden
“”Ebû Süfyan, Ali b. Ebu Talib’e “Halifelik niçin Kureyş’in küçük bir kolu olan bunların elinde kalsın? Sen arzu edersen ben bunların etrafını askerlerle kuşatırım. Ey Abdimenâf oğulları, nasıl oluyor da Ebû Bekir sizin elinizden hilafeti alıyor? Ey zayıf sayılan ve aşağılanan Ali ve Abbâs neredesiniz? Ey Hasan’ın babası, uzat elini sana bîat edeyim.” diye öneride bulundu. Ancak Ali b. Ebu Talib’den istediği ilgiyi göremedi””
Ebu Süfyan(r.a.) İslam olmadan önce azılı bir düşmandı diye kaktır gitsin Ebu Süfyan’a (r.a.) bu adam musluman olmuştur ve muslumanlığı da iyi olmuştur. Diyor Ş.Said Havva
“”Aynı şekilde Sa’d b. Ubâde Medine’den ayrılıncaya kadar Halife Ebû Bekir’e bîat etmediği gibi topluma da karışmadı. Hatta Hac ibadeti dahil Cuma ve vakit namazlarına bile gitmedi””
İlk biatta ordaydı. Cuma gelmemesi giib bir iddia nasıl anlaşılmalı? Ne o yoksa medineyi darul harb mi ilan etmiş Sa’a b. Ubade(r.a.)
Halife seçimlerinde kureyşli olmanın şart olmadığına dair Ömer(r.a.)’den bir rivayet vereceğim kaynağı şu an elimde olmadı için yazamıyorum. Diyor ki; ölmeseydi kölem Salim(r.a.)’i halife olarak tavsiye ederdim. Hem de bir köle… hani kureyş?
Rasulullah’ın halifesi denilmesi Ebu Bekir(r.a.)’e sahabenin yaklaşımıdır. Peki daha sonra Ömer(r.a.) mı istedi acaba kendisine emir denilmesini?
Tarihi meseleleri gündemde tutmak iyidir ve fakat bunu delilleriyle yapmak gerek.
“”Bugün bu siyaset meselesini doğru bir şekilde tartışabilmeli ve tarihi kanaat ve ön kabulleri bir kenara bırakarak Kuran’ın ortaya koyduğu dünya görüşü ve ile akletmeliyiz””
Oldukça iddialı bir söylem akletmek hepiz üzerine farzdır. Tarih, rivayet, arkeoloji gibi ilimleri kullanmak akletmektir. Değil mi?
Ömer hocam çalışmanız için teşekkür ederim. Daha sonraki çalışmalarda kaynak vermeye çalışırsanız daha güzel olur.
yazarın özgün ve tarafgirlikten uzak bir siyasi bakış açısı sergilemesi ve özellikle haksızlığın failinin sınıf yer ve mekan gözetmeksizin eleştirilebileceğini (her ne kadar üstü kapalıda olsa) vurgulaması takdire şayan isede anlatımda ki pratikten ve çözüm önerilerinden yoksunluk ve sorunu irdelemekten öteye geçemeyiş yazıyı kısırlaştırmış. Ayrıca makalede kaynak gösterilmemesi yazıyı afaki kılmış.
Teşekkür eder çalışmalarınız devamını dilerim.
Esselamu aleykum...
Bu yazınızı daha yeni gördüm 2.yazıdan okumaya başlamışım:)hemen eksikliğimi tamamlayıp 1.yazıyı okudum biraz tersten oldu ama konuyu yakalamak zor olmadı:)
Sayın Bilal Kul
''imamlar Kureyştendir''ifadesi Taberi’nin Tarihinde ve İbnu’l Esir’in El-Kamil Fi’t Tarih adlı eserlerinde şu şekilde geçmektedir:Hz.Ebubekir halife seçimi esnasında şöyle der:''Ey Ensar topluluğu,sizler hangi bir faziletten söz ediyorsanız,gerçekten ona sahipsiniz.Fakat gerçek şu ki Araplar bu işte Kureyş’e boyun eğerler ve onları tanırlar''sy 279
Bu lafızlar çeşitli tarih kitaplarında geçmekle beraber hadis değeri taşıyıp taşımadığı ya da Rasulullah’a mı yoksa Hz.Ebu Bekir’e mi ait olduğu tartışmalı bir konu olmakla beraber genel kabul bu sözlerin Hz.Ebubekir tarafından söylendiği ve bunun üzerine Ensarda bir yumuşama tesiri yaptığı ve biat edildiğidir.Ancak bu söz kime ait olursa olsun ne sahabe tarafından ne de sonraki dönem alimleri tarafından hüccet olarak kabul edilmemiş ve halife seçimi sonraki zamanlarda buna bağlı olarak yapılmamıştır.Yani hadiste olsa halifeliğin ön şartı olarak hiç kimse tarafından bu madde eklenmemiştir.çünki başka bir hadiste ''başınıza geçen kıvırcık saçlı bir çoban da olsa'' ibaresiyle Kureyş’in dışında bir siyahinin de halife olarak seçilebileceği ashab tarafından malumdur.(Bu hadisin kaynağını şu an bulamamakla beraber kaynak noktasında bir isteği olan olursa araştırıp bulabilirim biiznillah)Bu konudaki yorumlarla ilgili alanında otorite kabul edilen İbnu’l Esir’in adı geçen eserinde hayli yorum olmakla beraber farklı yorumlar için çağdaşımız olan Ahmet Ağırakça’nın Hz.Ebubekir Devri adlı kitabının 40. ve 50. sayfaları arasına bakılabilir.
Ebu Sufyanla ilgili olanlar ise yine El-Kamil Fi’t Tarih de şöyle geçer:''Ben öyle bir toz duman görüyorum ki bunu ancak kan dindirebilir.Ey Abdumenaf soyundan gelenler, EbuBekir nasıl olur da sizin işlerinizi çekip çevirebilir?O,iki mustazaf o iki sıkıntı çekmiş kişi olan Ali ve Abbas nerede?Niye bu iş Kureyş’in en az kalabalık ailesine veriliyor?''diyen Ebu Sufyan Hz.Ali’ye beyat etmek istemiş ancak Hz. Ali ona iltifat etmemiş ve hatta azarlayarak şöyle demiştir:Allah’a yemin ederim,sen bununla ancak fitneyi körüklemeyi arzuluyorsun.Allah’a yemin ederim,sen uzun bir süre İslam için kötülük dilemiş bir kimsesin.Bizim senin nasihatine ihtiyacımız yoktur.''Bilal Kul Said Havva’nın görüşlerindense islam Tarihçisi olan İbnu’l Esir’in görüşlerini tercih ettiğimi belirtmek isterim.
Yine Sad bin Ubade’nin ölene kadar biat etmediği gerçeği Ahmet Ağırakça’nın adı geçen eserinde belirtilmiştir.Hz.Ömer’in Sa’d bin Ubade’yi biate zorlaması üzerine diğer sahabiler tek bir adamdan zarar gelmez diyerek onu bu isteğinden vazgeçirmişler ve Sa’d bin Ubade’yi kendi haline bırakmışlardır.
Hz.Ali’nin tutumuyla ilgili çok fazla rivayet vardır bazıları sirvaliyle yani pijamasıyla koşup hemen beyat ettiğini söyler bazıları ise ertesi gün bazıları ise 6 ay sonra...Bunlardan tercih edilmesi gerekenin hangisi olduğunu anlayamama rağmen yine İbn’ul Esir 6 ay sonra biat ettiğinin daha doğru olduğunu belirtir.İbn Kesir ise Hz.Ali gibi müdrik birinin bu beyata muhalefet etmesinin asla doğru olmadığını söyler.Aynı şekilde Hz.Fatıma’nın vefatından sonra yani 6 ay sonra vefat ettiğini belirten rivayetleri çok zayıf bir ihtimal olarak görür.Bununla beraber Taberi Belazuri ve İbn Kesir’in eserlerinde konuyla ilgili hayli rivayet bulunmaktadır.Hz.Ali ve yazıda adı geçen ZUbeyr Bin Avvam Talha bin Ubeydullah gibi Şiatu ula diye bilinen isimlerin hemen beyat etmediğini söyleyen kaynağın Yakubi yani şii bir tarihçi olduğu kabul gören bir düşüncedir.Ve yine Taberi de geçen bir rivayette Hz.Ali’nin bu görevi kendilerinde görüyor olmalarına rağmen Hz.Ebubekir’in halifeliğini kabul ettiğini ancak halife seçimi işinin kendilerinden habersiz yapılmasından ötürü kırgın olduğunu belirtir.Acizane kaynakları da ben eklemiş oldum:)
Bu yazı dizisini hazırladığınız için çok teşekkür ederim...
Hayy olana emanet olun...
