İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Cemil ARSLAN
Cemil ARSLAN
03 Mayıs 2011

Nasıl Bir Siyaset ve Toplum Modeli?

Kendi paradigmasını yitiren, kimlik ve kişilik buhranı yaşayan, kendi ideolojisini, davasını ön plana çıkarmaktan utanç duyanlar, değer ve normlarını tezahür etmekten kaçınanlar, en küçük bir rüzgârda dahi adeta “kâğıttan bir kule” misali sağa sola savrulanlar, alçaklık/aşağılık kompleksinin etkisinden bir türlü kurtulamayan toplumsal grupların, yapılanmaların/örgütlenmelerin, sistemlerin başarıya ulaşmaları olanaksızdır.

03 Mayıs 2011 4 dk okuma 4,2B okunma
100%

Türkiye’de özellikle son günlerde, seçimler dolayısıyla tüm toplumsal kesimlerin dikkati siyaset mekanizması veya yönetim olgusu üzerine yoğunlaşmaktadır. Daha çok “reel politik” bir kavramsal süreç etrafında şekillenen siyaset anlayışı, yeni bir siyaset modeli ve algısı oluşturamadığı gibi toplumsal sorunların etkin bir şekilde gündeme getirilmesinde ve çözümünde maalesef etkisiz ve yetersiz kalabilmektedir.

Özeleştiri yapmayan, tarihi gerçeklerden dersler çıkarmayan, geçmişiyle yüzleşmeyen ve geçmişten tarifi imkânsız bir övünç kaynağı duyan, geleceğe dönük uzun dönemli stratejik plan ve projeler üretemeyen toplumlar ve devletler, sorunlara hiçbir zaman kalıcı formüller bulamadılar. Sadece günü kurtarma adına birçok siyasi, sosyal veya ekonomik düzenlemeyi uygulamaya koydular. Genellikle, siyaset mekanizması toplumun ortak hak ve menfaatlerini korumaktan ziyade torpil, adam kayırmacılık, iş takibi, tayin, terfi, v.b olumsuz icraatların merkezi haline dönüştü ve bu menfi durum bir türlü önlenemedi.

Ak Parti sürecinde yine geçmişten devralınan popülist politikalar, hamasi nutuklar, ayağı yere sağlam basmayan politikalar, itaat kültürü, “kutsal devlet” algılayışı, düzenin işleyişine karışmama v.b olumsuzluklar aynen devam etti. Hatta günümüzde sorgulama, eleştirme, analiz etme, sistemle hesaplaşma, düzenin kutsallarına dokunma v.b insanlarımızın, özellikle İslami kesimin bütün olumlu refleksleri çoğunlukla rafa kalktı. Geleceğe dönük tüm perspektifler, idealler, hayaller, beklentiler hatta ütopyalar yok oldu. Siyaset mekanizması, duyarlı insanları ve Müslümanları kendi çarkları etrafında önce pasifize etti,  sonra sisteme entegre etti, daha sonra da tümüyle öğüttü.

Artık Müslüman zihin sosyal/siyasi hadiselere karşı ciddi anlamda bir çözüm üretemiyor, elle tutulur/gözle görülür bir reaksiyon sergileyemiyor, daha doğrusu kendini ifade etmekte acziyet gösteriyor, dolayısıyla dünyada ve Türkiye’de yaşanmakta olan tüm olaylara karşı müspet anlamda bir direnç gösteremiyor.

Sorunlara karşı gerçekten hassasiyet gösteren, yazıp çizen, eli kalem tutan, araştıran, sorgulayan, çeşitli eylemlerle görüş ve düşüncelerini ifade eden sınırlı sayıdaki halis niyetli kişilerin, örgütlenmelerin sesleri de ister istemez cılız çıkıyor, genele yayılmadığı için de mevcut beklentileri karşılamıyor.

Türkiye ve dünya eksenindeki sorunları tartışmak, gündeme taşımak, insanların bu konulara dikkatini çekmek bir yana; neredeyse yanı başında oturan komşusunu dahi tanımayan, komşusuyla etkileşim/iletişim kurmaktan kaçınan, insanlardan ve insani değerlerden giderek uzaklaşan, kendini yalnızlığa mahkûm eden, dünyevi idealleri benimseyen ve bunu bir “yaşam felsefesi” haline dönüştüren, egoist, duyarsız, etkisiz ve tepkisiz bir “kişilik/kişiliksizlik modeli” son zamanlarda giderek yaygınlaştı.

Geleneksellikle modernleşme/çağdaşlaşma ikilemi ve olgusu içerisinde ne yapacağını bilmeyen, sürekli bocalayan, çırpınan, çırpındıkça batağa sürüklenen, olumlu duyguları körelmiş, sinir sistemleri iğdiş edilmiş, dünyanın tüm sosyal/siyasi çalkantılarına, zorluklarına, modern erozyonlarına karşı dayanıklı olmayan bir “insan tipi” ve “toplumsal bir yapı” egemen oldu. 

Kendi paradigmasını yitiren, kimlik ve kişilik buhranı yaşayan, kendi ideolojisini, davasını ön plana çıkarmaktan utanç duyanlar, değer ve normlarını tezahür etmekten kaçınanlar, en küçük bir rüzgârda dahi adeta “kâğıttan bir kule” misali sağa sola savrulanlar, alçaklık/aşağılık kompleksinin etkisinden bir türlü kurtulamayan toplumsal grupların, yapılanmaların/örgütlenmelerin, sistemlerin başarıya ulaşmaları olanaksızdır.

Yaşadığımız dönemde, hakikaten ciddi manada savrulmalar oldu. Müslüman kesim, tembelleşip kendi kabuğuna, iç dünyasına, inzivaya(!) çekildi ve sisteme ayak uydurdu, sistemin kutsallarıyla barışık oldu ve maddi kaygılardan öte başka bir şeyi tanımaz oldu. Artık, oturduğu yerden henüz kalkmaya bile tenezzül etmeden sayısız fetvalar üretmeye başladılar, rüyalarında cennetlerde dolaşmaya başladılar ve hayal dünyaları asla hayatın somut gerçekleriyle örtüşmedi.

 Dünyadaki hiçbir olumsuzluk, İslami kesimi örgütlü, planlı, projeli ve geniş katılımlı bir tavır almaya yöneltmedi. Geçmişte İslami kesime akıl verenler, sözde ideologlar,  edebi/hamasi nutuklar atanlar, ön plana çıkanlar, sözde kanaat önderleri bir anda sus pus oldular. Bunların büyük çoğunluğu, tarifi imkansız duygusal/psikolojik ve toplumsal bir travma içine girdiler. Kendi benliklerini yitirdiler, sosyal kimlik/kişilik kaybı yaşadılar.   İktidara sahip olma ve iktidarı paylaşma, dünya nimetlerine hâkim olma ihtirası, ideal bir gelecek tasavvurunun olmayışı, ekonomik kaygıların hemen her şeyin önüne geçmesi, Müslümanların giderek zenginleşmesi, abdestli kapitalizm sürecinin artış göstermesi ve toplumda yoğunlaşması olumsuz faktörler arasındadır.

Ak Parti süreci mevcut siyaset kurumunun açmazlarını, sorunların çözümünü, muhafazakârlık, geleneksellik, modernleşme gibi toplumun temel problemlerini algılama biçimi bakımından Müslümanlar açısından kayıp teşkil ettiği söylenebilir.

Keza tüm devlet kurumlarda serbest olması gereken başörtüsü sorunu bir türlü çözülemedi, temel hak ve özgürlükler konusunda gerekli düzenlemeler yapılamadı, düşünce özgürlüğü önündeki engeller kaldırılamadı, eğitimde toplumun ihtiyaçları ve beklentilerine uygun düzenlemeler icra edilemedi.

Toplumsal yapıyı tehdit eden eğitimsizlik, hoşgörüsüzlük, basiretsizlik, bencillik, ihtiraslar, hak ihlalleri, hırsızlık, kapkaç, harama teşebbüs, sapık eğilimler, yıpranmış aile içi ilişkiler, sınırsız ve sorumsuz kazanç fikri, kapitalist/liberal beklentiler yoğunlukla ve çoğunlukla bütün olumlu anlayışları gölgeledi, perdeledi ya da yerle bir etti.

Sonuç itibarıyla; sistemi/siyaset mekanizmasını zorlamayan, alternatif metotlar sunamayan, çağın şartlarına münhasır gelişmeleri takip edemeyen; sadece gündelik çıkarlarını düşünen, kendi gemisini kurtarmaktan öte başka bir plan/proje üretemeyen hiçbir ülke yahut toplum modelinin başarılı olduğu tarihin hiçbir döneminde görülmemiştir. Siyasi iktidara iş yaptıracak, onu harekete geçirecek, katalizör görevini, sorumluluğu üstlenecek olan da bütün korku, saplantı ve kaygılarını yenebilen baskı grupları ve her türlü toplumsal örgütlerdir.

Örgütlü hale dönüşemeyen, kendi yapılanmasını tamamlayamayan bir oluşumun tavır ve tutumları varsayım, iyi niyetli çalışmalar veya teoriden öteye gidemez

Paylaş X Facebook

Yorumlar 8

K kamil özer 01 Ocak 2012

yerinde ve faydalı tespitleriniz için teşekkürler cemil hocam.şunu da ilave etmek isterim ki akp ile ilgili artık fotoğraf netleşmeye başladı ve ümmetin birleşmesi ve müslümanca düşünmeye başlaması gerekiyo aksi taktirde bu düzen altımızdaki toprağı kaydıracak.şuurlanmamız ve şuurlandırmamız gerekir...milli duruşa ihtiyacımız var her konuda...

M murat özel 01 Ocak 2012

Cemil ağabeyim AKP Adaleti unutmuş kalkınmaya ağırlık vermiş bir parti zihniyetini yaşıyor rabbim ALLAH söylediklerimizi ve iddaalarımızı imtahan için bizlere iktidar verir AKP geçmişin kendi adına değer arz eden şer’i siyasallaşmaya yönelik iddaalarını şuan inkar etmektedir müslüman olduklarını idda eden bu parti başa gelmekle islamın iktidar olduğunu zan etmekteler kendilerini ululemr makamında (iç dünyalarında)görmekte şeytanın sağından yanaşmasını unutmaktalar .Hiç bir alanda islami endişe tanımaz olmuş ifadelerinde ALLAH ın bu konudaki rızası nedir diye düşünmeksizin halka iktidarlarını muhafaza için eğemenlerin isteği doğrultusunda fetva verir gibi açıklamalar yapmaktalar.Aldatmaya yönelik politikalarını devam ettiemekteler Rabbim bizleri ALLAH ile aldatanların şerrinden korusun ve şer’i siyasallaşma yolunda ümmet olarak irade sergilemeyi nasip etsin

A ahmet adalı 01 Ocak 2012

Yazıdaki birçok tespite katılıyorum.

AKP aday profiliyle ve seçim stratejisiyle sağ-milliyetçi-muhafazakâr seçmenlere hitap ettiğini ortaya koymuştur. Buna rağmen İslami kesimin AKP’yi, referandum sürecindeki gibi açıktan ya da önceki seçimlerdeki gibi arkadan destekleyecek gibi görünmesi utanç vericidir.

Yalnız yazının sonundaki tespiti biraz netleştirmek gerekebilir. İslami kesim bugün “Örgütlü hale dönüşemediği” için “kültürel cemaatler halinde örgütlendiği” için iyi niyetli çalışmalar olarak kalıp siyaset mekanizmasını zorlayamamaktadır.

G GÜLDALI COŞKUN 01 Ocak 2012

Cemil Bey, yazınızı okudum ve eleştirilerinize bir kısmına katılıyorum... Demişsiniz ki ''Artık Müslüman zihin sosyal/siyasi hadiselere karşı ciddi anlamda bir çözüm üretemiyor, elle tutulur/gözle görülür bir reaksiyon sergileyemiyor '' Oysa bu yeni bir durum değil, bir asır hatta belki daha da uzun bir süredir varolan bir durum. Dolayısıyla sadece mevcut siyasi partilerin davranışlarıyla ilişkilendirilecek bir durum değil...Belki de bizatihi müslümanların dini algılayış ve idrak biçimleri sorunlara çözüm üretemelerine en büyük engeldir... Sanırım siz, milli görüş geleneğinden gelen bir partinin, dini duyarlılıklarda daha hassas olması, kapitalizmin tuzaklarına düşmemesi ve sizin deyiminizle ''abdestli kapitalizm süreci''nin olmaması gerektiğini vurgulamak istemişsiniz...İşte ben de bu kaygılardan ötürü, dinin siyaset üstü bir değer olduğunu, aksi halde siyasilerin hatalarının dine zarar verip yozlaşmaya neden olacaklarını düşünüyorum... Din istismara açık bir konu olmakla beraber, din adına yapılan yanlışlıklara karşı durmakta oldukça zordur. En ideal sistem bile, erdem ve ahlak sahibi olmayan erklerin elinde yok olmaya mahkumdur... Yazınızın sonuç bölümüne katılıyor, ben de sizin gibi düşünüyorum. Kimliksiz/kişiliksiz ve kendi plan ve projesini üretemeyen toplumların gelişmelerinin kadük kalacağını düşünüyorum... Kaleminize sağlık... Selamlar...

C Cemil Arslan 01 Ocak 2012

Sizin eleştirileriniz ve yorumlarınız gerçekten çok önemli. Bunu hakikaten dikkate almakta fayda görüyorum. Çünkü bir yazıyla ilgili olumlu ya da olumsuz görüş ve yaklaşımlar dile getirilmezse, burada cidi anlamda bir sorun, sıkıntı veya açmaz var demektir.
Allah cümlenizden razı olsun kıymetli arkadaşlar...

S selami 01 Ocak 2012

yazarın daha sık yazmasını bekliyoruz.

H hacı ay 01 Ocak 2012

yazıda bazı yorumlara katılıyor ve bazılarına eksik buluyorum, araştırmaların daha kapsamlı olmasını temenni eder, hürmetlerimi sunarım

D Dursun ÇEVİK 01 Ocak 2012

hocam örgütler ve sivil toplum örgütlerinden bahsettiniz. mesela sendikalar. sendikalar ne işe yarar. sizinde bir zamanlar başkanlığını yaptığınız sendika. şuanda ne işle meşgul peki üye olsam beni nitelik olarakmı kabul edecek nicelik olarakmı kabul edecek. çözüm üretemeyen, aktivist harekete sahip olamayan insanlardan oluşmuş bir örgüt neye yarar. ben şeyhinin harnamesindeki o kıl çeksen yağ damlayacak öküzleri hatırlıyorum örgütlerin başındakiler aklıma gelince. tabi hepsi öyle değil ama. yazdıklarınıza katılıyorum. bu bir realite yazdıklarınız kanayan yanlarımız.sus pus olmuş bir toplum.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Cemil ARSLAN — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.